Asya
Çin’in ‘iki toplantı’sı başlıyor: Teknoloji odaklı büyüme merkezde

Çin’in uzmanlık ve inovasyona odaklanması geçtiğimiz yıl boyunca büyümenin kritik itici güçleri oldu.
Liu Jieyi pazartesi günü ülkenin en üst düzey danışma organı olan Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı’nın (CPPCC) Pekin’deki yıllık oturumu öncesinde verdiği mesajda, bu durumun dünyadaki “derin” değişikliklere rağmen böyle kalmaya devam edecek gibi göründüğünü söyledi.
CPPCC’nin oturum sözcüsü Liu, medyaya hitaben yaptığı konuşmada Çin’in geniş pazarının yeni harcamaların önünü açma potansiyeline sahip olduğunu ve köklü bir sanayi sistemi tarafından desteklendiğini söyledi.
“Şu anda, iç ve dış ortamlar derin ve karmaşık değişikliklerden geçiyor ve Çin’in ekonomik faaliyetleri bazı zorluklar ve güçlüklerle karşı karşıya. Tüketici talebi düşük kalmaya devam ediyor ve belirli alanlardaki risklerin hala ele alınması gerekiyor,” dedi Liu.
“Bununla birlikte, Çin’in ekonomik temellerinin istikrarlı olduğunu, birçok avantaja sahip olduğunu, direncinin güçlü olduğunu ve potansiyelinin önemli olduğunu kabul etmek önemlidir. Uzun vadeli destekleyici koşullar ve iyileştirmeye yönelik temel eğilimler değişmemiştir” diye ekledi.
CPPCC toplantısı, ülkenin siyasi elitlerinin yıl içindeki ekonomik öncelikleri belirlemek üzere bir araya geldiği yıllık “iki oturumdan” biridir. Diğeri ise Çin’in en üst düzey kanun yapıcıları olan Ulusal Halk Kongresi’nin toplantısıdır.
CPPCC’nin yıllık oturumu salı günü başlayacak ve pazartesi günü sona erecek.
Xi üzerinden özel sektöre destek vurgusu
Oturumlar öncesinde devlet haber ajansı Xinhua, Devlet Başkanı Xi Jinping’i özel sektörün uzun vadeli sıkı bir destekçisi olarak gösteren bir makale yayınladı.
Makalede Xi’nin özel sektörü desteklemek üzere yaptığı açıklamalar ve attığı adımlar sıralanırken, ayrıca “nispeten gelişmiş özel ekonomiye” sahip yerlerde çalışma geçmişine sahip olduğu belirtildi, Fujian ve Zhejiang kıyı illeri ile Şanghay belediyesindeki görevlerine atıfta bulunuldu.
Buna ek olarak Xi, geçen ay Pekin’de düzenlenen bir toplantıda ülkenin önde gelen girişimcilerine hükümetin desteği konusunda güvence vermeye çalıştı.
Teknoloji ve sanayi entegrasyonu
Liu pazartesi günkü konuşmasında özel sektörden bahsetmedi ancak iki oturumda devlet dışı işletmeleri yeniden canlandırmak, teknolojiyi ilerletmek ve ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin yarattığı potansiyel riskleri bertaraf etmek için fikir ve planların ortaya çıkması bekleniyor.
Bu yıl on yıldır devam eden “Made in China 2025” girişiminin sonuna gelindi ve Liu konuşmasında 2024 yılında teknoloji ve sanayinin entegrasyonuna odaklandı.
Ülkenin “yeni nitelikli üretici güçlerinin” “önemli sonuçlar verdiğini” söyleyen Liu, insansı robotlar, insansız hava araçları ve açık kaynaklı yapay zeka modelleri de dahil olmak üzere “gelişen” yeni endüstrilere işaret etti.
En yüksek profilli örnek Hangzhou merkezli DeepSeek’in aralık ve ocak aylarında en son yapay zeka açık kaynak modellerini tanıtması oldu.
Modellerin OpenAI’nin ChatGPT’sine rakip olduğu ve çok düşük bir maliyetle geliştirildiği bildirildi. Bu gelişme teknoloji dünyasını şaşkına çevirdi ve Çin’in kendi yetiştirdiği genç yeteneklerle yapay zeka sektöründeki hızlı ilerlemesini vurguladı.
Liu, “Teknolojik inovasyon yeteneğe, yetenek gelişimi ise eğitime dayanır,” dedi.
CPPCC üyelerinin özellikle gençler arasında bilimin yaygınlaşmasını aktif bir şekilde desteklediğini ve “eğitime değer veren, bilim sevgisini teşvik eden ve yeteneklere saygı duyan” bir ortamı teşvik ettiğini de sözlerine ekledi.
Bir Birleşmiş Milletler kuruluşu olan Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü tarafından derlenen sıralamalara atıfta bulunarak, “Çin, Küresel İnovasyon Endeksinde 11. sıraya yükselmesinin de gösterdiği gibi, teknolojik inovasyonla desteklenen yüksek kaliteli kalkınmada önemli başarılarla dünyanın en büyük eğitim sistemine sahiptir” dedi.
Özel şirketleri koruyacak yasa tasarısı gündemde
Geçen yılın sonu itibariyle Çin’de 55 milyondan fazla özel işletme bulunuyordu ve bu işletmeler ülkenin vergi gelirlerinin yarısından fazlasına, ulusal gayri safi yurtiçi hasılanın %60’ına ve kentsel istihdamın %80’ine katkıda bulunuyordu.
Ancak, Çin’deki girişimciler ve yatırımcılar arasındaki güven, yavaş iç toparlanma, ABD ile artan jeopolitik gerilimler ve “sermayenin kör genişlemesini” dizginlemek için uygulanan baskılar nedeniyle azaldı.
Özel yatırımlar 2024 yılında bir önceki yıla göre %0,1 azaldı. Toplam sabit varlık yatırımı içindeki payı da 2019 sonunda yüzde 56,42 iken geçen yılın sonunda yüzde 50,08’e düştü.
Buna karşılık Pekin, yetkililerin özel işletmelere keyfi para cezaları uygulamasını yasaklayacak bir yasa tasarısı da dahil olmak üzere güveni artırmaya yönelik bazı planlar açıkladı.
Özel şirketlerin net yasal korumalara sahip olmasını sağlamak üzere tasarlanan yasa tasarısının, yasama organının üst kanadının toplantısı sırasında tartışılması ve muhtemelen onaylanması bekleniyor.
Asya
Japonya Merkez Bankası, faizleri 1995’ten bu yana ilk kez yüzde 1’e yükseltti

Japonya Merkez Bankası, gelecek yıldan itibaren aylık tahvil alımlarını azaltmayı durduracağını açıkladı.
Japonya Merkez Bankası (BoJ), kısa vadeli politika faizini “yaklaşık yüzde 1” seviyesine yükselterek, borçlanma maliyetini 31 yılın en yüksek düzeyine çıkardı. Ülke, kalıcı enflasyon ortamına uyum sağlamaya çalışıyor.
Piyasalarda büyük ölçüde beklenen 0,25 puanlık artış, Japonya’yı, analistlerin merkez bankasının yıllarca süren ultra düşük faizler ve deflasyon döneminin ardından para politikasını normalleştirme çabasında kritik bir eşik olarak gördüğü noktaya taşıdı.
BoJ’un politika faizi en son 1995’te yüzde 1 seviyesindeydi. O dönemde merkez bankası, 1980’lerin sonlarında Japon varlık balonunun patlamasının ardından borçlanma maliyetlerini düşürme sürecindeydi.
Karara eşlik eden açıklamada BoJ, ekonomik faaliyet, fiyatlar ve finansal koşullardaki gelişmelere bağlı olarak politika faizini ve parasal gevşemenin derecesini ayarlayarak normalleşme sürecini sürdürme niyetinde olduğunun sinyalini verdi.
BoJ ayrıca, Nisan 2027’den itibaren Japon devlet tahvillerine yönelik aylık alımlarındaki azaltımı durduracağını ve alım hızını ayda yaklaşık 2 trilyon yen seviyesinde sabitleyeceğini açıkladı. Bu adım da piyasa tarafından büyük ölçüde bekleniyordu.
Açıklamanın ardından yen, dolar karşısında yaklaşık 160,2 seviyesinde yatay seyretti.
BoJ, yüksek ham petrol fiyatlarının ekonomik faaliyet üzerinde baskı oluşturduğunu belirtirken, “ekonomide belirgin bir yavaşlama riskinin bir süre öncesine kıyasla azalmış göründüğünü” ifade etti.
Merkez bankası ayrıca, yüksek yakıt fiyatlarının fiyatlara yansıtılmasının nispeten hızlı ilerlediğini ve bunun işletmeler arası işlemlerden tüketici fiyatlarına yayılarak, temel tüketici enflasyonunu yüzde 2’lik hedefin üzerine taşıyabileceğini kaydetti.
Japonya’yı 2024’te negatif faizlerden çıkaran BoJ, 2025’te faizleri iki kez artırmıştı. Bankanın yaklaşık altı ayda bir kademeli sıkılaştırma yönünde bir modele oturması bekleniyordu. Bazı ekonomistler, 0,25 puanlık yeni bir artışın ekim ayı kadar erken bir tarihte gelebileceğini düşünüyor.
Bu haftaki faiz artırımı kararı, bankanın Para Politikası Kurulu’nda 7’ye karşı 1 oyla alındı. Kurul, Başkan Kazuo Ueda’nın geçen hafta hastaneye kaldırılması nedeniyle sekiz üyeyle toplandı.
Karara muhalefet eden üye Toichiro Asada, Orta Doğu’daki durumun Japonya açısından fiyatlara yönelik yukarı yönlü risklerden daha çok, üretim ve istihdama yönelik aşağı yönlü riskler yarattığını savundu.
Moody’s Analytics Japonya Başkanı Stefan Angrick, “Oy dağılımı ilginç ve kurulun artık biraz daha dengeli hale geldiğini gösteriyor; daha önce kurul belirgin biçimde şahin bir eğilime sahipti,” dedi.
Financial Times’a konuşan Angrick sözlerini şöyle sürdürdü: “Gerçek şu ki BoJ’un önünde iyi seçenekler yok. Yen’i güçlendirerek enflasyonist baskıyı azaltmak için faiz artırabilirler; ancak bu da ekonomiye zarar verir.”
Ueda, karaciğer rahatsızlığı nedeniyle tedavi görüyor ve toplantıya katılmadı, oy da kullanmadı. Temmuz ayındaki toplantıya dönmesi bekleniyor. Bu haftaki toplantıya BoJ Başkan Yardımcılarından Ryozo Himino başkanlık etti.
Öğleden sonraki basın toplantısına ise bankanın diğer başkan yardımcısı Shinichi Uchida liderlik edecek. Uchida’nın açıklamaları, BoJ’un İran savaşının ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini nasıl değerlendirmeyi sürdüreceğine dair işaretler açısından yakından izlenecek.
Asya
Güney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe

Güney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe: “Ordunun siyasete müdahalesi bir daha mümkün olmayacak.”
Güney Kore’de 2024’ün Aralık ayında eski Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol önderliğinde düzenlenen darbe girişiminin yankıları sürüyor.
Yoon’un, ‘gerilimi tırmandırmak ve darbeye zemin hazırlamak’ için Kuzey Kore’ye İHA gönderme talimatı verdiği ortaya çıkmıştı. Bu kapsamda devam eden yargılamalar ise Yoon dahil dönemin üst düzey isimlerine verilen hapis cezalarıyla sona erdi.
Seul Merkez Bölge Mahkemesi, Yoon’u ‘düşmana fayda sağlama’ eylemlerinden suçlu bularak 30 yıl hapis cezasına çarptırdı. Ceza alan isimler arasında dönemin Savunma Bakanı Kim Yong-hyun da 30 yıla çarptırıldı.
Kore ordusunun en güçlü birimlerinden biri olan Karşı İstihbarat Komutanlığı’nın başındaki Yeo In-hyung ise 15 yılla cezalandırıldı.
En az cezayı, emir komuta zincirinde ‘emir kulluğuna’ en yakın isim olan, dönemin İHA Operasyonları Komutanı Kim Yong-dae aldı. Kendisine verilen 3 yıllık hapis cezası, 5 yıllığına ertelendi.
Verilen hapis cezaları, bir suç eyleminin yargılanmasından çok daha fazlası. Seul, darbe girişiminin püskürtülmesinden itibaren askeri ve sivil bürokraside ciddi bir dönüşüm içerisinde.
Bu dönüşümün en önemli adımlarından bir diğeri, iki gün önce atıldı.
Kore hükümeti, Savunma Bakanlığı’na bağlı bir istihbarat biriminin kapatıldığını duyurdu.
Kapatılan kurum, DCC kısaltmasıyla bilinen Savunma Karşı İstihbarat Komutanlığı.
Kapatma kararındaki ana gerekçe, komutanlığın ‘sıkıyönetim sürecinde oynadığı rol’ olarak ifade ediliyor. Ancak kurumun yeniden düzenlenmesi sürecindeki detaylar, askeri alanda hedeflenen dönüşüme dair de önemli ipuçları barındırıyor.
DCC ne yapıyordu?
DCC’nin 70 yılı aşan, uzun bir tarihi var. Kurulduğu 1950 yılından bu yana ‘Özel Hizmet Birliği’, ‘Güvenlik Komutanlığı’, ‘Askeri güvenlik komutanlığı’ gibi isimlerle de anıldı. Bugünkü yapısına ise, Ekim 1977’de Kara Kuvvetleri Güvenlik Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Güvenlik Birimi ve Hava Kuvvetleri Özel Soruşturma Ofisi’nin birleştirilmesiyle kavuştu.
Yalnızca DCC de değil, Kore’nin bütün istihbarat servisleri, yalnızca Yoon’un başarısız girişiminde değil, ülke tarihinin neredeyse bütün karanlık noktalarında merkez rol üstlenen yapılanmalar oldu.
Bunlardan en bilineni, Kore’de ‘10.26 Olayı’ olarak anılan, eski Devlet Başkanı Park Chung-hee’nin 1979’da bir suikast sonucu öldürülmesiydi.
Kore tarihinin uzun süreli diktatörlerinden Park, bizzat Kore Merkezi İstihbarat Teşkilatı (KCIA) başkanı Kim Jae-gyu tarafından düzenlenen suikastla öldürüldü.
Temelinde kurumlar arası rekabetin yattığı bu suikast, ülke tarihine başta istihbarat olmak üzere, devlet kurumlarının pozisyonlarını güçlendirebilmek adına neler yapabileceğini göstermesi bakımından da ibretliktir.
O dönemde DCC, (o dönemki adıyla Askerî Güvenlik Komutanlığı), askeri istihbaratın tek merkezde toplandığı, güçlü bir kuruluştu. DCC’nin gücünü artıran, siyasete kolayca müdahale edebilir hale getiren isim ise, suikasttan 6 ay önce teşkilatın başına atanan Chun Doo-hwan’ın ‘komploları’ oldu.
Chun, soruşturmayı eline alarak rakiplerini tasfiye etti ve 1979’da askeri darbeyle yönetimi ele geçirdi. Ardından gelen sıkıyönetim dalgası, 1980’de Gwangju’daki halk ayaklanmasının kanlı biçimde bastırılmasına kadar uzandı.
Gwangju ayaklanması, 18-20 Mayıs 1980’de, ilk kıvılcımını öğrencilerin attığı, daha sonra halk geneline yayılan ve askeri diktatörlüğe karşı direnişin ordu güçleriyle kanlı bir şekilde bastırıldığı, binlerce sivilin bizzat kendi orduları tarafından öldürüldüğü, Kore tarihinin en kanlı olaylarından.
Günümüzde her 18 Mayıs’ta anılan bu trajedide, örgütsel varlığını iki gün öncesine kadar sürdüren DCC’nin kilit, hatta merkezi bir rolü vardı. Bu dönemde teşkilat üyelerinin sivil kıyafetlerle göstericilerin arasına karıştığı, yalan haberler, söylentiler yaydığı ve çeşitli saldırı eylemleri üzerinden provokasyonlara giriştiği biliniyor.
90’lı yıllara gelindiğinde yine sahneye çıkan DCC, adını bu sefer yasa dışı gözetim skandalıyla duyurdu. Ortaya çıkan bilgilerle anlaşılacaktı ki, siviller, siyasetçiler fark etmeksizin DCC, ülke genelinde büyük bir yasa dışı gözetim ağı kurmuştu. 1991’de yapılan isim değişikliğinin arkasında da işte bu tür skandallar yatıyordu.
Daha sonra, yakın tarihte de adını yine duyuran bu kurumun, 2018’de yine siyasete müdahale ettiği ortaya çıktı. Yonhap haber ajansının o dönem yayınladığı raporlara göre DCC, iktidarı destekleyen ve muhalefeti hedef alan internet içeriklerinin yayılımasında rol alıyordu.
Kore’de yaşanan son darbe girişiminde de, DCC’nin parlamento gibi kritik resmi kurumları kuşatma planı yaptığı, muhaliflere yönelik gözaltı ekipleri kurduğu, tutuklama listeleri hazırladığı ortaya çıktı.
Yani özetle, Kore’de kamuoyunun önemli bir kesimine göre, neredeyse her kirli taşın altından çıkan bu siyasallaşmış Kontrgerilla-vari yapının şimdi değil, yıllar önce kapatılması gerekiyordu.
Kapatılma süreci
Kore siyasetinde ‘tarihi’ sayılabilecek bu gelişmeyi, Savunma Bakanı Ahn Gyu-back, bakanlıkta düzenlediği basın toplantısında duyurdu. Bakana göre bu yeni düzenlemeyle birlikte, “Ordunun siyasete müdahalesi bir daha mümkün olmayacak”…
Kararın ‘yalnızca idari bir yeniden yapılanma olmadığını’ vurgulayan Bakan, Bu adım, askerî istihbarat kurumlarının bir daha asla siyasete müdahale edememesi için yapılarının ve görev anlayışlarının köklü biçimde yeniden şekillendirilmesidir” ifadelerini kullandı ve ‘halka ait bir ordu inşa etme yolunda tarihi bir dönüm noktası’ olacağını söyledi.
Neler değişiyor?
Yeni düzenlemeyle birlikte, DCC parçalara ayrılacak. Komutanlığın ‘karşı istihbarat ve savunma sanayii istihbaratı, güvenlik soruşturmaları ile güvenlik denetimlerinden’ oluşan yetkileri farklı kurumlara devredilecek.
Yerine kurulacak Savunma Karşı İstihbarat Merkezi, karşı istihbarat faaliyetleri, savunma sanayii istihbaratı, savunma sanayii güvenliği ve siber güvenlik alanlarından sorumlu olacak.
Güvenlik soruşturmaları ve sıkıyönetim dönemlerinde yürütülen ortak soruşturmalarla ilgili yetkiler Savunma Bakanlığı bünyesindeki mevcut Soruşturma Karargahı’na, kolordu seviyesindeki ve daha üst düzey birliklerde güvenlik denetimleri ile güvenlik ihlali soruşturmaları ise yeni oluşturulacak Savunma Güvenlik Destek Grubu’na devredilecek.
Bununla birlikte, komutanlığa ordu içerisindeki gücünü sağlayan bazı kritik yetkiler tamamen kaldırılıyor.
Artık Kore’de askeri istihbarat kurumu askerî personelin faaliyetlerini izleyemeyecek, personel hakkında istihbarat toplayamayacak, subay ve askerler hakkında itibar değerlendirmeleri hazırlayamayacak ve karşı istihbarat kapsamı dışında kalan yolsuzluk ve diğer usulsüzlüklere ilişkin bilgi toplayamayacak.
Sivil denetimin gücü artıyor
DCC dağıtılırken, yeni kurulan Karşı İstihbarat Merkezi üzerindeki sivil denetim de garanti altına alınıyor.
Bu yeni yapının müfettişi asker olmayan bir kıdemli denetçi olacak. Savunma Bakanlığı bünyesinde kurulacak istihbarat ve karşı istihbarat denetim komitesi de, doğrudan savunma bakanına bağlı çalışacak ve tamamı sivillerden oluşacak.
Hükümet ayrıca, askeri karşı istihbarat personelinin görev sınırlarını ve yasa dışı faaliyetlere uygulanacak yaptırımları açık biçimde tanımlayacak yeni bir yasa üzerinde çalışıyor.
DCC’nin tarih olması, yalnızca yeniden örgütlenme hamlesi değil, Güney Kore’nin ‘darbelerle ve askeri vesayetle’ hesaplaşması olarak da okunabilir. Elbette, planların ve kararların ne kadarının hangi başarı düzeyiyle uygulanacağı, yine ordu ve siyaset içerisindeki dengeler tarafından belirlenecek.
Asya
Hindistan Rus petrolünü ABD’nin talebiyle aldığını açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel piyasalarda fiyatları düşük tutmak isteyen ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü satın aldığını açıkladı. Jaishankar, Washington yönetiminin Rus petrolüne yönelik kısıtlayıcı tedbirlerini ikiyüzlülük olarak nitelendirerek eleştirdi.
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ülkesinin 2022 yılından itibaren ABD makamlarının talebi üzerine aktif olarak Rus petrolü satın aldığını bildirdi.
Jaishankar, Washington’ın bu taleple dünya petrol piyasasındaki fiyatları düşük seviyede tutmayı amaçladığını belirtti.
O dönemde ABD’nin petrol piyasasını istikrara kavuşturmak için Hindistan’dan özel olarak Rus petrolü almasını istediğini kaydeden Jaishankar, petrolü maliyet ve kullanılabilirlik durumuna göre satın aldığını ifade etti.
Bakan Jaishankar, bu bağlamda Washington yönetiminin Rus petrolüne yönelik uyguladığı kısıtlayıcı tedbirleri eleştirerek, “Burada büyük ilkelerin söz konusu olduğunu iddia etmeyelim. Bunu bir ikiyüzlülüğe dönüştürmenin alemi yok” dedi.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da 18 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatların, ABD yönetiminin Rusya karşıtı yaptırım rejimine yönelik istisna getirme veya kaldırma kararlarından bağımsız olarak yürütüldüğünü ve yürütülmeye devam edeceğini belirtmişti.
Bloomberg’in 8 Haziran tarihli haberine göre, Rus Ural petrolü iki ayı aşkın süredir ilk kez Hindistan’da uluslararası fiyatlara kıyasla iskontolu işlem görmeye başladı.
Verilere göre, Rusya’dan tankerlerle Hindistan’a ulaştırılan Ural petrolü, geçen haftanın sonu itibarıyla gösterge Brent Dated markasına göre varil başına 3,90 dolar indirimle satıldı. Petrol, mart ortasından bu yana ilk kez 29 Mayıs’ta yeniden iskontolu fiyata geçti.
İran’daki savaşın, petrol ithalatında dünyada üçüncü sırada yer alan Hindistan dahil birçok ülkeye Basra Körfezi’nden yapılan petrol sevkiyatını kesintiye uğratması üzerine ABD, küresel piyasadaki baskıyı azaltmak amacıyla mart ayında Hindistan’a Rus petrolü alımı için özel izin vermişti.
ABD, 18 Nisan’da Yeni Delhi’nin Rus petrolü almasına izin veren lisans süresini 16 Mayıs’ta dolacak şekilde uzattı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 22 Nisan’da yaptığı açıklamada 10’dan fazla ülkenin lisansın uzatılmasını talep ettiğini bildirmişti. Bloomberg ise 14 Mayıs’taki haberinde, Hindistan’ın Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifleten lisansın uzatılmasını ABD’den talep ettiğini ve lisansın 16 Mayıs olan son geçerlilik tarihinden önce rekor miktarda Rus petrolü satın aldığını aktarmıştı.
Analitik şirketi Kpler’in verilerine göre, ABD’nin verdiği izin sayesinde halihazırda sevk edilmiş Rus petrolünün ithal edilebilmesiyle Hindistan’a günlük petrol akışı mayıs ayında 2,3 milyon varil seviyesine ulaştı.
Analistler, ay sonu itibarıyla bu akışın günlük ortalama 1,9 milyon varil olarak gerçekleşebileceğini tahmin ediyor.
Hindistan merkezli petrol rafinaj şirketleri, ABD’nin baskısı ve Hindistan mallarına yüzde 25 oranında gümrük vergisi uygulanması tehditleri nedeniyle geçen yıl Rus petrolü ithalatını azaltmıştı.
Suudi Arabistan ve Irak gibi tedarikçilere yönelinmesi sonucunda şubat ayında Rusya’dan yapılan günlük ithalat, 2025 yılının ortalarındaki seviyenin yarısına inerek 1,1 milyon varile gerilemişti.
Ancak Orta Doğu’daki askeri çatışma ve Hürmüz Boğazı’nın bloke edilmesi durumu değiştirdi. Reuters’ın aktardığına göre Hindistan firmaları, mart ayı başında acil koduyla milyonlarca varil Rus petrolü satın almaya başladı.
The Hindu gazetesi, Hindistan’ın bir enerji krizi tehdidiyle karşı karşıya kaldığını yazdı. Ülkedeki ham petrol rezervlerinin yalnızca 25 günlük tüketimi karşılayabilecek durumda olması, Rusya’dan petrol alımının yeniden başlatılmasını bir ulusal güvenlik meselesi haline getirdi.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov, nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Rusya’nın Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda ham maddeyi tedarik etmeye hazır olduğunu söylemişti.
Büyükelçi Alipov ayrıca, Rusya ve Yeni Delhi arasındaki ilişkilerin büyük jeopolitik sarsıntılara rağmen istikrarlı kaldığını vurgulamıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise 13 Mayıs’ta yaptığı değerlendirmede, Moskova’nın diğer devletlerin baskılarına rağmen enerji kaynakları sevkiyatı konusunda Yeni Delhi ile olan anlaşmalara uyulacağını garanti ettiğini belirtmişti.
Lavrov, Rusya’nın güvenilir bir tedarikçi olma itibarına değer verdiğini ve bu alandaki yükümlülüklerini her zaman yerine getirdiğini de sözlerine eklemişti.
Görüş2 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Dünya Basını2 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Diplomasi2 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 2
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Asya2 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi












