Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“Barış Kurulu”, dijitalleşme aracılığıyla Gazzelileri İsrail’in insafına terk ediyor

Yayınlanma

İsrailli teknoloji girişimcisi Liran Tancman, “Barış Kurulu”nun açılış oturumunda Gazze’nin dünyanın geri kalanıyla “dijital olarak” yeniden bağlantılandırılması gerektiğini söyledi.

Geçtiğimiz yıl boyunca ABD’li üst düzey yetkililerle Gazze konusunda çalışan Tancman, temmuz ayına kadar Gazze’nin 2G ağının “ücretsiz, yüksek hızlı erişimle yükseltileceğini” ileri sürdü.

Tancman, Gazze İdari Ulusal Komitesi’nin (NCAG) elektronik ödemeler, finansal hizmetler, sanal öğrenim ve sağlık hizmetleri için güvenli bir dijital platform kurduğunu belirtti.

Tancman şöyle devam etti:

“Bu çaba, bölgesel ortaklarımız tarafından destekleniyor ve bugün ilerleyen saatlerde onlardan bu konuda heyecan verici haberler alacağınızı düşünüyorum.

Buna paralel olarak, Filistinlilerin iş kurmalarına, küresel olarak ithalat yapmalarına ve güvenli bir şekilde ticaret yapmalarına yardımcı olmak için Amazon benzeri bir lojistik sistemi geliştiriyoruz.

Bu, fiyatları düşürecek, büyümeyi teşvik edecek ve Gazze’yi açık, şeffaf, yolsuzluğun olmadığı bir ekonomik bölgeye dönüştürmeye yardımcı olacak.”

“Barış Kurulu”nda bir İsrailli istihbaratçı

Tancman, Rezillion isimli İsrailli bir siber güvenlik startup’ının kurucusu. Rezilion, 2024 yılında Be’er Sheva Bölge Mahkemesine borçların kapatılması için bulunduğu taleple gündem olmuştu.

Siber güvenliği yönetmek ve geliştirmek için araçlar geliştiren, ayrıca geliştirme prosedürlerini optimize etmek ve dijital uygulamaları güvenli bir şekilde çalıştırmak için çözümler bulan Rezilion, mahkemeye, tüm borçlarını karşılayacak 7,3 milyon dolar karşılığında varlıklarını GitLab’a satmak üzere bir anlaşmaya vardığını bildirmişti.

Buraya kadar bile “normal” değil, ama dahası var. Tancman, İsrail siber komutanlığının kurucularından biri ve on yıl boyunca İsrail istihbarat teşkilatında görev yapmış!

2013 yılında Tancman, siber tehditlerin nasıl gelişebileceğini tahmin edebilen ve geleceğe dönük güvenlik sunan bir teknoloji geliştiren CyActive şirketini kurmuş.

Liran, CyActive’in CEO’su olarak görev yapmış ve şirketin kuruluşundan 2015 yılında (sıkı durun!) PayPal tarafından satın alınmasına kadar şirketi yönetmiş.

Satın almanın ardından Liran, PayPal müşterilerinin güvenliğini sağlamak için en son teknolojileri geliştirmekten sorumlu PayPal’un küresel Güvenlik Ürünleri Merkezi’nin başına geçmiş.

Filistinlilerin tehciri “modellenmişti”

Tancman’ı, Gazze ile ilgili olarak, geçen sene Filistinlilerin tehcirini “modelleyen” Boston Consulting Group (BCG) ve Gazze İnsani Yardım Fonu (GHF) vesilesi ile hatırlıyoruz.

BCG danışmanları, savaş sonrası Gazze ile ilgili bir proje kapsamında Filistinlilerin Somali ve Somaliland’a tehcir edilmesini modellemişlerdi.

Hesaplamaları, iş adamları tarafından ABD yönetimi ile Orta Doğu’daki diğer hükümetler ve paydaşlara dağıtılmak üzere hazırlanan bir slayt sunumuna dahil edildi.

Slayt sunumunda, Gazze halkının yüzde 25’inin bölgenin dışına taşınmaya “karar vereceği” ve bunların çoğunluğunun geri dönmeyeceği öngörülüyordu.

BCG, ilk dört yıl içinde Filistinlileri kabul eden ülkelere 4,7 milyar dolarlık iktisadi fayda sağlayacağını tahmin ediyordu.

Çalışmaya yakın bir kaynak, “Geçici ve gönüllü olarak yer değiştiren Gazzelileri kabul eden bir ülke, iktisadi açıdan önemli faydalar sağlayacak bir nüfus artışı yaşayacak. Fakat modeldeki ülkeler, belirli tartışmalar hakkında bilgiye dayalı olarak seçilmedi. Amaç, Başkan Trump’ın masaya koyduğu seçeneklerle ilgili iktisadi sorunları anlamaktı,” dedi.

Tehcir planına ilişkin varsayımlar, Gazze sakinlerine geçici ve ardından kalıcı konut sağlanmasının maliyetine ilişkin daha ayrıntılı tahminlerin yanı sıra çeşitli diğer yeniden geliştirme planlarının temelini oluşturuyor.

BCG personeli, enkaz ve patlamamış mühimmatın kaldırılması, demiryolu hattı ve yeni liman gibi altyapıların inşası, işgücü gelişimi dahil olmak üzere yeni bir sağlık ve eğitim sisteminin geliştirilmesi ve turizm ve ileri imalat alanlarında özel yatırımların maliyetine ilişkin tahminler yaptı.

Model, bu yatırımların 10 yıl içinde konut, inşaat, güvenlik, imalat, sağlık, altyapı ve diğer iktisadi faaliyetlerden elde edilecek gelirler şeklinde geri dönüş sağlayacağını varsayıyor.

Bu ayrıca, 10 yıllık istihdam, GSYİH büyümesi ve varlık değerlerinin hesaplanmasının yanı sıra, okula giden çocuk sayısı ve mevcut hastane yatak sayısı gibi sosyal etkilerin de hesaplanmasına olanak tanıyor.

Gazzeliler biyometrik inceleme ile “elenecek”

2015 yılından bir Financial Times (FT) haberi, Tancman’ın kötü şöhretli “Unit 8200” mensubu olduğunu doğruluyor. CyActive şirketi, “henüz var olmayan hackleme tehditlerini” önceden tahmin etmek için tasarlanmış “tahmin yazılımı” ile siber savunma alanında en son teknolojileri kullanıyormuş.

Haberde “CyActive’in kurucu ortağı” olarak tanıtılan Tancman, henüz mobilyaları bile yerleştirilmemiş yeni ofisinde FT muhabirine şunları söylüyor:

“Biyologların gelecek yılın grip türünü tahmin etmeye çalıştıkları gibi, biz de bugünün kötü amaçlı yazılımlarının ve tehditlerinin gelecekte nasıl gelişeceğini tahmin edebilen programlara sahibiz.”

“Barış Kurulu”nun, Hamas’ı silahsızlandırma, güvenlik soruşturması ve Gazze’nin “deradikalize edilmesi” planları işleyecekse, Filistinlilerin biyometrik araçlarla kontrolden geçirilmesinin İsraillilere bırakılacağını tahmin etmek zor değil.

Nitekim geçen ağustos ayında Daraj Media için bir araştırma yapan Hiba Monzer, GHF’nin, faaliyetleri kapsamında yardım merkezlerinde sivilleri tarayarak veri topladığını ve daha sonra “ilgi çekici kişileri” tespit ettiğini yazıyor.

28 Mayıs 2025’te Reuters tarafından yayınlanan habere göre, İsrailli yetkililer yeni yardım sisteminin avantajlarından birinin, “Hamas ile bağlantısı olduğu tespit edilen kişileri dışlamak için yardım alanları tarama fırsatı olduğunu” söylüyor.

GHF’nin 3 Temmuz 2025’te saha operasyonlarına başlamasından bir ay sonra, Associated Press (AP), bir GHF saha yüklenicisinin İsrail ordusunun veri toplama için yardım dağıtım sistemini nasıl kullandığını açıkladığı bir rapor yayınlamış.

Rapor, Amerikalı analistlerin İsrailli askerlerle birlikte kontrol odasında görüntüleri incelediklerini belirterek süreci daha ayrıntılı olarak anlatıyor.

AP’ye göre, bir yüklenici, GHF yardım merkezlerinde bulunan bazı kameraların yüz tanıma yazılımı ile donatıldığını söylüyor.

AP tarafından izlenen canlı yayınlarda, bazı akışlar “analitik” olarak etiketlenmişti ve yüklenici, bunun yüz tanıma özelliğine sahip videoları gösterdiğini söyledi.

Aynı yüklenici, Safe Reach Solutions’ın (SRS) personele, belirli bir kriter vermeden “yerinde olmayan” herkesi fotoğraflamaları talimatını verdiğini de iddia ediyor.

Bu görüntülerin yüz tanıma veritabanına yüklendiğini, fakat nihai kullanım amaçlarının ne olduğunun bilinmediğini vurguluyor.

AP haberinde ayrıca SRS’nin biyometrik verileri kullanarak istihbarat topladığını reddettiği belirtiliyor.

“Startup şehri” olarak Gazze

Geçen ekim ayında İbrani medyası, Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki olası bir normalleşme ile birlikte Amerikan teknoloji sermayesinin Gazze seferinin başlayacağını yazmıştı.

Buna göre Larry Ellison ve Peter Thiel gibi milyarderler, Gazze’yi “vergiden muaf startup’ların yer aldığı, bulut işleme ve yapay zeka için dağınık sunucu çiftliklerinin bulunduğu, ucuz işgücüne sahip fabrikaların bulunduğu ve basit regülasyonların uygulandığı” bir milyarderler cenneti haline getirmeyi planlıyorlar.

Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) İsrail-ABD projesi başkanı Hadas Lorber şöyle diyor:

“Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri, Gazze’nin yeniden inşa planına katılmakla ilgileniyorlar. Bu plan, Gazze’yi askerden arındırmanın ve Arap desteğiyle yerel güçlere dayalı teknokratik bir hükümete emanet etmenin ötesinde, [Tony] Blair ve [Jared] Kushner’e göre, bulut işleme ve yapay zeka için dağınık sunucu çiftlikleri ve merkezinde ucuz yerel işgücünün çalışacağı bir Tesla fabrikası bulunan, vergiden muaf bir startup şehri haline gelmesi öngörülüyor. Plan, yeni vergiden muaf bölgeler ve basit düzenlemeler arayan Peter Thiel veya Larry Ellison gibi birkaç milyarder tarafından da destekleniyor. Ellison, plana 350 milyon dolarlık yatırım yapmaya da hazır.”

Planlar, Amerikan teknoloji sermayesinin bir kısmının gelecekteki “ulusal devletlerden arta kalan parçalanmış egemenlikler” vizyonuna uygun.

Esas olarak İsrail kontrolündeki Doğu Gazze’ye odaklanan yeniden inşa çalışmaları, “Alternatif Güvenli Topluluklar” olarak adlandırılan sınırlı alanlarla sınırlı kalacak. Bunların ilki, Gazze’nin en güneyinde, Mısır sınırında bulunan “Yeni Refah.” Gazze’nin batı kısmı ise, en azından öngörülebilir gelecekte, yıkıntılar altında kalmaya devam edecek.

“Yeni Refah”, AI gözetim distopyası için pilot bölge olacak

New Arab’dan Muhammad Shehada’ya göre bu fikir, daha önceki “distopik” ve geniş çapta kınanan İsrail önerilerinin yeniden paketlenmiş hali.

Bu öneriler arasında “güvenlik balonları”, “kapalı topluluklar”, “insani yardım alanları” veya “sterilize bölgeler” gibi, eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert tarafından “toplama kampları” olarak nitelendirilenler de bulunuyor.

Bunun nedeni, “Yeni Rafah”a giren hiç kimsenin batı Gazze’ye geri dönmesine izin verilmeyecek ve İsrail askerleri tarafından kuşatılacak olması.

Kapalı ve güvenli topluluklar fikri, Amerikan teknoloji sermayesinin egemenlikleri parçalama planı ile de örtüşüyor. Gazze’nin güneyinin ve doğusunun tam anlamıyla İsrail’in (dijital) egemenliğinde bir Dubai’ye dönüştürülmesi planı ile karşı karşıyayız.

Nitekim New Arab, İsrail’in “Yeni Refah”a taşınmak isteyen her Gazze sakinini “titizlikle inceleyip tarayacağını” haber veriyor.

Makaleye göre bu da İsrail güvenlik kurumlarının başvuru sahiplerini şantaj ve baskı yoluyla işbirlikçi ve muhbir olmaya zorlayacakları anlamına geliyor.

New Arab, bu sınırlı bölgelerde yaşayanların telefonlarının, sosyal medya hesaplarının ve fiziki hareketlerinin, İsrail işgaline yardım eden Palantir tarafından sürekli ve gerçek zamanlı AI gözetimi altında tutulacağını yazıyor.

Palantir-Oracle ortaklığının pençeleri Gazze’de

Byline Times, geçen ekim ayında sızdırılan Gazze Uluslararası Geçiş Otoritesi (GITA) çerçevesini, tedarik kılavuz belgelerini ve FEC dosyalarını incelemişti.

Buna göre kimlik, sınır kontrolü, yardım lojistiği ve bağışçı koordinasyonunu kapsayan dijital yönetişim altyapısı, İsrail’in savunma ağında halihazırda kullanılan Oracle-Palantir teknoloji “yığını” ile uyumluydu.

Raporda ayrıca, GITA yönetim kurulu yapısının, bu yığının yeniden inşa sözleşmelerine kolayca girmesini sağlayacak şekilde planlandığı öne sürülüyor.

Savaş sonrası sistemde şunlar özetleniyordu: birleşik bir nüfus kaydı ve dijital kimlik platformu; merkezi sınır ve gümrük yönetimi; yardım ve yeniden yapılanma için veriye dayalı insani lojistik; ve bağışçı kurumları ve yerel yetkilileri birbirine bağlayan, birlikte çalışabilir bir dijital yönetişim altyapısı.

Ağustos 2025’te, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) ihaleye çıkarak, bölgesel ofislerini birbirine bağlayan modern bir ağ sistemi olan “Gelişmiş Yapay Zeka ile Bulut Tabanlı SD-LAN” sözleşmesi imzaladı.

Bu, daha sonra Gazze planında öngörülen türden kayıt ve lojistik sistemlerini barındırabilecek, bulut tabanlı, yapay zeka destekli altyapıya geçişi işaret ediyordu.

Aynı model Gazze’nin yardım ekonomisinde de görülüyor. BM’nin insani yardım koordinasyon ofisi OCHA’ya göre, bağışçı kurumlar nakit yardımı sağlamak için dijital ödemeleri ve e-cüzdanları artırırken, yerel bankalar yavaş yavaş faaliyetlerine yeniden başlıyor.

Kendi başlarına zararsız gibi görünen bu araçlar, kimlik kontrolleri, kurumlar arası veri paylaşımı ve yinelemeleri önlemek için bir tür merkezi kayıt sistemi gerektiren daha geniş sistemlere entegre edilmek üzere tasarlanmış ki bu, geçen sene “Blair planı”olarak bilinen Gazze senaryosunda özetlenen “dijital kimlik” yapısının temel altyapısı.

Byline Times şöyle yazıyor:

“Birlikte ele alındığında, bu tedarik yolları Gazze’nin yeniden inşasının sadece tuğla ve betonla değil, veri akışları ve bulut altyapısıyla da hayal edildiğini ortaya koyuyor. Bu sürecin her adımı, “egemen” bulut barındırma, kayıt yazılımı ve analiz platformları sunmak için en uygun konumda olan şirketlere kapı açıyor – Oracle ve ortağı Palantir’in hakim olduğu alanlar.”

“Nakitten kurtulmuş” Filistin: İsrail’e büyük bir hediye

Tancman’ın dijitalleşme planına dönelim. Shehada, bu konu hakkında yaptığı yorumda, “Barış Kurulu”nun nakitsiz toplum planının Filistinlilerin en ufak iktisadi faaliyetlerinin dahi İsrail güdümündeki teknoloji şirketlerine bırakılması anlamına geleceğine işaret ediyor:

“Herhangi bir Filistinli, İsrail kontrolündeki e-cüzdanlarına erişimini kaybetmekten her zaman bir tık uzakta olacaktır. İsrail, hoşlanmadığı herhangi birini ‘khamas’ olarak nitelendirip dijital cüzdanlarını askıya alabilir, bunu kim kontrol edecek ki?”

Shehada, İsrail’in askeri yönetimi altındaki Filistinliler “vatandaş” olmadığını, onların yasalarla değil “ordu yönetmelikleriyle” yönetildiklerini ve İsrail’in kararlarına itiraz etme hakları olmadığını hatırlatıyor.

Örneğin İsrail, açıklanamayan ve itiraz edilemeyen “güvenlik gerekçeleri” ile insanları Gazze’den ayrılmaktan keyfi olarak men edebilir.

ABD’nin Filistin Yönetimi’nden talep ettiği reformlardan birinin de Filistin ekonomisini İsrail kontrolündeki “nakitsiz bir toplum”a dönüştürmek olduğunu hatırlatan araştırmacı, “İsrail, Avrupa’nın Gazze’deki mevcut bankacılık sektörünü yeniden inşa etme taleplerini reddediyor ve bunun yerine bu ‘dijital cüzdan’ sistemini savunmaya devam ediyor,” diyor.

Tancman’ın bahsettiği “Amazon tarzı lojistik”in de İsrail kontrolündeki bir platform olacağına işaret eden Shehada, bunun da “daha fazla şantaj ve keyfi kısıtlamalar anlamına” geldiğinin altını çiziyor.

Blair’in düşünce kuruluşu TBI ise, “Gazze Yeniden Yapılanma, Ekonomik Hızlanma ve Dönüşüm (GREAT) Vakfı” vizyonu ile, Gazze’in iç kısımlarında sekiz adede kadar “yapay zeka destekli, akıllı planlanmış şehir”in inşasını desteklemek için “arazi için blok zinciri kaydı” oluşturulmasını öngörüyor.

Bu şehirlerdeki tüm hizmetler ve ekonomi, kimlik tabanlı dijital sistem aracılığıyla yürütülecek.

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English