Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupa’da enerji koridorları Kuzey-Güney hattına kayıyor

Yayınlanma

Doğu Avrupa’da uzun süredir hakim olan Almanya merkezli Doğu-Batı enerji altyapısı, ABD’nin yönlendirmesiyle Kuzey-Güney hattına yöneliyor.

Alman hükümeti, ABD’den ithal edilen LNG’den bağımsız hale gelmek için Katar’dan gaz ithalatı konusunda uzun vadeli sözleşmeler imzalamaya çalışıyor.

Almanya Ekonomi Bakanı Katherina Reiche, bu konuyla ilgili olarak çarşamba günü (19 Kasım) Katar’ın başkenti Doha’da görüşmelerde bulundu.

Sektör verilerine göre, şu anda Kuzey ve Doğu Denizindeki dört Alman terminalinden ithal edilen sıvılaştırılmış doğalgazın yüzde 94’ü ABD’den geliyor. 

Avrupa’da LNG terminallerinin inşası ve buradan gazın dağıtımını sağlayan boru hatlarının kurulması, Washington tarafından siyasi ve ekonomik olarak destekleniyor. Bu amaçla yapılan hazırlıklar 2015 yılında Üç Deniz Girişimi ile sonuçlandı.

Trump yönetimi de “küresel enerji hakimiyeti” hedefine ulaşmak için bu girişimi kullanıyor.

Enerji tedarikinde Kuzey-Güney hatları

ABD, gerekli altyapının (terminaller ve bunlara bağlı boru hatları) genişletilmesini destekleyerek yıllardır AB’ye LNG ihracatını artırmaya çalışıyor.

Bu, son yıllarda faaliyete geçen Polonya, Litvanya ve Hırvatistan’daki LNG terminalleri için geçerli: Bu terminaller, giderek artan miktarlarda ABD gazını karaya taşıyor.

Şu anda, Yunanistan üzerinden teslimatları genişletmek için planlamalar hızlandırılıyor. Atina yakınlarındaki Revythousa adasındaki terminale ek olarak, geçen yıl Türkiye sınırına yakın Aleksandropolis’te (Dedeağaç) ikinci bir terminal faaliyete geçti; üç terminal daha planlanıyor.

Buna ek olarak, Yunanistan’daki terminallerden kuzeye doğru doğalgaz taşıyan bir boru hattı altyapısı olan “Dikey Koridor” da genişletiliyor. Bu koridor, bir yandan Bulgaristan ve Sırbistan veya Romanya üzerinden Macaristan’a, diğer yandan Bulgaristan ve Moldova üzerinden Ukrayna’ya uzanıyor. Ukrayna’ya ilk teslimatlar bu yaz gerçekleştirildi.

Kuzey koridoru büyük ölçüde, eskiden Rusya gazını dağıtan eski boru hattı altyapısına dayanıyor ama kısmen ek unsurların da inşa edilmesi gerekiyor.

Üç Deniz Girişimi’nin enerji tedarikinde önemi

Sıvılaştırılmış doğalgaz terminallerinden büyük ölçüde kuzey-güney yönünde uzanan boru hatları, 2015 yılında dönemin Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve dönemin Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar-Kitarović tarafından resmi olarak başlatılan uzun vadeli bir stratejinin, yani Üç Deniz Girişimi’nin bir parçası.

Bu girişim, Doğu ve Güneydoğu Avrupa’nın, AB’nin merkezi olan Almanya’ya yönelik, oldukça tek taraflı doğu-batı yönünde uzanan altyapısını kuzey-güney bileşenleriyle genişletmeyi ve böylece bölgenin Almanya’ya bağımlı olmaksızın bağımsız olarak gelişmesini kolaylaştırmayı amaçlıyor.

