Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Daniel felaketinin gölgesinde Libya’daki siyasi gelişmeler: Seçim mi Statüko mu

Yayınlanma

10 Eylül’de Libya’yı vuran Daniel Fırtınası’nın yol açtığı felaket dikkatleri siyaset sahnesinden bir süre uzaklaştırdı ancak ağustostan bu yana ilk bakışta birbiriyle bağlantısız gibi duran bir dizi gelişme statükonun bozulabileceğine işaret ediyor. Gelişmelerin merkezinde Trablus merkezli Devlet Yüksek Konseyi ve Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi’nin başrolünde olduğu “yeni hükümet” planı var.

Aşağıda çevirisini okuyacağını analiz, son dönemde yaşanan siyasi gelişmelerin birbiri ile bağlantısı ve ne anlama geldiğini açıklarken statükonun değişmesi anlamına gelebilecek adımların arka planına mercek tutuyor. Analiz değişimler ışında Libya’yı neler beklediğini dört senaryoda ele alıyor:

***

Tek Manzara, Üç Değişken: Libya Çatışmasının Yeni Dinamikleri ve Rotası

Bilal Abdullah

Temel Çıkarımlar

  • Libya siyasi sahnesinin şu anda şekillenmekte olan gerçekler nedeniyle değişikliklere tanık olması bekleniyor.
  • Libya’daki çekişme muhtemelen hiçbir tarafın diğerine taviz vermediği ya da ülkenin her iki kesiminde de huzursuzluğa neden olmadığı mevcut güç dengesinin donmasına yol açacak.
  • Değişen manzara, Washington’un Rusya’nın Libya’daki askeri etkisine ilişkin beklenmedik değişimlerin içerdiği riskleri nasıl değerlendirdiğine ve Moskova’nın bu etkiyi kurumsallaştırma ve pekiştirme becerisine bağlı olacak.
  • Son yıllarda ülke çapında farklı bölgelerdeki protestolar Libya’nın en etkili siyasi ve askeri figürlerinden bazılarına karşı hızla ayaklanmalara dönüştü.

Ağustos 2023’te Libya siyasi ortamı, muhtemelen bazı özelliklerinde değişikliklere işaret eden üç gelişmeye tanık oldu. Birincisi, Libya hükümetini değiştirmek için yakılan uluslararası yeşil ışık; ikincisi, Libya Merkez Bankası’nın (CBL) yeniden birleştirilmesi; üçüncüsü Rusya’nın Libya’daki askeri varlığında yapılan değişiklikler.

Bu üç gelişme yüzeysel olarak birbirinden ayrı görünüyor. Ancak geçen haftalarda Libya’daki aktörlerin karşılıklı etkileşimlerini takip etmek, bu üç gelişmenin birbiriyle yakından ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu makale, birbiriyle bağlantılı üç gelişme ve ilgili olaylar hakkında önemli bilgileri analiz etmekte ve bu gelişmeler ışığında Libya siyasi manzarasında meydana gelebilecek değişiklikleri incelemektedir.

Üç Ana Gelişme

1) Yeni bir hükümet kurulması: Batı ve Birleşmiş Milletler, bazı Libyalı partilerin Trablus merkezli hükümetin Başbakanı Abdülhamid Dibeybe’yi devirme girişimlerini reddediyordu. Bu tutum son zamanlarda değişmeye başladı ve iki taraf yeni bir Libya hükümeti kurmaya açık görünüyor.

Birkaç gösterge bu yeni pozisyona işaret ediyor:

Birincisi, dönemin İngiltere’nin Libya Büyükelçisi Caroline Hurndall’ın ağustos ayında bir sonraki seçimlerde fırsat eşitliğinin korunmasının önemine dair yaptığı ve adayları hükümet görevlerini bırakmaya çağıran açıklamaları. İkinci olarak, son aylarda BM Genel Sekreterinin Libya Özel Temsilcisi Abdoulaye Bathily, seçimlerden önce hükümet kurulmasına öncelik vermeyi reddetmekten, Dibeybe hükümetinin değişmesine giden yolu desteklemek karşılığında öncelikle seçim yasaları üzerinde nihai bir anlaşmaya varılması gerekliliğine işaret etmeye kadar kademeli olarak pozisyonunu değiştirdi.

Bathily, 22 Ağustos’ta Güvenlik Konseyi’nin Libya konulu toplantısına verdiği brifingde “ülkeyi seçimlere götürmek için başlıca aktörlerin üzerinde anlaştığı birleşik bir hükümetin şart olduğunu” vurguladı. Son olarak, en önemli ve en açık işaret ABD’nin BM Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield’den geldi; Linda Thomas-Greenfield BM Güvenlik Konseyi’nin Libya konulu brifinginde yaptığı konuşmada ülkesinin “tek görevi ülkeyi özgür ve adil seçimlere götürmek olacak teknokrat bir hükümetinin kurulmasını desteklemeye açık olduğunu” vurguladı.

ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland da 28 Ağustos 2023’te Mısır gazetesi Al-Masry Al-Youm’a verdiği mülakatta aynı mesajı yineledi. Ardından Fransa Cumhurbaşkanı’nın Libya Özel Temsilcisi Paul Soler, 30 Ağustos 2023’te Bathily ile görüşerek teknokrat bir hükümet kurulmasını desteklediğini ifade etti.

Dışarıdan gelen bu mesajlar, memleketi Misrata’da Dibeybe’ye verilen desteğin azaldığına işaret eden benzer göstergelerle örtüşüyor. Geleneksel olarak Başağa’yı destekleyen bloğun aksine, şehirde son zamanlarda Dibeybe hükümetinin politikalarını protesto eden bazı toplantılar düzenlendi. Bu toplantılara daha önce Dibeybe’yi destekledikleri bilinen Misrata’nın önde gelen isimleri de katıldı.

Dahası, Dibeybe’nin batı bölgesindeki çeşitli güç merkezleriyle ilişkileri genel olarak gergin. Son aylarda Zaviye’de, batı kıyısındaki şehirlerde, Nafusa dağındaki Amazigh şehirlerinde ve Trablus’un doğusundaki Hums’ta Dibeybe hükümeti ile farklı gruplar arasında gerilim arttı. Bu gerilimler Dibeybe hükümetinin siyasi ve askeri politikalarından kaynaklandı.

Bu gelişmeler, Dibeybe’nin devrilmesini rakiplerinin onu devirmeye yönelik olağan taleplerinden farklı bir bağlama oturttu ve bu talebi daha ulaşılabilir hale getirdi. Libya’nın eski Dışişleri Bakanı Necle Menguş’un İsrailli mevkidaşı Eli Cohen ile Roma’da yaptığı görüşmenin basına sızması, Dibeybe’nin rakipleri için altın bir fırsat oldu ve başta Trablus olmak üzere ülkenin batısındaki birçok şehirde protesto gösterilerine yol açtı. Dibeybe’nin Menguş’u görevden alma kararı tepkileri dindiremedi ve halkın Menguş’un istifasını talep etmesine yol açtı.

2) Merkez Bankası’nın yeniden birleştirilmesi: 20 Ağustos 2023’te Libya Merkez Bankası’nın (CBL) iki şubesinin yeniden birleştirildiği ve bankanın tek bir egemen kurum olarak görev yapmasına olanak sağlandığı açıklandı. Bu karar, CBL Başkanı Sadık el-Kebir, yardımcısı (bankanın Doğu Libya’daki şubesinin başkanı) Marai Rahil ile Trablus ve Bingazi birimlerindeki daire başkanları ve danışmanlar arasında Trablus’ta yapılan bir toplantının ardından alındı. Böylece bankada 2014 yılında yaşanan bölünme sona ermiş oldu.

Bu, ülkenin ekonomik ve mali bölünmüşlüğünün sona erdirilmesine yönelik önemli bir adımdı. Bu adım, tüm Libyalıların yararına olacak adil gelir paylaşımı anlaşmalarına ulaşma çabasının bir parçasıdır. Ancak gerçekçi olmak gerekirse, çatışmanın iki tarafı da bu anlaşmalardan doğrudan faydalanıyor. CBL’nin yeniden birleşmesi muhtemelen Libya Başkanlık Konseyi (LPC) Başkanı Muhammed el-Menfi başkanlığındaki Yüksek Maliye Komitesi tarafından yapılan çalışmalarla ilişkili.

Maliye Komitesi, Libya’nın doğusundaki kampın bir dizi gerilimi artırıcı eyleminin ardından kuruldu. Bu eylemlerin başında haziran ayında Osama Hamada hükümetinin petrol gelirlerine idari olarak el koyma kararı geliyordu. Bingazi Temyiz Mahkemesi bu kararı onadı. 3 Temmuz 2023’te General Hafter, petrol gelirlerinin Libyalılar arasında adil bir şekilde dağıtılması için bir Maliye Komitesi kurulması talebine ağırlığını koydu.

Hafter, bu talebin yerine getirilmemesi halinde askeri eylemlerini artıracağı tehdidinde bulundu ve bu tehdidini, önerilen komitenin çalışmalarının geçen ağustos ayı sonuna kadar tamamlanması gerektiğine dair bir ültimatomla destekledi. Üç gün sonra, Hafter’in kontrolündeki Temsilciler Meclisi (HoR), LPC, Ordu Genel Komutanlığı, CBL, Ulusal Petrol Şirketi (NOC), İdari Kontrol Otoritesi (ACA) ve Libya Denetim Bürosu’ndan (LAB) temsilcilerin yer aldığı Maliye Komitesi kuruldu. Bu komite çalışmalarına devam ediyor.

Merkez Bankası’nın yeniden birleştirilmesine yönelik toplantıdan önce Bingazi’de Menfi, General Hafter ve Meclis Başkanı Akile Salih arasında bir toplantı daha yapılmıştı. Bu toplantıdan üç tarafın bir sonraki aşamada siyasi sürece nasıl yaklaşacağına dair ortak bir açıklama çıktı. Bu yaklaşımın özü, Bathily’nin tartışmalı konuları çözmek için tüm Libyalı tarafları içeren genişletilmiş bir komite kurma planına karşı durmak gibi görünüyor. Bunun yerine muhtemelen LPC’nin daha etkin olduğu, HoR ve LPC ile onların türevi olan 6+6 komitesi aracılığıyla çözüm sürecini yönetmeyi öngörüyor.

