Bizi Takip Edin

Amerika

Christian Parenti yazdı: Durham’ın raporu solu öfkelendirmeli

Yayınlanma

Çevirmenin notu: ABD’de seçim dönemine girilirken Özel Yetkili Savcı John Durham’ın raporu, Donald Trump’ın Rusya ile işbirliği yaptığına yönelik FBI soruşturmasındaki usulsüzlükleri ortaya koydu. Raporda söz konusu karalama faaliyetinde Clinton ekibinin parmağı olduğuna dikkat çekiliyor. Özel Yetkili Savcı Robert Mueller’in raporuyla ve Rusyagate dosyasının kaynağı olan MI6 casusu Christopher Steele’nin kim olduğunun ortaya çıkmasıyla “Rusya müdahalesi” ithamlarının halihazırda tabutuna son çivi çakılmıştı ama şimdi oklar Demokratlara döndü. Christian Parenti, her seçimde Demokratların ardında hizalanan sol cenahın yaşananlardan ders çıkarması gerektiğini söylüyor.

Durham’ın raporu solu öfkelendirmeli

Christian Parenti

Compact Mag

18 Mayıs 2023

Medyada Durham raporu hakkında yer bulan haberlerin çoğu mantık dışı ve bunlar 306 sayfalık son derece ayrıntılı belgeyi okuduğunuzda daha da mantıksız hale geliyor. Mesela New York Times, ilk haberinde raporun Federal Soruşturma Bürosunda daha önce açığa çıkmış olan başarısızlıklarla ilgili olduğunu ve dolayısıyla “yeni” olan çok az şey içerdiğini vurgulamak için elinden geleni yaptı.

Haberlerin büyük kısmı rapordaki detayları ve gerçekleri aktarmakta başarısız oldu ve bunun yerine top çevirmeyi tercih etti. Washington Post, Durham’ın “[raporun] o dönemki aday Donald Trump’a zarar vermeyi amaçlayan bir ‘derin devlet’ planını ortaya çıkarmasını bekleyen ‘muhafazakâr komplo teorisyenlerini’ hüsrana uğrattığını’ bildirdi. Associated Press de aynı şekilde raporunda “Trump taraftarlarının Durham’ın bir ‘derin devlet’ komplosunu ortaya çıkaracağı yönündeki beklentilerini karşılamadığını” belirtti.

Açıkça beklenebilecek yanıt şu: Derin devlet komplosu ya da komplo nedir? Görseniz fark eder miydiniz? “Derin devlet komplosu” ifadesi, aynı anda hem dev istihbarat örgütlerinin siyasetle ilgilenebileceğine inanan herkesi karalamaya çalışan hem de temel konuları inanılmaz derecede muğlak tutan semantik bir üçkağıt değil midir?

Yaftalar bir yana, Özel Yetkili Savcı John Durham’ın “2016 Başkanlık Kampanyalarından Kaynaklanan İstihbarat Faaliyetleri ve Soruşturmalarla İlgili Konular Hakkındaki Raporu”, diğer şeylerin yanı sıra, FBI’ın Clinton kampanyasıyla uğraşırken farklı, Trump’ın ekibiyle uğraşırken tamamen farklı bir standart uygularken kendi kurallarını defalarca çiğnediğini gösteriyor. Clinton kampanyasına yönelik en az üç soruşturmada FBI, Demokrat adaya karşı yumuşak davrandı. Ancak Trump söz konusu olduğunda büro, en hafif tabirle agresif davrandı.

Clinton kampanyasıyla ilgili soruşturmalar, normalde olduğu gibi FBI saha ofisleri düzeyinde ele alındı. Fakat Trump’a karşı yürütülen hasmane soruşturma “FBI Genel Merkezinden yönetildi.” Clinton’la ilgilenirken, büro kurallara özenle uydu, yavaş hareket etti ve tüm açıları değerlendirdi. Trump’la uğraşırken en kötüsünü varsaydı, aceleyle harekete geçti, köşeleri kırptı ve soruşturmayı hızlandırmak için kuralları esnetti.

Bu çifte standardın göze batan emsallerinden biri de 2014’ün sonlarında, Clinton’ın başkan adaylığını resmen ilan etmesinden evvel FBI’ın iyi konumdaki bir [gizli insan kaynağından] yabancı bir hükümetin [Durham raporunda Yabancı Hükümet-2 olarak tanımlanıyor] Clinton’ın başkanlığı kazanması halinde üzerinde nüfuz sahibi olmak amacıyla Clinton’ın beklenen başkanlık kampanyasına katkıda bulunmak üzere bir kişiyi göndermeyi planladığını öğrenmesiyle başladı.

İlgili FBI saha ofisi, Yabancı Hükümet-2’nin temsilcisi ile Clinton kampanyası arasındaki elektronik iletişimin Yabancı İstihbarat Gözetim Yasası uyarınca dinlenmesi için alelacele “hızlandırılmış onay alma girişiminde” bulundu. Bu başvurunun onaylı bir kopyası “nihai onay için FBI Genel Merkezine” gönderildi. Tuhaf bir şekilde, ilgili saha ofisindeki bir ajana göre FISA başvurusu “yaklaşık dört ay boyunca sonu muğlak” kaldı. Bir başka FBI ajanı ise FISA başvurusunun herkesin “çok daha dikkatli” olması ve “büyük isimden korkması” nedeniyle sürüncemede kaldığını söylüyor. İddiaya göre FBI, “[Clinton’ın] bir sonraki başkan olma ihtimali olduğu için onun etrafında ‘parmak ucunda’ yürüyordu.”

Durham’a göre endişelerin bir kısmı, FBI’ın Clinton’ın kampanyasını dinlemek istememesinden kaynaklanıyordu, zira adayın muhtemelen yanlış şahıslarla konuşurken yakalanmasından korkuluyordu. Nihayetinde kampanyaya katkıda bulunacak yabancı bir kişinin izlenmesi için FISA izni çıktı ama Hillary Clinton’ın önden bilgi alması şartıyla.

FBI, ajanlar “yabancı bir düşmanın belirli bir ABD’li kişiyi etkilemeye çalıştığını ya da çalışacağını gösteren bilgiler elde ettiğinde ve söz konusu ABD’li kişinin düşmanla birlikte çalışabileceğine dair hiçbir gösterge olmadığında” savunma brifingleri verir. İstihbarat teşkilatları için savunma brifinginin dezavantajı, yabancı etki operasyonuna yönelik daha ileri bir karşı istihbarat soruşturmasını yüksek ihtimalle baltalayacak olması.

FBI’ın Clinton kampanyası üzerindeki olası yabancı etkiyi ele alış biçimi, büronun Trump kampanyası hakkındaki benzer iddiaları ele alış biçimiyle bariz bir tezat taşıyor.

28 Temmuz 2016’da FBI, Avustralya hükümetinden üst düzey diplomatlarından Alexander Downer’ın birkaç ay önce bir barda Trump kampanyasının George Papadopoulos adlı serbest çalışan bir dış politika danışmanıyla sohbet ettiği ve Papadopoulos’un “Trump kampanyasının Rus hükümeti yetkilileriyle nasıl bir komplo ya da işbirliği ilişkisi içinde olduğunu” anlattığı bilgisini aldı. Fakat Durham, daha sonra yapılan soruşturmaların ne Avustralyalı diplomatın ne de Papadopoulos’un bu görüşmeden böyle bir sonuçla ayrıldığını ortaya çıkardığını söylüyor.

Papadopoulos görüşmesinin çarpıtılarak anlatılan raporu, FBI’ın Karşı İstihbarat Bölümü Müdür Yardımcısı ve “Trump’a karşı düşmanca hisleri belirgin ve iyi belgelenmiş” bir adam olan Peter Strzok’a verildi.

Strzok ve evlilik dışı ilişki yaşadığı bir başka FBI ajanı Lisa Page, Trump kampanyası soruşturmasını başlatmadan önce ve sonra yazdıkları ve artık kamuya açık olan mesajlarda hem Trump’tan hem de Bernie Sanders’tan “gerizekalı” olarak bahsediyor. Strzok ve partneri Page, 2015 yılına kadar uzanan mesajlaşmalarında Trump’ın “iğrenç”, “berbat”, “dangalak”, “tam bir aptal” ve “facia” olduğundan söz ediyorlar.

FBI, Avustralyalılardan aktarılan iddiaları doğrulamak için hiçbir çaba sarf etmedi. FBI’ın ve genel olarak istihbarat camiasının elinde Trump’ı Rus hükümetiyle ilişkilendiren doğrulanmış başka bilgiler de yoktu. Büro, Trump kampanyasına savunma amaçlı bir brifing de sunmadı. Bunun yerine Strzok, patronu FBI Direktör Yardımcısı Andrew McCabe’in talimatıyla Trump kampanyasına yönelik Crossfire Hurricane (Çapraz Ateş Fırtınası) adı verilen geniş çaplı bir tahkikat başlattı.

İki hafta sonra Page, Trump’ın gerçekten başkan olabileceğine dair kaygılarını mesaj attığında Strzok onu teskin etmişti: “Hayır. Hayır, olmayacak. Buna engel olacağız.”

Crossfire Hurricane’in ilk hedefleri Trump kampanyasının ortaklarıydı: Papadopoulos, Michael Flynn, Paul Manafort, Carter Page ve Roger Stone. Soruşturma genişledikçe, ajanları dört FISA emri için başvuru yaptı ve aldı. Bunlardan ikisinin daha sonra usulsüz olarak alındığı tespit edilecek ve Kevin Clinesmith adlı bir FBI avukatı, daha sonra FISA izni başvurularından birinde kullanılan bir e-postayı değiştirmekten suçlu bulunacaktı.

Strzok’un Crossfire Hurricane’i başlattığı dönemde Clinton kampanyası, meşhur Steele dosyasını hazırlaması için muhalif araştırma şirketi Fusion GPS ile anlaştı. Bu, FBI’ın Clinton Planı olarak adlandırdığı, Trump’ı Rus casusu ithamıyla karalama çabasının bir parçasıydı. Strzok ve Crossfire Hurricane’deki diğer ajanlar, Steele dosyasından eylül ayına kadar haberdar olmadılar, ancak daha sonra bu ispatı yapılmamış iddiaları hızla Trump’a karşı yürüttükleri kampanyaya dahil ettiler.

Nihayetinde Crossfire Hurricane, Rusya ile yapılmış gizli anlaşmaya dair hiçbir kanıt bulamadı. Strzok, Page ve McCabe çeşitli gerekçelerle FBI’dan kovuldu.

Elbette bunların hiçbirinin önemi yok. Kanaatlerin delillerden önce geldiği halüsinatif bir siyaset çağına girmiş bulunuyoruz. FBI’ın Trump’a karşı yürüttüğü kampanyayı gösteren hiçbir belge Trump Deliliği Sendromunun büyüsünü bozamayacaktır.

Strzok’un Trump’a karşı neden böyle bir düşmanlık beslediği merak konusu. Hiç şüphesiz bunun bir nedeni de Crossfire Hurricane başladığında Trump’ın giderek daha büyük kalabalıklara, İkinci Dünya Savaşı’nın siyasi enkazı üzerine inşa edilmiş olan Amerikan merkezli dünya düzenini yıkma ve altüst etme arzusunu anlatmasıydı. McCabe ve Strzok sadece oldukları gibi, müesses nizamın muhafazakâr liderleri gibi davranıyorlardı.

Bir solcu olarak Trump’ın kaotik anti-emperyalist dış politikasını takdir ediyorum ve bunu bu sayfalarda da açıklamıştım. Ekonomi, çevre ya da göç politikalarının çoğuna katılmıyorum. Ne olursa olsun, bunların hiçbiri FBI’ın seçimlere müdahale etmesini desteklememi gerektirmiyor. Solcular Strzok ve Page’in Sanders’a da Trump’a duydukları kadar antipati duyduklarını aklında tutmalı. Eğer Trump’a karşı seçimlere müdahale edilmesine göz yumulursa, bu solcu adaylara karşı da yapılacaktır. İstihbarat örgütlerinin seçimlere müdahalesi demokrasinin sonunu getirir. Buna müsamaha gösterilmemeli.

Fakat solun büyük bir kısmı Trump Deliliği Sendromuna kapılmış durumda ve bunu göremiyor. Solcular yemek davetlerinde Demokratları eleştiriyor ve kendilerini muhalefet safında sayıyorlar. Ancak özünde, her yeni seçimin “son seçim olabileceği” korkusuyla Demokratlara mutlak bir sadakatle bağlı kalıyorlar. Sol büyük ölçüde demokratik prosedürlere, daha adil bir servet dağılımına ve daha barışçıl bir dış politikaya bağlı. Ama Trump ortaya çıkar çıkmaz, ilericiler kendilerine ihanet etmeye devam eden Demokrat Parti’nin hayali sığınağına koşuyorlar.

Trump Deliliği Sendromunun her nüksettiğinde solun kafası daha da karışıyor. Mesela Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez MSNBC’de, CNN’de katıldığı son programa istinaden eski başkana işçileri soymaktan sabıkası olan ultra zengin bir vergi kaçakçısı olduğu için saldırmadı. Bundan ziyade “bir cinsel istismar kurbanını riske atan bir dizi son derece sorumsuz karara” dayanan “tiksinç dezenformasyon uygulamasının” peşine düştü.

Trump’ın “bizim zavallı ülkemiz” dediği yerde sorun çok derin.

Amerika

AIPAC, adaylara yönelik destek beyanlarını ve doğrudan bağışları durdurdu

Yayınlanma

İsrail yanlısı Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC), artık adaylara destek açıklaması yapmayacağını veya adaylar için fon ayırmayacağını duyurdu.

Uzun süredir etkili bir lobi grubu olan AIPAC, doğrudan siyasi faaliyetlerine beş yıl önce başlamıştı.

O zamandan beri, özellikle de bu ara seçim döneminde, AIPAC giderek artan bir direnişle karşı karşıya kaldı.

Grup, Gazze ve İran’daki savaşlar da dahil olmak üzere çeşitli konulardaki tutumları nedeniyle eleştiriliyor.

AIPAC’ın desteklediği adaylar, ABD’nin İsrail ile ilişkilerine yönelik kamuoyu görüşünün değişmesiyle birlikte, örgütün desteğini ve mali katkılarını kabul ettikleri için hem sağdan hem de soldan sert muhalefetle karşı karşıya kaldı.

Eleştirileri yatıştırmak amacıyla, AIPAC’ın desteklediği bazı adaylar, örgütten herhangi bir para kabul etmeyeceklerini açıkladı.

AIPAC, değişiklikleri ilk olarak üyelere gönderdiği bir mektupta duyurdu ve “Karşı karşıya olduğumuz zorluklar önümüzdeki yıllarda artmaya devam edecek,” dedi.

Mektupta AIPAC, bireysel bağışçıları harekete geçirerek grubun misyonuyla uyumlu adaylara para aktarmaya devam edeceğini belirtti.

Mektupta, “Mevcut çabalarımızı genişleterek, Amerikalı bireylerin adaylara yaptığı doğrudan ve organize bağışları artırmaya ve ortaya çıkan siyasi bağış toplama araçlarını en üst düzeye çıkarmaya öncelik vereceğiz,” denildi.

Mektupta ayrıca, 2028 seçim döngüsünün “aktivistlerimizden İsrail yanlısı siyasete daha da güçlü bir bağlılık gerektireceği” belirtildi.

Sonuç olarak, grup, “Amerika’nın İsrail ile ittifakını güçlendiren ve İsrail karşıtı yasaya karşı duran Cumhuriyetçiler ve Demokratlara” desteğini artırmayı planlıyor.

NPR’ye yaptığı açıklamada, AIPAC sözcüsü Deryn Sousa, değişikliklere rağmen grubun misyonu ve stratejisinin aynı kaldığını belirtti:

“Amacımız, ABD-İsrail ilişkilerine destek sağlamak. AIPAC üyeleri bu seçim döneminde adaylara doğrudan 90 milyon dolardan fazla bağışta bulundu ve üyelerimizden gelen bu organize, doğrudan bağışlar devam edecek ve artacak.”

Federal Seçim Komisyonu (FEC) kayıtlarına göre, AIPAC 2026 yılında 30 Eylül itibariyle adaylara ve siyasi komitelere yaklaşık 25 milyon dolar bağışladı.

AIPAC’a bağlı süper PAC (Siyasi Eylem Komitesi) olan United Democracy Project ise adaylara ve siyasi komitelere 13 milyon dolar bağışladı ve bağımsız harcamalar olarak ek 53,5 milyon dolar harcadı.

Son günlerde, süper PAC’ın bireysel bağımsız harcamalarının bir kısmı, Michigan’daki ABD Senatosu için Demokrat Parti adayı olan Abdul El-Sayed’e karşı kampanya yürütmek amacıyla kullanılıyor.

AIPAC, ön seçimlerde de El-Sayed’e karşı kampanya yürütmek için büyük harcamalar yapmış ve rakibi Temsilci Haley Stevens’ı desteklemişti.

Michigan Senato yarışı, AIPAC’ın İsrail yanlısı bir politikacıyı desteklemek ya da örgütün İsrail’e karşı daha olumsuz bir tutum sergilediğini düşündüğü birine karşı çıkmak amacıyla harcama yaptığı, dikkat çeken yarışlardan sadece biri.

AIPAC, NPR’ye yaptığı açıklamada, bağlı süper PAC’ı United Democracy Project’in faaliyetlerine devam edeceğini ve sınırsız miktarda para toplayabileceğini doğruladı.

Kuruluş, İsrail yanlısı adayları desteklemek ve İsrail’i eleştirenlere karşı çıkmak için büyük harcamalar yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Elon Musk, Tesla ile SpaceX’i birleştirmek istiyor

Yayınlanma

Elon Musk, SpaceX ve Tesla’yı roketler, uydular, internet hizmeti, sohbet robotları, sosyal medya, robotlar ve otomobilleri kapsayan tek bir şirket altında birleştirmeye hazırlanıyor.

Dünyanın en zengin insanı geçen salı günü yaptığı açıklamada, her iki şirketin de birleşmeyi incelemek üzere bağımsız yönetim kurulu üyelerinden oluşan özel komiteler kurduğunu ve bunu “iyi bir fikir” olarak nitelendirdi.

Her iki şirketin de ana hissedarı ve yöneticisi olan Musk, “çıkar çatışması yaşayan taraf” olarak “görüşmelere katılamayacağını” kabul etti ve iki şirketin bir anlaşmaya varacağına dair hiçbir garanti olmadığını belirtti.

Musk, şimdiye kadarki en cüretkar anlaşmasını gerçekleştirebilirse, birleşik grubun mevcut fiyatlarla değeri yaklaşık 3,6 trilyon dolara ulaşacak ve bu da onu Nvidia, Apple, Alphabet ve Microsoft ile birlikte dünyanın en değerli beş şirketi arasına sokacak.

Fakat herhangi bir birleşme, Musk’ın gücüne ilişkin hissedar endişelerinden, tüm zamanların en büyük birleşmesini mercek altına alacak olan ABD ve Çin’deki yetkililerin onayı sürecine kadar ciddi engellerle karşı karşıya kalacak.

Geçen çarşamba günü erken saatlerdeki işlemlerde SpaceX hisseleri yüzde 9 artış gösterirken, Tesla hisseleri yüzde 2,5 değer kazandı.

Musk’ın oluşturacağı holding, çok geniş bir iş kolları yelpazesine sahip olacak. SpaceX, dünyanın önde gelen roket işini ve Starlink uydu iletişim ağını bu yapıya katacak.

Visible Alpha tarafından derlenen analist tahminlerine göre, birleşik şirket 155.000’den fazla kişiyi istihdam edecek ve bu yıl toplam 153 milyar dolarlık gelir elde edecek.

Fakat analistler, Musk’ın yapay zeka altyapısı, çip fabrikaları ve roketlere yönelik harcama planlarının her geçen gün artmasıyla birlikte, şirketin en az 54 milyar dolarlık negatif serbest nakit akışına sahip olacağını öngörüyor.

Anlaşma, Musk’ın Tesla üzerindeki kontrolünü de güçlendirecek. Bir hisse bir oy hakkı taşıyan Tesla’da yaklaşık yüzde 20’lik oy hakkına sahip olan Musk, süper oy hakkına sahip hisseler sayesinde SpaceX’teki oyların yaklaşık yüzde 84’ünü kontrol ediyor.

Analistler, Tesla’nın bu yıl yarım milyondan fazla Model 3 sedan, 1 milyondan fazla Model Y ve 22.000 adet Cybertruck satmasını bekliyor.

Tesla’nın ayrıca büyümekte olan otonom sürüş iş kolu ve Musk’ın bir gün Tesla’nın değerini 25 trilyon dolara çıkarabileceğini öngördüğü Optimus robot serisi de bulunuyor.

Musk, yapay zekanın (AI) kendi önceliği olduğunu açıkça belirtirken, birleşmenin mantıklı olduğunu “neredeyse süper zeka tekilliği içinde olduğumuz” gerekçesiyle ifade etti.

“Süper zeka tekilliği”, yapay zekanın insan zekasını aştığı anı ifade ediyor.

Musk, SpaceX’in bu yılın sonuna kadar yaklaşık 3 GW, gelecek yılın sonuna kadar ise 13 GW çevrimiçi hesaplama gücüne sahip olacağını ve 20 GW’yi aşma ihtimalinin “sıfırdan farklı” olduğunu söyledi.

Bu, SpaceX’in Amazon Web Services, Microsoft ve Google dahil olmak üzere en büyük bulut hizmet sağlayıcılarıyla rekabet etmesini sağlayacak.

SpaceX’in uyguladığını belirttiği watt başına 50 dolardan biraz fazla bir ücretle, 20 GW’lık kapasitenin her bir watt’ı kiralanırsa yılda yaklaşık 1 trilyon dolar gelir elde edilecek.

Bu rakam, Musk’ın 2027 sonu için öngördüğü 500 milyar dolar ile 1 trilyon dolar arasındaki gelir aralığının en üst sınırına denk geliyor.

Uzun vadede Musk, Starlink’i uzaydan telefon hizmeti sunan büyük bir mobil operatöre dönüştürmek, yörüngeye veri merkezleri yerleştirmek ve Mars’ı kolonileştirmek istiyor.

Yatırımcılar, Musk’ın imparatorluğunun tamamına odaklanma kabiliyeti konusunda uzun süredir soru işaretleri taşıyor.

Önde gelen bir Tesla yatırımcısı, “Şu anda zamanının bir kısmını Tesla’da, bir kısmını da SpaceX’te geçiriyor ve hissedarlar, enerjisinin ya da parasının çoğunu nereye harcadığını bilemiyor,” dedi.

Trilyoner olma eşiğindeki Musk, haftanın dört gününü genellikle Tennessee’nin Memphis kentinde geçirdiğini ve yeni bilgi işlem kümelerini devreye aldığını belirterek, SpaceX’in roket mühendisleri ekibinin veri merkezlerini herkesten daha hızlı inşa edebileceğini savundu.

Öte yandan Musk’ın liderliğinde iki şirket şimdiden birleşme sürecine girmiş durumda.

Milyarder, “Süper zeki yazılım geliştirme, çip tasarımı, Terafab projesi, elbette robotik ve yörüngeye kütle taşıma alanlarında işbirliği yapmaktan elde edilecek çok şey var,” dedi.

Mart ayında Musk, Teksas’ta kurulacak ve nihai maliyeti 119 milyar dolara ulaşabilecek devasa bir yarı iletken üretim tesisi olan Terafab adında iki şirketin ortak girişimini duyurdu.

Bu tesis, Musk’ın otonom araçları, insansı robotları ve yörünge yapay zeka veri merkezleri için çip üretecek.

İki şirket ayrıca, geçen hafta tanıtılan Roadster adlı “uçan” spor otomobil üretmek için de işbirliği yaptı.

Araç, SpaceX tarafından geliştirilen soğuk gaz iticileri kullanarak bir dizi ters takla ve zıplama gerçekleştirdi.

Musk’ın yapay zeka modeli Grok da birçok Tesla aracında ücretsiz olarak sunuluyor.

Şirketler halihazırda birlikte iş yapıyorlar. SpaceX, Tesla’dan yaklaşık 1 milyar dolar değerinde Megapack bataryası ve Cybertruck satın aldı.

Bu tutarın içinde geçen yıl satışları düşük seyreden kamyonetlerden 131 milyon dolarlık bir pay da bulunuyor.

Buna karşılık Tesla, Musk’ın sahibi olduğu iki şirketin birleşmesinin ardından xAI’ye yaptığı 2 milyar dolarlık yatırımın SpaceX hisselerine dönüştürülmesiyle SpaceX hissedarı oldu.

Tesla’ya yakın bir kaynak, Roadster, Terafab ve malzemeler, yakıtlar ile üretim alanlarındaki ortak araştırmalara işaret ederek, “Ticari düzeydeki işbirliğine bir bakın,” dedi.

Bu kaynak, bir birleşmenin “bilgi işlem gücünü fiziksel yapay zeka dünyasına taşıyan dikey olarak entegre bir şirket” yaratacağını belirtti ve bunun halihazırda gerçekleştiğini vurguladı.

Musk, iki şirketin özel komitelerinin şartlar üzerinde anlaşmaya varmadığını ve “anlaşacaklarına dair bir garanti olmadığını” söyledi.

Tesla’nın ayrıca sadece oy kullanan hissedarların değil, tüm hisselerin çoğunluğunun desteğine de ihtiyacı olacak. Musk bunu “oldukça yüksek bir engel” olarak nitelendirdi.

Fakat Musk, istediğini elde etme konusunda uzun bir geçmişe sahip. On yıl önce, o dönemde borsada işlem gören temiz enerji şirketi SolarCity’yi Tesla ile birleştirmişti.

Bu işlem, Musk’ın tamamen hisse senedi bazlı anlaşmayı, imparatorluğunun bir kolunun diğer bir bölümünü usulsüz bir şekilde kurtarmak amacıyla gerçekleştirdiğine inanan elektrikli araç üreticisi Tesla’nın yatırımcıları tarafından açılan bir hissedar davasına yol açtı.

Davaya bakan yargıç, sonunda hissedarların iddialarını reddetti. Fakat bunu yapmadan önce Musk’ın Tesla’nın bağımsız yönetim kurulu üyeleriyle olan yakın bağlarını ve müzakerelere müdahil olmasını eleştirdi.