Washington merkezli Atlantic Council, “Completing Europe” (“Avrupa’yı Tamamlamak”) başlıklı ve “Baltık Denizinden Adriyatik ve Karadeniz’e uzanan bir kuzey-güney koridoru”nun oluşturulmasını ele alan ayrıntılı bir çalışma hazırlayarak bu girişimin ön hazırlıklarını yapmıştı. Girişimin adı da bu üç denizden geliyor.

Atlantic Council, bu çalışmaya Polonya, Litvanya ve Romanya enerji şirketlerinden oluşan bir lobi örgütü olan Central Europe Energy Partners’i (CEEP) de dahil etmişti.

ABD’nin enerji hakimiyeti Avrupa’da koridorları şekillendiriyor

AB’nin Rusya ile güç mücadelesinde dayattığı Rus gazının alımının sonlandırılması, ABD’nin Avrupa’nın doğalgaz arzını doğu-batı yönünden kuzey-güney yönüne, yani Baltık Denizi ve Akdeniz’deki sıvılaştırılmış doğalgaz terminallerinden kıtanın merkezine kaydırmasını kolaylaştırdı.

Bu değişimi daha da zorlayan Trump yönetiminin bakış açısına göre, bu durum ABD’nin “enerji hakimiyeti” elde etmesine yardımcı oluyor. 

Washington, sadece yurt içinde değil, küresel olarak da yenilenebilir enerji kaynaklarından fosil yakıtlara geçişi mümkün olduğunca hızlandırmak için petrol ve özellikle doğalgaz üretimini artırmaya odaklanıyor.

Trump’ın ikinci dönem programını hazırlayan muhafazakâr Heritage Vakfı, böylelikle Çin’in yeşil enerji tedarik zincirlerinden bağımsız hale gelip “dostlara ve düşmanlara karşı jeopolitik kaldıraç gücü” elde edebileceklerini düşünüyor.

Enerji koridorunda değişiklik Almanya’nın aleyhine 

AB’nin doğalgaz tedarikinin doğu-batı yönünden kuzey-güney yönüne kaydırılması, Almanya için bir etki kaybına da yol açtı: Almanya, özellikle Kuzey Akım boru hatları sayesinde, bir zamanlar Avrupa’da Rus gazının dağıtımında etkili bir merkezdi.

Fakat bugün Kuzey ve Doğu Denizindeki terminallerden Avusturya ve Çekya’ya sadece sınırlı miktarda ABD gazı aktarıyor.

AB’nin 2027 yılına kadar Rus gaz alımını sonlandırma kararıyla, terminallerin ve kuzey-güney boru hatlarının önemi daha da artıyor fakat uzun vadede bu önemin tekrar azalması bekleniyor.

IEEFA’nın tahminlerine göre, yenilenebilir enerjilere geçiş, 2030 yılına kadar AB’nin gaz tüketimini yüzde 15’e kadar azaltacak ki bu da ABD gazına olan talebin azalması anlamına geliyor. 

Elbette bu, AB’nin yenilenebilir enerjiye geçişini sürdürmesi durumunda geçerli. ABD Enerji Bakanı Chris Wright, geçtiğimiz günlerde Atina’da ortaklaşa düzenlenen Transatlantik Enerji İşbirliği Ortaklığı (P-TEC) konferansında, AB’nin rüzgar ve güneş enerjisine yönelme kararını yeniden düşünmesi gerektiğini vurguladı.

Katar’dan daha fazla gaz hedefi

Alman hükümeti, gelecekte Katar’dan daha fazla LNG satın almak istiyor.

Bu bilgi, Federal Ekonomi Bakanı Katherina Reiche tarafından çarşamba günü Doha’ya yaptığı ziyaret sırasında doğrulandı.

Alman hükümeti, özellikle uzun vadeli tedarik sözleşmelerine odaklanıyor. Reiche’ye Doha’da eşlik eden Almanya’nın üçüncü büyük enerji tedarikçisi Rhein Energie’nin başkanı Andreas Feicht, bu sözleşmelerin kısa vadeli sözleşmelere göre daha uygun fiyatlarla yapılabileceğini ve böylece Almanya’nın on yıllardır tedarik ettiği Rus boru hattı gazının son derece düşük fiyatlarına yeniden yaklaşılabileceğini açıkladı.