CBL’nin yeniden birleşmesi, Menfi’nin komitesi ve Bingazi toplantısı arasındaki ilişkiye gelince, bu hamleler çatışmayı besleyen tartışmalı konularda, özellikle de gelir paylaşımı ve belki de kısmen seçim yasaları üzerinde anlaşmaya varma konusunda ciddi bir ilerleme kaydederek önlem alıyorlar gibi görünüyor. Tüm bu gelişmelerden en az fayda sağlayan oyuncu ise siyaset sahnesinin dışına itilme gibi ciddi bir ihtimalle karşı karşıya olan Dibeybe.

3) Rus askeri etkisi: Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov Ağustos 2023 sonunda Libya’ya üç günlük bir ziyaret gerçekleştirdi. Resmi açıklamalara göre ziyaret askeri ve güvenlik işbirliği ile terörizm ve sınırı aşan suçlarla mücadelenin bir parçasıydı. Ancak ziyaretin zamanlaması dikkat çekiciydi. Ziyaret, Wagner Grubu lideri Yevgeny Prigozhin’in ölümünden bir gün önce, 22 Ağustos’ta başladı. Guardian gazetesi, Prigozhin’in Kremlin’e karşı ayaklanmasından iki haftadan kısa bir süre sonra 6 Temmuz’da bir Rus elçinin daha önce duyurulmamış bir ziyaret kapsamında General Hafter ile görüştüğünü ortaya çıkardı. Bu ziyaret, Rusya’nın Libya’daki varlığını, lideri dışarıdayken Wagner aracılığıyla yeniden organize etme amacı taşıdığı şeklinde yorumlanabilir. Bu ziyaret aynı zamanda komşu ülkelerdeki, özellikle Nijer’deki askeri darbe ve Çad’da rejim ile militan muhalefet arasındaki çatışma gibi önemli güvenlik ve askeri gelişmelerle aynı zamana denk geldi.

Bu ziyaretin olağanüstü resmi niteliği göz önüne alındığında ziyaretin büyük öneme sahip olabilir. Bu, iki tarafın Rusya’nın Libya’daki askeri varlığını son dört yıldır Wagner grubu aracılığıyla gayri resmi varlığından uzaklaştırarak resmileştirmek istediği anlamına gelebilir. Bu olası resmileştirme arzusu iki şekilde okunabilir:

Birincisi, Moskova’nın askeri kurumlarının Wagner’in faaliyetlerini denetlemesine izin verme eğilimi. Daily Mail’de yer alan bir habere göre Rusya askeri istihbaratının Gizli Operasyonlar Birimi Başkanı Tümgeneral Andrey Averyanov Wagner’i yönetmeye hazırlanıyor.

İkincisi, Moskova’nın Nijer’deki darbe liderlerine, Prigozhin’in ölümünden önce verdiği olumlu mesajlar ya da Batı’nın darbeye karşı tutumunu eleştiren resmi açıklamalar, Nijer’deki darbe liderlerinin Moskova’nın Wagner aracılığıyla sağladığı askeri hizmetlerle senkronize olabileceğini gösteriyor. Bu, Nijer’in Rusya’nın askeri olarak aktif olduğu Afrika ülkeleri arasına katılmasını daha olası kılıyor. Bu da Wagner’in yıllardır güçlü bir varlığa sahip olduğu Libya’nın doğrudan komşusu olarak önemini artırıyor.

Seçim mi Statüko mu: Çatışma Nereye Gidiyor?

Libya’daki siyasi gelişmeler tekdüze değil ve bir sonuca işaret etmiyor. Bunun yerine, “masadaki” iki ana seçeneği savunanlar arasındaki çatışmayı daha da körükleyebilirler: Seçimlerin yapılması ve statükonun devam etmesi. Bu seçenekler şu şekilde açıklanabilir:

Libya’daki BM misyonu (UNSMIL) ve Batılı ülkelerin Dibeybe’den vazgeçme kararı, esas olarak seçimlerin büyük bir paketin parçası olarak yapılacağı garantisine bağlı. Aslında, Dibeybe’nin denklemden çıkarılma kararı, diğer tarafların seçim yasalarını geçirme konusunda daha esnek davranmaları için bir teşvik olarak sunulabilir. Ancak bu seçenek, Libya’nın izlemesi gereken yol konusunda BM elçisinin siyasi tekeline karşı durma karşılığında yerel aktörlerin gelir paylaşımı ve CBL konusundaki bölünmeleri sona erdirme konusunda anlaşmaya varma isteğini zayıflatabilir. Bu Bathily karşıtı tutum üçlü Bingazi toplantısının bildirisinde açıkça ifade edilmişti.

Yerel aktörlerin potansiyel planları, Bathily’nin 25 Ağustos 2023’te BM Haber platformuna verdiği mülakatta da yansıtıldığı üzere, Batı ve BM’nin korkularını körüklüyor. Yeni bir hükümet kurmanın tek amacının seçimleri düzenlemek olduğunu vurgulayan Bathily, Libya’nın bir başka geçici hükümeti, dolayısıyla bölünmenin daha uzun süre devam etmesini kaldıramayacağını söyledi.

