Bizi Takip Edin

Diplomasi

Türkiye, Kırgızistan’daki askeri varlığını artırıyor

Yayınlanma

Ankara ve Bişkek, savunma alanındaki işbirliğini genişletmeye hazırlanıyor. Özellikle askeri amaçlı ürünlerin ortak üretimi ve üçüncü ülkelere ihracatı gündemde. Kırgızistan’ın savunma sanayii potansiyelini artırmayı amaçlayan anlaşmanın onaylanmasına ilişkin yasa tasarısı parlamentoya sunuldu.

Kırgızistan ile Türkiye, savunma sanayii alanında işbirliği anlaşması imzaladı. Bu belgenin Kırgızistan parlamentosu tarafından onaylanması gerekiyor. Gerekçe notunda, bu anlaşmanın Kırgızistan’ın savunma sanayii potansiyelini artırmayı amaçladığı belirtiliyor.

Anlaşma, savunma sanayii ürün ve hizmetlerinin geliştirilmesi, doğrudan tedariki ve üçüncü ülkelere satışı, çeşitli platform ve sistemlerin onarımı, teknik bakımı ve modernizasyonu, ayrıca teknoloji transferi ile ülkeler arasında eğitim işbirliğini öngörüyor.

Projenin finansmanının, ulusal mevzuatlara uygun olarak her iki tarafça da sağlanması öngörülüyor.

Bunun yanı sıra, Bişkek’te iki taraflı Kırgız-Türk yatırım fonu kuruluyor. Bu durum, Kırgızistan ve Türkiye’nin, genel merkezi Bişkek ve Ankara’da bulunan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çerçevesinde ikili ticari ve iktisadi işbirliğini geliştirmeyi ciddiye aldığını gösteriyor.

Ankara, Kırgızistan’ın Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan ile sınır komşusu olması ve ülke topraklarından Çin’e boru hatlarının geçmesi nedeniyle, cumhuriyetle sadece ticaretle değil, aynı zamanda askeri-teknik ve savunma-stratejik işbirliğiyle de ilgileniyor.

Ayrıca Ankara, cumhuriyette “TDT hattı üzerinden” de varlık göstermek istiyor. Askeri-teknik işbirliği alanında Türkiye, Kırgızistan’a savunma amaçlı silahlar tedarik etmeye hazır. Özellikle devlet sınırlarının korunması için Bayraktar insansız hava araçları. Bu araçlar, Tacikistan hariç Orta Asya ülkelerinin ordularının envanterinde bulunuyor.

Kırgızistan, son iki buçuk yılda silah ve malzeme-teknik tedariki için 1,3 milyar doların üzerinde harcama yaptı.

Bazı bilgilere göre, Türkiye Cumhuriyeti, Kırgızistan’a ordu birlikleri için hafif silah ihracatına devam ediyor.

Türkiye, Kırgızistan aracılığıyla, İslam inancına sahip Uygurların yaşadığı ÇHC’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne de ilgi gösteriyor.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Kasım 2024’te Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkeye yaptığı ziyaretin ardından, Bişkek ve Ankara arasındaki ilişkilerin “kapsamlı stratejik ortaklık” düzeyine ulaştığını belirtti. Bunun sonucunda taraflar, savunma alanında işbirliğinin genişletilmesine ilişkin anlaşma da dahil olmak üzere bir dizi anlaşma imzaladı.

Ankara’nın Orta Asya’daki nüfuzunu güçlendirme konusundaki kapsamlı stratejisi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulmasıyla başladı. Türkiye, işbirliğinin eğitim, kültür, ekonomi ve şimdi de askeri boyutlarını kapsayan karmaşık bir yaklaşım kullanıyor.

Özellikle Türkiye; Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Gürcistan demiryollarını kendi ulaşım ağına bağlayacak bir demiryolu ulaşım koridorunun kullanımını değerlendiriyor.

Bunun yanı sıra Türkiye, Çin ile birlikte tüm Türk dünyasını birleştiren Trans-Hazar ulaşım güzergahı projesini hayata geçiriyor. Bu, Ankara’nın hammadde ithalatını ve sanayi ürünleri ihracatını artırmasına olanak sağlayacak.

Fakat bu projenin hayata geçirilmesi, hem ekonomi ve lojistik alanında hem de kritik öneme sahip altyapı tesislerinin korunması konularında çabaların koordinasyonunu gerektirecek; bu da terörle mücadele, dış müdahaleye karşı koyma ve siber güvenlik alanlarında koordinasyonun güçlendirilmesi anlamına geliyor.

Bölge ülkeleri, özel kuvvetlerin eğitimi de dahil olmak üzere düzenli ortak tatbikatlar düzenliyor. Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan, Kosova, Özbekistan, Bosna Hersek ordularının katıldığı “Kış-2025” manevraları 20 Ocak-7 Şubat tarihleri arasında Türkiye’nin Kars şehrinde gerçekleştirildi.

Türkiye, bu yılın Ocak ayında Kazakistan ile de benzer bir askeri işbirliği anlaşması imzaladı.

Rusya Bilimler Akademisi (RAN) Şarkiyat Enstitüsü Yakın ve Post-Sovyet Doğu Bölümü Araştırmacısı Razil Guzayerov, İzvestiya‘ya yaptığı açıklamada, Türkiye’nin eylemlerinin, Ankara’nın rolünü artırmak ve liderliğini pekiştirmek istediği Türk dünyasına yönelik stratejisiyle uyumlu olduğunu belirtti.

Siyaset bilimci, “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin 2021’de Türk Devletleri Teşkilatı’na dönüştürülmesiyle, örgütün faaliyetlerinde yeni bir aşama başladı. Devletler birçok alanda daha yakın işbirliğine geçti. Ayrıca, üye devletlerin daha yakın entegrasyonunu öngören ‘Türk Dünyası Vizyonu 2040’ yol haritası da kabul edildi,” dedi.

Uzman, etkileşimdeki artışın büyük bölümünün sosyal alanda gerçekleştiğini de ekledi.

Uzman, “Örneğin, kitapların birleştirilmesi ve yayınlanması, ortak bir Türk alfabesi oluşturulması, festivaller ve bilimsel etkinlikler düzenlenmesi gibi. Ancak, TDT zirvelerinde devlet başkanlarının konuşmalarına bakılırsa, devletler giderek ekonomik etkileşimi ve güvenlik alanında işbirliğini derinleştirme ihtiyacını dile getiriyor,” değerlendirmesinde bulundu.

Guzayerov’a göre, örgüt düzeyinde bu işbirliği alanı hızlı gelişmiyor ve TDT üyelerinden ciddi çaba gerektiriyor.

Analist, “Türkiye, Türk ülkeleriyle sadece TDT çerçevesinde çalışmıyor. Ankara’nın stratejisinde ikili ilişkiler düzeyinde etkileşim önemli bir rol oynuyor. İlişkilerin farklı formatlarda bu paralel gelişimi, Türkiye’nin bölgedeki varlığını güçlendirmeli ve bölgesel lider statüsünü pekiştirmeli,” diye konuştu.

Guzayerov, Kırgızistan ve Türkiye arasında imzalanan anlaşmaların Ankara’nın bu yöndeki belirli başarılarını gösterdiğine inanıyor.

Guzayerov, Türkiye ve Kırgızistan cumhurbaşkanları Erdoğan ve Caparov’un Kasım 2024’te güvenlik, enerji, eğitim, sağlık ve kültür alanlarında bir dizi anlaşma imzaladığını hatırlattı.

Siyaset bilimci, “Şu anda imzalanan belgelerin kademeli olarak hayata geçirildiğini görüyoruz. Türkiye’nin gelişen savunma sanayii için yeni pazarlar arayışı açısından, Türk ülkeleri ve özellikle Kırgızistan ile savunma sanayii alanındaki ilişkilerin geliştirilmesi gerekiyor,” değerlendirmesini yaptı.

Uzman, Kırgızistan’ın daha önce Tacikistan ile sınır çatışması sırasında kullandığı Türk silahları satın aldığını belirtiyor.

Uzman, Kırgızistan’daki işletmenin Türkiye tarafından askeri ürünlerin ve bölgedeki diğer ülkelere satışını sağlayacak bölgesel bir merkez olarak değerlendirilmesinin muhtemel olduğunu düşünüyor.

Uzman, “Türkiye öncelikle, daha güncel hale gelen ancak ihracatçı sayısı hala sınırlı olan insansız hava araçları nişini doldurmaya çalışıyor. Ancak ortak üretim, ülkeler arasındaki ilişkileri zaten yeni bir düzeye taşıyor,” değerlendirmesinde bulundu.

Analiste göre, öncelikle Türk silahlarının NATO standartlarına göre üretilmesi ve dolayısıyla ortak girişimin de bu standartlara göre çalışacak olması sorusu ortaya çıkıyor; bu da Kırgızistan askeri alanının belirli alanlarda ittifakın gereksinimlerine kademeli olarak yeniden yönlendirilmesi anlamına geliyor.

Siyaset Bilimi Doktoru, Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Yakın ve Post-Sovyet Doğu Bölümü Başkanı Vladimir Avatkov ise gazeteye verdiği demeçte, Erdoğan’ın Caparov ile görüşmesinin ardından Türkiye’nin Kırgızistan’ın 62.3 milyon dolarlık dış borcunu sildiğini belirtti.

Bunun üzerine Caparov, Türkiye ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkılarından dolayı Erdoğan’a 1. derece Manas Nişanı takdim etti.

Siyaset bilimci, “Ancak Ankara borcu öylece silmedi, yeşil ekonomi projeleri karşılığında sildi. Aynı zamanda Türkiye’de fiyatlar artıyor ve ekonomik durum ideal olmaktan uzak olmaya devam ediyor. Ancak jeopolitik açıdan verimli stratejik toprakları ele geçirmek için neler yapılmaz ki,” diye vurguladı.

Uzman, bu tür borç silmelerinin zaten eleştirilen elit için çok da kârlı olmayabileceğini düşünüyor. Aynı zamanda uzman, Rusya’nın Orta Asya ülkelerinde çeşitli alanlara aktif olarak yatırım yaptığını vurguladı.

Analist, “Rusya ile Kırgızistan arasındaki etkileşim tüm yönlerde ilerliyor. Geleneksel olarak bunların başlıcaları enerji ve eğitim. Rusya, Türkiye’den çok daha fazla kaynak ayırıyor, ancak Türkler PR yapmayı ve lobi oluşturmayı biliyor, peki biz?” diyerek sözlerini tamamladı.

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English