Diplomasi
Türkiye, Kırgızistan’daki askeri varlığını artırıyor

Ankara ve Bişkek, savunma alanındaki işbirliğini genişletmeye hazırlanıyor. Özellikle askeri amaçlı ürünlerin ortak üretimi ve üçüncü ülkelere ihracatı gündemde. Kırgızistan’ın savunma sanayii potansiyelini artırmayı amaçlayan anlaşmanın onaylanmasına ilişkin yasa tasarısı parlamentoya sunuldu.
Kırgızistan ile Türkiye, savunma sanayii alanında işbirliği anlaşması imzaladı. Bu belgenin Kırgızistan parlamentosu tarafından onaylanması gerekiyor. Gerekçe notunda, bu anlaşmanın Kırgızistan’ın savunma sanayii potansiyelini artırmayı amaçladığı belirtiliyor.
Anlaşma, savunma sanayii ürün ve hizmetlerinin geliştirilmesi, doğrudan tedariki ve üçüncü ülkelere satışı, çeşitli platform ve sistemlerin onarımı, teknik bakımı ve modernizasyonu, ayrıca teknoloji transferi ile ülkeler arasında eğitim işbirliğini öngörüyor.
Projenin finansmanının, ulusal mevzuatlara uygun olarak her iki tarafça da sağlanması öngörülüyor.
Bunun yanı sıra, Bişkek’te iki taraflı Kırgız-Türk yatırım fonu kuruluyor. Bu durum, Kırgızistan ve Türkiye’nin, genel merkezi Bişkek ve Ankara’da bulunan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çerçevesinde ikili ticari ve iktisadi işbirliğini geliştirmeyi ciddiye aldığını gösteriyor.
Ankara, Kırgızistan’ın Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan ile sınır komşusu olması ve ülke topraklarından Çin’e boru hatlarının geçmesi nedeniyle, cumhuriyetle sadece ticaretle değil, aynı zamanda askeri-teknik ve savunma-stratejik işbirliğiyle de ilgileniyor.
Ayrıca Ankara, cumhuriyette “TDT hattı üzerinden” de varlık göstermek istiyor. Askeri-teknik işbirliği alanında Türkiye, Kırgızistan’a savunma amaçlı silahlar tedarik etmeye hazır. Özellikle devlet sınırlarının korunması için Bayraktar insansız hava araçları. Bu araçlar, Tacikistan hariç Orta Asya ülkelerinin ordularının envanterinde bulunuyor.
Kırgızistan, son iki buçuk yılda silah ve malzeme-teknik tedariki için 1,3 milyar doların üzerinde harcama yaptı.
Bazı bilgilere göre, Türkiye Cumhuriyeti, Kırgızistan’a ordu birlikleri için hafif silah ihracatına devam ediyor.
Türkiye, Kırgızistan aracılığıyla, İslam inancına sahip Uygurların yaşadığı ÇHC’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne de ilgi gösteriyor.
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Kasım 2024’te Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkeye yaptığı ziyaretin ardından, Bişkek ve Ankara arasındaki ilişkilerin “kapsamlı stratejik ortaklık” düzeyine ulaştığını belirtti. Bunun sonucunda taraflar, savunma alanında işbirliğinin genişletilmesine ilişkin anlaşma da dahil olmak üzere bir dizi anlaşma imzaladı.
Ankara’nın Orta Asya’daki nüfuzunu güçlendirme konusundaki kapsamlı stratejisi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulmasıyla başladı. Türkiye, işbirliğinin eğitim, kültür, ekonomi ve şimdi de askeri boyutlarını kapsayan karmaşık bir yaklaşım kullanıyor.
Özellikle Türkiye; Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Gürcistan demiryollarını kendi ulaşım ağına bağlayacak bir demiryolu ulaşım koridorunun kullanımını değerlendiriyor.
Bunun yanı sıra Türkiye, Çin ile birlikte tüm Türk dünyasını birleştiren Trans-Hazar ulaşım güzergahı projesini hayata geçiriyor. Bu, Ankara’nın hammadde ithalatını ve sanayi ürünleri ihracatını artırmasına olanak sağlayacak.
Fakat bu projenin hayata geçirilmesi, hem ekonomi ve lojistik alanında hem de kritik öneme sahip altyapı tesislerinin korunması konularında çabaların koordinasyonunu gerektirecek; bu da terörle mücadele, dış müdahaleye karşı koyma ve siber güvenlik alanlarında koordinasyonun güçlendirilmesi anlamına geliyor.
Bölge ülkeleri, özel kuvvetlerin eğitimi de dahil olmak üzere düzenli ortak tatbikatlar düzenliyor. Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan, Kosova, Özbekistan, Bosna Hersek ordularının katıldığı “Kış-2025” manevraları 20 Ocak-7 Şubat tarihleri arasında Türkiye’nin Kars şehrinde gerçekleştirildi.
Türkiye, bu yılın Ocak ayında Kazakistan ile de benzer bir askeri işbirliği anlaşması imzaladı.
Rusya Bilimler Akademisi (RAN) Şarkiyat Enstitüsü Yakın ve Post-Sovyet Doğu Bölümü Araştırmacısı Razil Guzayerov, İzvestiya‘ya yaptığı açıklamada, Türkiye’nin eylemlerinin, Ankara’nın rolünü artırmak ve liderliğini pekiştirmek istediği Türk dünyasına yönelik stratejisiyle uyumlu olduğunu belirtti.
Siyaset bilimci, “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin 2021’de Türk Devletleri Teşkilatı’na dönüştürülmesiyle, örgütün faaliyetlerinde yeni bir aşama başladı. Devletler birçok alanda daha yakın işbirliğine geçti. Ayrıca, üye devletlerin daha yakın entegrasyonunu öngören ‘Türk Dünyası Vizyonu 2040’ yol haritası da kabul edildi,” dedi.
Uzman, etkileşimdeki artışın büyük bölümünün sosyal alanda gerçekleştiğini de ekledi.
Uzman, “Örneğin, kitapların birleştirilmesi ve yayınlanması, ortak bir Türk alfabesi oluşturulması, festivaller ve bilimsel etkinlikler düzenlenmesi gibi. Ancak, TDT zirvelerinde devlet başkanlarının konuşmalarına bakılırsa, devletler giderek ekonomik etkileşimi ve güvenlik alanında işbirliğini derinleştirme ihtiyacını dile getiriyor,” değerlendirmesinde bulundu.
Guzayerov’a göre, örgüt düzeyinde bu işbirliği alanı hızlı gelişmiyor ve TDT üyelerinden ciddi çaba gerektiriyor.
Analist, “Türkiye, Türk ülkeleriyle sadece TDT çerçevesinde çalışmıyor. Ankara’nın stratejisinde ikili ilişkiler düzeyinde etkileşim önemli bir rol oynuyor. İlişkilerin farklı formatlarda bu paralel gelişimi, Türkiye’nin bölgedeki varlığını güçlendirmeli ve bölgesel lider statüsünü pekiştirmeli,” diye konuştu.
Guzayerov, Kırgızistan ve Türkiye arasında imzalanan anlaşmaların Ankara’nın bu yöndeki belirli başarılarını gösterdiğine inanıyor.
Guzayerov, Türkiye ve Kırgızistan cumhurbaşkanları Erdoğan ve Caparov’un Kasım 2024’te güvenlik, enerji, eğitim, sağlık ve kültür alanlarında bir dizi anlaşma imzaladığını hatırlattı.
Siyaset bilimci, “Şu anda imzalanan belgelerin kademeli olarak hayata geçirildiğini görüyoruz. Türkiye’nin gelişen savunma sanayii için yeni pazarlar arayışı açısından, Türk ülkeleri ve özellikle Kırgızistan ile savunma sanayii alanındaki ilişkilerin geliştirilmesi gerekiyor,” değerlendirmesini yaptı.
Uzman, Kırgızistan’ın daha önce Tacikistan ile sınır çatışması sırasında kullandığı Türk silahları satın aldığını belirtiyor.
Uzman, Kırgızistan’daki işletmenin Türkiye tarafından askeri ürünlerin ve bölgedeki diğer ülkelere satışını sağlayacak bölgesel bir merkez olarak değerlendirilmesinin muhtemel olduğunu düşünüyor.
Uzman, “Türkiye öncelikle, daha güncel hale gelen ancak ihracatçı sayısı hala sınırlı olan insansız hava araçları nişini doldurmaya çalışıyor. Ancak ortak üretim, ülkeler arasındaki ilişkileri zaten yeni bir düzeye taşıyor,” değerlendirmesinde bulundu.
Analiste göre, öncelikle Türk silahlarının NATO standartlarına göre üretilmesi ve dolayısıyla ortak girişimin de bu standartlara göre çalışacak olması sorusu ortaya çıkıyor; bu da Kırgızistan askeri alanının belirli alanlarda ittifakın gereksinimlerine kademeli olarak yeniden yönlendirilmesi anlamına geliyor.
Siyaset Bilimi Doktoru, Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Yakın ve Post-Sovyet Doğu Bölümü Başkanı Vladimir Avatkov ise gazeteye verdiği demeçte, Erdoğan’ın Caparov ile görüşmesinin ardından Türkiye’nin Kırgızistan’ın 62.3 milyon dolarlık dış borcunu sildiğini belirtti.
Bunun üzerine Caparov, Türkiye ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkılarından dolayı Erdoğan’a 1. derece Manas Nişanı takdim etti.
Siyaset bilimci, “Ancak Ankara borcu öylece silmedi, yeşil ekonomi projeleri karşılığında sildi. Aynı zamanda Türkiye’de fiyatlar artıyor ve ekonomik durum ideal olmaktan uzak olmaya devam ediyor. Ancak jeopolitik açıdan verimli stratejik toprakları ele geçirmek için neler yapılmaz ki,” diye vurguladı.
Uzman, bu tür borç silmelerinin zaten eleştirilen elit için çok da kârlı olmayabileceğini düşünüyor. Aynı zamanda uzman, Rusya’nın Orta Asya ülkelerinde çeşitli alanlara aktif olarak yatırım yaptığını vurguladı.
Analist, “Rusya ile Kırgızistan arasındaki etkileşim tüm yönlerde ilerliyor. Geleneksel olarak bunların başlıcaları enerji ve eğitim. Rusya, Türkiye’den çok daha fazla kaynak ayırıyor, ancak Türkler PR yapmayı ve lobi oluşturmayı biliyor, peki biz?” diyerek sözlerini tamamladı.
Diplomasi
Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.
Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.
BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.
Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.
Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.
Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.
Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.
Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.
Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.
Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.
Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.
Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.
Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.
Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.
Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.
Diplomasi
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.
Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.
Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.
Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.
ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.
Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı
İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.
Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.
Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.
Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.
Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.
Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı
Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.
Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.
Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.
Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.
20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.
Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.
Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.
Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceYandex veri merkezine saldırı Rusya’da dijital hizmetleri vurdu