Burada vurgulanması gereken bir diğer nokta da uluslararası aktörlerin yeni hükümetin kurulmasını İsrail ile normalleşme girişiminin sonuçlarından ayrı tutmaya yönelik ilgisidir. Menguş-Cohen görüşmesinin fiyaskoyla sonuçlanmasının ardından Batılı yetkililer Dibeybe’nin rakiplerinin siyasi avantaj elde etmesini önlemek için onun ismini vermeden “yeni hükümet” formülüne vurgu yaparken yeni hükümet ile ilgili açıklamalarında hükümet değişikliğini seçimlere hazırlıkla ilişkilendiriyorlar. Bu rakipler, geçiş dönemini uzatmak için seçimlerin düzenlenmesi konusunda herhangi bir taviz vermeden Dibeybe’yi görevden almaya kararlı.

Doğu Libya güçlerinin Rusya’nın askeri varlığını resmileştirme arzusu, bu varlığın sona erdirilmesine öncelik veren ABD politikasına ters düşüyor. Dibeybe hükümetini feda etmek ve bölünmenin sona erdirilmesi için geçiş dönemini uzatılmasına yönelik yerel çabalara karşı çıkmak anlamına gelse bile Washington’un seçimlerin yapılması ve bu yöndeki çabaların hızlandırılması konusundaki ısrarının nedeni bu olabilir.

Senaryolar

Bu gelişmeler arasındaki olası etkileşim ışığında, Libya’da olayların nasıl şekillenebileceğine dair üç muhtemel senaryo bulunuyor:

İlk senaryo Dibeybe’nin görevden alınması ve seçimlerin yapılması: Bu, ABD, UNSMIL ve şu an için iktidardan dışlanmış olan Libyalı taraflar için ideal bir senaryodur. Bu senaryo, Washington’un tüm araçlarını kullanarak çatışmanın taraflarını birlikte çalışmaya ve farklılıklarını bir kenara bırakmaya zorlamasını gerektiriyor. Söz konusu tarafların engeller yaratma ve herhangi bir çözümü engelleme kabiliyetleri göz önüne alındığında bunu başarmak kolay değil. Ayrıca bu senaryonun gerçekleşmesi için Washington’un Libya krizine öncelik vermesi gerekir ki Libya ABD’nin öncelikli sorunları ve çıkarları listesinde alt sıralarda yer aldığı için bunu yapmaya istekli olmayabilir.

İkinci senaryo ise Dibeybe’nin görevden alınması ve geçiş döneminin uzatılmasını içeriyor: Bu, Dibeybe hariç Libya’nın doğusu ve batısındaki çeşitli siyasi aktörler için ideal senaryo. UNSMIL ve ABD bu senaryoyu tercih etmiyor çünkü teknokrat hükümeti kurmak Dibeybe’yi feda etmek anlamına gelebilir ancak diğer tarafların seçim konusunda işbirliği yapacağına dair hiçbir garanti yok.

Üçüncü senaryoda ise Dibeybe hükümeti görevde kalır ve statüko devam eder. Bu UNSMIL ve ABD için en az riskli senaryo. Ekonomik ve mali birleşme konusundaki ilerlemenin sağlanmasına zaman tanır ve bu, kaynaklar için rekabeti azaltabilir. Bu durum, askeri kurumu birleştirirken Rusya’nın Libya’daki askeri varlığını yönetmek için diplomatik araçlara odaklanmaya yardımcı olur.

Dördüncü senaryo ise ülke çapında huzursuzluğun yayılması. Bu senaryoda halkın artan öfkesi Libyalı tarafları taviz vermeye zorlayabilir, batı bölgesinde Dibeybe hükümetini düşürebilir ya da doğu bölgesinde Temsilciler Meclisi ve hatta Genel Komutanlık gibi güçleri hedef alabilir. Son yıllarda protestolar ülke çapında farklı bölgelerde Libya’nın en etkili siyasi ve askeri figürlerinden bazılarına karşı hızla ayaklanmalara dönüştü.

Bu dört senaryo göz önüne alındığında, üçüncü ve dördüncü senaryolar diğer ikisinden daha olası görünüyor. Bu iki senaryodan hangisinin gerçekleşeceğine karar verecek olan şey, Rusya’nın askeri varlığındaki potansiyel ciddi değişimlere bağlı. Eğer bu Rus varlığı resmiyet kazanır ve genişlemeye çalışırsa, Washington’un dördüncü senaryoya yol açabilecek şekilde kararlı adımlar atması gerekebilir. Moskova’nın, Washington’un bu genişlemiş varlığa etkili ve barışçıl bir şekilde karşılık verebileceğini düşünerek Libya’daki varlığını genişletmeye çalışmadığını varsayalım. Bu durumda üçüncü senaryo en olası senaryo olacaktır.

Ortadoğu

Suriye, ABD ile görüşmelerde Rus petrolü alımını azaltmayı kabul etti

Yayınlanma

Suriye, ABD ile yürüttüğü “terörü destekleyen devletler” listesinden çıkarılma müzakereleri kapsamında Rusya’dan petrol ithalatını azaltmayı kabul etti. Reuters’a konuşan kaynaklar, Şam yönetiminin bu adımı Washington ile ilişkileri yumuşatmak için attığını belirtti. ABD yetkilileri ise kararın süreci kolaylaştıracağını fakat resmi bir ön şart olmadığını bildirdi.

Suriye, ABD ile yürüttüğü “terörü destekleyen devletler” statüsünün kaldırılmasına yönelik müzakereler çerçevesinde Rusya’dan petrol ithalatını azaltmayı kabul etti.

Reuters haber ajansının müzakere sürecine vakıf üç kaynağa dayandırdığı habere göre, üst düzey Suriyeli yetkililer son aylarda ABD’li muhataplarına Rus petrolü alımını düşürmeye hazır olduklarını iletti.

Görüşmelere yakın kaynaklar, Washington’ın söz konusu statünün kaldırılması için petrol alımının azaltılmasını resmi bir ön şart olarak sunmadığını vurguladı.

Bununla birlikte Suriyeli bir kaynak, ABD’li yetkililerin Rus petrolü ithalatının düşürülmesinin “sürecin sorunsuz ve hızlı biçimde tamamlanma şansını artıracağını” ifade ettiklerini aktardı.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise Washington’ın Suriye’yi Amerikan şirketleri başta olmak üzere güvenilir kurumsal ortaklarla çalışmaya teşvik ettiğini ve Rusya’ya yönelik yaptırımlara uyulmasını beklediğini söyledi.

Yetkili, terör sponsorluğu statüsünün kaldırılması ile Rus petrolü ithalatının azaltılması arasında doğrudan bir bağ bulunmadığını kaydetti.

Arap Çağdaş Araştırmalar Merkezi’nden Suriyeli analist Navvar Saban, “Rus petrolünün yerini başka kaynakların alması, yakıt sıkıntısı veya Suriye için artan ithalat maliyetleri riski doğurmadan bir gecede gerçekleşemez. Şam üzerindeki uzun vadeli etki, Washington’ın bu baskıya alternatif çözümler sunup sunmayacağına bağlı” değerlendirmesinde bulundu.

Saban, ABD’nin Rusya’nın Suriye’deki mevzilerini kaybettikten sonra etkisini sürdürmesini sağlayan ekonomik ağı giderek daha fazla hedef aldığına dikkat çekti.

Reuters’ın verilerine göre, Rusya’dan Suriye’ye yapılan petrol sevkiyatı 2026 yılında yüzde 75 artarak günlük 60 bin varile ulaştı ve Moskova’yı ülkenin en büyük tedarikçisi konumuna getirdi.

Ajansa konuşan Suriyeli kaynak, “Bugün Suriye, Rus petrolüne tercihten değil, mecburiyetten bağımlı durumda. Suriyeli yetkililer sık sık ‘Terör sponsorluğu statüsünü kaldırın, biz de petrolü başka yerden alalım. Şu an basitçe başka alternatifimiz yok’ yanıtını veriyor” dedi.

Şam yönetiminin yeni tedarikçiler arayışına girdiği belirtildi.

Fransız TotalEnergies şirketinin deniz sahalarında arama faaliyetleri için sözleşme görüşmeleri yürüttüğü, ConocoPhillips ve Novaterra şirketlerinin ise haziran ayında doğalgaz üretimine yeniden başlanması amacıyla anlaşma imzaladığı aktarıldı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

BAE ile İsrail arasında 1,3 milyar dolarlık gizli İHA pazarlığı sızdı

Yayınlanma

İsrailli silah üreticisi Elbit Systems yöneticilerinin kişisel e-posta hesaplarından sızdırılan belgeler, Birleşik Arap Emirlikleri ile yürütülen gizli silah pazarlıklarını gün yüzüne çıkardı. Yemen’deki Ensarullah hareketinin 2022’de Abu Dabi’yi vurmasının ardından hızlanan görüşmelerde, 45 Hermes-900 İHA’sını da içeren 1,3 milyar dolarlık dev bir paket masaya geldi. Sızdırılan arşivler kişisel Gmail hesaplarından ele geçirilirken, satışların tamamlandığını gösteren nihai bir belgeye ulaşılamadı.

İsrail’in en büyük silah üreticisi Elbit Systems’ın Birleşik Arap Emirlikleri’yle (BAE) yürüttüğü gizli silah görüşmelerinin ayrıntıları, şirketin üst düzey yöneticilerine ait kişisel e-posta hesaplarından sızdırıldı.

İlk olarak 22 Temmuz’da Drop Site News tarafından yayımlanan ve ardından Haaretz’in kendi kaynaklarıyla teyit ettiği belgeler; 2021-2023 yılları arasında BAE’ye gözetleme İHA’ları, sinyal istihbaratı, elektronik harp sistemleri ve kamikaze dron satışı için kapsamlı görüşmeler yapıldığını ortaya koydu.

Yazışmaların, Elbit’in İHA İnsansız Hava Araçları Sistemleri Birimi Başkan Yardımcısı Vered Haimovitz’in kişisel Gmail hesabından ele geçirildiği bildirildi. Belgeler, İran istihbaratıyla bağlantılı Hanzala adlı korsan grubu tarafından yayımlandı. Arşivde Haimovitz’in kişisel mesajlarının yanı sıra Elbit yöneticilerinin özel e-posta hesaplarından gönderilen şirket içi yazışmalar, mali teklifler ve BAE ordusuna ait olduğu belirtilen talep listeleri yer alıyor.

Haaretz, en az iki üst düzey Elbit yöneticisinin hassas askeri belgeleri şirketin güvenli e-posta sistemi yerine kişisel hesaplarından paylaştığını tespit etti. Drop Site ise e-posta imzalarını teknik yöntemlerle doğruladığını ve belgelerde yer alan kamuya açık olmayan iletişim bilgilerini kontrol ettiğini açıkladı. Ancak sızdırılan arşivde nihai satın alma emri veya teslimat belgesi bulunmuyor; bu nedenle görüşülen projelerin hangilerinin imzalandığı henüz bilinmiyor.

Husi saldırısı sonrasında acil operasyonel ihtiyaç

Yemen’deki Ensarullah hareketi (Husiler), 17 Ocak 2022’de Abu Dabi’deki petrol tesisleri ve havalimanını füze ve İHA’larla vurdu. Üç kişinin öldüğü ve altı kişinin yaralandığı bu saldırıdan bir hafta sonra BAE, Abu Dabi’yi hedef alan iki balistik füzenin engellendiğini duyurdu.

Saldırılardan yaklaşık iki ay sonra Elbit yazışmalarında BAE’nin İHA talebi “acil operasyonel ihtiyaç” başlığı altında tanımlanmaya başladı. Hazırlanan teklif, BAE sınırları dışındaki hareketliliğin izlenmesini ve ülkeye yönelen füze ile İHA saldırılarının erkenden tespit edilmesini amaçlıyordu.

Haaretz’in aktardığına göre BAE ilk aşamada altı Hermes-900 İHA’sı talep etti. Mart 2022 sonunda hazırlanan ayrıntılı teklifte, her biri üç hava aracından oluşan iki Hermes-900 sistemi yer aldı. Pakette altı gündüz ve gece görüş sensörü, geniş alanları yüksek çözünürlükle izleyebilen SkEye sistemleri, cep telefonu haberleşmesini dinleme donanımları, elektronik harp sistemleri, İHA’ları müdahale ve sinyal karıştırmaya karşı koruyan LightSpear sistemleri ile iki yer kontrol istasyonu bulunuyordu.

SkEye sistemi, on kameradan oluşan yapısıyla geniş bir alanı farklı açılardan gerçek zamanlı olarak kaydedebiliyor. Görüntülerin geriye doğru taranmasına imkan veren bu teknoloji, belirli bir aracın veya kişinin önceki hareketlerinin adım adım takip edilmesini sağlıyor.

Görüşmeler 45 İHA’lık pakete ve 1,3 milyar dolara ulaştı

İki Hermes-900 sisteminden oluşan ilk teklif Haaretz’e göre 180 milyon dolar değerindeydi. Drop Site’ın incelediği belgelerde ise temel paketin 154 milyon dolar, ek donanım ve seçeneklerle birlikte toplam değerin 225 milyon dolar olduğu belirtiliyor.

İlerleyen yazışmalar, BAE’nin projeyi 15 sisteme çıkarmak istediğini gösteriyor. Her sistemde üç hava aracı yer alması halinde paket 45 Hermes-900 İHA’sını kapsayacaktı. Haaretz, bu ölçekteki bir satışın yaklaşık 1,3 milyar dolar değerinde olacağını hesapladı.

Elbit yöneticilerinin Mart 2022’deki yazışmalarında, anlaşmanın birkaç hafta içinde imzalanabileceği ve BAE tarafının yoğun baskı kurduğu ifade ediliyor. Teknik şartnamelerin, mali teklifin ve sözleşme taslağının BAE’ye gönderildiği kaydedilse de belgeler nihai imzanın atıldığını doğrulalamıyor.

İsrail’den kısıtlı ihracat izni

Sızdırılan 2021 tarihli bir tutanak, Elbit yöneticileri ile İsrail Savunma Bakanlığı yetkilileri arasındaki silah satışı görüşmelerini ortaya koyuyor. Haaretz’e göre Elbit’e, BAE’ye saldırı kabiliyeti bulunmayan ve yalnızca istihbarat toplayan sınırlı bir Hermes-900 modeli satması için izin verildi. Oysa İsrail ordusu aynı İHA’yı saldırı görevlerinde de kullanıyor.

Belgelerde ayrıca 60 kilometre menzilli SkyStriker dolaşan mühimmatının satışı da gündeme geldi. Hedef üzerinde dolaştıktan sonra üzerine dalarak patlayan SkyStriker, bir saldırı İHA’sı olarak görev yapıyor. Yazışmalarda sığınakları delmek üzere tasarlanan bir tonluk MPR-2000 bombalarının satışı da yer alıyor.

BAE ordusuna ait “Hava Platformlu Sinyal İstihbaratı İhtiyaç Listesi” başlıklı dosyada ise ikisi insanlı, ikisi insansız dört istihbarat hava aracı talep ediliyor. BAE tarafı cep telefonu ve uydu iletişiminin izlenmesini, siber gözetleme yapılmasını ve lazer ya da yüksek güçlü mikrodalga teknolojileriyle elektronik saldırı düzenlenmesini istedi. İlk teslimatların 42 ay içinde yapılması öngörülürken Elbit’in sunduğu cevap seçeneklerinin satışa dönüşüp dönüşmediği netleşmedi.

Hermes-650 tanıtılmadan BAE’ye sunuldu

Sızıntı, Elbit’in yeni nesil Hermes-650 İHA’sını kamuoyuna tanıtmadan yaklaşık bir yıl önce BAE’ye pazarladığını gösterdi. Mart 2023 tarihli sunumda modelin sinyal istihbaratı ve elektronik harp donanımları taşıyabileceği belirtildi. Elbit bu ürünü ancak bir yıl sonra Singapur’daki savunma fuarında sergiledi.

Sunumda Hermes-650’nin SkyStriker mühimmatı ve Aeronautics şirketinin Orbiter serisi İHA’larıyla birlikte çalışabileceği ifade ediliyor. Haaretz, bu bilginin söz konusu sistemlerin daha önce BAE’ye satılmış olabileceğine işaret ettiğini aktardı. Teklif ayrıca BAE’de motor ve parçaların üretilmesi ile yerel montaj yapılmasını da kapsıyordu.

Elbit’in BAE ile yaptığı ve kamuoyuna açıkladığı tek resmi sözleşme Ocak 2022’deki 53 milyon dolarlık anlaşmaydı. Bu kapsamda Airbus A330 tanker uçaklarına elektronik harp sistemleri sağlandı. Şirket Kasım 2025’te ismi açıklanmayan bir müşteriye 2,3 milyar dolarlık satış yapacağını duyururken, Intelligence Online bu müşterinin BAE olduğunu ileri sürdü ancak taraflar bunu doğrulamadı.

İsrail’in savunma ihracatı 2025’te 19 milyar dolarla rekor kırarken, bunun 3 milyar doları İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayan ülkelere yapıldı. 2021’den bu yana bu ülkelere yapılan toplam satış 9 milyar dolara yaklaşırken en büyük alıcılar Fas ve BAE oldu.

2026’daki İran savaşı sırasında İsrail, BAE’ye Demir Kubbe bataryaları ile personel gönderdi. Financial Times İsrail’in BAE’ye lazerli önleme sistemi verdiğini yazarken, BAE uçaklarının da İsrail’e gece uçuşları yaptığı bildirildi. BAE daha önce de İsrail menşeili SPYDER ve Barak hava savunma sistemlerini bünyesine katmıştı.

Elbit Systems, Haaretz ve Drop Site’a yaptığı açıklamada ticari konularda yorum yapmadığını belirterek, belgelerdeki bilgilerin faaliyetlerinin gerçek durumunu yansıtmadığını savundu ancak hangi bilgilerin yanlış olduğunu açıklamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail propaganda için 1 milyar dolardan fazla harcadı

Yayınlanma

İsrail hükümeti, Gazze’deki soykırımın ardından ABD ve dünya genelinde çöken kamuoyu desteğini toparlamak amacıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana 1 milyar dolardan fazla propaganda harcaması yaptı. Responsible Statecraft’ın araştırması, Tel Aviv’in geleneksel lobi faaliyetlerinden doğrudan ABD’li şirketlerle sözleşme yapmaya ve yapay zeka modellerini manipüle etmeye kadar uzanan kapsamlı bir hat kurduğunu gösterdi.

İsrail hükümeti, Gazze’de Filistinlilere yönelik yürüttüğü askeri operasyonlar ve soykırım sürecinde uluslararası alanda kaybettiği kamuoyu desteğini geri kazanmak amacıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana propaganda faaliyetlerine 1 milyar dolardan fazla bütçe ayırdı.

Responsible Statecraft (RS) tarafından yayımlanan araştırma, söz konusu meblağın İsrail’in özellikle en büyük müttefiki konumundaki ABD’de yürütüldüğü küresel “Hasbara” (halkla ilişkiler ve propaganda) çalışmalarında çarpıcı bir artışa karşılık geldiğini ortaya koydu.

Geniş çaplı propaganda hamlesi, İsrail’in yaklaşık üç yıldır Gazze’de sürdürdüğü ve ağır yıkıma yol açan eylemleri karşısında Amerikan toplumunun tutumunda meydana gelen belirgin değişimi hedef alıyor.

ABD kamuoyundaki destek çöktü

Gallup tarafından Temmuz 2025’te düzenlenen araştırmanın sonuçları, Amerikan halkının yüzde 60’ının İsrail’in Gazze’deki askeri harekâtlarını onaylamadığını gösterdi. İsrail ordusunun saldırıları Gazze’de çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 73 binden fazla Filistinlinin ölümüne yol açarken, bölge genelinde devasa bir fiziksel tahribat yarattı.

Kamuoyundaki bu olumsuz algıyı kırmaya çalışan İsrail, çeşitli iletişim stratejilerini devreye soktu. Bu kapsamda ABD Başkanı Donald Trump’ın eski kampanya yöneticisi Brad Parscale tarafından yürütülen ve “Allies for Peace” (Barış İçin Müttefikler) gibi sivil toplum kuruluşu görünümü verilen yapılar üzerinden toplu mesaj kampanyaları finanse edildi.

Lobi kuruluşlarından doğrudan şirket sözleşmelerine

İsrail, ABD’deki etkinlik alanını uzun yıllardır Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) ve İsrail İçin Birleşen Hristiyanlar (CUFI) gibi İsrail yanlısı lobi grupları vasıtasıyla koruyordu. Finansmanını ve insan kaynağını ağırlıklı olarak ABD vatandaşlarından sağlayan bu kuruluşlar, Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (FARA) kapsamında yabancı bir devlet adına hareket eden yapılar olarak kaydolmak zorunda kalmıyordu.

Ancak Tel Aviv yönetimi son dönemde yöntem değişikliğine gitti. RS araştırması, İsrail’in FARA kapsamında beyanda bulunan şirket ve şahısları doğrudan istihdam etmek suretiyle ABD’de lobi, halkla ilişkiler ve siyasi iletişim hatlarına 100 milyon dolardan fazla doğrudan kaynak aktardığını belgeledi.

FARA kaydı ilgili kurumların casusluk faaliyeti yürüttüğü anlamına gelmiyor; yasa gereği yabancı hükümetler adına ABD kamuoyunu ve siyasetçilerini etkilemeye çalışan yapıların aldıkları ödemeleri ve faaliyetlerini şeffaf biçimde açıklamalarını zorunlu kılıyor. Doğrudan sözleşmeler, İsrail hükümetine propaganda içeriğini tam denetim altına alma, belirli toplumsal grupları hedefleme ve operasyonel hızı artırma imkânı sunuyor.

Responsible Statecraft, incelemesini FARA resmi kayıtları, İsrail hükümetinin ihale ile satın alma belgeleri ve çok sayıda kaynakla yürütülen mülakatlara dayandırdı.

Evanjelikler, muhafazakârlar ve gençler hedefte

Propaganda mekanizmasının önemli bir bölümünü Fransız iletişim devi Havas Media yönetiyor. Şirket, İsrail’in desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu gruplara ulaşmak amacıyla ABD merkezli halkla ilişkiler firmalarıyla alt sözleşmeler imzalıyor.

Hedef kitlenin ana gövdesini Evanjelik Hristiyanlar, muhafazakâr çevreler ve genç nüfus oluşturuyor. Tel Aviv bu ağ üzerinden sosyal medya içerik üreticilerine ödeme yapıyor, kitlesel mesajlaşma ağlarını fonluyor ve internet kullanıcılarının arama motorları ile yapay zeka sistemlerinde karşılaştığı yanıtları biçimlendirmeye çalışıyor.

Yapay zeka yanıtlarını yönlendirme girişimi

İsrail hükümetinin doğrudan fonladığı bir diğer alan ise bilişim sektöründe “LLM poisoning” (Büyük Dil Modellerinin Zehirlenmesi) olarak tanımlanan ve yapay zeka veri tabanlarını manipüle etmeyi amaçlayan teknik müdahaleler oldu.

Bu sistemde özel olarak kurulan İsrail yanlısı dijital mecralar üzerinden içerik üretiliyor; Claude, ChatGPT ve Grok gibi yapay zeka sohbet robotlarının kullanıcı sorularına yanıt verirken bu hazırlanan siteleri kaynak alması hedefleniyor. RS’nin tespitlerine göre amaç, kullanıcıların doğrulanabilir somut olaylar hakkındaki sorgulamalarına verilen yanıtları İsrail lehine değiştirmek.

Araştırmada bu duruma örnek olarak İsrail askeri unsurlarının Gazze’de beş yaşındaki Filistinli çocuk Hind Receb’i ve ailesini öldürmesi vakası gösterildi. Yapay zeka sistemlerinin olayın olgusal çıplaklığını aktarmak yerine, tarafların iddialarını eşitleyen bir dil kullandığı ve İsrail ordusunun küçük bir çocuğa ateş açmak için ileri sürdüğü gerekçeleri ön plana çıkardığı kaydedildi.

Mali ilişkilerini açıklamayan şirketler var

İsrail adına kamuoyu oluşturma faaliyeti yürüten bazı halkla ilişkiler firmaları ile sosyal medya figürlerinin, FARA bünyesindeki yasal şeffaflık zorunluluğuna rağmen İsrail hükümetiyle girdikleri parasal ilişkileri bildirmekten kaçındıkları saptandı.

Responsible Statecraft araştırmasını şu tespitle tamamladı: “İsrail’in yeni yöntemleri Amerika’daki nüfuz ortamını dönüştürüyor. Ancak bu yöntemler, İsrail’in kamuoyunda derin tepki çeken politikalarının yol açtığı destek kaybını durdurmakta şimdiye kadar yetersiz kaldı.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English