Amerika
Cumhuriyetçi senatörler İran’da savaş yetkisi için safları sıklaştırıyor

ABD’li Senatör Lisa Murkowski, İran’a yönelik askeri harekatın 1973 Savaş Yetkileri Yasası’nın belirlediği 60 günlük süreyi aşması için Kongre’den resmi yetki alınması amacıyla Cumhuriyetçi Parti saflarında hamle başlattı. Senato Cumhuriyetçi Lideri John Thune, seçim öncesi siyasi risk taşıyan bu hamleyi gündeme almaya mesafeli yaklaşıyor.
Senatör Lisa Murkowski, İran’a yönelik askeri güç kullanımının 1973 Savaş Yetkileri Yasası ile çizilen 60 günlük sürenin ötesine taşınmasını resmileştirecek bir karar tasarısı için Senato Cumhuriyetçi Konferansı bünyesinde yürütülen çalışmalara öncülük ediyor.
Ancak Senato Cumhuriyetçi Lideri John Thune, Cumhuriyetçi milletvekillerine tartışmalı savaşın sorumluluğunu yükleyecek böyle bir oylamayı takvime alma konusunda isteksiz bir tutum sergiliyor.
The Hill gazetesine konuşan Senato’daki Cumhuriyetçi Parti’den kaynaklar, Murkowski’nin sunduğu düzenlemenin imtiyazlı bir statüye sahip olmaması nedeniyle oylamaya sunulmasının düşük bir ihtimal olduğunu kaydediyor.
Düzenlemenin işleme alınabilmesi için Thune’un metni yoğun Senato takvimine dahil etmeyi kabul etmesi gerekiyor.
Cumhuriyetçi senatörlerin İran’a yönelik askeri operasyonlara yetki verecek bir düzenlemeyi oylama imkanı bulamaması durumunda, daha fazla Cumhuriyetçinin, Başkan Trump’a İran’a karşı konuşlandırılan ABD birliklerini geri çekme talimatı veren Demokrat destekli tasarı lehine oy kullanabileceği değerlendiriliyor.
Demokrat senatörler, Senatör John Fetterman dışındaki tüm üyelerin çatışmaya karşı durması nedeniyle, İran’a karşı güç kullanımına yetki veren her türlü tasarıya ret oyu vermeyi planlıyor.
Demokratlar, Cumhuriyetçilerin bu yöndeki bir tasarıyı oylamasını istiyor; zira bu durum, anketlerin seçmenlerin çoğunluğu tarafından desteklenmediğini gösterdiği savaşın sürdürülmesinden senatörleri bireysel olarak sorumlu tutacak.
Murkowski, askeri harekatın resmen yetkilendirilmesini öngören karar tasarısını geçirmeyi başaramazsa, en az beş Cumhuriyetçi senatörün daha İran’a yönelik askeri müdahalenin sonlandırılması yönünde oy kullanabileceği ifade ediliyor.
Söz konusu tasarı, İran limanlarına uygulanan deniz ablukasını ve gelecekteki askeri saldırıları Savaş Yetkileri Yasası ile uyumlu hale getirmeyi amaçlıyor.
Senatör Murkowski, çatışmanın 60 günü aşması durumunda Kongre onayı gerektiğini vurgulayan Thom Tillis, John Curtis, Todd Young ve Josh Hawley’den oluşan bir grup Cumhuriyetçi meslektaşının desteğini arıyor.
Bu beş Cumhuriyetçi senatör, savaşın birkaç aydan fazla sürmesi halinde Kongre’nin süreçte daha fazla söz sahibi olması gerektiğini belirtiyor.
Başkan Trump, 2 Mart’ta İran’a yönelik saldırılar konusunda Kongre’yi bilgilendirmişti. Savaş Yetkileri Yasası uyarınca Trump’ın Kongre onayı olmaksızın birlik konuşlandırmasına izin veren 60 günlük yasal süre 1 Mayıs’ta sona erdi.
Murkowski, geçtiğimiz hafta Senato Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Kongre’nin çatışmaya yetki veren bir tasarıyı oylayarak “bir çerçeve oluşturması” gerektiğini ifade etti. Murkowski, bu mekanizmanın Trump’ın Kongre’ye “açıkça tanımlanmış siyasi ve askeri hedeflerle” gelmesini zorunlu kılacağını vurguladı.
Murkowski konuşmasında, “Bu yapı; başarı ölçütleri, hedeflerdeki herhangi bir değişikliğin bildirilmesi ve çıkış kriterleri gerektirecektir. Nihayetinde Kongre’nin sürece dahil olmasını sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.
Perşembe günü Senatör Susan Collins, Cumhuriyetçi liderlikle görüş ayrılığına düşerek, Kongre tarafından yetkilendirilmedikçe İran’a yönelik askeri eylemlerin durdurulmasını öngören tasarı lehine oy kullandı.
Collins, daha önce benzer düzenlemeleri beş kez reddetmesine rağmen İran savaş yetkileri konusundaki tutumunu değiştirdi.
Collins, oylama öncesinde yaptığı uyarıda, savaşın Savaş Yetkileri Yasası’nın tanıdığı 60 günlük sürenin ötesinde devam etmesi için onay vermeyeceğini bildirmişti.
İki hafta önce askeri operasyonların sürdürülmesine karşı oy kullanacağının işaretini veren Collins, “60 günlük tetikleyici mekanizma oldukça kritiktir. Bu noktada Kongre’nin askeri harekatın devamı için yetki vermesi gerekir. Çatışmaların durdurulması faaliyetleri hariç, çatışmanın 60 günün ötesine uzatılmasını desteklemeyeceğim” dedi.
Senatör Rand Paul, savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana sergilediği tutarlı çizgiyi sürdürerek, İran’a yönelik askeri operasyonların durdurulması yönünde oy kullanan diğer tek Cumhuriyetçi oldu.
Collins ve Paul’e üç Cumhuriyetçinin daha katılması durumunda, savaş yetkileri tasarısı Senato’dan geçerek Trump’a yönelik güçlü bir siyasi tepki niteliği taşıyacak.
Ancak düzenlemenin yasal güç kazanması için Temsilciler Meclisi’nden de geçmesi ve başkan tarafından imzalanması gerekiyor.
Senatör Tillis, geçtiğimiz hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin çatışmanın 60 günlük sınırı aşmasını haklı çıkarmak için askeri planları hakkında daha fazla bilgi sunması gerektiğini kaydetti.
Tillis, “Ayrıntılara ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Stratejik hedeflerin neler olduğunu, başarının neye benzediğini ve bütçe talebinin nasıl yapılandırıldığını bilmemiz gerekiyor. Bütçe talebinde ciddi bir artışla karşı karşıyayız” dedi.
Senatör Curtis ise Kongre askeri güç kullanımına resmen yetki vermedikçe İran’daki çatışma için ek finansmana destek vermeyeceği sinyalini veriyor.
Curtis, The Hill ile paylaşılan açıklamasında, “Net bir tavır koydum: Kongre müdahil olmadan güç kullanımına yönelik finansmanın sürdürülmesini desteklemeyeceğim” ifadesine yer verdi.
Curtis, anayasal rollere saygı duyan, hedefleri ve yönergeleri açıkça belirleyen bir yol haritası üzerinde senatör meslektaşları ve yönetimle istişarelerde bulunduğunu ekledi.
Geçtiğimiz ay Semafor Dünya Ekonomisi konferansında konuşan Senatör Young, İran ile olan savaşın “olabildiğince çabuk şekilde sonlandırılma zamanının geldiğini” ifade etti.
Young, İran ile olası bir ateşkesin sona ermesi ve saldırıların yeniden başlaması durumunda, yönetimin askeri güç kullanımı yetkisi konusunda Kongre ile çalışması gerektiğini belirtti.
John Thune, askeri güç kullanımı yetkisi için bir oylama takvimi oluşturma taahhüdünde bulunmadı. Cumhuriyetçi senatörler, seçim gününe aylar kala meslektaşlarını halk nezdinde rağbet görmeyen bir savaş hakkında oy kullanmaya zorlamanın riskli bir hamle olacağı gerekçesiyle Thune’dan böyle bir adım beklemiyor.
Thune, senatörlerin bir haftalık tatile çıkmasından önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Konferans üyelerimizin söylediklerini dikkatle dinliyoruz” dedi.
Oylama ihtimali sorulduğunda Thune, “Şu noktada bunu öngörmüyorum” yanıtını verdi. Ancak Thune, “Askeri liderliğimizden belirli aralıklarla bilgilendirme almanın, üyelerimizin orada olup bitenler ve izlenen yön konusundaki görüşlerini şekillendirmek açısından yararlı olacağını düşünüyorum” diye ekledi.
Kıdemli bir Cumhuriyetçi danışman, pazartesi günü yaptığı açıklamada Cumhuriyetçi liderin Murkowski’nin yetki tasarısı için bir oylama planlamadığını teyit etti.
Murkowski’nin tasarısının imtiyazlı statü kazanması ve Senato’da salt çoğunlukla geçme şansını garanti altına alması için, savaşı başlatan saldırılardan sonraki 30 gün içinde sunulmuş olması gerekiyordu.
Mevcut durumda tasarının başarıya ulaşması için 60 oy alması ve Thune’un oylama takviminde yer ayırması gerekiyor; bu da tasarının geçme şansının fiilen kalmadığı anlamına geliyor.
24-28 Nisan tarihlerinde ülke genelinde 2 bin 560 yetişkinle yapılan ABC News/Washington Post/Ipsos anketi, her 10 Amerikalıdan yalnızca 2’sinin İran’a yönelik askeri operasyonları başarılı bulduğunu ortaya koydu.
Buna karşın, her 10 Amerikalıdan 6’sı ABD’nin askeri güç kullanmasının bir hata olduğu görüşünü taşıyor.
Amerika
Microsoft’un veri merkezi yatırımı New York’un elektrik talebini aşacak

Microsoft, bulut ve yapay zeka hizmetlerindeki sunucu açığını kapatmak amacıyla veri merkezlerinin kapasitesini 2032’ye kadar üçe katlayıp 38 gigavatın üzerine çıkarmayı hedefliyor. Planlanan bu enerji miktarı, New York eyaletinin zirve dönemdeki elektrik tüketimini aşıyor.
Amerikan teknoloji şirketi Microsoft, veri merkezlerinin kapasitesini 2032 yılına kadar üç kattan fazla artırarak 38 gigavatın üzerine çıkarmayı planlıyor.
Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, hedeflenen bu kapasite, New York eyaletinin en yüksek tüketim dönemlerindeki elektrik ihtiyacını geride bırakıyor.
Kapasite artışı, Microsoft’un bulut hizmetleri ve yapay zeka operasyonlarında yaşadığı işlem gücü yetersizliğini aşmasını amaçlıyor.
Şirketin dünya genelindeki veri merkezi ağının mevcut elektrik kapasitesi yaklaşık 12 gigavat seviyesinde seyrediyor.
Gelecekteki kapasitenin yaklaşık üçte birinin yapay zeka donanımlarına ayrılması hedefleniyor. Bu alandaki güncel tüketim ise 2 gigavat civarında kalıyor.
Sunucu kapasitesindeki yetersizlik, Microsoft’u ABD ve Avrupa’daki bazı merkezlerinde yeni bulut aboneliklerini sınırlandırmak zorunda bıraktı. Bu durum nedeniyle müşterilerin bir bölümü rakiplerle sözleşme imzaladı.
Tesis inşasını hızlandıran şirket, Atlanta bölgesi dahil yeni merkezler kuruyor. Son mali yılda sermaye harcamaları 145 milyar dolara ulaşan şirketin harcamalarında, analistlerin değerlendirmelerine göre yükseliş sürecek.
Tesislerin inşasının yıllar alması, talep ve teknolojideki değişimlerin sürmesi sebebiyle mevcut planlar revizyona uğrayabilir.
Microsoft, programın ayrıntılarına dair henüz açıklama yapmadı.
Daha önce şirket içi değerlendirmelerde, yapay zeka merkezleri inşasının elektrik, su tüketimi ve karbon emisyonları nedeniyle çalışanlar arasında kaygı yarattığı kabul edilmişti.
Microsoft, su verimliliğini artırdığını ve yenilenebilir enerji kaynaklarını güçlendirdiğini savunuyor.
Amerika
“Teknoloji devleri gençlerin tepki odağında petrolün yerini aldı”

ABD’li kayaç petrolü üreticisi Diamondback Energy şirketinin yöneticisi Kaes Van’t Hof, teknoloji devlerinin petrol şirketlerinin yerini alarak kamuoyunun bir numaralı hedefi haline geldiğini söyledi. Van’t Hof, yüksek gelir ve kariyer arayışındaki gençlerin enerji sektörüne ilgisinin arttığını savundu. Bloomberg verileri ise sektörde üretimin rekor kırmasına karşın son on yılda 250 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını gösteriyor.
ABD merkezli kayaç petrolü üreticisi Diamondback Energy şirketinin tepe yöneticisi Kaes Van’t Hof, teknoloji devlerinin kamuoyu nezdinde petrol şirketlerinin yerini alarak “bir numaralı halk düşmanı” haline geldiğini söyledi.
Financial Times gazetesine konuşan Van’t Hof, iyi gelir ve güçlü kariyer fırsatları arayan gençlerin artık petrol sektörünü dışlanan bir alan olarak görmediğini vurguladı.
Teknoloji şirketlerinin, özellikle veri merkezlerinin inşası nedeniyle yoğun bir toplumsal baskıyla karşı karşıya kaldığını belirten Van’t Hof, enerji sektörüne yönelik yaklaşımın ise dönüştüğünü savundu.
The New York Times gazetesinin daha önce yer verdiği haberde, veri merkezlerine yönelik endişelerin çevreye dönük tehditler ve sohbet robotlarına olan bağımlılıkla bağlantılı olduğu aktarılmıştı.
Van’t Hof, toplumun enerjinin gündelik hayattaki vazgeçilmez rolünü artık çok daha iyi kavradığına dikkat çekti.
Gelişmeleri değerlendiren Diamondback yöneticisi, şu ifadeleri kullandı:
“Birkaç yıl öncesine kadar neredeyse her gün petrol sektörünün öldüğüne dair makaleler çıkıyordu. Ancak bugün insanların bunun saygın, iyi ödeme yapan, ayrıca yapay zeka ile enerjinin kesiştiği bir alan olduğunu anladığını düşünüyorum.”
Söz konusu dönüşümün istihdam piyasasına da yansıdığını kaydeden Van’t Hof, sektöre genç yetenek akışı yaşandığını ve staj başvurularında artış görüldüğünü dile getirdi.
Van’t Hof, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “Enerji sektörü havalı olabilir mi? Evet, sanırım öyle. Artık asıl bilişimciler kötü adam olarak görülüyor.”
Teksas merkezli olan ve kayaç petrolü çıkaran Diamondback, 56 milyar dolarlık ciroya sahip. Şirket, ABD’nin güneyindeki geniş petrol ve doğalgaz bölgesi Permian Havzası’nın en büyük bağımsız petrol üreticisi konumunu elinde tutuyor.
Öte yandan Bloomberg, Temmuz ayında geçtiği haberde ABD petrol ve doğalgaz sektörünün son on yılda istihdamını yaklaşık yüzde 40 oranında azalttığını duyurmuştu.
Bu oran 250 bin kişilik iş kaybına denk gelirken, söz konusu pozisyonların büyük kısmının geri dönmeyeceği kaydedildi.
İstihdamdaki bu sert düşüşe rağmen, aynı dönemde ham petrol üretimi yüzde 50 artış kaydetti.
Bloomberg’in aktardığına göre 2014 yılındaki fiyat çöküşünün ardından yatırımcılar şirketlerden daha yüksek verimlilik ve kâr talep etmeye başladı.
Bu baskı; işten çıkarmaları, şirket birleşmelerini, ileri teknolojilerin kullanımını, otomasyonu ve robotik sistemleri beraberinde getirdi.
Ajansın hesaplamalarına göre sektörde 2023 yılının başından bu yana gerçekleşen birleşme ve devralma işlemlerinin toplam hacmi 500 milyar doları aştı ve önceki üç yıllık dönemin toplamını yüzde 20’den fazla geride bıraktı.
Güncel verilerle ABD’deki ham petrol üretimi günlük 13,8 milyon varille rekor seviyeye ulaşsa da sektördeki istihdam son üç yılın en düşük seviyesinde seyrediyor.
Ülkedeki enerji şirketleri, 2014 yılında çalışan sondaj kulelerinin üçte birinden daha azıyla faaliyet gösteriyor; ancak sahadaki her bir kule artık o döneme kıyasla yaklaşık dört kat daha fazla petrol üretiyor.
Amerika
ABD, ismi açıklanmayan “büyük” bir bankaya yaptırım uygulayacak

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump yönetiminin önümüzdeki hafta büyük bir bankaya yaptırım uygulayacağını söyledi.
Yeni yaptırım, yine İran’a karşı iktisadi abluka kapsamında ilan edilecek.
“Real America’s Voice” programına konuk olduğu sırada ne finans kurumunun adını ne de bulunduğu ülkeyi belirten Bessent, bu adımın pazartesi günü (14 Eylül) atılacağını ifade etti.
Bessent, bu adımın başlangıçta cuma günü gerçekleştirilmesinin planlandığını fakat 11 Eylül 2001 saldırılarının 25. yıldönümü anma törenleri nedeniyle ertelendiğini belirtti.
Bessent şöyle konuştu:
“Herkes bu rejimle ilişkisini kesene kadar bu sürece devam edeceğiz. Bunu o kadar kârsız hale getireceğiz ki, şirketinizin ya da kendinizin, kişisel mali durumunuzun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasını göze almak istiyorsanız, buyurun deneyin. Ama peşinize düşeceğiz.”
ABD, Türkiye’deki bir bankaya “İran bağlantılı” olduğu iddiasıyla yaptırım uyguladı
ABD, Şubat ayında çatışmanın başlamasından bu yana İran’a karşı petrol ihracatı, nakliye ağları, silah tedarik kanalları, finansal aracılar, dijital varlık borsaları ve havacılık bağlantılarını hedef alan bir dizi ekonomik önlem uyguladı.
Trump yönetimi, geçen ay Bessent’in “Ekonomik Dışlama Operasyonu” olarak adlandırdığı girişimle kampanyasını tırmandırdı.
ABD, yaklaşık 60 kuruluş, kişi ve gemiye yaptırımlar uyguladı ve deniz taşımacılığı, havacılık, teknoloji, altın ve dijital varlıklar gibi sektörlerde İran’la iş yapanlara yönelik ikincil yaptırımların kapsamını genişletti.
Beyaz Saray geçen hafta İstanbul merkezli Golden Global Bank’ı, Çin’in İran petrolü karşılığında ödediği büyük meblağları Devrim Muhafızları’na aktardığı gerekçesiyle yaptırım kapsamına almıştı.
İran üzerindeki baskı giderek artmasına rağmen, ABD Başkanı Donald Trump savaşın Kasım ayındaki ABD ara seçimlerinden sonraya kadar sona ermeyeceğini öngördü.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek











