Bizi Takip Edin

Amerika

Biden Çin’e karşı Pasifik adalarına güven vermeye çalıştı

Yayınlanma

ABD Başkanı Joe Biden, Çin’in stratejik açıdan önemli olan Pasifik’te artan etkisine karşı koymayı hedefleyen hamlelerinin bir parçası olarak pazartesi günü Pasifik ada liderlerini Beyaz Saray’da ağırladı ve Washington’un Pasifik ada ülkelerine olan bağlılığını yeniden teyit etmeye çalıştı.

ABD-Pasifik Adaları Zirvesi’nde açıklanan ve Washington’un ilk ABD Pasifik Ortaklık Stratejisine dayanan girişimler, Washington’un bölgedeki diplomatik etkisini genişletmekten yeni iklim, güvenlik ve ekonomik projeler için yaklaşık 200 milyon dolar ekstra yardım sağlamaya kadar uzanıyor.

Zirve, ABD’nin bölgedeki ülkeleri desteklemek için yeterince çaba sarf etmediği ve Çin’in boşlukları doldurmaya çalıştığı yönündeki eleştirilerin ardından geldi.

ABD merkezli Rand Corporation düşünce kuruluşunda kıdemli siyaset bilimci olan Jeffrey Hornung, “ABD nihayet Pasifik adalarının ihtiyaçlarına kulak veriyor gibi görünüyor” dedi.

Hornung, “İklim değişikliği, bağlantı, kalkınma yardımı ya da daha fazla denizcilik bilinci olsun, zirve bir dizi yeni program ve girişimle Pasifik adalarından gelen tüm önemli ‘istekleri’ karşılamış gibi görünüyor” diye ekledi.

Ancak ABD açısından bu yeni girişimlerin, “herkese dost, hiçbirine düşman” dış politika düsturunu sürdürmeye çalışan ada ülkelerinin Çin’in etkisine girmesini engellemeye yetip yetmeyeceği konusunda tartışmalar devam ediyor.

Yine de Biden’ın zirve boyunca, ABD’nin çabalarına dair bir güven aşılamaya çalıştığı görüldü. Bu türden ikinci zirve için pazartesi günü Beyaz Saray’da bir araya gelen 18 üyeli Pasifik Adaları Forumu (PIF) lider ve temsilcilerine seslenen Biden, “İkinci Dünya Savaşı sırasındaki atalarımız gibi, dünyamızın tarihinin büyük bir kısmının önümüzdeki yıllarda Pasifik’te yazılacağını biliyoruz” dedi.

Çin’in bölgedeki etkisini sınırlama girişimi

ABD ve bölgesel müttefikleri, Pekin’in bölgede genişleyen etkisini baskılamak için bu ülkelerle ilişkilerini artırıyor. Biden yönetiminden üst düzey bir yetkili zirve öncesinde yaptığı açıklamada Çin’in bölgesel iddiası ve etkisinin “stratejik odağımızı sürdürmemizi gerektiren” bir faktör olduğuna “şüphe yok” diyerek Washington’un Pasifik ada ülkelerine ABD ve benzer düşünen ortakların onlar için “uygulanabilir alternatifler” sağlayabileceğini gösterme niyetinde olduğunu söyledi.

Son birkaç yıldır Çin’in bölgedeki ekonomik ve diplomatik faaliyetleri gelişti; buna geçen yıl Solomon Adaları ile Çin arasında yapılan güvenlik anlaşması da dahil.

Geçen yıl ABD’nin Pasifik Ortaklık Stratejisi’ni imzalamayı reddeden Solomon başbakanı, geçen hafta New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmasına rağmen pazartesi günkü zirveye katılmadı.

The Japan Times’a konuşan Avustralya merkezli siyasi risk analisti Henry Storey, “Bu, Solomon hükümetinin ABD’nin Pasifik’te yeniden angajmanına karşı genel olarak temkinli olduğu, örneğin Ağustos 2022’de ABD Sahil Güvenlik varlıklarının limana yanaşmasına izin vermediği, ancak Avustralya gibi daha köklü Batılı ortaklarla yakın bağlarını sürdürdüğü daha geniş bir modele uyuyor” dedi.

Washington’un bölgeyle angajmanını güçlendirmek için Biden’ın pazartesi günü attığı ilk adımlardan biri, bölgedeki iki ülkeyle (Niue ve Cook Adaları) resmi diplomatik bağların kurulduğunu ve önümüzdeki yılın başlarında Vanuatu’da bir büyükelçilik açmayı planladıklarını duyurmak oldu.

Yönetim ayrıca küçük işletmeler için yeni bir mikrofinans tesisi ve internet bağlantısını güçlendirmek için denizaltı kablo projesi gibi milyonlarca dolarlık altyapı projeleri de dahil olmak üzere ticari bağları ve ekonomik kalkınmayı artırmaya yönelik girişimleri açıkladı.

Ancak bu ülkelerin çoğu için iklim değişikliği en acil tehdit olarak görülüyor, zira bazıları yükselen deniz seviyeleri nedeniyle önümüzdeki on yıllarda yaşanmaz hale gelme riski altında.

Washington bu sorunla mücadele için ada liderlerine, bir kısmı kongre onayına tabi olmak üzere, 20 milyon dolardan fazla yeni girişim sözü verdi.

Uzmanlar Washington’un toplantıyla ilgili temel amacının kendisini bölgedeki en iyi güvenlik ortağı olarak sunmak olduğunu söylüyor.

Örneğin Biden, Pasifik ada ülkeleriyle eğitime adanmış ilk ABD gemisi olarak hizmet verecek bir ABD Sahil Güvenlik botunun bu yıl sonundan önce konuşlandırılacağını duyurdu. Ayrıca bu adalara 11.4 milyon dolar değerinde deniz alanı farkındalık teknolojisi sağlama planlarından da bahsetti.

Ayrıca Beyaz Saray, Marshall Adaları ile Serbest Ortaklık Anlaşması’nın yeniden müzakere edilmesinde “ilerlendiğini” açıkladı. Mevcut anlaşmanın süresi cumartesi günü doluyor. Washington mayıs ayında Palau ve Mikronezya ile benzer anlaşmaları – ve buralardaki askeri tesisleri geliştirme planlarını – yenilerken, Marshall Adaları ile henüz bunu yapmamıştı.

Önceki gün de, Washington’ın gelişmiş füze savunma sistemlerinin kalıcı olarak Palau’ya konuşlandırılmasını düşündüğü bildirilmişti.

‘Sözler eyleme dökülmeli’

İklim değişikliğinin azaltılması, ekonomik kalkınma ve balıkçılığın korunmasının yanı sıra Washington’un taahhütlerinde tutarlılık da liderlerin istek listelerinin başında yer alırken Cook Adaları Başbakanı Mark Brown ABD’nin angajmanını sadece yıllık zirvelerle sınırlamaması çağrısında bulundu.

Brown, “Üzerinde mutabık kalınan bir eylem planı doğrultusunda yıl boyu süren çabalar olmalı ve sahada dönüştürücü eylemler gerçekleştirmek için gerekli kaynaklarla desteklenmelidir” dedi.

Pasifik ülkeleri 2022 zirvesinde açıklanan birçok taahhüt için hala finansmanın serbest bırakılmasını bekliyor. Örneğin Biden geçen yıl Pasifik adalarına yardım için genişletilmiş programlara 810 milyon dolar harcamayı taahhüt etmişti ancak bu fonlar henüz Kongre tarafından onaylanmadı.

Washington’un bu ve diğer vaatleri yerine getirip getirmeyeceği, özellikle de bazı girişimlerin finansman yetersizliği nedeniyle geri çekilebileceği düşünüldüğünde, son zirvenin uzun vadedeki etkinliğini belirleyecektir.

Öncelikler ve çıkarlar farklı

Diğer yandan bu ülkeler ABD’nin yeniden angajmanını memnuniyetle karşılarken, bu Çin’le ilişkilerini kesecekleri anlamına da gelmiyor. Örneğin Papua Yeni Gine, ABD ile bir savunma işbirliği anlaşması imzalamış olmasına rağmen Çin ile bir serbest ticaret anlaşması imzalamayı sürdürüyor.

Uzmanlara göre Pasifik ülkelerinin bu dengeyi korumalarının temel nedeni, bu ülkelerle ABD’nin öncelikleri arasındaki “temel uyumsuzluk”. Washington’ın bölgedeki önceliği güvenlik odaklı ve Çin’i çevreleme stratejisi doğrultusunda adımlar atıyor. Örneğin, 2026 yılında ABD’nin ufuk ötesi radar sistemlerine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Palau’da Patriot hava savunma füzelerinin kalıcı olarak konuşlandırılması adayı olası bir çatışmada Çin’in hedefi haline getirecektir.

Ayrıca Pasifik devletlerinin çoğu iklim değişikliği de dahil olmak üzere kendi kalkınma ihtiyaçlarıyla ilgileniyor. Onlar için güvenlik önceliği ABD’nin Çin ve Tayvan’la ilgili endişeleri değil, iklim krizinden kaynaklanan tehditler. Dolayısıyla bu çıkar farklılıklarının ortasında zirvenin ABD’nin Pasifik stratejisine ne gibi somut faydalar sağlayacağı belirsizliğini koruyor.

Global Times: ABD boş sözler dışında ne sunabilir?

Washington’daki zirveyi bu bağlamda değerlendiren Çin’in Global Times gazetesi, “Boş sözler dışında ABD Pasifik ülkelerine ne sunabilir” diye yazdı. Biden yönetiminin artık Çin’in Pasifik’teki etkisine karşı koyma planlarını yalanlamadığını söyleyen analizde, “Batı medyası bu zirvenin ‘Washington’un uzun zamandır kendi arka bahçesi olarak gördüğü stratejik bir bölgeye Çin’in daha fazla girmesini engellemeye yönelik bir ABD cazibe saldırısının parçası’ olduğunu açıkça ifade etmiştir” denildi.

Pasifik ada ülkeleri için en büyük endişelerin iklim değişikliği, ekonomik kalkınma ve sosyal istikrar olduğu vurgulanan yazıda, Çin’in Güney Pasifik ülkeleriyle “tam saygıyı” ve “karşılıklı fayda sağlayan işbirliğini” desteklediği, buna karşılık ABD’nin “yardım kisvesi altında aslında kendi ideolojisini teşvik ettiği” ve Pasifik ada ülkelerini ABD’nin piyonları haline getirerek bölgeyi Çin karşıtı ittifakına çekmeye çalıştığı” ifade ediliyor.

ABD’nin Güney Pasifik bölgesini uzun zamandır ihmal ettiği kaydedilirken, son yıllarda Çin’in Güney Pasifik bölgesi ile işbirliği güçlendikçe bunu kendi hegemonik statüsüne yönelik bir tehdit ve meydan okuma olarak algılayan Washington’ın bölgeye olan ilgisini artırdığı vurgulanıyor.

ABD, Pasifik ada ülkelerini Hint-Pasifik stratejisine dahil etmeyi umsa da, bu ülkelerin Çin ve ABD arasındaki rekabette taraf tutmak istemediği ve bunda kendileri için bir fayda görmedikleri belirtiliyor.

Amerika

Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Yayınlanma

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.

ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.

Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.

Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.

Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı

Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.

El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.

El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.

Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.

Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.

The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.

Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.

Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı

Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.

El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.

Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.

El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.

Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.

Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.

Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi

Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.

Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.

El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.

Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.

Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English