Amerika
Bolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı

Bolivya İşçi Merkezi (COB), köylü sendikaları ve madenciler tarafından öncülük edilen iki haftadır süren yol kapatmaları Bolivya Cumhurbaşkanı Rodrigo Paz’ın yönetimini krize sürükledi.
Paz, göreve gelmesinden altı aydan kısa bir süre sonra yaygın protestolar ve barikatlar nedeniyle siyasi başkent kuşatma altında kalırken, giderek derinleşen bir krizle karşı karşıya.
İşçi ve köylülerin eylemleri La Paz’daki pazarları boşalttı ve hastanelerin hayati önem taşıyan oksijen stoklarını tüketti.
Pazartesi günü, eski Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales’in destekçileri, başkentte polisle çatıştı.
Protestocular cumhurbaşkanının istifasını talep ediyor ve Paz’ın devletin neoliberal yeniden dönüşümüne öncülük eden “reformlarının” geri çekilmesini istiyor.
Paz cuma günü, barikatlar neredeyse tüm ülkeyi saracak şekilde genişlemesine rağmen, “Demokrasiyi yok etmeye çalışanlar hapse girecek,” diye uyardı.
COB, ücret artışları talep ederek protestolara başlarken, köylü sendikaları ise düzenli benzin tedariki talep ediyordu. Madenciler ise ek maden alanlarına erişim için ayrı müzakereler yürütüyor. Devlet okulu öğretmenleri de maaş iyileştirmeleri konusunda ayrı görüşmeler yapıyor.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü José Luis Gálvez, Evo Morales’e atıfta bulunarak, “Bu talepler büyük ölçüde mevcut gerçeklere uygun bir şekilde ele alındı; fakat demokrasimizi istikrarsızlaştırmaya çalışan karanlık güçler var,” dedi.
Göstericilerin ortak talebi Cumhurbaşkanı Paz’ın istifası
COB’un yanı sıra Tupac Catari Tek İşçi Federasyonu, ülke çapında barikatlar kurdu. Madenci kooperatifleri, 14 Mayıs’ta Plaza Murillo’ya girmeye çalışan dinamit taşıyan göstericiler gönderdi.
Başlangıçta hükümetin baskı altında yürürlükten kaldırdığı bir tarım reformu önlemi olan 1720 sayılı yasaya karşı harekete geçen çiftçi örgütleri, bu tavizin öfkelerini dindirmek için yetersiz kalması üzerine Paz’ın istifasını talep ederek sokaklarda kalmaya devam etti.
Morales’in kendi destekçileri olan ve Chapare tropik bölgelerinde örgütlenen Evistalar, 18 Mayıs’ta mevcut protestolarla birleşmek üzere La Paz’a doğru altı günlük bir yürüyüş başlattı.
Katolik piskoposlar konferansı, insani bir ara verilmesi ve diyalog çağrısında bulunarak, altmış yedi barikatın hastanelerde gıda, ilaç ve oksijen sıkıntısına yol açtığını ve üç kişinin ölümünün doğrudan barikatlara atfedilebileceğini belirtti.
Paz hükümeti bölünmüş durumda
Paz, “iflas etmiş bir devlet” devraldığını tekrarlıyor ama muhalifleri, geçen yıl yakıt kıtlığı ve %20 civarında seyreden enflasyon oranıyla karakterize edilen son 40 yılın en kötü krizine karşı gösterdiği yavaş tepki nedeniyle onu eleştiriyor.
Patron kuruluşlarına göre, devam eden protestolar ve yol kesintileri Bolivya ekonomisine günde 50 milyon dolardan fazla zarar veriyor ve yaklaşık 5.000 aracı otoyollarda mahsur bırakıyor.
Son yirmi yıldır Morales ve ardından Luis Arce liderliğinde Bolivya’yı yöneten Sosyalizme Doğru Hareket (MAS), iki eski lider arasındaki şiddetli çekişmenin ardından geçen yılki seçimlerde tarihi bir yenilgiye uğramıştı.
Morales, geçtiğimiz günlerde X platformunda yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Hükümet ve sağ, benim siyasi bir ceset olduğumu ve kimseyi harekete geçiremeyeceğimi iddia ediyor ama yine de beni suçlamaya devam ediyorlar. Yakıt, gıda ve enflasyon gibi yapısal talepler çözülmediği sürece ayaklanma bastırılamayacak.”
MAS döneminin bitişi, Bolivya’nın siyasi manzarasını derin bir bölünmeye sürükledi ve hiçbir parti tek başına baskın bir güç olarak ortaya çıkamadı.
Paz sürpriz bir seçim zaferi elde etti fakat iktidara gelmesini sağlayan Hıristiyan Demokrat Parti, meclis içinde kısa sürede bölündü. Bu arada cumhurbaşkanı, başkan yardımcısı ve eski polis memuru Edman Lara ile açık bir çekişme içinde olmaya devam ediyor.
Paz, uluslararası güçlerden çeşitli yatırım ve kredi taahhütlerini garantilese de, bu fonların çoğu henüz hayata geçirilemedi.
İlk adım olarak, yakıt sübvansiyonlarını kaldırdı; fakat bu, daha önceki kıtlıklardan bıkmış halk arasında protestolara yol açmadı. Bununla birlikte, hükümetin ithal ettiği düşük kaliteli benzin, araçlarına verilen zarardan dolayı ulaştırma işçileri arasında protestolara neden oldu.
“Kalitesiz benzin” skandalı, ulaştırma işçileri arasında bir dizi grev ve protesto dalgasına yol açarken, devlet petrol şirketinde iki üst düzey yetkilinin istifasına da neden oldu.
ABD’den Paz hükmetine destek
Bolivya’da devam eden protestolar ve barikatlar, tüm bölgeyi endişelendiriyor.
Şili’den Kosta Rika’ya kadar sekiz Latin Amerika hükümeti, kısa süre önce “demokratik düzeni sarsmayı amaçlayan her türlü eylemi” reddeden ortak bir bildiri yayınladı.
Komşu ülke Arjantin ise, ülkedeki kıtlığı gidermek amacıyla bir haftalık insani yardım hava köprüsü başlatacağını duyurdu.
Bolivya ile ilişkilerini yeniden kurmaya çalışan ABD, “Bolivya halkının barış, güvenlik ve istikrarı için düzeni yeniden tesis etme” yönündeki Paz’ın çabalarını desteklediğini açıkladı.
Salı günü, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau, X’te yaptığı açıklamada, Bolivya’nın meşru hükümetine ABD’nin desteğini teyit etmek için Paz ile görüştüğünü söyledi.
Landau ayrıca, barikat ve ayaklanmaların organizatörlerini kınadı ve kanıt sunmadan, bunların organize suç ve uyuşturucu kaçakçılarının desteğini aldığını iddia etti.
Özellikle Brezilya ve Kolombiya’yı Rodrigo Paz’ı desteklemeye çağıran Landau, ABD Başkanı Donald Trump ve yönetiminin, “hükümet ve düzen karşıtı güçlerin” galip gelmemesini sağlamak için çalıştığını garanti etti.
Landau, “Bolivya’daki umut verici yeni başlangıcın başarısız olması durumunda bunu derinden üzülürüm. Amerika kıtasındaki tüm ülkeler için bu tür bir medeniyetsiz davranışa tanık olmak kötü olur,” dedi.
Marco Rubio’nun yardımcısı, özellikle Arjantin’in Paz yönetimine verdiği desteği övdü ve “tüm yükün” ABD’ye binmemesi gerektiğini belirtti.
Sağcı Paz hükümetinin Trump ile ittifakı gelişiyordu
Nisan ayında Bolivya ve Amerika Birleşik Devletleri, lityum da dahil olmak üzere kritik mineraller konusunda bir mutabakat zaptı imzalayarak bilgi paylaşımı için bir çerçeve oluşturdu ve işbirliği olanaklarını araştırmaya başladı.
Washington ise tedarik zincirlerini güvence altına alma konusundaki ilgisini kamuoyuna açıkladı. Anlaşma, Paz hükümeti tarafından, Bolivya’nın lityumunu nihayet uluslararası pazarlara ulaştıracak bir teknolojik ortaklığın ilk adımı olarak sunuldu.
Paz hükümeti ayrıca, Şubat 2026’da Bolivya’nın ABD Uyuşturucu ile Mücadele İdaresi’nin (DEA) La Paz’da kalıcı bir operasyonel varlık kurmasına izin vermeyi kabul ettiğini doğruladı.
Bu karar, Morales’in 2008 yılında bu kurumu ülkeden sınır dışı etme kararını tersine çevirdi.
Morales dönemindeki karar, DEA’nın faaliyetlerinin gerçek bir uyuşturucu ile mücadele çabası olmaktan ziyade MAS hükümetine yönelik siyasi gözetim ve müdahale niteliğinde olduğu yönündeki somut suçlamalara dayanıyordu. Bu olay, Bolivya’nın Washington’un güvenlik aygıtından egemen bağımsızlığını ilan etmesinin belirleyici sembollerinden biri haline gelmişti.
Paz hükümeti, bu kararın geri alınmasını “profesyonel bir kolluk düzenlemesi” olarak sundu. Dışişleri Bakanı Aramayo, kurumun işbirliği alanlarının ve operasyonel sınırlarının kesinleştirilmesi için müzakerelerin halen sürdüğünü belirtti.
Kolombiya’dan Bolivya halkına karşı katliam uyarısı
Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, göstericilerin tarafını tutarken, baskıların artması halinde “Bolivya halkının ezilmesi” ve bir “katliam” yaşanacağı uyarısında bulundu.
Arjantin hükümeti ise Bolivya’ya isyan bastırma malzemesi sevk ettiği şüphesiyle karşı karşıya. Buenos Aires’te muhalefet milletvekilleri, Bolivya’ya giden “Hercules C-130” tipi kargo uçakları hakkında açıklama talep ediyor.
Solcu Alianza Popular (AP) partisinden milletvekili Rolando Pacheco, uçakların Javier Milei hükümetinin iddia ettiği gibi insani yardım taşımadığını, aksine gösterileri bastırmak için polis ve askeri operasyonlara yönelik ekipman taşıdığını düşünüyor.
Arjantin’deki dijital platformlar üzerinden yerli halka karşı nefret kampanyaları körükleniyor. Aynı zamanda, Morales’e göre, Trump’ın müttefiki olan ABD’li paralı asker şirketi Academi’nin (eski adıyla Blackwater) kurucusu Erik Prince, “isyan halindeki halk hareketlerine” karşı bir müdahale çağrısında bulundu.
Yeni “Kondor Operasyonu” tehdidi
Öte yandan Bolivya hükümeti ve zenginlerinin, Latin Amerika’daki sağcı hükümetler ve ABD ile birlikte işçi-köylü isyanını zor yoluyla bastırmak için harekete geçeceği endişesi artıyor.
Morales, 1970’lerde Latin Amerika’daki devrimci gerilla hareketlerini kontrgerilla yöntemleri ile bastırmak için başlatılan “Kondor Operasyonu”nun yeni bir versiyonu olan “Kondor Planı 2026”tan söz ediyor.
Bu kod adı altında, faşist Güney Amerika diktatörlükleri, 1970’lerde ABD istihbarat kurumlarının rehberliğinde binlerce muhalif figürü öldürmüş, kaybetmiş veya onlara işkence etmişti.
Buna paralel olarak, Bolivya’nın iktisadi elitleri protestoculara karşı harekete geçiyor. Santa Cruz’da aşırı sağcı “Pro Santa Cruz Vatandaş Komitesi” perşembe günü (21 Mayıs) bir “Demokrasi Yürüyüşü” çağrısı yaptı.
Cochabamba ve La Paz’da ise “Pititas” olarak adlandırılan varlıklı mahallelerin sakinleri, barikatlara karşı gösteriler düzenledi ve protestoların başlıca organizatörü olarak Evo Morales’i sorumlu tuttu.
Morales ise Paz yönetiminin ABD ve bölgedeki sağcı hükümetlerle işbirliği içinde baskıyı yoğunlaştırabileceği konusunda uyarıyor. Bu durumdan en çok yerli halk ve sendikal hareketler etkilenecek.
Morales, 15 Mayıs’ta X platformunda yaptığı paylaşımda, ABD’nin Paz hükümetine, DEA ve ABD Güney Komutanlığı’nın desteğiyle kendisini gözaltına almak veya öldürmek amacıyla bir askeri operasyon düzenlemesini emrettiğini belirtti.
Morales, hükümetin operasyonun tamamlanmasının ardından general rütbesine terfi ettirip silahlı kuvvetler komutanı olarak atayacağına söz verdiği, Albay Franz Andrade Loza komutasındaki tropikal Chapare bölgesindeki Ordunun Dokuzuncu Tümeni de dahil olmak üzere belirli askeri birimlerin isimlerini verdi.
Ayrıca, Jeanine Áñez’in savunma bakanının eski yardımcısı Yarbay Carlos Giménez Ortuño komutasındaki bir F-10 biriminin de adını verdi.
Morales’in suçladığı sivil isimler arasında, güvenlik güçlerinin 60’tan fazla göstericiyi öldürdüğü 2003 Kara Ekim katliamının ardından Miami’ye kaçan Gonzalo Sánchez de Lozada’nın eski içişleri bakanı Carlos Sánchez Berzaín de vardı.
Morales ayrıca, Washington’da olduğu bildirilen Sosyal Savunma Bakan Yardımcısı Ernesto Justiniano’nun adını da verdi.
İddiaya göre belgeler, operasyona karşı çıkan polis memurları tarafından sızdırıldı.
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Amerika
ABD’de zenginler prestijli arsalar için milyonluk evleri yıktırıyor

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD’de milyarderler, prestijli kıyı bölgelerindeki arsa kıtlığı nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık malikaneleri satın alıp yerle bir ediyor. Satış ilanlarında yapay zekayla boş arsa tasarımları öne çıkarken uzmanlar tek bir yıkım ve lüks inşaat döngüsünün 250 hanenin yıllık karbon salımına denk zarar ürettiğini belirtiyor.
ABD’de milyarderler, yüz milyonlarca dolar ödeyerek satın aldıkları lüks malikaneleri kısa süre içinde yıktırıyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre bu yönelimin arkasında, özellikle sahil şeritleri gibi prestijli bölgelerde yaşanan arsa kıtlığı yatıyor.
Çok zengin alıcılar için asıl belirleyici etken üzerindeki yapı değil, arazinin konumu haline geldi. Satın alınan mülkler yerle bir edildikten sonra açılan alana daha modern tarzda yeni konutlar inşa ediliyor.
Haberde lüks gayrimenkul piyasasındaki değişime dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:
“Daha önce pahalı gayrimenkul alımlarının temel nedeni olan evin kendisi, artık neredeyse önemini yitirdi. Alıcılar her şeyden önce okyanus kıyısında veya dağ zirvesinde yer alan, iyi konuma sahip araziler için yarışıyor.”
Gazete bu duruma örnek olarak ABD’li milyarder William Lauder’ın hamlelerini aktardı. Lauder, Mart 2023’te hayatını kaybeden radyo programcısı Rush Limbaugh’nun okyanus kıyısındaki mülkünü 155 milyon dolara aldıktan sonra temmuz ayında tamamen yıktırdı.
Lauder daha önce de Palm Beach sahilinde yaklaşık 1,2 hektarlık arazide yer alan iki evi yıktırmıştı. Başlangıçta bu alana kendi konutunu yapmayı tasarlayan Lauder, daha sonra boşalan arsayı yaklaşık 200 milyon dolara sattı.
Gayrimenkul değerleme uzmanı Jonathan Miller, arsa fiyatları arttıkça bu tür işlemlerin giderek yaygınlaştığını belirtti.
Yaşanan hareketlilik üzerine emlak danışmanları da lüks konutları doğrudan yıkıma uygun arsa olarak pazarlamaya başladı.
İlanlarda arazinin üzerindeki yapılar olmadan nasıl görüneceğini göstermek için yapay zekayla üretilen görseller kullanılıyor.
Pazarlamacılar “yıkım” sözcüğünü doğrudan kullanmamak adına “uyarlanabilir yeniden kullanım” gibi ifadelere başvuruyor.
Lüks konut piyasasında yıkım ilanı oranı artıyor
Eğilim yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmayıp ABD’nin diğer bölgelerine de yayılıyor.
Gayrimenkul aracılık şirketi Redfin’in verileri, satış ilanlarında binaların yıkılmasını öngören ifadelerin sıklaştığını ortaya koyuyor.
Söz konusu ifadelerin oranı Houston’ın Bunker Hill Village bölgesindeki ilanlarda yüzde 15’in üzerine çıkarken, Virginia’daki Pimmit Hills’te yüzde 6,67 seviyesinde seyrediyor.
Miami’de çalışan emlak danışmanı Dina Goldenteyer, alıcıların on yıldan daha eski evleri artık beğenmemesi nedeniyle üst üste yıkım uygulamalarının sıklaştığını dile getirdi.
Perakende sektörünün eski yöneticileri Jamie Dooley ve Christine Scott çifti, 2020 yılında Florida’daki Destin yakınlarında deniz kenarındaki bir evi yıkmak için 3,7 milyon dolar harcadı.
Çift, açılan alana modern bir konut inşa etmek için beş yıl harcamasına rağmen ortaya çıkan yeni yapıyı da yıkım şartıyla satışa çıkardı; gerekçe olarak yapıyı bu haliyle kimsenin satın almak istememesini gösterdi.
WAP Sustainability adlı çevre danışmanlığı şirketinin çalışanı William Paddock ise bu inşaat döngüsünün çevreye verdiği zarara işaret etti.
Paddock, yaklaşık 1000 metrekarelik bir evi yıkıp yerine yaklaşık 2 bin 700 metrekarelik yeni bir bina yapmanın, ortalama 250 Amerikan hanesinin yıllık emisyonuna denk bir karbon ayak izi ürettiğini vurguladı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları









