Bizi Takip Edin

Avrupa

Birleşik Krallık’ta BBC krizi sürüyor

Yayınlanma

Donald Trump’ın konuşmasının izleyicileri yanlış yönlendirdiği iddiaları üzerine iki tepe yöneticisi istifa eden İngiliz devlet yayıncısı BBC, yasal tehditler ve fon krizi ile de karşı karşıya.

ABD Başkanı Donald Trump pazartesi günü, devlet tarafından finanse edilen kurumun haberlerinde tarafgirlik iddiaları üzerine Genel Müdür Tim Davie ve BBC News genel müdürü Deborah Turness’ın istifasından sadece birkaç saat sonra, BBC’ye karşı yasal işlem başlatmakla tehdit etti.

Başkan Trump, BBC’yi “tahrif edilmiş” bir konuşma nedeniyle 1 milyar dolarlık tazminat davası açmakla uyardı.

İngiliz sağının önde gelen isimleri ile Trump ve müttefikleri tarafından da gündeme getirilen bu anlaşmazlık, BBC yöneticilerinin uyması gereken kurallar ve en önemlisi finansman şekli konusunda bakanlarla zorlu bir müzakere sürecine girmeye hazırlandığı bir dönemde ortaya çıktı.

Bu müzakerelerin sonucu, bir zamanlar imparatorluğun sesi olan bu tarihi İngiliz yayıncının mevcut haliyle ayakta kalıp kalmayacağını belirleyecek.

Trump’ın müttefiki, Reform UK’in lideri ve ülkenin bir sonraki başbakanı olabilecek Nigel Farage, destekçilerinin tezahüratları eşliğinde pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, “Sadece iki çalışanı kovmak, BBC’nin derinliklerinde yatan ve onlarca yıldır süregelen kültürel sorunları ortadan kaldırmaz,” dedi.

Farage, BBC’nin küçülmesini istiyor

Farage’ın hedefinde bir başka konu da, BBC’nin on yıllardır süren ve hanelerin ödediği yıllık ücrete dayanan finansman modelinin yeniden düzenlenmesi.

Farage, “Bu Trump ile ilgili değil. Trump, son haftalarda, aylarda ve hatta on yıllarda gördüklerimizin son damlası,” dedi.

Kriz, Britanya’nın liberallerini zor durumda bıraktı. Liberal Demokrat Parti lideri Ed Davey, Başbakan Keir Starmer, Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch ve Reform lideri Nigel Farage’a gönderdiği mektupta, İngiliz politikacıları BBC’yi savunmaya çağırdı ve “BBC, Trump’a değil, Britanya’ya aittir,” uyarısında bulundu.

BBC’nin son krizi, geçen hafta Telegraph gazetesinin kanalın eski standartlar danışmanı Michael Prescott tarafından yazılan ve içeriğindeki bir dizi iddia edilen eksikliği ele alan bir notu yayınlamasıyla tetiklendi.

Bu eksiklikler arasında transseksüel konular, Gazze’deki savaş ve Trump’ın başkanlığı yer alıyordu.

BBC’nin tepe yöneticileri, Trump’ın konuşmasını tahrif eden belgesel nedeniyle istifa etti

En ağır suçlama, Panorama programındaki görüntülerin, ABD başkanının Ocak 2021’de destekçilerine “Kongre’ye yürüyeceğiz ve ben de sizinle birlikte orada olacağım, savaşacağız. Sonuna kadar savaşacağız,” dediğini yanlış bir şekilde ima etmek için seçici bir şekilde düzenlendiği iddiasıydı.

Aslında bu sözler, neredeyse bir saat arayla yapılan konuşmanın farklı bölümlerinden alınmış ve Trump’ın destekçilerine “barışçıl ve vatansever bir şekilde sesinizi duyurun” dediği bölüm atlanmıştı.

BBC, uzun süredir tüm siyasi kesimlerden, “bir tarafı diğerine tercih etmemesi” gerektiğini belirten yönetim tüzüğüne uymadığı yönündeki suçlamalara maruz kalıyordu. Fakat pazartesi günü BBC Başkanı Samir Shah, bir özür metni yayınlayarak “yanlış karar” için kamuoyundan özür diledi.

Yayıncının yeni sözleşmesi müzakere ediliyor

BBC, Kraliyet İmtiyazı anlaşması uyarınca, yayıncı, televizyon izleyen veya kaydeden ya da BBC iPlayer’ı izleyen her hanenin ödemesi gereken lisans ücretiyle finanse ediliyor.

Mevcut İmtiyaz 2017’de başladı ve 31 Aralık 2027’ye kadar geçerli. Müzakereler henüz başlangıç aşamasında ama görüşmelere aşina olan kişiler, bakanların vergileri artırdığı bir dönemde finansman konularının gündemi domine edeceğini söylüyor.

İmtiyazın yenilenmesini yöneten Kültür Bakanı Lisa Nandy, ocak ayında lisans ücretine alternatifler hakkında “oldukça radikal” düşündüğünü ve abonelik modelini de göz ardı etmediğini söyledi.

BBC lisans ücretini uzun süredir eleştiren Farage, yayıncının “kendini toparlamaması” halinde milyonlarca kişinin ödemeyi “reddedeceğini” söyledi.

BBC anketine göre izleyicilerin üçte birinden fazlası kurumun bağımsızlığından şüpheli

Beyaz Saray, Farage’ın yeni kanalına açık destek verdi

Farage, sağ eğilimli GB News’in yıldız sunucusu olarak ticari yayıncılık sektöründe de söz sahibi. Trump’ın basın sekreteri Karoline Leavitt, X’te yaptığı bir paylaşımda, yeni kurulan kanala destek vererek, “@BBCNews, Trump karşıtı sahte haberler yayınladığı için ölüyor. Herkes @GBNEWS’i izlemeli!” dedi.

Muhafazakâr Gölge Kültür Bakanı Nigel Huddleston ise, “BBC, neden giderek daha fazla insanın lisans ücretini ödemek istemediğine çok dikkat etmelidir, çünkü bunu paralarının karşılığını almadıklarını düşünüyorlar ya da içeriğe katılmıyorlar,” uyarısında bulundu.

Fakat son İmtiyaz müzakerelerine katılan eski Muhafazakâr kültür bakanı John Whittingdale, finansmanın “tamamen ayrı bir tartışma konusu” olduğunu ileri sürdü.

Whittingdale, “BBC’ye nasıl ödeme yapacağınız konusu, editoryal konularla tamamen ayrı tutulmalı, çünkü BBC’nin bağımsızlığı hâlâ çok önemli bir ilke,” dedi.

Başbakanlık, BBC’nin kurumsal olarak önyargılı olduğuna inanmadığını vurgulayarak, dezenformasyon çağında yayıncının “hayati rolünü” işaret ederek tartışmayı hafifletmeye çalıştı.

Muhafazakârlardan “yumuşak güç” hatırlatması

Hem Muhafazakârlar hem de Reformcular, BBC’yi yok etmek gibi bir niyetleri olmadığını ısrarla belirtiyorlar.

Huddleston Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “BBC’nin bir geleceği var, çünkü güçlü bir küresel markaya sahip, fakat güvenilirliğini ve itibarını korumak için tarafsızlık ilkesine bağlı kalmalı ve haber ve güncel olaylar programlarının kendi editoryal kurallarına uygun olmasını sağlamalı,” dedi.

BBC’nin savunucularının yayıncıya finansman sağlanması lehine öne sürdükleri temel argümanlardan biri, 40’tan fazla dilde haber sunan BBC World Service gibi girişimler aracılığıyla oynadığı “yumuşak güç” rolü. Fakat BBC, tasarruf sağlamak amacıyla bu yıl işten çıkarmalar yaptı.

Muhafazakâr milletvekili Julian Smith, BBC yönetim ekiplerinin çok daha hızlı, titiz, siyasi güven ve anlayışla ele alınması gereken iç skandallara, editoryal ve kurumsal sorunlara odaklanmış olmasının talihsiz olduğunu söyledi.

Smith, “Bu, BBC’nin küresel erişimi ve bunun yabancı yumuşak güce olası etkisi konusunda hükümete nasıl en fazla fayda sağlanacağı ve gerektiğinde nasıl savunulacağı konusundaki odaklanmanın kaybedilmesine neden oldu,” dedi.

Whittingdale ise BBC’yi “olağanüstü iyi bir yayıncı” olarak nitelendirerek “BBC’ye ihtiyacımız var” dedi.

BBC’ye “yayınlarında İsrail karşıtı önyargı” suçlaması

BBC’deki “iç darbe”nin arkasındaki isim kim?

Öte yandan BBC yönetim kurulu içerisindeki Muhfazakâr Parti bağlantılı bir ismin, iki yöneticinin istifasında önemli bir rol oynadığı öne sürülüyor.

The Guardian’da yer alan habere göre bu isim, Muhafazakârların eski danışmanlarından Robbie Gibb. Gibb, Davie ve Turness’in istifalarından önce yapılan iç yönetim kurulu toplantılarında BBC’nin Donald Trump, Gazze ve trans hakları ile ilgili haberleri hakkında eleştirilerini dile getirdi.

Kaynaklar gazeteye, Gibb’in BBC’nin editoryal yönergeleri ve standartlar komitesinin eski bağımsız dış danışmanı Prescott’ın notunu tartışan iki BBC yönetim kurulu toplantısında “saldırıyı yönettiğini” söyledi.

Bu toplantıların sonuncusu geçen perşembe günüydü: Bu toplantı, Davie ve Turness, Prescott’un “önyargı” iddiaları üzerine çıkan tartışmaların şiddetlenmesi üzerine BBC’deki görevlerinden istifa ettiklerini açıklamadan üç gün önceydi.

BBC’nin üst kademelerinde yaşanan dramatik çöküş, kurum içinde öfkeli tepkilere yol açtı. Bir kaynak The Guardian’a “Şüphesiz bu bir darbeydi” dedi.

BBC’nin medya muhabiri Katie Razzall ve en önemli siyasi sunucularından Nick Robinson, yönetim kurulu ile bir anlaşmazlık yaşandığını, haber yöneticilerinin bir özür metni yayınlamak istediklerini ama yönetim kurulunun bunu engellediğini söyledi.

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English