Amerika
Cumhuriyetçiler yeni hükümet kapanmalarından endişe ediyor

ABD Senatosu’ndaki Cumhuriyetçiler, İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) iki aydır süren kapalı kalma sürecini sonlandırmaya çalışırken, Demokratların ekim ayında daha büyük bir hükümet kapanmasını tetiklemesinden endişe duyuyor. Cumhuriyetçi senatörler, Trump’ın ikinci dönemindeki bu siyasi riskleri önlemek adına bütçe mutabakatı ve yeni yasal düzenlemeler üzerinde stratejiler geliştiriyor.
Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’ndaki Cumhuriyetçiler, İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) iki aydır devam eden kapalı kalma sürecini sona erdirmek için çabalarken, Demokratların ekim ayında daha geniş kapsamlı bir hükümet kapanmasına yol açabileceğinden endişe duyduklarını ifade ediyor.
Cumhuriyetçi kanat, siyasi açıdan ağır sonuçlar doğurabilecek bu senaryoyu engellemek için çeşitli stratejiler üzerinde çalışıyor.
Senato Çoğunluk Lideri John Thune, bu hafta Senato’dan bir bütçe tasarısı geçirmeyi planladığını bildirdi. Bu tasarı, Cumhuriyetçilerin bahar aylarında yasalaştırmayı hedeflediği bütçe mutabakat paketi için bir yol haritası niteliği taşıyacak.
Planlanan bu düzenleme ile Senato’daki Demokratların “filibuster” olarak bilinen engelleme taktikleri baypas edilerek, Göç ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ile Sınır Devriyesi birimlerinin 2029 yılına kadar fonlanması amaçlanıyor.
Buna karşın Cumhuriyetçi senatörler arasında, Kongre’nin söz konusu birimleri gelecek üç buçuk yıl için fonlamayı başarması durumunda dahi Demokratların eylül ayında yeni bir çatışma başlatarak hükümetin bir kez daha kapanmasına neden olacağına dair kaygılar artıyor.
İç Güvenlik Bakanlığı’nın mevcut kapalı kalma süreci, Amerikan tarihindeki en uzun süreli kapanma olarak kayıtlara geçmiş durumda.
Bu durum, geçtiğimiz yılın sonbaharında sağlık desteklerinin uzatılmasına yönelik talepler nedeniyle hükümetin 43 gün kapalı kaldığı önceki rekoru da geride bıraktı.
Cumhuriyetçiler, Başkan Trump’ın ikinci döneminde yaşanan bu iki ağır bütçe krizinin ardından, rutin hükümet fonlama sürecinin onarılamaz biçimde bozulmasından endişe ettiklerini belirtiyor.
Ödenek sürecine dair derin kaygıları olduğunu dile getiren John Thune, Trump görevde kaldığı sürece Demokratların ICE ve Sınır Devriyesi’nin fonlanmasına asla rıza göstermeyeceği öngörüsünde bulundu.
Diğer Cumhuriyetçi temsilciler de Demokratların bütçe üzerinden bir mücadeleye sıcak baktığından şüpheleniyor. Cumhuriyetçilere göre Demokratlar, yeni bir kapanmanın Kongre’de ve Washington’da kontrolü elinde tutan partiye daha fazla siyasi zarar vereceğinin bilinciyle hareket ediyor.
Kansas Senatörü Roger Marshall, Demokrat Senato Lideri Chuck Schumer’in planının her fırsatta hükümeti kapatmak olduğunu iddia ederek, sonbaharda yaşanabilecek benzer bir durumu engellemek için gereken her türlü yasayı geçirmekten yana olduğunu kaydetti.
Demokratlar ise bütçe fonlaması üzerinden siyasi bir oyun oynadıkları yönündeki suçlamaları defalarca reddetti. Demokrat temsilciler, Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Washington’da ellerindeki kısıtlı nüfuzu, ObamaCare yardımlarının uzatılması veya göçmenlik yasası reformu gibi toplumda karşılığı olan öncelikleri hayata geçirmek için kullandıklarını ifade ediyor.
