Amerika
Bolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı

Bolivya İşçi Merkezi (COB), köylü sendikaları ve madenciler tarafından öncülük edilen iki haftadır süren yol kapatmaları Bolivya Cumhurbaşkanı Rodrigo Paz’ın yönetimini krize sürükledi.
Paz, göreve gelmesinden altı aydan kısa bir süre sonra yaygın protestolar ve barikatlar nedeniyle siyasi başkent kuşatma altında kalırken, giderek derinleşen bir krizle karşı karşıya.
İşçi ve köylülerin eylemleri La Paz’daki pazarları boşalttı ve hastanelerin hayati önem taşıyan oksijen stoklarını tüketti.
Pazartesi günü, eski Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales’in destekçileri, başkentte polisle çatıştı.
Protestocular cumhurbaşkanının istifasını talep ediyor ve Paz’ın devletin neoliberal yeniden dönüşümüne öncülük eden “reformlarının” geri çekilmesini istiyor.
Paz cuma günü, barikatlar neredeyse tüm ülkeyi saracak şekilde genişlemesine rağmen, “Demokrasiyi yok etmeye çalışanlar hapse girecek,” diye uyardı.
COB, ücret artışları talep ederek protestolara başlarken, köylü sendikaları ise düzenli benzin tedariki talep ediyordu. Madenciler ise ek maden alanlarına erişim için ayrı müzakereler yürütüyor. Devlet okulu öğretmenleri de maaş iyileştirmeleri konusunda ayrı görüşmeler yapıyor.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü José Luis Gálvez, Evo Morales’e atıfta bulunarak, “Bu talepler büyük ölçüde mevcut gerçeklere uygun bir şekilde ele alındı; fakat demokrasimizi istikrarsızlaştırmaya çalışan karanlık güçler var,” dedi.
Göstericilerin ortak talebi Cumhurbaşkanı Paz’ın istifası
COB’un yanı sıra Tupac Catari Tek İşçi Federasyonu, ülke çapında barikatlar kurdu. Madenci kooperatifleri, 14 Mayıs’ta Plaza Murillo’ya girmeye çalışan dinamit taşıyan göstericiler gönderdi.
Başlangıçta hükümetin baskı altında yürürlükten kaldırdığı bir tarım reformu önlemi olan 1720 sayılı yasaya karşı harekete geçen çiftçi örgütleri, bu tavizin öfkelerini dindirmek için yetersiz kalması üzerine Paz’ın istifasını talep ederek sokaklarda kalmaya devam etti.
Morales’in kendi destekçileri olan ve Chapare tropik bölgelerinde örgütlenen Evistalar, 18 Mayıs’ta mevcut protestolarla birleşmek üzere La Paz’a doğru altı günlük bir yürüyüş başlattı.
Katolik piskoposlar konferansı, insani bir ara verilmesi ve diyalog çağrısında bulunarak, altmış yedi barikatın hastanelerde gıda, ilaç ve oksijen sıkıntısına yol açtığını ve üç kişinin ölümünün doğrudan barikatlara atfedilebileceğini belirtti.
Paz hükümeti bölünmüş durumda
Paz, “iflas etmiş bir devlet” devraldığını tekrarlıyor ama muhalifleri, geçen yıl yakıt kıtlığı ve %20 civarında seyreden enflasyon oranıyla karakterize edilen son 40 yılın en kötü krizine karşı gösterdiği yavaş tepki nedeniyle onu eleştiriyor.
Patron kuruluşlarına göre, devam eden protestolar ve yol kesintileri Bolivya ekonomisine günde 50 milyon dolardan fazla zarar veriyor ve yaklaşık 5.000 aracı otoyollarda mahsur bırakıyor.
Son yirmi yıldır Morales ve ardından Luis Arce liderliğinde Bolivya’yı yöneten Sosyalizme Doğru Hareket (MAS), iki eski lider arasındaki şiddetli çekişmenin ardından geçen yılki seçimlerde tarihi bir yenilgiye uğramıştı.
Morales, geçtiğimiz günlerde X platformunda yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Hükümet ve sağ, benim siyasi bir ceset olduğumu ve kimseyi harekete geçiremeyeceğimi iddia ediyor ama yine de beni suçlamaya devam ediyorlar. Yakıt, gıda ve enflasyon gibi yapısal talepler çözülmediği sürece ayaklanma bastırılamayacak.”
MAS döneminin bitişi, Bolivya’nın siyasi manzarasını derin bir bölünmeye sürükledi ve hiçbir parti tek başına baskın bir güç olarak ortaya çıkamadı.
Paz sürpriz bir seçim zaferi elde etti fakat iktidara gelmesini sağlayan Hıristiyan Demokrat Parti, meclis içinde kısa sürede bölündü. Bu arada cumhurbaşkanı, başkan yardımcısı ve eski polis memuru Edman Lara ile açık bir çekişme içinde olmaya devam ediyor.
Paz, uluslararası güçlerden çeşitli yatırım ve kredi taahhütlerini garantilese de, bu fonların çoğu henüz hayata geçirilemedi.
İlk adım olarak, yakıt sübvansiyonlarını kaldırdı; fakat bu, daha önceki kıtlıklardan bıkmış halk arasında protestolara yol açmadı. Bununla birlikte, hükümetin ithal ettiği düşük kaliteli benzin, araçlarına verilen zarardan dolayı ulaştırma işçileri arasında protestolara neden oldu.
“Kalitesiz benzin” skandalı, ulaştırma işçileri arasında bir dizi grev ve protesto dalgasına yol açarken, devlet petrol şirketinde iki üst düzey yetkilinin istifasına da neden oldu.
ABD’den Paz hükmetine destek
Bolivya’da devam eden protestolar ve barikatlar, tüm bölgeyi endişelendiriyor.
Şili’den Kosta Rika’ya kadar sekiz Latin Amerika hükümeti, kısa süre önce “demokratik düzeni sarsmayı amaçlayan her türlü eylemi” reddeden ortak bir bildiri yayınladı.
Komşu ülke Arjantin ise, ülkedeki kıtlığı gidermek amacıyla bir haftalık insani yardım hava köprüsü başlatacağını duyurdu.
Bolivya ile ilişkilerini yeniden kurmaya çalışan ABD, “Bolivya halkının barış, güvenlik ve istikrarı için düzeni yeniden tesis etme” yönündeki Paz’ın çabalarını desteklediğini açıkladı.
Salı günü, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau, X’te yaptığı açıklamada, Bolivya’nın meşru hükümetine ABD’nin desteğini teyit etmek için Paz ile görüştüğünü söyledi.
Landau ayrıca, barikat ve ayaklanmaların organizatörlerini kınadı ve kanıt sunmadan, bunların organize suç ve uyuşturucu kaçakçılarının desteğini aldığını iddia etti.
Özellikle Brezilya ve Kolombiya’yı Rodrigo Paz’ı desteklemeye çağıran Landau, ABD Başkanı Donald Trump ve yönetiminin, “hükümet ve düzen karşıtı güçlerin” galip gelmemesini sağlamak için çalıştığını garanti etti.
Landau, “Bolivya’daki umut verici yeni başlangıcın başarısız olması durumunda bunu derinden üzülürüm. Amerika kıtasındaki tüm ülkeler için bu tür bir medeniyetsiz davranışa tanık olmak kötü olur,” dedi.
Marco Rubio’nun yardımcısı, özellikle Arjantin’in Paz yönetimine verdiği desteği övdü ve “tüm yükün” ABD’ye binmemesi gerektiğini belirtti.
Sağcı Paz hükümetinin Trump ile ittifakı gelişiyordu
Nisan ayında Bolivya ve Amerika Birleşik Devletleri, lityum da dahil olmak üzere kritik mineraller konusunda bir mutabakat zaptı imzalayarak bilgi paylaşımı için bir çerçeve oluşturdu ve işbirliği olanaklarını araştırmaya başladı.
Washington ise tedarik zincirlerini güvence altına alma konusundaki ilgisini kamuoyuna açıkladı. Anlaşma, Paz hükümeti tarafından, Bolivya’nın lityumunu nihayet uluslararası pazarlara ulaştıracak bir teknolojik ortaklığın ilk adımı olarak sunuldu.
Paz hükümeti ayrıca, Şubat 2026’da Bolivya’nın ABD Uyuşturucu ile Mücadele İdaresi’nin (DEA) La Paz’da kalıcı bir operasyonel varlık kurmasına izin vermeyi kabul ettiğini doğruladı.
Bu karar, Morales’in 2008 yılında bu kurumu ülkeden sınır dışı etme kararını tersine çevirdi.
Morales dönemindeki karar, DEA’nın faaliyetlerinin gerçek bir uyuşturucu ile mücadele çabası olmaktan ziyade MAS hükümetine yönelik siyasi gözetim ve müdahale niteliğinde olduğu yönündeki somut suçlamalara dayanıyordu. Bu olay, Bolivya’nın Washington’un güvenlik aygıtından egemen bağımsızlığını ilan etmesinin belirleyici sembollerinden biri haline gelmişti.
Paz hükümeti, bu kararın geri alınmasını “profesyonel bir kolluk düzenlemesi” olarak sundu. Dışişleri Bakanı Aramayo, kurumun işbirliği alanlarının ve operasyonel sınırlarının kesinleştirilmesi için müzakerelerin halen sürdüğünü belirtti.
Kolombiya’dan Bolivya halkına karşı katliam uyarısı
Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, göstericilerin tarafını tutarken, baskıların artması halinde “Bolivya halkının ezilmesi” ve bir “katliam” yaşanacağı uyarısında bulundu.
Arjantin hükümeti ise Bolivya’ya isyan bastırma malzemesi sevk ettiği şüphesiyle karşı karşıya. Buenos Aires’te muhalefet milletvekilleri, Bolivya’ya giden “Hercules C-130” tipi kargo uçakları hakkında açıklama talep ediyor.
Solcu Alianza Popular (AP) partisinden milletvekili Rolando Pacheco, uçakların Javier Milei hükümetinin iddia ettiği gibi insani yardım taşımadığını, aksine gösterileri bastırmak için polis ve askeri operasyonlara yönelik ekipman taşıdığını düşünüyor.
Arjantin’deki dijital platformlar üzerinden yerli halka karşı nefret kampanyaları körükleniyor. Aynı zamanda, Morales’e göre, Trump’ın müttefiki olan ABD’li paralı asker şirketi Academi’nin (eski adıyla Blackwater) kurucusu Erik Prince, “isyan halindeki halk hareketlerine” karşı bir müdahale çağrısında bulundu.
Yeni “Kondor Operasyonu” tehdidi
Öte yandan Bolivya hükümeti ve zenginlerinin, Latin Amerika’daki sağcı hükümetler ve ABD ile birlikte işçi-köylü isyanını zor yoluyla bastırmak için harekete geçeceği endişesi artıyor.
Morales, 1970’lerde Latin Amerika’daki devrimci gerilla hareketlerini kontrgerilla yöntemleri ile bastırmak için başlatılan “Kondor Operasyonu”nun yeni bir versiyonu olan “Kondor Planı 2026”tan söz ediyor.
Bu kod adı altında, faşist Güney Amerika diktatörlükleri, 1970’lerde ABD istihbarat kurumlarının rehberliğinde binlerce muhalif figürü öldürmüş, kaybetmiş veya onlara işkence etmişti.
Buna paralel olarak, Bolivya’nın iktisadi elitleri protestoculara karşı harekete geçiyor. Santa Cruz’da aşırı sağcı “Pro Santa Cruz Vatandaş Komitesi” perşembe günü (21 Mayıs) bir “Demokrasi Yürüyüşü” çağrısı yaptı.
Cochabamba ve La Paz’da ise “Pititas” olarak adlandırılan varlıklı mahallelerin sakinleri, barikatlara karşı gösteriler düzenledi ve protestoların başlıca organizatörü olarak Evo Morales’i sorumlu tuttu.
Morales ise Paz yönetiminin ABD ve bölgedeki sağcı hükümetlerle işbirliği içinde baskıyı yoğunlaştırabileceği konusunda uyarıyor. Bu durumdan en çok yerli halk ve sendikal hareketler etkilenecek.
Morales, 15 Mayıs’ta X platformunda yaptığı paylaşımda, ABD’nin Paz hükümetine, DEA ve ABD Güney Komutanlığı’nın desteğiyle kendisini gözaltına almak veya öldürmek amacıyla bir askeri operasyon düzenlemesini emrettiğini belirtti.
Morales, hükümetin operasyonun tamamlanmasının ardından general rütbesine terfi ettirip silahlı kuvvetler komutanı olarak atayacağına söz verdiği, Albay Franz Andrade Loza komutasındaki tropikal Chapare bölgesindeki Ordunun Dokuzuncu Tümeni de dahil olmak üzere belirli askeri birimlerin isimlerini verdi.
Ayrıca, Jeanine Áñez’in savunma bakanının eski yardımcısı Yarbay Carlos Giménez Ortuño komutasındaki bir F-10 biriminin de adını verdi.
Morales’in suçladığı sivil isimler arasında, güvenlik güçlerinin 60’tan fazla göstericiyi öldürdüğü 2003 Kara Ekim katliamının ardından Miami’ye kaçan Gonzalo Sánchez de Lozada’nın eski içişleri bakanı Carlos Sánchez Berzaín de vardı.
Morales ayrıca, Washington’da olduğu bildirilen Sosyal Savunma Bakan Yardımcısı Ernesto Justiniano’nun adını da verdi.
İddiaya göre belgeler, operasyona karşı çıkan polis memurları tarafından sızdırıldı.
Amerika
ABD’de istihdam verileri açıklandı

ABD hükümet dün yaptığı açıklamada, ülkede geçen ay 57.000 yeni istihdam yaratıldığını belirtti.
Bu rakam, analistlerin tahminlerinin yaklaşık yarısı kadar.
Nisan ve mayıs aylarına ait istihdam rakamları da sırasıyla 179.000 ve 172.000’den 148.000 ve 129.000’e aşağı doğru revize edildi.
Yine de, istihdam yaratımı geçen yılki durgunluğa kıyasla artış gösteriyor: İşverenler bu yıl aylık ortalama 92.000 yeni iş yaratırken, 2025 yılının ikinci yarısında ise her ay ortalama 8.000 iş kaybedilmişti.
Bu arada, %3,5’lik ortalama ücret artışı, %4,2’lik yıllık enflasyonun gerisinde kaldı.
Geçen ay istihdamın arttığı ve azaldığı sektörler şunlar:
- Restoran, bar ve otel sektöründeki istihdam, Dünya Kupası’nın istihdamı artıracağı yönündeki tahminlerin aksine 61.000 azaldı. Bazı iktisatçılar bunun, düşük gelirli tüketicilerin eğlence harcamalarını kısıtladığının bir işareti olabileceğini belirtiyor.
- İnşaat ve imalat sektörlerindeki istihdam sırasıyla 11.000 ve 3.000 kişi arttı; bu durum, devam eden yapay zeka veri merkezi inşaatlarını yansıtıyor olabilir.
- Sağlık ve sosyal yardım sektörü, yaklaşık 47.000 yeni iş yaratarak istihdamın ana itici gücü olmaya devam etti.
İstihdam artışındaki yavaşlamaya rağmen, iş arayanların sayısındaki azalma işsizlik oranını düşük tutuyor. İşsizlik oranı, mayıs ayındaki %4,3’ten geçen ay %4,2’ye geriledi.
Bunun nedeni kısmen, çalışan veya iş arayan kişi sayısının 720.000 azalmasıydı.
Uzmanlar, daralan işgücünün sadece verilerde görülen geçici bir durum olabileceğini söylese de, bunun nedeni daha katı göçmenlik politikaları ve “baby boomer” neslinin emekli olması da olabilir.
Dün hisse senetleri başlangıçta yükseldi, zira istihdam artışındaki zayıflama, Federal Rezerv’in faiz oranlarını artırma olasılığını da zayıflatıyor. Fakat gün sonunda hisse senetleri yatay bir seyir izledi.
Bu ay içinde faiz artışı gerçekleşme olasılığı, önceki gün %28,9’dan dün %18’in altına düştü.
Amerika
Peter Thiel: Papa, Çinli komünistler için çalışıyor

Peter Thiel, Papa XIV. Leo’yu yapay zeka düzenlemesi çağrısında bulunarak farkında olmadan “Çin komünist ajanı” olarak hareket etmekle suçladı.
Colorado’daki Aspen Fikir Festivali’nde yaptığı konuşmada Thiel, Demokrat Parti’de “demokratik-sosyalist bir iktidar devralımı” yaşanacağı konusunda da uyarıda bulundu.
Thiel, siyaset bilimci Francis Fukuyama ile birlikte kayıt altına alınmayan bir panelde konuşma yaptı. Gazetecilerin toplantı sırasında not almasına izin verildi.
Etkinlik sırasında Thiel, Vatikan’ı doğrudan hedef aldı ve ABD’li ilk papa olan Papa XIV. Leo’yu, yapay zekaya yönelik daha sıkı uluslararası denetim çağrısında bulunarak istemeden Çin’in çıkarlarını desteklemekle suçladı.
Mayıs ayında Leo, ilk genelgesi “Magnifica Humanitas”ta (“Muhteşem İnsanlık”) yapay zekanın “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” ilan etmiş ve bu teknolojiye yönelik daha kapsamlı uluslararası düzenlemeler çağrısında bulunmuştu.
Thiel, papanın mesajının bazı Amerikalıları etkileyebileceğini ama Çin’deki insanlar tarafından dikkate alınma ihtimalinin düşük olduğunu öne sürerek, bu genelgenin yapay zeka alanında “ABD ile Çin arasındaki yarış”ın yalnızca bir tarafını yavaşlatma tehlikesi taşıdığını savundu.
Thiel’e göre bu, Leo’nun “Çin komünistleri için çalıştığı” anlamına geliyor. Aspen’deki dinleyiciler, papayı bir Çin ajanı olarak nitelendiren bu sözleri kahkahalarla karşıladı.
Teknoloji milyarderi ile Vatikan arasındaki gerginlik yeni bir durum değil. Mart ayında Thiel, Roma’da, Kutsal Makam’dan sadece birkaç blok ötede, davetli katılımcılara özel Deccal üzerine bir konferans vermişti.
Konferansların Vatikan’ı tedirgin ettiği ve iki Katolik üniversitesinin bu etkinliklerin düzenlenmesinde yer almadıklarını kamuoyuna açıklamalarına neden olduğu bildirilmişti.
Thiel, Deccal’ın bir birey olarak değil, yapay zeka veya küresel ısınma gibi varoluşsal tehditlere karşı insanlığı koruyacağına söz vererek iktidarı ele geçiren bir dünya hükümeti olarak ortaya çıkabileceğini savunuyor.
“Tarihin Sonunda İnsanlık” başlıklı Thiel ve Fukuyama’nın tartışması, ikilinin 14 yıl önce yaptıkları son tartışmadan önemli ölçüde farklıydı.
2012’de ikili, büyük ölçüde Thiel’in “teknolojik durgunluk” olarak gördüğü durumun nedenlerine odaklanmış; gelir eşitsizliği, temiz enerji teknolojisindeki başarısızlıklar ve yüksek hızlı tren gibi ABD altyapı projelerindeki tıkanıklıkları tartışmıştı.
Önceki tartışmaları iktisadi meselelere odaklanırken, bu kez ikili Batı demokrasisinin daha geniş kapsamlı kaderini daha sert ifadelerle ele aldı.
Aspen panelinde Fukuyama, en büyük tehlikenin demokrasiyi ayakta tutan kurumlardan vazgeçmek olduğunu savundu.
Thiel ise bu görüşe, söz konusu kurumların kendilerinin felç edici birer motor haline geldiğini ve on yıllardır süren teknolojik durgunluğun Batı siyasetini daha büyük bir istikrarsızlığa ittiğini öne sürerek karşı çıktı: “Siyasetin bu tuhaf şekilde çığırından çıkması bana çok derin bir şey anlatıyor.”
Fukuyama’nın, artan aşırılıkçılığa rağmen liberal demokrasinin insanlığın en iyi siyasi sistemi olmaya devam ettiği yönündeki argümanına yanıt veren Thiel, “aşırı sol” güçlerin Amerikan siyasetinde giderek daha fazla hakimiyet kurduğu konusunda uyarıda bulundu.
Thiel, “Bence Demokrat Parti’de demokratik-sosyalist bir iktidar devralma yaşanacak,” dedi.
Thiel’in bu yorumları, kendilerini demokratik sosyalist olarak tanımlayanların Demokrat Parti içinde nüfuz kazanmaya başladığı bir dönemde geldi.
Thiel, “Cumhuriyetçi Parti o kadar da önemli değil. O daha önemsiz olan parti. Demokrat Parti giderse, bu ülkenin işi biter.”
ABD Bağımsızlık Bildirgesi’ni kabul etmesinin 250. yıldönümü arifesinde Thiel, Amerikan Devrimi’nin temelden yanlış anlaşıldığını da savundu.
“Tüm bu Trump karşıtı protestolar var: krallar istemiyoruz, hukukun üstünlüğünü istiyoruz,” diyen Thiel, Amerikan Devrimi’ni Kral III. George’a karşı bir mücadele olarak değil, milletvekillerinin “totaliter” bir kontrol uyguladığı, her şeye gücü yeten İngiliz parlamentosuna karşı bir isyan olarak tanımladı.
Thiel’in anlatımına göre, ABD Anayasası, İngiltere’nin “hukukçuların tiranlıkla yönetilen iktidarı”na karşı bir düzeltme olarak tasarlandı ve başkanlık makamı, “Kral III. George’dan daha güçlü” olacak şekilde kuruldu.
Thiel, ABD’nin anayasal sistemini, durgun, kurallara bağlı bir bürokrasi olarak tanımladığı günümüz Avrupa Birliği’nin sistemiyle karşılaştırdı.
Palantir kurucusu, “AB, hukukun üstünlüğüdür. Kötü bir yapay zeka gibidir,” dedi.
Thiel, kurucu ortağı olduğu yazılım şirketi Palantir’den ve şirketin Pentagon ile ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi dahil olmak üzere ABD federal kurumlarıyla olan yakın sözleşme ilişkilerinden bahsetti.
Ulusal güvenlik kurumlarıyla milyarlarca dolarlık iş yapmasına rağmen, şirketin “ABD derin devleti” ile “ayrılmaz bir bütün” olmadığını ileri sürdü.
Şirketin liderlerini “sadık-muhalif tipte insanlar” olarak nitelendiren Thiel, ne kendisinin ne de Palantir’in şu anki CEO’su Alex Karp’ın hükümet güvenlik iznine sahip olduğunu belirtti.
Thiel, teknoloji şirketlerinin sahip olduğu muazzam etkinin “ABD’nin gerçekten sağlıklı olan yönlerinden biri” olduğunu, çünkü bunun “bu ülkede güç merkezlerinin dağınık olduğu” anlamına geldiğini söyledi. ”
Çoklu güç merkezlerine bir örnek olarak, “AI yarışını kazanan” olarak nitelendirdiği “woke liberal bir şirket” olan yapay zeka firması Anthropic’in, Demokratları desteklemek amacıyla “2028 seçimlerini manipüle edeceği” yönünde bir iddiada bulundu.
Thiel, Anthropic’in sektör lideri yapay zeka modellerini kullanarak, Elon Musk’ın X aracılığıyla ters yönde yapabileceği her türlü ideolojik çabayı “tamamen alt edeceğini” söyledi.
Kendi “sağcı-liberter” siyasi görüşlerine rağmen Thiel, “tüm bu işin Washington’da tek bir merkezde toplanmasını istemeyeceğimiz” için, ABD’nin “Roma ya da Rusya” gibi bir durumdan ziyade birbiriyle rekabet eden güç merkezlerine sahip olmasını tercih ettiğini söyledi.
Thiel ayrıca, J.R.R. Tolkien’in “Yüzüklerin Efendisi”ndeki sihirli görme taşlarından esinlenerek seçilen Palantir ismini de ele aldı.
Eleştirmenler, palantír’ın güçlerini kullanmaya çalışan karakterlerin, hikayenin baş kötü adamı Sauron tarafından manipüle edildiğini belirtiyorlar.
Thiel ise bu kişilerin Tolkien’in hikâyesini yanlış anladıklarını savundu ve “Hikâyenin sonlarına doğru palantír, iyi karakterler tarafından kullanılır,” dedi.
Thiel, “Tolkien hakkında size farklı bir hikâye anlatanlar, edebiyat açısından neden bahsettiklerini bile bilmiyorlar,” iddiasında bulundu.
Amerika
ABD borsalarından yapay zeka kuşkusuyla milyarlarca dolarlık çıkış

ABD hisse senedi piyasaları, yapay zeka odaklı şirketlerin piyasa değerlemelerine yönelik artan şüphelerin etkisiyle son üç ayın en yüksek sermaye çıkışına sahne oldu. Bank of America verilerine göre yatırımcılar, 1 Temmuz ile biten haftada ABD hisse senedi fonlarından 17,2 milyar dolar çekti.
ABD hisse senedi piyasalarından son üç ayın en yüksek sermaye çıkışı yaşandı.
Yatırımcıların yapay zeka sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin piyasa değerlemelerinin gerçekçiliğine yönelik duyduğu şüpheler, teknoloji yoğunluklu hisseler üzerinde baskı oluşturuyor.
Bloomberg’in Bank of America (BofA) verilerine dayandırdığı haberine göre, uluslararası yatırımcılar ABD hisse senetlerini Mart ayından bu yana en hızlı tempoyla elden çıkarıyor.
BofA analisti Michael Hartnett liderliğindeki uzman kadrosu tarafından hazırlanan raporda, 1 Temmuz tarihine kadarki bir haftalık süreçte ülkedeki hisse senedi fonlarından toplam 17,2 milyar dolar tutarında kaynak çekildiği aktarıldı.
Yılın ilk aylarında gözlenen yoğun sermaye girişlerinin ardından, ABD hisse senetlerine yönelik piyasa algısında belirgin bir değişim gözleniyor.
Geçen hafta itibarıyla ABD hisse senedi fonları son üç ayda ilk kez net sermaye kaybı kaydetti.
Yatırımcıların ilgisi bu süreçte alternatif pazarlara yönelirken, Japonya hisse senedi fonları 1,9 milyar dolarlık net girişle son yedi haftanın en yüksek yatırım seviyesine ulaştı.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Yapay zeka teknolojileri geliştiren şirketlerin piyasa değerlerinin aşırı şişmiş olabileceğine dair artan kuşkular, mikroçip üreticilerinin hisseleri üzerinde de aşağı yönlü baskı yaratmayı sürdürüyor.
Yaşanan bu güven kaybıyla birlikte Philadelphia Yarı İletken Endeksi son iki işlem gününde yüzde 11 oranında değer kaybetti.
Hafta içinde JPMorgan Chase & Co. stratejistleri tarafından yayımlanan analizde de benzer çekinceler dile getirildi.
Yatırım bankasının uzmanları, ABD’deki yarı iletken üreticisi şirketlerin hisselerindeki güçlü seyrin, büyük ölçekli yapay zeka altyapı sağlayıcılarının performansına kıyasla sürdürülemez bir değerleme farkı yarattığı uyarısında bulundu. Raporda, bu makasın orta vadede daralmasının beklendiği ifade edildi.
Küresel ölçekte hisse senedi fonlarından gerçekleşen toplam çıkış 13,9 milyar doları bulurken, yatırım yapılabilir seviyedeki tahviller 17,2 milyar dolarlık yeni kaynak çekmeyi başardı.
Yüksek getirili tahvil fonlarına ise 3,4 milyar dolar ile son bir yılın en güçlü nakit girişi kaydedildi.
Avrupa1 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Görüş2 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Rusya4 gün önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Söyleşi5 gün önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?
Dünya Basını2 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi
Dünya Basını1 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması











