Ortadoğu
Biden yönetimi giderayak Gazze vizyonunu açıkladı

Görevden ayrılmak üzere olan ABD Dışişleri Bakanı, Hamas’ın kaybettiği kadar üye kazandığını belirtti ve İsrail’in “sonrası planı”na Ramallah’ı dahil etmeme konusundaki ısrarını eleştirdi.
Görev süresinin sona ermesine bir hafta kala, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Joe Biden yönetiminin savaş sonrası Gazze’ye ilişkin vizyonunu açıkladı. Blinken, Gazze’nin yönetiminde Filistin Yönetimi’nin önemli bir rol üstlenmesi gerektiğini savundu. Ancak bu fikir, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun hükümeti tarafından şiddetle reddediliyor.
Atlantik Konseyi’nde savaşın pek çok yönüne ve Orta Doğu’nun genel durumuna değinen uzun bir konuşma yapan Blinken, özellikle İsrail’in Hamas’ın yerini alacak bir plan hazırlamayı reddetmesini eleştirdi. Blinken, 15 aylık savaşta Hamas’ın kaybettiği kadar savaşçı topladığını belirtti.
Blinken, görevden ayrılacak olan yönetimin, önerilen yol haritasını Başkan seçilen Donald Trump’ın ekibine devredeceğini ve bu ekibin, İsrail ile Hamas arasında bir ateşkes anlaşması sağlanması durumunda planı uygulamaya alabileceğini söyledi.
Gazze’nin geçici yönetimi için uluslararası iş birliği
Blinken, Filistin Yönetimi’nin uluslararası ortakları davet ederek Gazze’de geçici bir yönetim oluşturmasını ve bunun bankacılık, su, enerji, sağlık ve İsrail ile sivil koordinasyon gibi temel sektörlerden sorumlu olmasını önerdiğini belirtti. Uluslararası toplumun bu geçici yönetime finansman, teknik destek ve denetim sağlayacağını söyledi, ancak bu girişimi tam olarak kimin finanse edeceği konusunda ayrıntı vermedi.
Blinken, bu komitenin Gazze topluluklarıyla istişare edilerek oluşturulacağını ve Filistin Yönetimi ile Gazze’den temsilcileri içermesi gerektiğini söyledi. Komite, Gazze’nin yeniden inşa sürecini denetlemek üzere atanacak üst düzey bir BM yetkilisiyle yakın çalışacak. Bu geçici komite, mümkün olan en kısa sürede reformdan geçirilmiş bir Filistin Yönetimi ile değiştirilecek.
Güvenlik misyonu ve İsrail-Filistin ilişkileri
Geçici güvenlik misyonunun, ABD’nin müttefiki olan ülkelerden gelen askerlerle seçilmiş Filistinli personelden oluşacağını belirten Blinken, bu misyonun sınır güvenliği ve kaçakçılığın önlenmesinin yanı sıra insani yardımın güvence altına alınmasından da sorumlu olacağını söyledi.
Blinken, bazı ABD müttefiklerinin geçici misyona güvenlik güçleriyle katkıda bulunmaya hazır olduklarını ifade ettiklerini, ancak bu desteği İsrail’in iki devletli çözüme giden yolun bir parçası olarak Batı Şeria ve Gazze’nin reformdan geçirilmiş bir Filistin Yönetimi altında yeniden birleşmesine izin vermesi şartına bağladıklarını açıkladı ki bu, Netanyahu’nun defalarca reddettiği bir konu.
ABD’nin, Gazze için Filistin Yönetimi liderliğinde bir güvenlik gücü eğitme, donatma ve denetleme girişimi başlatmayı planladığını da belirtti. Bu güvenlik gücü, geçici güvenlik misyonunun görevlerini yavaş yavaş devralacak. Tüm bu çerçeveler, BM Güvenlik Konseyi kararında yer alacak.
Blinken’ın planına dair tartışmalar ve eleştiriler
Blinken’ın konuşması, Biden yönetimi içinde tartışmalara yol açtı. Bazıları, bu planın Netanyahu tarafından siyasi kazanç için kullanılabileceğini savundu. Diğerleri ise bunun rehinelerle ilgili müzakerelere zarar verebileceğini iddia etti. The Times of Israel’e konuşan bir ABD yetkilisi, bu planın bu şekilde açıklanmasının, Trump yönetiminin bunu benimseme olasılığını azalttığını söyledi. Yeni yönetim, genellikle önceki ekibin girişimlerini sürdürmekten kaçınmayı tercih ediyor.
Devam eden ateşkes ve rehine anlaşması müzakerelerine değinen Blinken, Amerikalı, Katarlı ve Mısırlı arabulucuların pazar günü İsrail ve Hamas’a nihai bir teklif sunduğunu belirtti. İsrail’in anlaşmayı kabul ettiğini ima ederek “Top artık Hamas’ın sahasında. Hamas kabul ederse anlaşma imzalanıp uygulanmaya hazır” dedi.
Konuşmasında “Ateşkes sağlayacağımıza inanıyorum” diye ekledi: “İster yönetimimizin kalan günlerinde, ister 20 Ocak’tan sonra varalım, anlaşma Başkan Biden’ın geçen Mayıs ayında ortaya koyduğu ve yönetimimizin dünyayı arkasında topladığı anlaşmanın şartlarını yakından takip edecektir.”
İsrail karşıtı protestolar
Blinken’ın konuşması, ilk 15 dakikada üç kez İsrail karşıtı protestocular tarafından kesildi. Protestocular, Blinken’ı “soykırımı kolaylaştırmakla” suçladı.
Bir protestocu, “Sonsuza kadar Kanlı Blinken olarak bilineceksin, soykırım sekreteri” diye bağırdı. Başka bir protestocu ise, “Sen bir savaş suçlususun” diyerek bağırdı.
Blinken sakinliğini koruyarak, bir protestocuya, “Görüşlerinize saygı duyuyorum. Lütfen benimkileri de paylaşmama izin verin” dedi.
Sürekli savaş için reçete
Blinken, İsrail’in Hamas yönetimine karşı uygulanabilir bir alternatif sunmamasını ve bu nedenle İsrail ordusunun Gazze’de daha önce temizlediği bölgelere tekrar dönmek zorunda kalmasını eleştirdi.
“İsrail hükümetine uzun zamandır Hamas’ın yalnızca askeri mücadele ile yenilemeyeceğini, açık bir alternatif, savaş sonrası plan ve Filistinliler için inandırıcı bir siyasi ufuk olmadan, Hamas’ın ya da benzer şekilde tehlikeli bir oluşumun yeniden büyüyeceğini söylüyoruz” dedi.
Blinken, “7 Ekim’den bu yana Gazze’nin kuzeyinde olan tam da bu. İsrail ne zaman askeri operasyonlarını tamamlayıp geri çekilse Hamas militanları yeniden toparlanıp ortaya çıkıyor çünkü boşluğu dolduracak başka bir şey yok. Gerçekten de Hamas’ın neredeyse kaybettiği kadar yeni militan devşirdiğini değerlendiriyoruz. Bu da isyan ve sürekli savaş için bir reçetedir” dedi.
Çatışmanın sonuçları ve iki devletli çözüm çağrısı
Blinken hem İsrail hükümetini hem de Filistin Yönetimini son birkaç yıldaki bazı politikaları nedeniyle eleştirdi.
Blinken, “İsrailliler, [Batı Şeria’nın] fiili ilhakını İsrail demokrasisine, itibarına ve güvenliğine bir maliyeti ve sonucu olmadan gerçekleştirebilecekleri efsanesini terk etmelidir” dedi.
“İsrail son on yılda hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde resmi yerleşim yerlerini genişletip arazileri kamulaştırırken, yasadışı karakollardaki eşi benzeri görülmemiş büyümeye göz yumuyor. Aşırılık yanlısı yerleşimcilerin Filistinli sivillere yönelik şiddet içeren saldırıları rekor seviyelere ulaştı” diye yakındı.
Blinken, İsrail’in Filistin Yönetimi’nin Gazze’de bir yer edinmesine izin vermeyi ve Filistin devletinin kurulması için zamana bağlı, koşullara dayalı bir yaklaşımı kabul etmeyi reddetmesinin, diğer uluslararası aktörlerin İsrail’in Gazze’nin yeniden inşasına yardım etme çağrısını kabul etmesini engellediğini söyledi.
Blinken, İsrail’in Filistinlileri ulusal haklardan yoksun bir “yok sayılan halk” olarak görmeye devam edemeyeceğini savundu. “Yedi milyon İsrailli Yahudi ve yaklaşık beş milyon Filistinli aynı topraklarda kök salmış durumda. Hiçbiri bir yere gitmiyor” dedi.
İsrail hükümetine, Filistinlilerle nasıl bir ilişki istediğine karar vermesi gerektiğini söyledi. Blinken, uluslararası toplumun savunduğu iki devletli çözümün, Hamas’ın hedeflerine ters düştüğünü ve örgütün 7 Ekim saldırısının bu çözümü baltalamayı amaçladığını iddia etti.
Buna karşın, Blinken Filistin Yönetimi’nin reformlar gerçekleştirme konusunda başarısız olduğunu ve bu durumun İsrail’in Ramallah’ı meşru bir ortak olarak görmesini zorlaştırdığını ifade etti. Özellikle Filistin Yönetimi’nin yolsuzlukları kontrol altına alamamasını ve halk desteğini artıracak bir liderlik sergileyememesini eleştirdi.
Gazze’deki savaşın tehlikeli yankılarına değinen Blinken, “İnsanlar ne kadar çok acı çekerse, karşı tarafın acılarına o kadar az empati duyuyor” dedi.
Blinken “Arap ve Müslüman dünyasının büyük bir çoğunluğu, 7 Ekim’in hiç yaşanmadığına ya da eğer yaşandıysa bunun İsrail’in askeri birliklerine yönelik meşru bir saldırı olduğuna inanıyor. İsrail’de ise Gazze’deki koşullar ve oradaki insanların her gün neler yaşadığı hakkında neredeyse hiç haber yapılmıyor. Bu insanlıktan çıkma süreci, çatışmanın en büyük trajedilerinden biridir” diye devam etti.
Blinken, ABD’nin İsrail ve Filistin arasındaki çatışmanın çözümü için iki tarafla da çalışmaya devam edeceğini, ancak bunun yalnızca tarafların kendilerinin de çözüme inanması durumunda mümkün olacağını söyledi. “Filistin halkının haklarını ve haysiyetini tanımayan bir çözüm sürdürülebilir olmayacaktır” dedi.
Blinken, konuşmasını uluslararası toplumun ve bölge aktörlerinin birlikte çalışması gerektiğini vurgulayarak sonlandırdı, “Savaşın son bulması yalnızca bir başlangıç. Gerçek barış, çok daha derin bir çaba ve karşılıklı anlayış gerektirir” dedi.
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