Teksas Senatörü Ted Cruz ise Salı günü CNBC’de katıldığı bir programda, Chuck Schumer’in eylül ayında bütçeyi engellemek için yeni bir gerekçe bulacağı tahmininde bulundu.
Cruz, Schumer’in 1 Ekim itibarıyla tüm federal hükümeti bir ay boyunca kapatmayı planladığını savunarak, seçim gününde havalimanlarındaki uzun kuyruklar üzerinden Cumhuriyetçilerin yönetme kabiliyetinin olmadığını iddia edeceğini öne sürdü.
Cruz ayrıca bu iddiası üzerine 100 dolarlık bir iddiaya girebileceğini de sözlerine ekledi.
Missouri Senatörü Josh Hawley de Demokratların seçim öncesinde “ne kadar çok kaos olursa o kadar iyi” mantığıyla yeni bir hükümet kapanmasını zorlayacaklarını düşündüğünü belirtti.
Cumhuriyetçiler kapanmayı engellemek için alternatif yasa tasarılarını tartışıyor
Senato Çoğunluk Lideri John Thune, Cumhuriyetçilerin bu süreçte senatörler Ron Johnson ve James Lankford tarafından sunulan iki farklı öneriyi değerlendirdiklerini açıkladı.
Bu öneriler, ya hükümet kapalıyken temel hizmetleri yürüten federal personelin maaşlarının ödenmesini ya da gelecekteki kapanmaları önlemek için otomatik geçici fonlama mekanizmalarının devreye alınmasını öngörüyor.
Cumhuriyetçi senatörler, bu önlemleri Salı günü gerçekleşen bir öğle yemeği toplantısında ele aldı. İç görüşmelere dair bilgi sahibi bir kaynak, hem Johnson hem de Lankford’un kendi önerileri hakkında sunum yaptıklarını aktardı.
Thune, hükümetin fonlanamaması durumunda ortaya çıkacak etkileri yumuşatacak yasal düzenlemeler için “Bu harika bir fikir, bunu destekliyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Demokratların hükümetin işleyişi üzerinden partizan siyasi oyunlar oynamasını engelleyecek her türlü adımın iyi bir sonuç doğuracağını vurgulayan Thune, hükümet çalışanlarının kapanma sürecinde maaşlarını almaya devam etmesini sağlamanın en iyi yolunu ciddi şekilde tartıştıklarını belirtti.
Tartışılan fikirler arasında, hükümetin kapanmasını engelleyecek veya etkilerini azaltacak bu yasal düzenlemelerin, gelecek birkaç hafta içinde geçirilmesi planlanan bütçe mutabakat paketine eklenmesi de yer alıyor.
Bu yöntemle yasalar, Demokratların engelleme taktiklerini aşarak basit çoğunlukla ve hızlı bir prosedürle ilerleyebilecek. Ancak bu noktada, Senato tüzük görevlisinin bu düzenlemelerin bütçe mutabakatı için geçerli olan katı “Byrd Kuralı” ile uyumlu olup olmadığına dair vereceği karar bir soru işareti oluşturuyor.
Thune, temel hizmetlerde çalışan federal personelin maaşlarının ödenmesine yönelik düzenleme için sendikalardan yoğun destek geldiğini ifade ederken, tüzük görevlisinin bu konudaki hukuki yorumunun ne olacağının belirsizliğini koruduğunu kaydetti.
Senato’da Salı günü yapılan oylamada, bütçe tasarısı üzerinde ilerleme kararı 46’ya karşı 52 oyla kabul edildi. Bu oylama, hafta sonuna doğru yapılması beklenen bir dizi değişiklik önergesinin de önünü açmış oldu.
Öte yandan Cumhuriyetçi senatörler, hükümetin kapanmasını önleyecek düzenlemelerin, DHS’nin ICE ve Sınır Devriyesi dışındaki birimlerini fonlamak için Paskalya öncesinde Senato’dan geçen tasarıya eklenmesini de gündeme getirdi.
Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson ise söz konusu Senato tasarısını oylamaya sunmayı reddetti. Johnson, Salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Senato’nun ICE ve Sınır Devriyesi’ni gelecek üç buçuk yıl boyunca fonlayacak olan bütçe mutabakat paketini geçirmesini beklemek istediğini ifade etti.
Wisconsin Senatörü Ron Johnson, hükümetin yeniden kapanmasını engelleyecek bir düzenlemenin eklenmesi durumunda Temsilciler Meclisi’ndeki muhafazakarların bütçe tasarısına daha sıcak bakabileceğini belirterek mevkidaşlarıyla iletişime geçtiğini bildirdi. J
ohnson, Temsilciler Meclisi’ne Senato’nun DHS fonlama tasarısını geçirmelerini ve buna “Hükümet Kapanmasında Adalet Yasası”nı (Shutdown Fairness Act) ekleyerek geri göndermelerini önerdiğini söyledi.
Kritik kamu çalışanlarının maaşlarının güvence altına alınması planlanıyor
Senatör Johnson tarafından sunulan Hükümet Kapanmasında Adalet Yasası, hükümet kapalıyken çalışmaya devam etmesi zorunlu olan kritik personelin maaşlarını zamanında almasını sağlamayı hedefliyor.
Bu öneri; hava trafik kontrolörleri ve Ulaştırma Güvenlik İdaresi (TSA) çalışanları gibi temel personelin bütçe krizlerinden etkilenmeden ödeme almalarını zorunlu kılıyor. Düzenlemenin, geçtiğimiz yılki 43 günlük kapanma ve mevcut İç Güvenlik Bakanlığı krizinde havalimanlarında yaşanan aksaklıkları gidermesi bekleniyor.
Johnson, bu önerinin federal işçi sendikalarından güçlü destek aldığını belirterek Demokrat meslektaşlarını da yasaya destek vermeye çağırdı.
Senatör James Lankford ise “Hükümet Kapanmalarını Önleme Yasası” adıyla farklı bir teklif sundu. Bu teklif, Kongre bütçe yasalarını zamanında geçiremezse otomatik olarak iki haftalık geçici fonlama mekanizmalarını devreye alıyor.
Lankford’un tasarısı, bütçe çıkana kadar milletvekillerinin Washington’da kalmasını zorunlu kılmak amacıyla, geçici fonlama süresince kamu kaynaklı seyahat harcamalarını yasaklıyor.
Lankford, Johnson’ın tasarısıyla aynı sorunu çözmeye çalıştıklarını ancak kendi önerisinin milletvekillerini işlerini bitirmeye zorladığını ifade etti.
Senato Ödenek Komisyonu üyelerinin kendi tasarısını tercih ettiğini belirten Lankford, bu düzenlemenin milletvekilleri üzerinde bütçe geçirme baskısı oluşturduğunu vurguladı.
Demokrat Senatör Maggie Hassan’ın da geçmişte destek verdiği Lankford tasarısına göre, ödenek çalışmaları bitene kadar milletvekillerinin haftada yedi gün oturumlara katılması ve ödenek dışında başka bir yasa tasarısını gündeme alamaması öngörülüyor.
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Amerika
ABD’de zenginler prestijli arsalar için milyonluk evleri yıktırıyor

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD’de milyarderler, prestijli kıyı bölgelerindeki arsa kıtlığı nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık malikaneleri satın alıp yerle bir ediyor. Satış ilanlarında yapay zekayla boş arsa tasarımları öne çıkarken uzmanlar tek bir yıkım ve lüks inşaat döngüsünün 250 hanenin yıllık karbon salımına denk zarar ürettiğini belirtiyor.
ABD’de milyarderler, yüz milyonlarca dolar ödeyerek satın aldıkları lüks malikaneleri kısa süre içinde yıktırıyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre bu yönelimin arkasında, özellikle sahil şeritleri gibi prestijli bölgelerde yaşanan arsa kıtlığı yatıyor.
Çok zengin alıcılar için asıl belirleyici etken üzerindeki yapı değil, arazinin konumu haline geldi. Satın alınan mülkler yerle bir edildikten sonra açılan alana daha modern tarzda yeni konutlar inşa ediliyor.
Haberde lüks gayrimenkul piyasasındaki değişime dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:
“Daha önce pahalı gayrimenkul alımlarının temel nedeni olan evin kendisi, artık neredeyse önemini yitirdi. Alıcılar her şeyden önce okyanus kıyısında veya dağ zirvesinde yer alan, iyi konuma sahip araziler için yarışıyor.”
Gazete bu duruma örnek olarak ABD’li milyarder William Lauder’ın hamlelerini aktardı. Lauder, Mart 2023’te hayatını kaybeden radyo programcısı Rush Limbaugh’nun okyanus kıyısındaki mülkünü 155 milyon dolara aldıktan sonra temmuz ayında tamamen yıktırdı.
Lauder daha önce de Palm Beach sahilinde yaklaşık 1,2 hektarlık arazide yer alan iki evi yıktırmıştı. Başlangıçta bu alana kendi konutunu yapmayı tasarlayan Lauder, daha sonra boşalan arsayı yaklaşık 200 milyon dolara sattı.
Gayrimenkul değerleme uzmanı Jonathan Miller, arsa fiyatları arttıkça bu tür işlemlerin giderek yaygınlaştığını belirtti.
Yaşanan hareketlilik üzerine emlak danışmanları da lüks konutları doğrudan yıkıma uygun arsa olarak pazarlamaya başladı.
İlanlarda arazinin üzerindeki yapılar olmadan nasıl görüneceğini göstermek için yapay zekayla üretilen görseller kullanılıyor.
Pazarlamacılar “yıkım” sözcüğünü doğrudan kullanmamak adına “uyarlanabilir yeniden kullanım” gibi ifadelere başvuruyor.
Lüks konut piyasasında yıkım ilanı oranı artıyor
Eğilim yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmayıp ABD’nin diğer bölgelerine de yayılıyor.
Gayrimenkul aracılık şirketi Redfin’in verileri, satış ilanlarında binaların yıkılmasını öngören ifadelerin sıklaştığını ortaya koyuyor.
Söz konusu ifadelerin oranı Houston’ın Bunker Hill Village bölgesindeki ilanlarda yüzde 15’in üzerine çıkarken, Virginia’daki Pimmit Hills’te yüzde 6,67 seviyesinde seyrediyor.
Miami’de çalışan emlak danışmanı Dina Goldenteyer, alıcıların on yıldan daha eski evleri artık beğenmemesi nedeniyle üst üste yıkım uygulamalarının sıklaştığını dile getirdi.
Perakende sektörünün eski yöneticileri Jamie Dooley ve Christine Scott çifti, 2020 yılında Florida’daki Destin yakınlarında deniz kenarındaki bir evi yıkmak için 3,7 milyon dolar harcadı.
Çift, açılan alana modern bir konut inşa etmek için beş yıl harcamasına rağmen ortaya çıkan yeni yapıyı da yıkım şartıyla satışa çıkardı; gerekçe olarak yapıyı bu haliyle kimsenin satın almak istememesini gösterdi.
WAP Sustainability adlı çevre danışmanlığı şirketinin çalışanı William Paddock ise bu inşaat döngüsünün çevreye verdiği zarara işaret etti.
Paddock, yaklaşık 1000 metrekarelik bir evi yıkıp yerine yaklaşık 2 bin 700 metrekarelik yeni bir bina yapmanın, ortalama 250 Amerikan hanesinin yıllık emisyonuna denk bir karbon ayak izi ürettiğini vurguladı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları












