Bizi Takip Edin

Asya

Çin’in meşhur ‘iki toplantı’sı başladı

Yayınlanma

Çin’in en önemli siyasi etkinliklerinden Çin Ulusal Halk Kongresi (NPC) ve Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı (CPPCC), diğer bir adıyla ‘İki Toplantı’, bugün başladı. Toplantılarda Çin’in önümüzdeki döneme dair siyasi, ekonomik, askeri hedeflerinin belirlenmesi bekleniyor.

Ülkenin en üst düzey yasama organı Çin Ulusal Halk Kongresi ile danışma organı işlevini yerine getiren Çin Halk Siyasi Danışma Konferansının eş zamanlı genel kurul toplantıları, 4-11 Mart’ta başkent Pekin’de düzenleniyor.

5 yıllığına seçilen iki meclis, bu yıl 14. dönemlerinin 3. yıllık toplantılarını düzenliyor. Toplantılar, ülkenin yakın dönemdeki ekonomi stratejisi ve hedeflerini, iç siyaset ve dış politika önceliklerini ortaya koyması açısından kritik önem taşıyor.

Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı Ulusal Komitesi, salı günü Pekin’de yıllık oturumunu açtı.

Devlet medyasına göre, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve diğer liderler, Büyük Halk Salonu’nda başlayan 14. CPPCC Ulusal Komitesi’nin üçüncü oturumunun açılış toplantısına katıldı. Toplantıda oturum gündemi gözden geçirildi ve onaylandı. CPPCC Ulusal Komitesi Başkanı Wang Huning, bir çalışma raporu sundu.

Yasama organı Çin Ulusal Halk Kongresi’nin açılış oturumu ise 5 Mart’ta yapılacak.

Savunma bütçesi belirlenecek

14’üncü NPC’nin üçüncü oturumunun sözcüsü Lou Qinjian, oturum hakkında basına bilgi verdi.

Ulusal Halk Kongresi’nin (NPC) üçüncü oturumunda Çin’in bu yılki savunma bütçesinin yayınlanacağını açıklayan sözcü, Çin’in savunma harcamalarının dokuz yıldır tek haneli büyümeyi sürdürdüğünü ve GSYİH içindeki payının uzun yıllardır küresel ortalamanın altında, yüzde 1,5’in altında tutulduğunu belirtti.

14’üncü NPC’nin üçüncü oturumunun sözcüsü Lou Qinjian, çarşamba günü yapılacak açılıştan bir gün önce Salı günü düzenlenen basın toplantısında, Çin’in ekonomik gelişiminin savunma bütçesini ve askeri modernizasyonunu etkileyip etkilemeyeceği ve bu yıl ne kadarlık bir artış görüleceği sorusu üzerine bu açıklamaları yaptı.

Lou, barışın güçle korunması gerektiğini ve güçlü ulusal savunma kabiliyetlerine sahip bir Çin’in egemenliğini, güvenliğini ve kalkınma çıkarlarını korumak ve büyük bir ülke olarak uluslararası sorumluluklarını ve yükümlülüklerini daha iyi yerine getirmek ve dünya barışını ve istikrarını korumak için daha iyi bir konumda olduğunu söyledi.

Gündem ekonomi

Sözcü Lou, Çin’in yapay zekayı geliştirmeye çalışarak, kilit ortaklarla işbirliği arayarak ve Küresel Güney’i destekleyerek “dünyaya daha fazla istikrar ve kesinlik sağlayacağını” ifade etti.

Lou, Çin’in “artan küresel siyasi ve ekonomik belirsizlikler” ve “dış ortamın derinleşen olumsuz etkileri” ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

“Çin, zor kazanılan çok taraflı ticaret sistemini ortaklaşa korumak, tek taraflılığa ve korumacılığa karşı çıkmak ve kapsayıcı ve adil ekonomik küreselleşmeyi teşvik etmek için birlikte çalışmak üzere dünyanın dört bir yanındaki ülkelerle işbirliğini güçlendirmeye isteklidir” dedi.

Trump’ın son gümrük vergisi önlemleriyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Lou, Pekin’in diyalog ve istişare yoluyla ilişkilerdeki endişeleri ele almaya istekli olduğunu söyledi. Ancak Çin’in “baskı ve tehditleri asla kabul etmeyeceği” ve “ulusal egemenlik, güvenlik ve kalkınma çıkarlarımızı kararlılıkla koruyacağı” uyarısında bulundu.

Salı günü ABD Başkanı, Çin’den ABD’ye yapılan ithalata yüzde 10 ek gümrük vergisi getirerek bir ay önce uyguladığı yüzde 10’luk vergiye bir yenisini ekledi.

Bu yılki toplantıda Pekin, ekonomik teşvikleri artırmaya, işletmeleri desteklemeye ve Trump’ın agresif ticaret önlemlerine karşı koymaya odaklanıyor.

Çin ekonomisi, dışarıda ABD Başkanı Donald Trump’ın yeni iktidar döneminin getirdiği belirsizliklerin yanı sıra içeride istikrarsız iç talep, deflasyon eğilimi, gayrimenkul sektöründeki süregelen düşüş ve yüksek genç işsizliği gibi kronikleşen sorunlarla karşı karşıya.

Hükümetin bu yılki ekonomik hedeflerinde ve politikalarında iç talebi canlandırmaya, konut sektöründen kaynaklanan riskleri azaltmaya ve teknoloji alanında inovasyonu teşvik etmeye öncelik vereceği tahmin ediliyor.

Başbakan Li Çiang, Ulusal Halk Kongresi’nin 5 Mart’taki açılış oturumunda hükümetin çalışma raporunu meclise sunacak. Raporda 2025 yılı büyüme, istihdam, enflasyon ve bütçe açığı hedeflerine yer verilecek.

Çin ekonomisi, 2024’te yüzde 5 büyüme kaydederek hükümetin “yüzde 5 civarında” belirlediği büyüme hedefine ulaşmıştı.

Başbakan Li’nin çalışma raporunda benzer şekilde “yüzde 5 civarında” büyüme hedefi koyması bekleniyor.

Yüksek teknoloji becerisi

Çin bu yılki iki toplantıya teknoloji sektöründeki güven artışı ve ulusal gururla giriyor.

Bu yılın başlarında, özel sektöre ait Çinli yapay zeka firması DeepSeek, en son açık kaynaklı büyük dil modelinin çığır açan başarısıyla Silikon Vadisi’ni şaşkına çevirdi.

Bu kilometre taşına ek olarak, Pekin’in yeşil teknolojilerde küresel hakimiyet elde etmeye yönelik uzun vadeli planları meyvesini verdi ve en büyük elektrikli araç üreticisi Elon Musk’ın Tesla’sına rakip oldu.

Çin liderlerinin inovasyona yatırım yapmaya ve dünyanın en büyük ikinci ekonomisini yüksek teknolojide kendi kendine yeterli hale getirmeye öncelik vermeye devam etmesi bekleniyor. Xi ve kurmayları ileri teknoloji çipleri, kuantum bilişim, robotik ve yapay zekayı ekonomik büyümeyi güçlendirmek ve Çin imalatını geliştirmek için kritik önemde görüyor.

Yüksek teknoloji Çin’in ekonomik kalkınmasını sürdürmek için itici bir güç olarak değerlendiriliyor.

Xi, geçtiğimiz ay ülkenin en üst düzey teknoloji yöneticilerini Pekin’de ağırlayarak Çin’in girişimcilerinin bu mücadelede öne çıkması gerektiğine dair güçlü bir sinyal gönderdi ve özel teşebbüslerin “yeteneklerini tam anlamıyla kullanmalarının” “tam zamanı” olduğunu ilan etti.

Pekin bu toplantının ardından özel firmaların pazara erişimini iyileştirmeye yönelik adımlar attı ve özel sektöre yönelik yıllardır süren kapsamlı düzenleyici baskının ardından önemli bir rota düzeltmesi olarak görülen ve önümüzdeki günlerde olmasa da aylarda kabul edilebilecek olan Özel Ekonomiyi Teşvik Yasası’nı tartışmaya açtı.

Yüksek teknolojili kalkınma, iki toplantının merkezinde olacak.

Dış politika eğilimleri

Dışişleri Bakanı Wang Yi, genel kurul toplantılarının marjında 7 Mart’ta “Çin’in Dış Politikası ve Dış İlişkileri” başlıklı basın toplantısı düzenleyecek.

Toplantı, Çin’in dış politikadaki genel eğilimlerini ve güncel uluslararası sorunlara yaklaşımlarını ortaya koyacak.

Wang’ın mesajlarının, ABD Başkanı Trump’ın yeni iktidar döneminde iki büyük güç arasındaki ilişkilerin geleceği ile ilgili ipuçları vermesi bekleniyor.

Özellikle Ukrayna ve Gazze gibi güncel krizler, Çinli Bakan’ın gündeminde yer alacak.

Ukrayna krizindeki güncel gelişmeler, Trump yönetiminin Rusya’yla savaşı sonlandırmak üzere başlattığı müzakereler, Ukrayna ve Avrupa’yı dışlayıcı tutumu, Çin’in tavrını merak edilir kılıyor. Çin’in, savaşın başından bu yana Rusya’ya yakın tutum izlerken olası bir çözüme barış gücü gönderme gibi katkılar sağlayabileceği tartışılıyor.

Bakan Wang, Çin’in, Trump’ın Gazze’yi “devralma” ve Filistinlileri yerinden etme planına dair tutumu ve Orta Doğu’daki barışa yönelik rolüne de açıklık getirecek.

ABD, Rusya, Avrupa ile ilişkilerin yanı sıra Çin’in küresel güney ülkeleriyle gelişen bağları, Asya-Pasifik’te gerilimler, Güney Çin Denizi ve Tayvan sorunu tartışılan konular arasında yer alabilir.

Çin’in ‘iki toplantı’sı başlıyor: Teknoloji odaklı büyüme merkezde

Asya

Japonya Merkez Bankası gelecek hafta politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

Enflasyon ve ABD baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası, faiz artışlarının hızını artırıyor.

Nikkei Asia’nın edindiği bilgilere göre Japonya Merkez Bankası (BOJ), artan ham petrol fiyatları ve yenin değer kaybetmesi nedeniyle yükselen enflasyon baskısını kontrol altına almak amacıyla 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında temel faiz oranını mevcut yüzde 1 seviyesinden yüzde 1,25’e yükseltmeyi planlıyor.

Faizin en son haziran ayında artırıldığı dikkate alındığında, olası yeni artış Mart 2024’te başlayan mevcut faiz artırımı sürecindeki en kısa zaman aralığına işaret edecek.

ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent Tokyo’ya baskı yaparak, “Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin” demişti.

Bessent, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu söylemişti.

BOJ Başkanı Kazuo Ueda ve diğer üst düzey yöneticiler faiz artışını kurulun gündemine getirecek ve dokuz üyeli Para Politikası Kurulu’nda çoğunluğun onayını almaya çalışacak.

Öngörülen yüzde 1,25’lik politika faizi, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye olacak. Merkez bankası şimdiye kadar faiz oranlarını yaklaşık altı ayda bir artırıyordu. Ancak BOJ’un bu tempoyu üç ayda bire, başka bir ifadeyle iki politika toplantısında bir faiz artışına hızlandırmaya hazırlandığı değerlendiriliyor.

BOJ yetkilileri, temel ekonomik faktörlerden kaynaklanan fiyat artışlarının bankanın yüzde 2’lik enflasyon hedefini aşması konusunda giderek daha dikkatli davranıyor.

Ueda, temmuz ayı sonunda gerçekleştirilen bir önceki toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında enflasyon baskısının artmasına katkıda bulunan üç faktöre dikkat çekmişti: Orta Doğu’daki gerilimin yükselmesi nedeniyle artan ham petrol fiyatları, yapay zekâyla (AI) bağlantılı talepteki yükseliş ve yenin değer kaybetmesi.

ABD ile İran arasındaki silahlı saldırıların yeniden başlaması nedeniyle petrol fiyatları tekrar yükselişe geçti. West Texas Intermediate (WTI) türü ham petrol vadeli işlemlerinin fiyatı perşembe günü varil başına 100 doların üzerine çıkarak son üç buçuk ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Petrol fiyatlarındaki artış, çok çeşitli ürünlerin fiyatlarını ve ulaşım maliyetlerini yukarı çekiyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

Yayınlanma

Güney Kore ve ABD arasındaki anlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçerken Washington’da rahatsızlık büyüyor.

Güney Kore’nin ABD Başkanı Donald Trump’la ABD’ye 350 milyar dolar yatırım yapma konusunda anlaşmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar henüz hiçbir yatırım için para taahhüdünde bulunulmadı. Bu durum Washington’da rahatsızlığı artırırken Seul’de de endişeye yol açıyor.

Güney Kore medyasında Teksas’ta doğalgazla çalışan bir elektrik santrali ve nükleer enerji santralleri de dahil olmak üzere çeşitli projelerin gündemde olduğuna ilişkin spekülasyonlar çıktı. Ancak Seul yönetimi bu iddiaları hızla yatıştırmaya çalıştı.

Seul bu hafta yaptığı açıklamada, “ABD yatırımları konusunda ne belirli yatırım alanları ve bunların açıklanacağı tarihler ne de ilk para transferinin miktarı ve zamanı kesinleşmiş durumda” dedi.

Konu hakkında bilgi sahibi bir ABD’li kaynak, Financial Times’a, Seul’ün “artık harekete geçmesi” gerektiğini, aksi halde Trump’ın sert tepki gösterme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. Bir başka kaynak ise yatırım sürecindeki gecikmelere ilişkin duyulan rahatsızlığın, Trump’ın geçen ay ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü kampanyaya yeterince destek vermediği gerekçesiyle Güney Kore’yi özellikle hedef almasının nedenlerinden biri olduğunu öne sürdü.

Washington merkezli danışmanlık şirketi The Asia Group’un ortağı Jennifer Lee, “ABD hükümeti içinde ciddi bir rahatsızlık birikiyor. Özellikle de Kore’nin kaydettiği ilerleme, Japonya’nın peş peşe açıkladığı yatırım paketleriyle kıyaslandığında yavaş görünüyor” dedi.

Taahhüt, geçen yıl Trump’ın Güney Kore mallarına uygulamakla tehdit ettiği yüzde 25’lik tarifeleri yüzde 15’e düşürmesini öngören anlaşmanın bir parçasıydı. Seul ayrıca gemi inşasına 150 milyar dolar, stratejik sektörlere ise 200 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Yıllık yatırım tutarı 20 milyar dolarla sınırlandırıldı.

Japonya da benzer bir anlaşma kapsamında ABD’ye 550 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ancak Japonya için yıllık bir üst sınır bulunmuyor ve Tokyo daha hızlı hareket etti. Japonya, Ohio’da 33 milyar dolarlık doğalgaz santrali ile Tennessee ve Alabama’da toplam 40 milyar dolara kadar çıkabilecek küçük modüler nükleer reaktör projeleri dahil çeşitli yatırımlar açıkladı.

Trump bu tür yatırım taahhütlerini son derece işlemsel bir çerçevede ele aldı. Daha önce Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık taahhüdünü “peşin” ödenecek para olarak tanımlamıştı. Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro ise Japonya’yla yapılan anlaşmayı “esas itibarıyla açık çek” olarak nitelemişti.

Başkan Lee Jae Myung, geçen kasım ayında anlaşmayı Güney Kore kamuoyuna anlatırken yatırımların “yalnızca ticari olarak uygulanabilir projelere” yapılacağını söylemişti.

Kore Ulusal Diplomasi Akademisi Profesörü Min Jeong-hun da projelerin ekonomik açıdan mantıklı olmadığı durumda şirketlerin yatırım yapmayacağını söyledi.

“Yapmazlar. Kore’nin temkinli davranmaktan başka seçeneği yok” diyen Min, “Başkan Trump hızlı ilerleme görmek istiyor. Tarafların pozisyonları farklı” ifadelerini kullandı.

Koreli şirketler ayrıca geçen eylülde ABD göçmenlik yetkililerinin Georgia’daki Hyundai-LG Energy Solution batarya fabrikasına düzenlediği baskından da ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Olayın hemen ardından Başkan Lee, bunun Koreli şirketleri ABD’de yatırım yapmak konusunda “son derece tereddütlü” hale getirebileceği uyarısında bulunmuştu.

The Asia Group’tan Lee de iki hükümet arasında neyin üzerinde anlaşmaya varıldığı konusunda “gerçek bir yorum farkı” bulunduğunu kabul etti. Washington’ın tek tek projelerde daha büyük çaplı yatırımlar ve projelerin seçiminde daha fazla söz hakkı istediğini belirtti.

Washington ayrıca Samsung Electronics ve SK Hynix’in ABD’de gelişmiş bellek çipi üretimine yatırım yapması yönünde baskı uyguluyor. Ancak sektörün stratejik önemi ve çip üreticilerinin Güney Kore’de halihazırda üstlendikleri büyük yatırım taahhütleri nedeniyle bu talepler Seul açısından son derece hassas.

Buna karşılık gemi inşa sektörü, Seul’ün elinde belli ölçüde pazarlık gücü bulunan alanlardan biri.

ABD, küresel ticari gemi tonajının yalnızca yüzde 0,2’sini üretirken Güney Kore, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci gemi üreticisi konumunda. Trump’ın ABD gemi inşa sektörünü canlandırma planları da Kore teknolojisinin ve uzmanlığının Amerikan tersanelerine taşınmasını öngörüyor.

King’s College London’dan Ramón Pacheco Pardo, “Benim izlenimim, Trump’ın müttefiklerle ilişkilerinde benimsediği işlemsel yaklaşımın bir zaferi olarak sunabileceği büyük ölçekli yatırımlar görmek istediği yönünde” dedi.

Bazı uzmanlar ise Seul’ün bekleyerek kendi işini daha da zorlaştırdığını savunuyor.

Korea Economic Institute of America’dan Troy Stangarone, “Kore’nin ilk yatırım projesini açıklaması kritik önem taşıyor” dedi.

Stangarone, “Kore geciktikçe yönetimde, Güney Kore’nin taahhüdünden sıyrılmaya çalıştığı yönünde bir algı oluşması riski artıyor” ifadelerini kullandı.

Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri de baskıyı artırabilir.

Ewha Womans Üniversitesi Profesörü Park Won Gon, “Trump açısından bakıldığında, ABD’de yatırımların gerçekleşmesi gerekiyor ki bunu seçim kampanyasında kullanabilsin” dedi.

Yatırım anlaşmazlığı, ABD-Güney Kore ilişkilerinin başka boyutlarıyla da iç içe geçmiş durumda.

Trump 16 Ağustos’ta, Kuzey Kore’yi caydırmayı amaçlayan yıllık Ulchi Freedom Shield askeri tatbikatının kapsamının daraltılması talimatını verdi. Ertesi gün ABD Başkanı, “Sizi Kim Jong Un’dan korumak için orada 39 bin askerimiz var… ve siz İran’daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip” dedi.

Bununla birlikte ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği beş günlük ayrı bir askeri tatbikat bu hafta planlandığı şekilde başladı. Tatbikatın kapsamı veya süresinde herhangi bir değişiklik yapıldığı bildirilmedi.

Seul, İran konusunda ABD’ye nasıl yardımcı olabileceğine ilişkin seçenekleri değerlendirdiğini söylüyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Güney Kore’nin Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlara katılmasının “ciddi sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.

Stangarone ise Hürmüz’de olası bir angajmanın Güney Kore’ye yatırım konusunda herhangi bir avantaj sağlamayabileceği görüşünde.

“Bir konuşlanma açıklamasının Kore’ye yatırım meselesinde herhangi bir esneklik sağlayacağını düşünmüyorum” diyen Stangarone, “Bu, kazanımlarını azamiye çıkarmaya çalışan bir [ABD] yönetimi” ifadelerini kullandı.

Pacheco Pardo’ya göre Trump, ilave baskı aracı olarak Washington’ın geçen yıl Seul’ün nükleer enerjili denizaltı edinme planlarını destekleme yönündeki anlaşmasından da “geri adım atabilir” ya da Kore’deki Amerikan askerlerini çekmekle tehdit edebilir.

Pacheco Pardo, ABD-Güney Kore ittifakının “temellerinin” güçlü olduğunu söylese de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump’ın müttefiklere ilişkin görüşleri dikkate alındığında, Trump görevde kaldığı sürece ilişkiler çalkantılı olmaya devam edecek.”

Okumaya Devam Et

Asya

İran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı

Yayınlanma

İran, petrol gelirlerini doğrudan nakit almak yerine Çin’den ithal ettiği malların finansmanında kullanarak milyarlarca dolarlık yaptırımları aşıyor. Reuters ajansının haberine göre gizli takas mekanizması üzerinden son bir yılda 2,5 milyar dolarlık işlem gerçekleşirken, bu kaynaklarla ilaç ve araçların yanı sıra askeri teçhizat da temin edildi.

İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve Çin’den askeri teçhizat dahil milyarlarca dolarlık ürün satın almak için takas benzeri gizli bir ticaret mekanizması işletiyor.

Reuters ajansına konuşan iki üst düzey İranlı yetkili ve konuyu yakından izleyen üç kaynak, Tahran yönetiminin Çin’e sattığı petrol karşılığında nakit yerine bu ülkeden ithal edilen mallar için kredi aldığını aktardı.

Adlarının gizli kalmasını isteyen kaynaklar, petrol gelirlerini Çin mallarıyla takas eden bu yöntemin, nükleer programı nedeniyle ABD’nin ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son dönemde Tahran yönetimine doğrudan mali can damarı sağladığını vurguluyor.

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumundaki Çin ise bu sayede indirimli İran petrolüne erişmeyi sürdürürken, bu ülkeye ihracat yapan bankalarını ve şirketlerini uluslararası ceza riskinden koruyor.

Washington yönetimi, İran petrolünün taşınmasını sağlayan bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uygulasa da, küresel ekonomiyi sarsabilecek kapsamlı adımlardan kaçınıyor.

İki ülke arasındaki savaş sürerken Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD, baskının dozunu artırdı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen ay yaptığı açıklamada, Tahran ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin dolar sisteminden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtmişti.

Altı aydır süren savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizmasını nasıl etkilediği henüz netleşmedi.

Fakat 14 Temmuz’da ablukanın yeniden yürürlüğe konmasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşan hiçbir İran petrol sevkiyatı kayıtlara geçmedi.

Batı’nın tek taraflı yaptırımlarını yasa dışı olarak niteleyen Pekin ve Tahran ise ticareti nasıl sürdürdüklerini kamuoyuna açıklamaktan kaçınıyor.

Kaynaklar, Tahran’ın bu sistemi ilaç, araç ve iletişim ekipmanı temin etmek amacıyla devreye soktuğunu aktarıyor. Çinli üreticilerin İran ile doğrudan temas kurmadığı ve yaptırımları deldiklerine dair bir işaret olmadığı belirtiliyor.

Öte yandan mekanizma, geçtiğimiz yıl İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı sağlayan sözleşmeler kapsamında da en az bir kez kullanıldı. Kaynaklar söz konusu sevkiyatlara dair ayrıntı vermezken, işlemler bağımsız mercilerce doğrulanmadı.

Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silah ambargosu, İran ile küresel güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın çökmesi üzerine Eylül 2025’te diğer yaptırımlarla birlikte yeniden devreye girdi.

Tahran anlaşma hükümlerinden çekilmiş, Avrupalı ülkelerin yaptırımları otomatik olarak geri getirmesini ise Pekin ile Tahran hukuken sakat bir adım olarak tanımlamıştı.

Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına verdiği yanıtta söz konusu ticaret yapısından haberdar olmadığını belirtti.

Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı taşımayan ve uluslararası hukuka dayanmayan tek taraflı yaptırımlara karşı durduğunu bildirdi.

İran’ın New York ve Cenevre’deki diplomatik temsilcilikleri ise sorulara sessiz kaldı. Beyaz Saray adına konuşan bir ABD yetkilisi, Tahran’ın nükleer hedeflerine ulaşmasını engellemek için AB dahil uluslararası ortaklarla çalıştıklarını söylemekle yetindi.

Kpler veri analiz şirketine göre, 2025 yılında İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yüzde 80’den fazlasını Çin satın aldı. Bu oran günde ortalama 1,4 milyon varile denk geliyor.

İki ülke 2021 yılında enerji ve altyapı alanlarını kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalasa da işbirliğinin uygulama detayları büyük ölçüde gizli tutuluyor.

Söz konusu model, İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına uğramadan Çin’den mal ve hizmet temin ettiği ağlardan yalnızca birini oluşturuyor.

Batılı bir yetkili ve konuyu izleyen diğer iki kişi, devlete ait Çinli petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının, Çin merkezli ChuXin adlı gölge bir finans kuruluşuna bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca dolar yatırdığını aktardı.

Bu mevduatların, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) ile bağlantılı Hong Kong merkezli bir şirketten alınan petrolün bedelini oluşturduğu belirtiliyor.

ChuXin üzerinden aktarılan petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i İran’daki altyapı projelerine ayrılıyor. Kalan kısım ise İran’a mal sağlayan şirketlere ödeme yapmak üzere kurulan özel amaçlı şirketin (SPV) hesaplarına aktarılıyor.

İran’ın karar alma merkezine yakın kaynaklar, bu finansal mekanizmanın varlığını doğruluyor.

Fonların yönetimini Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir firma ile İran Merkez Bankası ile bağlantılı diğer bir kuruluş paylaşıyor. İran Merkez Bankası ithalatçılara yetki verdiğinde, para transferi tedarikçi firmalara yönlendiriliyor. Resmi kayıtlarda ChuXin adına rastlanmazken, bir kaynak yapının yalnızca muhasebe tablolarında yaşam bulduğunu kaydetti.

Exeter Üniversitesi’nden uluslararası politika uzmanı Andrea Ghiselli, Pekin’in bu dolaylı ağları ABD’nin ikincil yaptırım tehditlerine boyun eğmeyeceğini göstermek için kullandığını ifade etti.

Ghiselli, Çinli liderlerin kendi bankalarını ve firmalarını küresel finansal sistemin dışına itilmekten korumayı amaçladığına dikkat çekerek, “İnkar edilebilir bir zemin oluşturmak istiyorlar” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English