Bizi Takip Edin

Diplomasi

Batı basını, Trump-Putin görüşmesini değerlendirdi

Yayınlanma

Donald Trump’ın Ukrayna’daki savaşı gün içinde bitirebileceği, “büyük anlaşmalar” yapma sanatı hakkındaki bahisler unutuldu. ABD Başkanı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı üçüncü telefon görüşmesinde, Ukrayna’daki barış sürecini ilerletmek amacıyla mevkidaşına baskı yapmadı.

Daha pazar günü Başkan’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, ABC News‘e yaptığı açıklamada, Trump’ın “eşi benzeri olmayan bir kişilik gücüne sahip olduğunu” söyledi.

Witkoff sözlerine şunları ekledi: “Devlet Başkanı Putin ile telefonla görüşmeli ve bu, bazı engelleri ortadan kaldırmamıza ve olmamız gereken yere gelmemize yardımcı olacaktır. Ve bence bu çok başarılı bir görüşme olacak.”

ABD Ulusal İstihbarat eski Direktör Yardımcısı Beth Sanner, CNN‘e yaptığı açıklamada, “Sonuç olarak Trump, görünüşe göre Putin’e baskı yapmaya bile çalışmadı,” dedi ve ekledi: “İki saatlik bir görüşme yapmaları iyi oldu ama sonuç ne? Putin son derece maksimalist taleplerde bulunmaya devam ediyor… Görünüşe göre Putin tam da istediğini elde etti, bunu başka türlü görmek zor.”

Financial Times‘a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi olan iki kişi, Trump’ın Putin ile yaptığı görüşmenin ardından Avrupalı liderler ve Vladimir Zelenskiy ile yaptığı konuşmalarda, barış sürecindeki rolünü azaltabileceğini ve Ukrayna ile Rusya’yı doğrudan müzakere etmeye bırakabileceğini belirttiğini söyledi.

Ve bu tür müzakereler devam ederken Moskova’ya ek baskı yapma niyetinde olmadığını da ifade etti. Gazetenin kaynaklarından birine göre, Avrupalı liderler Trump’ın Putin ile yaptığı anlaşmalara ilişkin anlattıkları karşısında şaşkına döndü.

Sadece hafta önce Trump, onlarla birlikte, derhal ateşkes ilan etmemesi hâlinde Rusya’ya karşı yeni sert önlemler almakla tehdit etmişti.

Nisan sonunda, Putin’in füzelerinin son dokuz aydaki en güçlü saldırıyı Kiev’e gerçekleştirmesinin ardından kendi sosyal ağı Truth Social’da “Vladimir, DUR!” diye yazmıştı.

Ancak pazartesi günü Trump, basın mensuplarına yaptığı açıklamada Putin ile görüşmesi sırasında durma çağrısını tekrarlamadığını itiraf etti ve ekledi: “Bence o durmak istiyor.” Ayrıca Trump, barış görüşmelerini yeni Papa XIV. Leo’nun sürdürebileceğini öne sürdü.

Trump’a göre, kendisinin de müzakerelerden çekileceği “kırmızı çizgisi” var ancak bunu açıklamayı reddetti. Rusya ve Ukrayna’nın artık doğrudan görüşmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Halihazırda Stanford Üniversitesi Uluslararası Güvenlik ve İşbirliği Merkezi’nde çalışan ABD’nin eski Ukrayna Büyükelçisi Steven Pifer, şu sonuca varıyor:

“Trump ile yapılan bu görüşme Putin için zaferdi. Yakın zamanda ateşkes olmayacağını açıkça belirtti, bu yüzden Rusya savaşa devam edebilir. Ve yine de hiçbir ek yaptırım uygulanmayacak.”

Barış sürecinden çekilmek

Trump ve yönetiminin temsilcileri son zamanlarda müzakerelerden tamamen çekilebileceklerinin sinyallerini vermeye başladı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance bu konuyu dile getirmeye başladı.

Vance, pazartesi günü basın mensuplarnıa yaptığı açıklamada, ABD’nin nihayetinde şunu söylemek zorunda kalabileceğini belirtti: “Bu bizim savaşımız değil. Bitirmeye çalışacağız ama bitiremezsek sonunda diyeceğiz ki: ‘Biliyor musunuz? Denemeye değerdi ama artık bununla uğraşmayacağız.”

CNN‘in belirttiğine göre, Trump, Putin ile yaptığı görüşmenin ardından, barış görüşmelerinde ilerleme kaydedilememesi durumunda ABD’nin elini çekebileceği yönündeki Vance’in varsayımına itiraz etmedi: “Size şunu söyleyeyim, burada büyük egolar söz konusu ama bence bir şeyler olacak. Olmazsa da ben geri çekilirim, onlar devam etmek zorunda kalır.”

Bazı uzmanlar, Trump’ın müzakerelerden çekilme arzusunu oldukça anlaşılır buluyor. Stimson Center düşünce kuruluşundan Peter Slezkine, “Her iki taraf da onu diğerine karşı kışkırtmaya çalıştı ve bu özünde yıkıcıydı,” dedi ve ekledi: “Eğer iki tarafı birbirleriyle konuşmaya ikna edebilir ve kendisini resmin dışına çıkarabilirse, bu durumun kilitlenmiş noktadan çıkması için gerekli olabilir.”

Fakat Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Başkan Yardımcısı Andrew Weiss, Trump’ın savaşı çözmekten çok Moskova ile yakınlaşmakla ilgilendiğine inanıyor: “Görünüşe göre Rusya ile ABD arasındaki ilişkilerin normalleşmesini başlı başına amaç olarak görüyor. Ve diğer her şey buna tabi kılınmış durumda.”

Anlaşılmaz memorandum

Avrupalı bir yetkili Bloomberg‘e, Avrupalı liderlerin Trump’ın savaşı sona erdirmek için diplomatik çabalarını durdurmasından endişe ettiğini söyledi.

Başka bir yetkiliye göre, Trump yeni yaptırımlar uygulamak istemediğini ve kendi ateşkes önerisinde ısrar etmekten vazgeçtiğini açıkça belirtti. Yetkili ayrıca, Kiev ve Avrupa’nın, Trump’ın Rusya ile Ukrayna arasında doğrudan görüşmelere geçme planına katılmadığını da ekledi.

Bu müzakerelerin ne olabileceği net değil. Putin’e göre, “samimi” ve “faydalı” geçen görüşmede “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, çatışmaların durdurulması ve ateşkes konusundaki pozisyonunu ortaya koydu.”

Putin, Trump ile “Rusya’nın Ukrayna tarafına, çözüm ilkeleri, olası barış anlaşmasının imzalanma takvimi gibi bir dizi pozisyonun belirleneceği ve ilgili anlaşmalara varılması durumunda belirli süre için olası ateşkesi de içeren gelecekteki olası barış anlaşması hakkında bir memorandum sunacağını ve bu konuda çalışmaya hazır olduğunu” kabul ettiklerini belirtti.

Bununla birlikte, her zamanki gibi, çatışmanın “temel nedenlerinin” ortadan kaldırılması gerektiğini de ekledi.

Üst düzey Ukraynalı yetkili, memorandum fikri hakkında FT‘ye, “Bunun ne olduğunu, ortaya çıkış nedenini ve neden önemli olduğunu kimse bilmiyor,” dedi.

Zelenskiy, pazartesi akşamı geç saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada, memorandum önerisinden “haberdar olmadığını” söyledi.

2006-2009 yılları arasında ABD’nin Ukrayna Büyükelçisi olarak görev yapan Bill Taylor, “Ruslar düşük düzeyde müzakereler yürütecek, çeşitli belgeler teatisi yapacak ve bu arada savaşmaya devam edecekler,” diyor ve ekliyor: “Trump bütün bu oyalama taktiklerine daha ne kadar katlanacak?”

‘Trump, Putin’e şaşırtıcı sabır, yüce gönüllülük ve anlayış sergiliyor’

Washington Post köşe yazarı ve Dış İlişkiler Konseyi kıdemli üyesi Max Boot, “Başkan Donald Trump, iradesine karşı gelenlere karşı hoşgörülü veya müsamahakâr olduğundan şüphelenilecek kişi değil,” diye yazdı ve ekledi:

“Ancak konu, Trump’ın Ukrayna’daki savaşı sona erdirme yönündeki gösterişli girişimini sabote etmeye devam eden Rus diktatör Vladimir Putin olunca, ABD Başkanı şaşırtıcı sabır, yüce gönüllülük ve anlayış sergiliyor.”

Boot, Putin’in Ukrayna’da üstünlük sağlama umudunun hâlâ olduğunu, bunun nedenlerinden birinin de açıkça Amerikan yardımının kesilmesine güvenmesi olduğunu belirtti:

“Rusya şimdiden yaklaşık 900 bin askerini ölü ve yaralı olarak kaybetti; bu, uzayan saldırı için korkunç bedel, ancak Kremlin’in saldırılara devam etmek için hâlâ yaklaşık 640 bin askeri var. Ayrıca Moskova, Kuzey Kore, İran ve Çin’den kayda değer yardım alıyor. Putin’in taviz vermesinin ne anlamı var?”

Dış Politika Araştırma Enstitüsü kıdemli araştırmacısı askeri uzman Rob Lee, Rusya’nın orduya çok sayıda sözleşmeli asker çekmeye ve cephe hattında Ukrayna savunmasını yavaşça yarmaya devam ettiğini belirtti:

“Askeri açıdan bakıldığında, orduya sürekli gönüllü alımı göz önüne alındığında, Rusya’nın şimdilik savaşmaya devam edebileceğini düşünüyorum. Yönetimi muhtemelen savaş alanındaki konumunu iyileştirebileceğine inanıyor. Rusya hâlâ asgari hedefine —tüm Donetsk ve Lugansk oblastlarını işgal etmek— ulaşamadı. Bu nedenle, daha ciddi müzakerelere başlamadan önce bu yaz mümkün olduğunca fazla toprak ele geçirmeye çalışabilir.”

Diplomasi

Almanya, AB-Kanada ‘ortak üye’ açıklamasına sert tepki gösterdi

Yayınlanma

Almanya ve diğer üç ülke, Kuzey Amerika ülkesini bloğun ilk “ortak üyesi” yapmayı öneren AB-Kanada ortak bildirisine itiraz etti.

Bu itiraz, salı sabahı otomatik olarak kabul edilmesi planlanan metnin sürecini durdurdu. Bildirinin şimdi yeniden kaleme alınması gerekecek.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ortak üyelik kavramını ilk olarak Eylül ayında gündeme getirmişti.

O zamandan beri bu tanım, bu hafta Montréal’de yapılacak AB-Kanada zirvesi öncesinde en tartışmalı konulardan biri haline geldi ve bu statünün pratikte ne anlama geleceğine dair netlik olmaması nedeniyle hem Brüksel’de hem de Ottawa’da şaşkınlık yarattı.

Almanya, bu terime en şiddetli şekilde karşı çıkan ülkeler arasında yer aldı.

Birkaç AB diplomatının Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, itiraz, AB’nin “sessizlik prosedürü” olarak adlandırılan diplomatik mekanizmanın son başvuru süresinden önce geldi.

Bu mekanizma kapsamında, bir üye zamanında itiraz etmediği sürece metin otomatik olarak onaylanır.

İtalya, Fransa ve Yunanistan olmak üzere üç ülke de bildirgeye itiraz etti.

Dört üyenin itiraz ettiği taslak, üye devletlerin pazartesi günü metni tartışmasının ardından, farklı tutumlar arasında uzlaşma sağlanması amacıyla dağıtıldı.

Diplomatların belirttiğine göre, 26 Ekim tarihli ve Rapporteur tarafından incelenen son versiyon, “Avrupa Komisyonu tarafından önerilen Ortak Üye” kavramını tanımlamak amacıyla yürütülen çalışmalara atıfta bulunuyordu.

Bu da, ulusal başkentlerin iç anlaşmazlıktan uzaklaşmaya çalışırken, bu unvanın sahipliğini fiilen yeniden AB yürütme organına devrediyordu.

Pazartesi günkü taslakta, 2027’deki bir sonraki AB-Kanada zirvesi öncesinde bu kavramı tanımlama taahhüdü hâlâ yer alıyordu.

Bu unvan daha önce ABD Başkanı Donald Trump’ın da öfkesini tetiklemişti.

Trump, Eylül ayında bu fikri “gülünç” olarak nitelendirmiş ve bunu “düşmanca bir eylem” olarak değerlendirerek AB’ye “çok ağır gümrük vergileri” uygulama tehdidinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Dünya çapında binlerce liman işçisi Filistin için ve savaşa karşı greve gidiyor

Yayınlanma

Cuma günü 22 ülke ve bölgedeki 111 limanda çalışan liman işçileri, savaşa karşı koordineli bir grev kapsamında iş bırakacak.

Şu ana kadar Marsilya’dan Mumbai’ye, Hamburg’dan Montevideo’ya, Melbourne’dan Oakland’a kadar 25’ten fazla liman işçisi sendikası bu greve katılacağını duyurdu.

Birkaç gün önce bu sayı 17 ülkedeki yaklaşık 100 liman düzeyindeydi; bu rakama, destek sözü veren diğer sektörlerdeki onlarca sendika dahil değil.

Grevci işçilerin en önemli talebi, limanlarından silah ve askeri kargo geçmemesi.

Fransa’da ana liman işçileri sendikası, ülkedeki limanların %95 oranında kapatılacağını belirtiyor.

İtalya, Hindistan, Yunanistan ve Türkiye’de 24 saatlik grevler yapılacak; Fas ve Kıbrıs’ta ise iki saate kadar iş bırakma eylemleri düzenlenecek ve dünyanın dört bir yanındaki liman şehirlerinde mitingler planlanıyor.

Yunanistan’da metal işçileri, gemi onarım işçileri ve gençler liman işçilerine katılırken, ABD’de Uluslararası Liman ve Depo İşçileri Sendikası (ILWU) 10. Şubesi Oakland ve San Francisco’da grev yapıyor.

Sendikalar, Mayıs ayında imzalanan İstanbul Deklarasyonu’nu temel alıyor ve her biri katılım şeklini kendi başına belirliyor.

Ayrıca kendi işleri için, otomasyon kaynaklı işten çıkarmalara karşı ve sözleşmeler, zamlar, daha kısa çalışma saatleri ve iş güvenliği için mücadele ediyorlar.

Sendikalar, Ukrayna ve Orta Doğu’da tırmanan savaşlara ve genel bir savaş tehlikesine dikkat çekiyor.

ABD, NATO ve AB’nin desteğiyle gerçekleştirilen İsrail’in El Halil’deki yeni suçlarını da kınıyorlar. BM’ye göre, İsrail’in kente uyguladığı abluka altıncı gününe girdi ve 3.000’den fazla Filistinli yerinden edildi. Filistinli sendikalar cuma günkü eylemi destekliyor.

İtalya’da mücadele ise limanların ötesine sıçradı. USB sendikası ülke çapında genel grev çağrısı yaptı.

Dün gece İtalyan hükümeti, ulaştırma işçilerine işlerine dönmeleri emrini verdi. USB, bu emre uymayacağını ve ağır cezaları göze alacağını açıkladı.

Sendikalar, her yerdeki işçilere ve gençlere liman işçileriyle dayanışma çağrısında bulunarak, “Limanlar barış ve halklar için olmalı, savaşın fırlatma rampası değil,” diyorlar.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

BAE ile Kanada ticaret anlaşması imzaladı

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kanada, salı günü iki ekonomi arasındaki engelleri azaltmak ve yatırımı artırmak amacıyla kapsamlı bir ticaret anlaşması imzaladı.

Kanada Başbakanı Mark Carney, ABD ile gerginliğin yaşandığı bu dönemde ticaret ve yatırım bağlarını genişletmeyi hedefliyor.

Carney ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed El Nahyan, gümrük vergilerini düşürmeyi, bürokratik engelleri azaltmayı ve her iki ülkedeki işletmelerin pazara erişimini iyileştirmeyi amaçlayan Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nın (CEPA) imzalanmasına başkanlık etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergilerinin Kanada ekonomisinde dalgalanmalara yol açması üzerine Carney, önümüzdeki on yıl içinde Kanada’nın ABD dışındaki ticaret hacmini ikiye katlayacağına söz verdi.

Washington ile bir anlaşma sağlama yönündeki sonraki girişimler sonuçsuz kaldı ve bu durum Carney’i, Asya Pasifik’ten Avrupa ve Orta Doğu’ya kadar çeşitli ülkelerle ticaret anlaşmaları yapmak için agresif bir şekilde harekete geçmeye itti.

Başbakanlık yaptığı açıklamada, “CEPA tam olarak yürürlüğe girdiğinde, Kanada’nın BAE’ye yaptığı mevcut ihracatın %99’undan fazlasındaki gümrük vergilerini azaltacak veya ortadan kaldıracak. Bu, baklagil ve kanola yetiştiren Kanadalı çiftçiler, endüstriyel makine ve enerji üretim ekipmanı üreticileri, dünya çapındaki havacılık sektörümüz ve diğer Kanadalı yenilikçiler için yeni pazarlar anlamına geliyor,” dedi.

“Anlaşma ayrıca tarife dışı engelleri de ele alacak, ticaret ve yatırım için daha öngörülebilir bir ortam yaratacak ve sanayi, tarım, ormancılık, balıkçılık ve deniz ürünleri, çevre ve mühendislik sektörleri dahil olmak üzere Kanadalı mal ve hizmetlerin pazara erişimini genişletecektir,” denilen açıklamada, CEPA’nın 2027 yılında yürürlüğe girmesi beklendiği de belirtildi.

İki ülke ayrıca enerji, diplomatik ve savunma işbirliği konularında ön anlaşmalar imzaladı.

BAE Dış Ticaret Bakanı Sani El Zeyudi yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“İster ihracatçılarımız için iyileştirilmiş pazar erişimi yoluyla, ister lojistik, iletişim, ileri teknoloji ve imalat gibi yüksek büyüme gösteren sektörlerdeki yatırım fırsatlarına erişim yoluyla olsun, özel sektörümüz için önemli bir potansiyel görüyoruz; bunların tümü, dayanıklı, çeşitlendirilmiş ve küresel olarak bağlantılı bir ekonomi hedefimizi destekleyecektir.”

BAE, Kanada’nın Orta Doğu’daki en büyük ihracat pazarı ve Kanada da menşeli motorlu taşıtlar, yedek parçalar ve makinelerin önemli bir alıcısı.

İki ülke arasındaki karşılıklı ticaret hacmi geçen yıl 3,5 milyar Kanada doları (2,48 milyar ABD doları) olarak gerçekleşti.

Hükümet verilerine göre, bu rakam son birkaç yıldır yıllık %10 oranında artıyor.

BAE, geçen yıl Kanada’ya 50 milyar dolara kadar yatırım yapma taahhüdünde de bulunmuştu.

Kanada hükümetinden bir kaynak, anlaşmanın imzalanmasının, Kanada Parlamentosu’nun anlaşmayı onaylamasından önceki son adım olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English