Bizi Takip Edin

Ortadoğu

BAE, Gazze’deki yeni polis gücüne 100 milyon dolar aktardı

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, Gazze’de kurulması planlanan yeni Filistin polis gücünün eğitimi için Donald Trump liderliğindeki Barış Kurulu’na 100 milyon dolar aktardı. Times of Israel’in aktardığına göre söz konusu yapı, İsrail iç güvenlik teşkilatı Şin Bet’in denetiminden geçecek personelden oluşturulacak.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Gazze’de oluşturulması planlanan yeni Filistin polis gücünün eğitimi için ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki Barış Kurulu’na 100 milyon dolar gönderdiği bildirildi.

Times of Israel’in ABD’li bir yetkili ile Ortadoğu’dan diplomata dayandırdığı habere göre bu katkı, Barış Kurulu’nun kuruluşundan bu yana aldığı en büyük mali taahhüt oldu. Buna karşın diğer Körfez ülkelerinin Trump’ın talep ettiği milyarlarca dolarlık katkıyı henüz sağlamadığı aktarıldı.

Plan kapsamında kurulacak güvenlik yapısının, İsrail adına Gazze’de kontrol sağlaması öngörülüyor. Böylece Tel Aviv yönetiminin Hamas’ı devre dışı bırakmayı ve personel sıkıntısı yaşayan İsrail ordusunun sahadaki yükünü azaltmayı hedeflediği belirtiliyor.

Yeni polis gücü, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi bünyesinde örgütleniyor. Komite, Barış Kurulu ile İsrail tarafından Gazze Şeridi’nin yönetimi için görevlendirilen Filistinli teknokratlardan oluşuyor.

Ulusal Komite’nin yaklaşık üç ay önce kurulduğu, ancak finansman ve güvenlik sorunları nedeniyle üyelerinin halen Gazze Şeridi’ne giriş yapmadığı bildirildi.

Konuya aşina Filistinli yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Barış Kurulu temsilcisi Nickolay Mladenov’un özel görüşmelerde “Şu anda para yok” ifadelerini kullandığını aktardı.

Plan çerçevesinde yeni polis gücünün Gazze’de silahlara el koyması ve bunun Hamas’ın silahsızlandırılması sürecinin parçası olması öngörülüyor.

Ancak Hamas, İsrail’in Ekim 2025’te imzalanan ABD destekli ateşkes anlaşmasının şartlarına uymadığını belirterek silah bırakmayı kabul etmiş değil.

Ateşkes anlaşması, İsrail’in güçlerini sınır bölgelerine çekmesini, askeri mevzi ve tesislerini dağıtmasını, yerinden edilen Filistinlilerin Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki evlerine dönüşüne izin vermesini, Refah Sınır Kapısı’nı açmasını ve insani yardımların serbest girişini sağlamasını öngörüyordu.

Buna rağmen İsrail’in, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana Gazze’de 800’den fazla Filistinliyi öldürdüğü kaydedildi.

Ulusal Komite, şubat ayında 27 bin kişilik yeni polis gücü için personel alım sürecini başlattı. Mart ayında Times of Israel’e konuşan Arap diplomat, adayların İsrail iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından denetleneceğini söyledi.

Adayların, Gazze’ye gönderilmeden önce Mısır ve Ürdün’de Emirlik merkezli güvenlik şirketi tarafından eğitileceği bildirildi.

Barış Kurulu beklenen Körfez fonuna ulaşamadı

Donald Trump, şubat ayında düzenlenen bağış konferansında Barış Kurulu için 17 milyar dolarlık taahhüt açıklandığını duyurmuştu.

Trump ayrıca dünya liderlerinden kurulda yer almak için kişi başına 1 milyar dolar katkı yapmalarını istemiş ve Barış Kurulu’nun BM’ye alternatif yapı olacağını söylemişti.

Buna rağmen BAE’nin 100 milyon dolarlık katkısı, kurulun şimdiye kadar aldığı en büyük finansman taahhüdü oldu.

Kurulun, BAE, Katar, Suudi Arabistan ve Kuveyt tarafından daha önce gündeme getirilen milyarlarca dolarlık katkıyı henüz tahsil edemediği belirtildi.

Barış Kurulu’nun faaliyetlerini doğrudan bilen kaynak, Reuters’a yaptığı açıklamada Washington ile Tel Aviv’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın “her şeyi etkilediğini” söyledi.

Uluslararası İstikrar Gücü için hazırlık sürüyor

Barış Kurulu’nun ayrıca Gazze’de konuşlandırılması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü üzerinde çalıştığı bildirildi. Bu gücün çeşitli ülkelerden askerlerden oluşması bekleniyor.

Söz konusu planın, İsrail ordusunun Gazze’deki etnik temizlik faaliyetlerini daha fazla dış destekle yürütmesine imkan sağlayabileceği değerlendirmesi yapılıyor.

Endonezya, Arnavutluk, Kazakistan ve Kosova’nın İstikrar Gücü’ne asker göndermeyi taahhüt ettiği aktarıldı.

Ancak şimdiye kadar hiçbir askerin sahaya gönderilmediği ve eğitim sürecinin başlamadığı kaydedildi. Bunun nedenleri arasında, söz konusu birliklerin İsrail adına Hamas’ı silahsızlandırmak için güç kullanmak zorunda kalabileceğine ilişkin kaygılar gösteriliyor.

BAE, İsrail ve ABD ile ilişkilerini derinleştiriyor

BAE’nin yalnızca Gazze konusunda değil, İran’la yaşanan çatışmalarda da İsrail’e destek verdiği belirtiliyor.

New York Times, İran’ın ABD ve İsrail’e verdiği destek nedeniyle Emirlikler’i hedef alan İHA ve füze saldırıları düzenlemesine rağmen Abu Dabi yönetiminin Washington ve Tel Aviv ile ittifakını güçlendirmeyi sürdürdüğünü yazdı.

Emirlik yönetimine yakınlığıyla bilinen yorumcu Nadim Koteich, “Trump’ın doğru hamleyi yapacağına dair tam güven var. Onun siyasi mirasına ve Amerikan çıkarlarına hizmet eden her şey bizim çıkarlarımıza da uygundur” dedi.

BAE’nin ayrıca Afrika Boynuzu ile Kızıldeniz hattında yeni stratejik eksen oluşturmak amacıyla İsrail ve Somaliland ile ortaklık geliştirdiği bildirildi.

Bu girişimin, Emirlikler’in bölgedeki nüfuzunu genişletme ve Ensarullah liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne karşı denge oluşturma amacı taşıdığı belirtiliyor.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English