Bizi Takip Edin

Rusya

Avrupa’nın Türk Akımı üzerindeki hukuki baskısı nasıl aşıldı?

Yayınlanma

Rus gazını Avrupa’ya taşıyan Türk Akımı boru hattının işletmecisi, Hollanda mahkemesinin haciz kararının ardından merkezini Macaristan’a taşıma kararı aldı. Budapeşte yönetimi, Rus gazının sevkiyatı için Türkiye’den güvenlik garantisi aldığını ve hattın işleyişinin süreceğini duyurdu.

Avrupa’nın Rusya’dan doğalgaz akışını sağlayan ve faaliyette kalan tek boru hattı olan Türk Akımı üzerindeki hukuki baskı, işletmeci şirketin merkezini taşıma kararıyla yeni bir boyut kazandı.

Boru hattının Avrupa topraklarına girmemesi ve deniz kısmının Ankara’nın kontrolünde olması nedeniyle fiziksel müdahalede bulunamayan Avrupa ülkeleri, süreci hukuki yollarla zorlamayı deniyor.

Türk Akımı’nın işletmecisi, Hollanda’daki varlıklarına yönelik haciz kararının ardından şirketin merkezini Macaristan’a taşımak üzere harekete geçti.

Macaristan hükümeti, şirketin taşınma sürecine ev sahipliği yapacağını resmen duyurdu. Budapeşte yönetimi ayrıca, Rus gazının tedariki konusunda Türkiye’nin desteğini aldı ve Ankara’nın bu güzergâhın güvenliği için garanti verdiğini açıkladı.

Rusya’nın Anapa bölgesinden başlayarak Karadeniz’in altından geçen ve Türkiye topraklarına ulaşan Türk Akımı, buradan Avrupa sınırına uzanıyor ve gaz sevkiyatı Avrupa içindeki boru hatlarıyla devam ediyor.

Amsterdam Mahkemesi varlıklara haciz koydu

Avrupa’nın boru hattını fiziksel olarak durdurma imkânının bulunmaması, süreci yargı koridorlarına taşıdı.

Lahey’deki Daimi Tahkim Mahkemesi, 1 Kasım 2023 tarihinde aldığı kararla, Rusya’nın Ukraynalı milyarder Rinat Ahmetov’un sahibi olduğu DTEK holdinge bağlı DTEK Kırımenergo şirketine, Kırım’daki varlık kayıpları ve faizler dahil olmak üzere 207,8 milyon dolar tazminat ödemesine hükmetmişti.

Rusya makamları, tahkimin yetkisine itiraz ederek kararın iptali veya yürütmenin durdurulması talebiyle Londra Yüksek Mahkemesi’ne başvurdu.

Londra Yüksek Mahkemesi, Rusya’nın Lahey tahkim kararını geçici olarak uygulamama talebini kabul etti. Ancak Amsterdam, Türk Akımı üzerindeki baskıyı sürdürmeye devam etti.

Amsterdam Bölge Mahkemesi, 8 Aralık 2025 tarihinde, DTEK Kırımenergo’nun talebi üzerine Türk Akımı boru hattını işleten South Stream Transport şirketinin varlıklarına el konulmasına karar verdi.

South Stream Transport şirketinin Gazprom’un bir iştiraki olarak Hollanda’da kayıtlı bulunması, hukuki sürecin temelini oluşturuyor.

Ukraynalı şirketlerin Kırım’daki varlıklarla ilgili talepleri doğrudan Rusya devletine yönelik olsa da Hollanda yargısı, Gazprom’u Rus devletiyle ilişkilendirerek şirketin devlet adına ödeme yapması gerektiğine hükmediyor.

Söz konusu 200 milyon dolarlık tutar, Gazprom veya Rusya devleti için finansal açıdan büyük bir yük teşkil etmiyor. Ancak ödemenin kabul edilmesi, benzer davalar için emsal oluşturma riski taşıyor.

Ukrayna devlet şirketi Naftogaz’ın tazminat taleplerinin 2023 yılında 5 milyar dolara ulaştığı ve bu miktarın her yıl arttığı göz önüne alındığında, Rusya bu hukuki yolu kapatmayı hedefliyor.

Lahey’deki Tahkim Mahkemesi, Ukrayna tarafının bu taleplerini de daha önce haklı bulmuştu.

Rusya Devlet Başkanlığı Akademisi Ekonomi, Matematik ve Bilgi Teknolojileri Enstitüsü Doçenti Tamara Safonova, konuya ilişkin Vzglad’a verdiği demeçte “Rusya’nın varlıklarına el konulmasına yönelik her türlü girişim, mülkiyet haklarının ve uluslararası işbirliği normlarının ihlali anlamına gelen bir emsal oluşturuyor, ayrıca bu tür el koymalara izin veren ülkelerdeki yatırım ortamının bozulmasına yol açıyor” dedi.

Operasyon merkezi Budapeşte’ye taşınıyor

Rusya, uluslararası mahkemelerden kaynaklanan benzer sorunlarla daha önce de karşılaştı ancak bu durum boru hattının veya işletmecisinin çalışmalarını kesintiye uğratmadı.

Macaristan, Türkiye’nin de desteğini alarak Türk Akımı’nın yanında yer aldı. Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Péter Szijjártó, varlıklarına el konulmasıyla karşı karşıya kalan boru hattı işletmecisinin merkezinin Macaristan’a taşınmaya başladığını açıkladı.

Szijjártó, yaptığı açıklamada “Bazıları Türk Akımı boru hattını işleten şirket hakkında korkutucu hikayeler yaymaya çalıştı. Ancak şimdi iyi haber şu: Şirketin Hollanda’dan Macaristan’a taşınma süreci başladı ve faaliyetleri herhangi bir yaptırımla kısıtlanmış değil” ifadelerini kullandı.

Yargı yetkisi değişikliği kararının, şirketin faaliyetlerini uluslararası yaptırımlardan koruma amacı taşıdığı belirtiliyor.

Tamara Safonova, boru hattının önemine dikkat çekerek “Türk Akımı doğalgaz boru hattı, Macaristan’ın yakıt ve enerji kompleksi için kilit öneme sahip. Ukrayna’yı bypass ederek Rus gazının istikrarlı bir şekilde alınmasını sağlıyor. Macar yönetiminin Rus gazı tedariki konusunda uzun vadeli işbirliğine duyduğu ilgi göz önüne alındığında, şirket merkezi için Macaristan yargı yetkisinin seçilmesi en uygun seçeneklerden biridir” diye konuştu.

Yaptırım riskine karşı yeni koruma

İşletmeci şirketin merkezinin değişmesi, operasyonel süreçleri kolaylaştırmayı hedefliyor. Budapeşte yönetimiyle iletişim kurmanın, Hollanda makamlarına kıyasla daha hızlı sonuç vereceği öngörülüyor.

Bu hamleyle Hollanda’nın tek taraflı olarak uygulayabileceği yaptırımlar, yeni haciz kararları veya işletmeci şirkete yönelik diğer kısıtlama riskleri ortadan kalkıyor.

Avrupa Birliği genelindeki yaptırımlar tüm üye ülkelerin oybirliğini gerektirirken, Macaristan ve Slovakya bu konuda Avrupa Komisyonu’na karşı direnç gösteriyor.

Ancak Hollanda’nın ulusal düzeydeki kararlarına karşı tek güvencenin şirketin taşınması olduğu vurgulanıyor.

Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Türkiye’nin Rus gazı güzergâhı için güvenlik garantisi verdiğini açıkladı.

Rusya’dan yılda 8 milyar metreküp gaz satın alan Macaristan, bu ticareti sürdürme niyetinde.

Orbán, “Macaristan adına Sayın Cumhurbaşkanı’na bu güzergâhın garantisi için teşekkür ediyorum. Kuzey Akım’ı düşünün. Bu garanti ciddi bir meseledir” dedi.

Gazprom’un boru hattı gazının ikinci büyük alıcısı konumundaki Slovakya da Macaristan ile birlikte, 2027 yılında Avrupa’da Rus gazının yasaklanması girişimlerine karşı çıkmaya devam ediyor.

Tamara Safonova, projenin hukuki statüsüne dair “Şu anda Türk Akımı operatörü South Stream Transport şirketinin faaliyetleri, uluslararası hukuka ve Rus gazının tedarikine ilişkin mevcut anlaşmalara uygun olarak yürütülüyor. Türk Akımı, bölgenin enerji güvenliğinin sağlanması açısından büyük önem taşıyan stratejik bir altyapı projesi. Proje, hem Türkiye’nin ulusal gaz iletim sistemine gaz sağlanmasına hem de Balkan Akım boru hattı üzerinden Güney ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine gaz transitine imkân tanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Sevkiyat hacmi proje kapasitesini aştı

Türk Akımı’nın iki hattının toplam proje kapasitesi yıllık 31,5 milyar metreküp düzeyinde bulunuyor.

15,75 milyar metreküp kapasiteli birinci hat Türkiye iç pazarına gaz sağlarken, ikinci hat Avrupa ülkelerine gaz sevk ediyor.

İkinci hattın Avrupa’ya yönelik sevkiyatı, 15,75 milyar metreküplük proje kapasitesinin üzerine çıktı.

Verilere göre 2024 yılında bu hat üzerinden 16,25 milyar metreküp gaz sevkiyatı gerçekleşti. Bu yılın ilk 11 ayında ise sevkiyat miktarı 15,93 milyar metreküpe ulaştı ve yıl sonu itibarıyla bu rakamın 17,5 milyar metreküpe çıkması bekleniyor.

Boru hattı üzerinden gelen Rus gazının ana alıcıları Macaristan ve Slovakya olmaya devam ediyor.

Rusya

Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.

Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.

Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.

Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.

Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.

Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.

İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.

Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.

Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.

Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.

Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.

Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.

Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.

Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.

Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.

Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.

Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.

Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.

Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.

Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.

Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Bir komplonun anatomisi

Yayınlanma

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.


Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?

Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026

Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.

Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.

Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.

Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.

Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).

İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.

Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.

Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.

2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.

Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.

Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.

Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.

İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.

Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.

İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Yayınlanma

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.

Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.

FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.

FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.

Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.

Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.

Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.

Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.

Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.

Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.

Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English