Fakat burada bazı zorluklar da ortaya çıkıyor. Katar, AB’ye sıvılaştırılmış doğalgaz tedarik ederse, tedarik zinciri direktifini ihlal etme ve ceza ödeme riskiyle karşı karşıya kalabilir.

Bunun nedenlerinden biri, direktifin AB’de faaliyet gösteren şirketlere Paris İklim Anlaşmasının hedeflerine nasıl ulaşacaklarına dair planlar sunmalarını zorunlu kılması.

Reiche’nin Doha ziyareti sırasında, Katar’ın bu durumda LNG’sini diğer kıtalarda satacağı bir kez daha teyit edildi. Bu çatışmanın nasıl çözüleceği henüz belirsiz.

Almanya’nın ana tedarikçisi hâlâ ABD

Katar’dan LNG ithalatının artırılması, ABD’nin bu alandaki ezici hakimiyetinden kurtulmanın en uygun yolu olarak görülüyor.

ABD, son yıllarda LNG üretimini önemli ölçüde artırdı ve Başkan Donald Trump’ın göreve gelmesinden bu yana bu artışı daha da hızlandırdı.

Ekim ayında ABD, aylık 10 milyon tonun üzerinde LNG ihraç eden dünyadaki ilk ülke oldu. Bu, Avrupa’nın alımlarını eylül ayında 6,22 milyon tondan ekim ayında 6,9 milyon tona çıkarmasıyla mümkün oldu.

Böylece Avrupa, Amerikan LNG’sinin yaklaşık yüzde 69’unu satın aldı. Buna en büyük katkı Almanya’dan geldi. Şu anda dört terminalden hızla artan miktarlarda sıvı gaz karaya pompalanıyor: Kuzey Denizindeki Wilhelmshaven’da iki terminal, Brunsbüttel ve Baltık Denizinde bulunan Rügen’de ise birer terminal.

Eyalet tarafından atanan terminal şirketi DET’e göre, Stade’deki Elbe Nehri terminali en erken 2026 yılının ikinci çeyreğinde faaliyete geçecek.

Bu terminal, deniz yoluyla LNG alan beşinci yüzer depolama ve yeniden gazlaştırma ünitesi (FSRU) olacak.

ReGas ve Hoegh, Mukran’ın öncüsü olan Baltık Denizi limanını yeşil amonyak ve hidrojen üretim ve ithalat terminali olarak geliştirmeyi planlıyor. Gascade, proje hayata geçtiğinde bu terminali müşterileriyle bağlantıya geçirecek.

Bu hacim, şu anda Almanya’nın doğalgaz ithalatının yüzde 13,25’ini oluşturuyor. Institute for Energy Economics and Financial Analysis (IEEFA) verilerine göre, Almanya’nın LNG ithalatının yüzde 94’ü ABD’den geliyor.

Avrupa, 2025 yılının ilk yarısında LNG’nin yaklaşık yüzde 57’sini ABD’den ithal etti; ekim ayında bu oran yüzde 60’a ulaştı ve artış eğilimi devam ediyor.

Avrupa

Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.

Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.

Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.

Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.

Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.

Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor

Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.

Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.

Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.

Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.

Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.

Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.

Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.

Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.

Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi

Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.

Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.

Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.

LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.

Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor

St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.

Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.

Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.

Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.

Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.

Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Yayınlanma

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.

Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.

Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.

Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.

Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.

Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.

Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.

“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”

Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.

Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.

Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.

Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.

Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.

Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.

İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar

İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.

Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.

Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.

Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.

Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.

88 milyon avroluk ganimetten düşen taç

Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.

Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.

Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.

Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.

Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.

Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.

Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.

Tarihi eserler otoparkta teslim edildi

Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.

Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.

Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.

Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.

Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.

Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.

Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.

Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.

Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.

Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.

Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.

Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:

“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”

Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.

Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.

Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.

Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.

Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.

Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.

Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.

Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.

Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.

Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English