Bizi Takip Edin

Diplomasi

Avrupa, İsrail’e karşı hamleleri artırıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkelerinde, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü işgale yönelik tepkiler yükselirken somut adımlar da kısmen atılmaya başlandı.

Örneğin Avrupa Komisyonu, İsrail’in, AB’nin amiral gemisi araştırma ve geliştirme programı Horizon Europe’a katılımını kısmen askıya almak istiyor.

İsrail’in Gazze’deki işgali, 2021 yılında AB üyesi olmayan ülkeler için en yakın araştırma işbirliği biçimi olan 95 milyar avroluk programa katılımını tehlikeye atabilir.

Önerilen askıya alma kararı, AB’nin İsrail ile avantajlı ikili ilişkiler sağlayan ortaklık anlaşmasını gözden geçirmesinin ardından geldi.

Haziran ayında yapılan gözden geçirme, İsrail’in anlaşma kapsamındaki insan hakları yükümlülüklerini ihlal ettiğini tespit etti. POLITICO’ya konuşan iki yetkiliye göre, AB dışişleri bakanları önümüzdeki ay yapılacak toplantıda olası sonuçları tartışacak.

Komisyon, pazartesi günü yapılan toplantının ardından yaptığı açıklamada, “İsrail, Gazze’deki çatışmalarda günlük insani yardım ateşkesi ilan etti ve insani yardım ve erişim konusunda ortak mutabakat kapsamında bazı taahhütlerini yerine getirdi ama durum hâlâ ciddi,” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, X’te yaptığı bir paylaşımda, önerilen askıya alma kararını “yanlış, üzücü ve haksız” olarak nitelendirerek, bu kararın “sadece Hamas’ı güçlendireceğini ve dolayısıyla ateşkesin sağlanma şansını zedeleyeceğini” belirtti.

İsrailli kuruluşların Horizon’dan faydalanması engellenebilir

Askıya alma kararı, Horizon Europe kapsamında 10,1 milyar avroluk bir program olan Avrupa İnovasyon Konseyine odaklanıyor. Karar, Komisyonun araştırma ağırlıklı ve sermaye yoğun teknoloji girişimlerine yatırım yapmasına olanak tanıyan EIC Accelerator programına katılan İsrailli kuruluşları etkileyecek.

Komisyon, EIC Accelerator kapsamında finanse edilen teknolojilerin “siber güvenlik, insansız hava araçları ve yapay zeka gibi potansiyel çift kullanım alanları” olduğunu belirtti.

Daha geleneksel Horizon Europe programları aracılığıyla finanse edilen İsrail üniversiteleri ve araştırmacıları bu karardan etkilenmeyecek.

Öte yandan kararın, AB ülkelerinin nitelikli çoğunluğunun desteğini alması gerekiyor. Bu karara kadar, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen dahil olmak üzere AB Komisyon üyeleri, İsrail’e karşı herhangi bir eylemi desteklemeyi topluca reddetmişlerdi.

Oybirliği ile İsrail’e yaptırım mümkün görünmüyor

İsrail’in Horizon programından askıya alınması, Filistin topraklarındaki sivillerin içinde bulunduğu vahim durum nedeniyle İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiğini teyit eden bir raporun ardından Avrupa Komisyonu ve üye ülkelere sunulan on seçenekten biriydi.

Horizon programının kısmen askıya alınması için 27 ülkenin tamamının oybirliği gerekmiyor ve Avusturya, Almanya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi üye devletlerin İsrail’e karşı önlem almayı kabul etmesi hala olası görünmüyor.

Ne var ki öneri nitelikli çoğunluk oyuyla kabul edilebilir, bu da gerekliliklerin yerine getirilmesi için İtalya gibi büyük ülkelerin de öneriyi desteklemesi gerektiği anlamına geliyor.

Brüksel, Tel Aviv’in anlaşmaya uymadığını düşünüyor

10 Temmuz’da AB, diploması şefi Kaja Kallas’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Christophe Bigot’un da dahil olduğu bir heyeti Tel Aviv’e göndermişti.

Bu ziyaretin ardından, Gazze’ye insani yardım erişiminin “önemli” ölçüde iyileştirilmesi, gıda kamyonlarının sayısının artırılması ve “yardım çalışanlarının hayatlarının korunması” konusunda bir anlaşma sağlamıştı.

Fakat AB içinde, İsrail’in anlaşmanın kendi payına düşen kısmını yerine getirmediği konusunda güçlü bir fikir birliği var.