Önemli bir nokta olarak, Musk o zamandan beri hem Tesla’yı hem de SpaceX’i, milyarderin Tesla’nın kurumsal yönetim uygulamaları nedeniyle çok sayıda hissedar davasıyla karşı karşıya kaldığı küçük bir Orta Atlantik eyaleti olan Delaware’den Teksas’a taşıdı.

Uzmanlar Financial Times’a, Musk’ın şirketlerinden birinin diğerine göre kayırıldığına dair endişeleri gidermek amacıyla, hem Tesla’nın hem de SpaceX’in birleşme müzakereleri ve hissedar onayları sürecini nasıl şekillendirecekleri konusunda birçok önemli karar alması gerekeceğini belirtti.

Fakat Teksas şirketler hukuku, yönetim kurulu kararlarına çok daha fazla saygı gösterir ve hatta belirli türdeki hissedar davalarını yalnızca çok büyük hissedarlarla sınırlayabilir.

Musk’ın anlaşma sürecini uzun süredir takip eden Colorado Üniversitesi şirketler hukuku profesörü Ann Lipton şunları söyledi:

“Teksas yasalarına göre, hissedarlar, yöneticilerin ‘dolandırıcılık, kasıtlı suistimal, yetki aşımı veya bilerek kanun ihlali’ yaptığını kanıtladıkları takdirde, kurumsal yetkililere veya yönetim kurulu üyelerine karşı sadece güvene dayalı yükümlülüğün ihlali nedeniyle dava açabilirler. Bu, bir yönetim kurulu üyesinin bir işlemin her iki tarafında da yer aldığını göstermekten çok daha yüksek bir eşik.”

Dünyanın dört bir yanındaki düzenleyici kurumlar da bu anlaşmayı yakından inceleyecek ve avukatlar, ABD dışında bu birleşmenin AB, Birleşik Krallık ve Çin gibi önemli yargı bölgelerinde de neredeyse kesin olarak onaylanması gerekeceğini belirttiler.

Bu birleşmenin en büyük endişeye yol açacağı yer, Tesla’nın geçen yıl toplam gelirinin yaklaşık yüzde 22’sini oluşturan 21 milyar dolarlık gelir elde ettiği ve Şanghay’da en büyük otomobil fabrikasını işlettiği Çin olabilir.

Pekin, ABD’li bir savunma müteahhidi olan SpaceX’e uzun süredir derin bir şüpheyle bakıyor.

SpaceX, yalnızca son çeyrekte 18 yeni ABD ulusal güvenlik fırlatma görevi için sözleşme imzaladı ve ABD hükümeti için Starshield askeri uyduları üretiyor.

Çinli askeri araştırmacılar, SpaceX’in Rusya’nın 2022’deki işgalinin ardından Ukrayna’ya terminaller tedarik etmesinden bu yana, şirketin Starlink hizmetini bir tehdit olarak nitelendiriyor.

JPMorgan’daki analistler, bu işbirliği hakkında hazırladıkları bir notta, “Olası ulusal güvenlik hassasiyetleri göz önüne alındığında, Çin’de onay alınması özel bir engel teşkil edebilir,” diye yazdı.

Analistler, Tesla’nın Çin’deki işlerini ayrı bir yapıya aktarmak ya da kontrolünü bir Çinli konsorsiyuma devretmek zorunda kalabileceğini öne sürdü.

Bu, TikTok’un ABD operasyonlarını Amerikalıların eline geçiren anlaşmanın “aynı kopyası” olur ve Tesla, markası ve otonom sürüş teknolojisi için lisans ücreti alacak.

ABD’de Tesla’ya yakın bir kaynak, Donald Trump’ın görevden ayrılmasından önce anlaşmanın sonuçlandırılmasının çok önemli olduğunu belirtti.

Kaynak, “Bu anlaşma gerçekleşecek. Fakat herkesin düşündüğü kadar çabuk olmayacak,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Kongresi’nden yapay zeka milyarderlerine: “Susun ve işinizi yapın”

Yayınlanma

Yapay zeka sektörü yöneticilerinin sürekli varoluşsal tehlike ve felaket senaryoları dile getirmesi, Beyaz Saray ve Kongre çevrelerinde rahatsızlık yarattı. Washington’daki siyasiler, şirketlerin halka teknolojinin yararını anlatmakta yetersiz kaldığını ve siyasi istikrarsızlığı körüklediğini savunuyor.

Yapay zeka sektörünün önde gelen şirket liderleri, Washington’da siyasetçiler ve düzenleyici kurumlar için giderek “siyasi bir yüke” dönüşüyor.

