Bizi Takip Edin

Diplomasi

Britanya ile Mauritius arasındaki Chagos meselesi: ABD de topa girdi

Yayınlanma

Geçen ekim ayında Keir Starmer hükümeti Mauritius ile bir anlaşma yaptığını ve bu anlaşmaya göre Birleşik Krallık’ın Chagos takımadalarındaki en büyük ada olan Diego Garcia’daki askeri üssü işletmeye devam edeceğini fakat Mauritius’un egemenlik hakkına sahip olacağını duyurmuştu.

O günden bu yana Britanya’nın önde gelen Muhafazakâr ve Reform UK milletvekillerinden bazıları hükümete karşı büyük bir öfke duyuyor. Bu partilerin temsilcileri son dört ay içinde parlamentoya planla ilgili 100’den fazla yazılı soru önergesi verdiler.

Örneğin Gölge Dışişleri Bakanı Priti Patel, Birleşik Krallık’ın “200 yılı aşkın İngiliz egemenliğini sona erdirerek Hint Okyanusundaki önemli bir stratejik varlığından vazgeçmesinden” yakındı.

İki eski savunma bakanı da anlaşmayı eleştirdi ve hem Andrew Murrison hem de James Cartlidge bunu Chagos’un “teslimiyeti” olarak nitelendirdi.

Cartlidge ayrıca üssün ABD için önemi göz önüne alındığında, “[ABD’nin] savunma pozisyonuna zarar veren her şey… ulusal güvenliğimizi de zayıflatır,” şeklinde sıra dışı bir yorumda bulundu.

Trump’ın tutumu bekleniyor

Nitekim Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı David Lammy bu hafta ABD’li yeni mevkidaşı Marco Rubio ile bir araya gelerek İşçi Partisi’nin Chagos Adalarında Britanya-ABD ortak askeri üs planını kurtarmaya çalışacak.

Trump yönetimi, Birleşik Krallık hükümetinin Mauritius’un Hint Okyanusu adaları üzerinde egemenlik kurmasına izin veren anlaşmasına meydan okuyor gibi görünüyor.

Mauritius ve Britanya, Washington’un üssü 99 yıl boyunca elinde tutabileceği konusunda anlaşmış olsa da, ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Marco Rubio geçtiğimiz günlerde planı ABD’nin güvenliğine yönelik “ciddi bir tehdit” olarak nitelendirdi.

Kira meselesi çözüldü iddiası

Birleşik Krallık ve Mauritius arasındaki anlaşmayı o dönem hem eski Başkan Joe Biden hem de Hindistan desteklemişti.

Hindistan, Diego Garcia üssünü destekleyen ama Birleşik Krallık’ın Chagos Adaları üzerindeki hakkını tanımayan bir ABD müttefiki. Görünüşte asimetrik olan bu yaklaşımı paylaşan çok sayıda başka ülke de var.

Geçen yıl Kasım ayında Mauritius’ta yaşanan hükümet değişikliğinin ardından, Chagos Adaları ile ilgili müzakereler Aralık 2024’te yeniden başlatılmış ve Mauritius Diego Garcia üssü için daha önce kararlaştırılandan daha fazla kira talep etmişti.

Kira meselesi bu şubat ayında çözülmüş gibi görünse de henüz ayrıntılar yayınlanmadı ama Britanya’nın 9 milyar sterlin civarında olduğu yaygın olarak bildirilen toplam meblağın daha fazlasını 99 yıllık kira sözleşmesinin başlangıcına doğru önden yüklemeyi kabul ettiği bildirildi.

Trump-İngiliz sağı ittifakı anlaşmanın resmi onayını erteletti

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu yıl 20 Ocak’ta göreve başlamasından önce, Chagos Adalarının Mauritius’a devredilmesine karşı Trump’ın müttefikleri ve sağcı İngiliz siyasetçiler arasında bir koalisyon oluştu.

Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch, anlaşmayı “aptalca bir anlaşma” olarak nitelendirmiş ve “Başbakan neden İngiliz halkının zaten sahip olduğu bir şey için para ödemesi gerektiğini düşünüyor?” diye sormuştu.

Ocak ayında ise aralarında diğer bazı Reform milletvekilleriyle birlikte Nigel Farage, eski Muhafazakâr Başbakan Liz Truss, eski Muhafazakâr İçişleri Bakanı Suella Braverman ve eski Reform lideri Ben Habib’in de bulunduğu sağın önde gelen 23 isminin imzaladığı bir açık mektup yayınlandı.

Mektubun organizatörlerinden ve imzacılarından biri olan Conservative Post editörü Claire Bullivant, o dönem The Independent’a yaptığı açıklamada kampanyanın Chagos Adaları konusundaki tartışmanın ötesinde daha geniş bir öneme sahip olduğunu söylemiş ve “Bu, Reform ve Muhafazakar Parti arasındaki potansiyel işbirliği için zemin hazırladı,” demişti.

Yoğun transatlantik muhalefetin ardından İşçi Partili İngiliz hükümeti, Chagos anlaşmasının resmi olarak sonuçlandırılmasını erteledi.

Amerikan-İngiliz üssü için binlerce yerli sürülmüştü

Öte yandan önerilen anlaşmanın en tuhaf yönlerinden biri, Britanya ve ABD’nin askeri üssü işletmeye devam edecek olması ve Chagosluları Diego Garcia’ya geri dönmekten mahrum bırakması.

Mauritius 1968’de bağımsızlığını kazandığında Londra, üç yıl önce 3 milyon sterline (bugün yaklaşık 45 milyon sterlin veya 56 milyon dolara denk geliyor) satın aldığı ada zincirinin kontrolünü elinde tuttu.

Britanya ayrıca 1966 yılında ABD’ye Diego Garcia’yı askeri amaçlarla kullanma yetkisi veren bir kira sözleşmesi imzalamıştı.

Britanya, 1960 ve 1970’lerde üsse yer açmak için yaklaşık 2.000 kişi Chagos Adalarından sürüldü. Bugün onlar ve onların soyundan gelenlerin sayısı Mauritius, Seyşeller ve Britanya arasında dağılmış olarak 10.000 civarındadır.

Anlaşma kapsamında Chagosluların sadece küçük adalara yerleşmelerine ve Diego Garcia’yı “ziyaret etmelerine” izin verilecek; bu ziyaretler de muhtemelen İngiliz-Amerikan askeri varlığının bu küçük bölgeye hakim olması nedeniyle sıkı bir kontrol altında gerçekleşecek.

Chagoslular, 18. yüzyılda, o zamanlar Fransız kontrolü altında olan takımadalara hindistan cevizi ve kopra yetiştirmek üzere getirilen Afrikalı kölelerin torunları.

O döneme ait bir İngiliz telgrafı yerel halkı “birkaç Tarzan ve Man Friday’lar” [köle gibi sadık uşaklar] olarak tanımlamıştı.

Birleşik Krallık’ın Mauritius ile yaptığı anlaşma üssün 99 yıllığına kiralanmasına ve daha sonra da yenilenmesine olanak tanıyor.

Buna rağmen doksan dokuz yıl ve daha fazlası bazı Muhafazakârlar için yeterli değil. Eski Dışişleri Bakanı Lord Bellingham, “sadece 99 yıllık” bir kiralamanın “sadece Çinlileri cesaretlendireceğini” ve bu nedenle Britanya’nın “ebediyen bir egemenlik bölgesine gitmesi” gerektiğini söyledi.

Uluslararası hukuk Londra’yı mahkum etmişti

Oysa 2017 yılında Birleşmiş Milletler’deki devletler, Uluslararası Adalet Divanı’ndan (UAD) adaların statüsüne ilişkin bir danışma görüşü talep etmek üzere oy kullanmıştı.

Şubat 2019’da UAD, Britanya’nın 1965 yılında “Britanya Hint Okyanusu Toprakları”nı (BIOT) oluştururken uluslararası hukuku ihlal ettiği sonucuna vardı.

UAD, “Chagos Takımadalarının hukuka aykırı olarak ayrılması ve BIOT olarak bilinen yeni bir koloniye dahil edilmesi sonucunda, Mauritius’un 1968’de bağımsızlığını kabul etmesiyle birlikte Mauritius’un sömürgelikten kurtulma sürecinin yasal olarak tamamlanmadığını” belirtti.

UAD, Birleşik Krallık’ın Chagos Takımadalarını yönetmesinin “bu Devletin uluslararası sorumluluğunu gerektiren haksız bir eylem teşkil ettiğini” de eklemiş ve Birleşik Krallık’ın bölge üzerindeki kontrolünü “mümkün olan en kısa sürede” sona erdirmesi gerektiğini belirtmişti.

Donald Trump ilk döneminde, Birleşik Krallık’ın Adalar üzerindeki hakkını desteklemek amacıyla BM’de Birleşik Krallık/ABD diplomatik atağına öncülük etmişti.

Bu girişim başarılı olamadı. Sadece üç ülke BM Genel Kurulunda ABD ve Britanya’nın pozisyonlarını destekleyen bir oy kullanmaya istekliydi. Bu üç ülke de Donald Trump’ın yakın siyasi müttefikleri tarafından yönetiliyordu: Binyamin Netanyahu’nun İsrail’i, Viktor Orbán’ın Macaristan’ı ve Scott Morrison’ın Avustralya’sı.

İki yıl sonra, 2021’de, BM’nin deniz hukuku mahkemesi de Britanya’nın adalar üzerinde egemenliği olmadığına karar verdi.

Birleşik Krallık, Diego Garcia’nın “terör tehditleri, organize suçlar ve korsanlık” karşısındaki stratejik öneminde ısrar ederek son tarihi uzun süre görmezden gelmişti.

Reform UK lideri Nigel Farage kısa bir süre önce parlamentoya yaptığı açıklamada, yeni gelen Trump yönetimindeki müttefiklerinin “oldukça belirsiz bir mahkemenin tavsiye niteliğindeki kararı üzerine adaların egemenliğinden neden vazgeçtiğimizi anlayamadıklarını” söyledi.

Britanya’nın adalar üzerindeki hak iddiasının tek dayanağı, 1814 Napolyon savaşlarından sonra bu adaları elde etmiş olması.

Britanya neden görünürde egemenliği devretti?

İngiliz hükümetinin Mauritius ile bu anlaşmayı şimdi yapmasının nedeninin, uluslararası hukuk organlarının gelecekte Birleşik Krallık’ın adalar üzerindeki hukuksuz kontrolü konusunda daha da sert kararlar vermesinden endişe etmesi olduğu iddialar arasında.

Dışişleri Bakanlığında Latin Amerika ve Karayipler müsteşarı olarak görev yapan Jenny Chapman geçen ay parlamentoya verdiği demeçte Britanya aleyhine gelecekte verilecek kararlardan korktuğunu itiraf etti ve “Bağlayıcı bir karar öncesinde müzakere etmek için, bu kararı beklemekten daha güçlü bir konumda olduğumuza inanıyoruz,” dedi.

Dışişleri Bakanlığından meslektaşı Stephen Doughty de aynı şekilde konuşarak, Birleşik Krallık’ın üssü işletmesinin tehdit altında olduğunu çünkü “mahkemelerin karar verdiğini” ve “Birleşik Krallık aleyhine yasal olarak bağlayıcı bir kararın kaçınılmaz göründüğünü” söyledi.

Doughty bu nedenle hükümetin şimdi “50 yıldır ilk kez üssün tartışmasız ve yasal olarak güvende olacağını” düşündüğünü aktardı.

Yani özetle Londra, on yıllardır üssün hukuksuz bir şekilde faaliyet gösterdiğini biliyordu.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English