Euronews’e konuşan üst düzey bir kaynak, “Son birkaç gündür Gazze’deki durumun hâlâ korkunç olduğu açık ve biraz daha yardım ulaşsa da dağıtım ölümcül bir hal aldı,” dedi.

Berlin’den kısmi tutum değişikliği sinyali

Alman Şansölyesi Friedrich Merz pazartesi günü yaptığı açıklamada, hükümetinin AB’nin İsrail ile imzaladığı ortaklık anlaşmasına ilişkin tutumunu yeniden gözden geçirdiğini söyledi.

Alman lider, Gazze’deki “felaket niteliğindeki insani durum” konusunda uyarıda bulunarak, bu tutum değişikliğinin bir dönüm noktası olabileceğinin sinyalini verdi.

Merz, ticaret ve diğer işbirliği alanlarında yakın ilişkiler öngören AB-İsrail Ortaklık Antlaşmasının askıya alınması olasılığına ilişkin bir gazetecinin sorusuna yanıt olarak, “Bu tür adımları atma hakkımızı saklı tutuyoruz,” dedi.

Merz, şimdiye kadar Almanya’nın ortaklık anlaşmasının gözden geçirilmesini desteklemeyeceğini belirtmişti fakat diğer AB liderleri anlaşmanın askıya alınmasını veya kısmen askıya alınmasını destekliyor.

Almanya hükümeti, Gazze’deki açlık ve acıyı hafifletmek için harekete geçmesi yönündeki baskılar artarken, Merz, Almanya’nın Filistin topraklarına insani yardım ulaştırmak için hava köprüsüne katılacağını da söyledi.

Merz, olası sonraki adımları değerlendirmek için Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un perşembe günü Orta Doğu’ya yapacağı gezinin sonucunu bekleyeceğini söyledi.

Fakat Merz, bir gazetecinin Almanya’nın İsrail’e silah sevkiyatını askıya alıp almayacağına ilişkin sorusuna yorum yapamayacağını belirtti.

Merz, Ürdün ile işbirliği yaparak yardım göndereceklerini söyledi

Son günlerde, diğer Avrupa ülkeleri liderlerinin somut adımlar atılması yönündeki çağrıları üzerine Merz üzerinde uluslararası baskı da arttı. Geçen hafta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Filistin devletini tanıma yönünde adım atacağını söyledi.

Merz, Alman hükümetinin Ürdün ile işbirliği yaparak Gazze’ye gıda ve tıbbi malzeme nakliyesine katılacağını ve Savunma Bakanı Boris Pistorius’un Fransa ve İngiltere ile yakın koordinasyon içinde çalışacağını söyledi.

Merz, “Bunun Gazze halkı için çok küçük bir yardım olacağını biliyoruz, ancak en azından bu katkıyı yapmaktan mutluluk duyuyoruz,” dedi.

Hollanda, Ben-Gvir ile Smotrich’in ülkeye girişini yasakladı

Hollanda hükümeti, Gazze’deki “dayanılmaz ve savunulamaz” durumu kınamak için İsrail’in Hollanda büyükelçisini çağırarak, iki aşırı sağcı İsrail bakanına seyahat yasağı getirdiğini pazartesi günü geç saatlerde yayınladığı bir mektupta duyurdu.

İsrail hükümeti bakanları Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich’in, Filistinlilere karşı defalarca şiddet çağrısında bulundukları ve Gazze Şeridinde “etnik temizlik” çağrısında bulundukları gerekçesiyle Hollanda’ya girişleri yasaklandı.

Hollanda’nın kararı, geçen ay İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Norveç’in benzer adımlarını izliyor.

Hükümet, İsrail’in önde gelen araştırma fonu Horizon programına erişimini kısıtlama yönündeki AB’nin tavsiyesini de desteklediğini ve İsrail’in Avrupa Birliği ile yardımların artırılmasına ilişkin anlaşmasını ihlal ettiği tespit edilirse Avrupa’nın ticari yaptırımları için baskı yapacağını açıkladı.

Hollanda Başbakanı Dick Schoof, Gazze’deki insani durumun “felaket” olduğunu söyledi ve “Gazze halkına insani yardıma derhal, engelsiz ve güvenli erişim sağlanması” talebinde bulundu.

Schoof, sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda, hükümetinin İsrail’e karşı daha da sert önlemler alabileceğini de belirtti.

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English