Axios’un Beyaz Saray ve Kongre’ye yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, sektör liderlerinin kamuoyuna teknolojinin faydalarını anlatmak yerine sürekli felaket senaryoları çizmesi siyasi çevrelerde tepki çekiyor.

Kongre üyelerine göre yöneticiler, aynı konuşma içinde dahi yapay zekanın vadettiği refah ile varoluşsal tehlike uyarıları arasında gidip geliyor.

Yetkililer, kamuoyundaki hoşnutsuzluğun arttığı bir ortamda bu çelişkili anlatıların siyasi istikrarsızlığı beslediğini savunuyor.

Washington’daki siyasiler, yapay zeka geliştiricilerinin felaket tellallığını bırakıp diğer büyük şirket yöneticileri gibi sessizce işlerine odaklanmasını istiyor.

Utah Senatörü Cumhuriyetçi John Curtis, Axios’a yaptığı değerlendirmede, yöneticilerin teknolojinin değerini halka anlatırken kendi ayaklarına dolandıklarını belirtti.

Curtis, “Sıradan Amerikalıların hayatından yapay zeka endüstrisinden daha kopuk başka bir kesim hayal etmek güç” dedi.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Ro Khanna ise şirket yöneticilerinin toplumsal güvenliği tehlikeye attığı görüşünde.

OpenAI Üst Yöneticisi Sam Altman’ı örnek gösteren Khanna, “Altman gibi isimler, teknolojinin faydaları hatırına dünyanın bazı olumsuzluklara katlanması gerektiğini söylüyor. Güvenliğimizi ilgilendiren kararları milyarderlerin keyfine bırakamayız” ifadelerini kullandı.

Ohio Senatörü Cumhuriyetçi Bernie Moreno da Anthropic Üst Yöneticisi Dario Amodei’ye hitaben kaleme aldığı mektupta benzer bir eleştiriyi dile getirdi.

Moreno, Amodei’nin açıklamalarını panik yaratıcı olarak niteleyerek, “Sizin refleksiniz, yapay zeka tartışmalarında kargaşa tohumları ekmek” dedi.

Connecticut Senatörü Demokrat Chris Murphy ise meselenin istihdam boyutuna işaret etti.

Murphy, yapay zekanın iş alanlarını tehdit ettiği bir dönemde Başkan Donald Trump’ın “teknoloji milyarderleriyle kurduğu sıcak temasın” seçmende tepki topladığını savundu.

Kongre çalışanlarıyla yapılan görüşmelere değinen bir kaynak, Washington’daki genel havayı “İnsanlar sabah kalkıp ‘Bu adamlardan artık gına geldi’ diyor” sözleriyle aktardı.

Başkentteki gerilimin merkezinde şirketlerin güvenlik karnesi ve düzenlemelere yönelik tutumu da yer alıyor.

Anthropic’e duyulan tepkide, Amodei’nin eylül sonunda Başkan Trump ile yaptığı görüşmede resmi internet sitelerini etkileyen model arızalarından bahsetmemesi etkili oldu.

Şirket söz konusu güvenlik açıklarını yetkililere ancak 8 Ekim’de bildirdi, ertesi gün de kurumsal blogunda paylaştı. OpenAI ise sektörün eyaletler düzeyinde yasal denetime tabi tutulmasını engellemeye çalışmakla suçlanıyor.

OpenAI cephesi suçlamalara karşı, ülke genelindeki yerel yöneticilerle temas halinde olduklarını ve halka yapay zekanın getireceği kazanımları anlattıklarını savunuyor.

Anthropic lideri Amodei, OpenAI ajanlarının karıştığı güvenlik açıklarının ardından geliştirme sürecinin yavaşlatılması çağrısında bulunmuş, Altman da bu öneriye destek vermişti.

Öte yandan Amodei, kamuoyundaki güven kaybının sektörün kendi hatası olduğunu kabul ediyor. İnsanların çoğunun yapay zekayı bir aldatmaca olarak gördüğünü kaydeden Amodei, “Kansere somut bir çare bulmak gibi çıktılar işe yarar. Başta Anthropic olmak üzere şirketlere yöneltilen en haklı eleştiri, dünyaya fayda sağlama sözümüzü henüz tutamamış olmamızdır” değerlendirmesini yaptı.

Başkan Donald Trump başlangıçta sektöre katı kurallar getirilmesine karşı çıkmıştı. Ancak Trump daha sonra yaptığı açıklamalarda, yapay zekanın “fazla süper” hale gelebileceğini belirterek gelişmelerin yakından izlenmesi çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English