Bizi Takip Edin

Amerika

Dünya ekonomisi nereye – 2: Enflasyonun eşitsiz darbeleri ve yavaşlayan faaliyet

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, Afrikalıları ülkesinin ne kadar ulvi niyetleri olduğuna ikna etmek için çıktığı turda, önce Senegal’de bir köle anıtına gitti, sonra Zambiya’daki ücra bir köyde çiftçilerle konuştu, nihayetinde Güney Afrika’nın kömür madenleri bölgesindeki bir mesleki eğitim merkezini ziyaret etti.

Son durağında, Amerikan ekonomisi hakkında konuşan Yellen, bazı aksaklıklar olsa da ve aydan aya neler yaşanacağını kestiremese de, enflasyonun büyük ölçüde aşağı çekildiğini söyledi.

Kiralar söz konusu olduğunda hâlâ enflasyonun sürdüğünü düşünen Yellen, önümüzdeki beş ila altı ay içerisinde emlak kiralarının düzeleceğini ve bunun da enflasyondaki düşüşe katkı sunacağını belirtti. Mal fiyatları düşüyor ama hizmet sektöründeki fiyatlar hâlâ hızlı bir şekilde yükselmeye devam ediyordu.

Dördüncü çeyrekteki yüzde 2,9 büyümenin de ‘sağlam’ olduğunu savunan Yellen, yüksek enflasyon ortamında düşük tempolu bir büyümenin daha arzu edilir olduğunu savundu.

Enflasyonda ara bilanço

New York Fed, enflasyonun en çok hangi gelir gruplarını vurduğunu araştıran bir çalışma yayımladı. Bulgular, 2021 ile 2022 yıllarında enflasyonun vurduğu kesimlerin değişiklik gösterdiğini ortaya koyuyor.

2021 yılında, orta gelir grubunun enflasyondan en çok çeken grup olduğu görülüyor. Orta gelir grubundan kasıt, yılda 50 bin ila 150 bin dolar arasında gelir elde edenler.

Bu gelir grubunun ikinci el otomobil ve yakıt enflasyonu nedeniyle zarar gördüğü anlaşılıyor. Alt gelir grubunun daha ziyade toplu taşımayı kullanması, zenginlerin ise ya sıfır araç alması ya da yakıt giderlerinin gelirleri içerisinde daha küçük bir kısmı kaplaması nedeniyle enflasyonun hedefinde bahsettiğimiz gruplar yer aldı. Zenginlerle yoksulların, köylülerle kentlilerin harcama kalemlerindeki farklılaşma da bu sonuçta etkili oluyor.

Son aylarda ise yakıt ve ikinci el araç fiyatlarında bir düşüş görülüyor. Bu sırada kira ve gıda fiyatlarındaki artış ise can yakıyor. Bu iki kalem, özellikle daha düşük gelirlilerin olmazsa olmaz harcamaları arasında yer aldığından, enflasyonun hedefi daha yoksul kesimler haline gelmiş durumda.

Bunun sonucu olarak, en altta yer alan yüzde 40’lık dilim, ortalamadan yüzde 0,3 daha fazla enflasyona maruz kalıyor.

Örneğin, Şubat 2022’ye kadar olan dönemde, kırsal bölgelerde yaşayanların hissettiği enflasyon, ortalamanın 2 puan üzerindeydi. Şimdilerde ise aynı bölgeler enflasyon ortalamasının altında yaşıyorlar.

Geçen yılın ilk döneminde de siyahi ve hispanik haneler 1 puan yüksek enflasyona maruz kalıyorlardı. Üniversite diploması olmayanların da daha yüksek enflasyon hissettikleri ortaya çıktı. Bu grupların şimdilerde enflasyon ortalamasına doğru yaklaştıkları tespit ediliyor.

Gıda ve kira fiyatları enflasyonu, hâlâ ortalama enflasyonun üzerinde seyrediyor (sırasıyla yüzde 10,6, yüzde 7,9 ve yüzde 7,1). Dolayısıyla, Nobel ödüllü iktisatçı Paul Krugman’ın geçen Kasım ayında New York Times için yazdığı makalede dile getirdiği ‘düşük gelirliler enflasyondan o kadar da etkilenmiyor’ tezi doğru değil. Krugman’ın gerekçesi, düşük ücretli işlerde çalışanların ücret artış yüzdelerinin daha yüksek ücretlilerin oranlarına göre daha fazla olması.

ABD İşçi İstatistikleri Bürosunun verilerine göre, en düşük yüzde 25’in içerisinde yer alan Amerikalılar, gelirlerinin yarısından fazlasını kira, gıda ve tıbbi hizmetlere harcıyor. Yüksek gelir grubunun harcamalarında ise ev dışında yenen gıdalar, eğlence ve dinlenme, yeni ve ikinci el araçlar alt gelir grubundan çok daha fazla yer kaplıyor.

Genel ve tarihsel eğilim, hane halklarının temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatlarının, temel ihtiyaç olmayan malların fiyatlarından daha fazla artış gösterdiğine işaret ediyor. 

Tüketici harcamalarında düşüş

Enflasyonun hararetinin azalma eğilimine girmesindeki en büyük payın tüketici harcamalarındaki düşüş olduğu anlaşılıyor.

Geçen hafta yayımlanan istatistikler, Aralık ayında tüketici talebinin bir önceki aya göre yüzde 0,2 azaldığını gösteriyor. Enflasyona göre ayarlandığında bu oran yüzde 0,3’ü buluyor.

Perakende satışları takip ettiğimizde, tatil mevsimi de olmasına rağmen, Aralık ayında tüketicilerin talebinin bir önceki aya göre yüzde 1,1 azaldığı anlaşılıyor.

Amerikan tüketimindeki azalmanın belki de en önemli göstergelerinden biri de ticaret açığında Kasım ayında yaşanan dev düşüş. 14 yıllık dilimdeki en büyük düşüş olarak kayıtlara geçen bu ay, azalan tüketici talebini ve ithalat yapmak için yükselen borçlanma maliyetini gözler önüne serdi.

Kasım ayında ABD’nin ticaret açığı yüzde 21 düşüşle 61,5 milyar dolara geriledi. İthalat yüzde 6,4 gerilerken, mal ithalatında bu oran yüzde 7,5 olarak gerçekleşti. Kasım ayında ihracat da yüzde 2 azaldı.

Doların göreli güçlülüğü Amerikan mamul mallarının küresel rekabetçiliğini azaltırken, merkez bankalarının faiz artırma politikaları da talebi düşürüyor.

Bir başka mesele, pandemi dönemindeki nakit devlet yardımları ile tasarrufları artmış görünen hane halklarının şu anda 2005 seviyelerinde tasarruflara çekilmiş olması. 

Ayrıca tüketici borçlanmasında da tehlikeli sınırlara yaklaşılıyor. Öğrenci ve otomobil kredilerinin yanı sıra kredi kartı ödemeleri de 2022’nin üçüncü çeyreğinde 2008’den bu yana en yüksek seviyelere ulaştı.

İmalat sanayisi alarm veriyor

Ama belki de hepsinden önemlisi, Amerikan imalat sanayisinde yaşanan düşüş ve ‘fabrika resesyonu’ ihtimali.

Veriler açıklanmadan önce yapılan bir Wall Street Journal anketi, endüstriyel üretimin Aralık 2022’de 0,1 küçülmesini bekliyordu. Açıklanan rakamlar, tüm beklentileri boşa çıkararak, yüzde 0,7’lik bir küçülme olduğunu gösterdi.

Kapasite kullanımında da beklentiler yüzde 79,6 idi. Açıklanan istatistikler Kasım ayına oranla bir düşüş olduğunu gösterdi: yüzde 78,8.

İmalat sektöründeki düşüş eğilimi ise sürdü. Kasım ayında yüzde 1,1 küçülen imalat sanayisi, Aralık ayında da yüzde 1,3 daraldı.

İmalat sanayisindeki yeni siparişler de Kasım ayında yüzde 1,8 azalmıştı.

Sermaye harcamaları (ekipman, bina, entelektüel mülkiyet) ise yalnızca yüzde 0,7 arttı. Üçüncü çeyrekte bu oran yüzde 6,3’tü. Dolayısıyla, yatırımlarda da yavaşlama olduğu anlaşılıyor.

Amerikan ekonomisinin bazı bölmelerinin resesyona doğru koşar adım gittiği, bunların başında da imalat sanayisinin geldiği kabul ediliyor. İkinci çeyreğe girdiğimizde teknik resesyonun gerçekleşmesi muhtemel; ama iktisatçılar nedense resesyonun ‘hafif’ geçmesini bekliyorlar.

Mini mini resesyonlar

Son zamanlarda Amerikan ekonomisi hakkında yapılan tahminlerin genel eğilimi, hafif seyredecek bir resesyon beklentisi.

Amerikan Merkez Bankasının (Fed) faiz artırımına, artık daha az ivmeyle de olsa devam edecek olması, yükselen borçlanma maliyetleri ve düşen tüketici talebi Amerikan ekonomisini soğutacak.

Ama ‘karamsar’ Fed’de bile tünelin sonundaki ışığın görüldüğüne dair bir beklenti oluştu. Bu hafta yapılacak toplantıda 0,25 puanlık bir faiz artışı beklentisi hakim. Fed Guvernörü Christopher Waller’ın ‘İhtiyatlı İyimserlik’ başlıklı konuşması da Amerikan ekonomisinde bir ‘yumuşak iniş’in hâlâ mümkün olduğuna işaret ediyor.

Bloomberg anketine katılan iktisatçılar da GSYİH’deki daralmanın ikinci çeyrekten itibaren başlayacağını düşünüyor ama zararın daha hafif olacağı konusunda hemfikir.

Öte yandan, resesyon, teknik tanımı itibariyle, birçok ülkede iki çeyrek üst üste ekonomik faaliyette görülen küçülme demek. Ama Bloomberg, ABD’de işlerin böyle olmadığını hatırlatıyor: Bu ülkede resesyonun ‘resmi’ ilanı, ‘kâr amacı’ gütmeyen bir kuruluş olan Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosunun (NBER) ‘elit’ akademisyenlerinin gizli toplantılarından çıkıyor ve bu tanımın yapılması genellikle 1 yılı alıyor. Genel resesyon kabulü ise, Wall Street’in geniş ölçüde ortada bir resesyon olduğu konsensüsü ile hareket etmesi.

Emek piyasası ‘sıkı’ mı?

Emek piyasasının ‘sıkı’ durduğu tüm ABD’li yetkililerin ve şirket iktisatçılarının üzerinde hemfikir olduğu bir konu.

İşsizlik oranları tarihsel diplerde gezerken, şirketlerin işe alımları, teknoloji devlerindeki tüm işten çıkarmalara rağmen devam ediyor.

Fakat büyük şirketlerin işten çıkarmalara başlaması, ekonominin şu anda resesyonda olduğunu göstermeyebilir. Şirketler, 2023 içerisinde bir resesyon bekledikleri için önden emek maliyetini kısmak için harekete geçiyor olabilir.

Nitekim, ‘sıkı’ sayılan emek piyasasında gevşeme emareleri Aralık ayında ortaya çıkmaya başladı. Pandemi çıkışında sürekli artan yeni istihdam, şimdi soğumaya başladı. Aralık ayında patronlar 230 bin yeni istihdam eklediler. Ama bu, son iki yıldaki en düşük ilave.

2022 yılı boyunca toplam 4,5 milyon yeni istihdam görülürken, bu sayı 6,7 milyonluk 2021’e göre bariz bir azalma olduğuna işaret ediyor.

Ama pembe tablo çizen bu rakamların arkasında başka veriler gizli. Örneğin, çalışan ya da iş arayan yetişkin ABD’lilerin oranı, yani işgücüne katılım oranı, Aralık ayında yüzde 62,3’e yükselse de bu oran hâlâ pandemi öncesinin altında.

Son iki yılda ortalama çalışma haftası saatleri de azalıyor ve bu ortalama Aralık ayında 34,3 saat olarak tespit edildi.

Geçici yardım hizmetlerinden işe alınanların sayısı da son 5 ayda 110 bin azaldı. Yukarıdaki istatistikle birlikte okunduğunda, demek oluyor ki, işverenler azalan tüketici talebi karşısında kendi personelinin çalışma saatlerini azaltırken geçici yardım hizmetlerinden çıkıyor.

Ücretlerdeki artışın hızı azalıyor

Amerikan Merkez Başkanı Yardımcısı Lael Brainard da düşük ücretlilere yapılan ücret zamlarının yüksek ücretlilere yapılanlardan az olduğuna dikkat çekenlerden. Gerçekten de idari işlerden çalışmayan işlerde çalışan işçilerin ücretlerindeki artışın daha fazla olduğu görülüyor.

Bununla birlikte yukarıda, düşük ücretlilerin temel harcamalarında hangi kalemlerin daha fazla tuttuğunu ve bu temel harcamalardaki enflasyonun diğerlerinden daha yüksek olduğunu söylemiştik. Tüm bunlara şu bilgi de eklenmeli: 2021’in başından 2022’nin sonunda kadar, düşük ücretli işçilerin ücretlerinde ortalama yüzde 11,5 bir artış olsa da fiyatlar yüzde 14 yükseldi.

Ortalama ücretlerdeki artış hızının da yavaşladığı görülüyor. Aralık’ta ortalama saatlik ücret bir önceki yılın aynı döneminde göre yüzde 4,6 arttı. Aynı dönemde enflasyonun yüzde 7,1 olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

Bütün bunlara rağmen, OECD ülkelerindeki tüketici beklentilerinin iyimserleştiğini de hatırlatmak gerekiyor. Özellikle Avrupa’da sıcak geçen kış, enerji fiyatlarındaki enflasyon nedeniyle sert bir darbe yemesi beklenen imalat sanayisindeki daralmayı kontrol altında tuttu. Bir sonraki yazıda, Avrupa’ya bakacağız.

Amerika

ABD Senatosunda Trump’ın İran yetkilerine engel

Yayınlanma

ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti. Karar, başkanın İran’a karşı askeri eylemleri durdurmasını veya güç kullanımı için Kongre’den onay almasını şart koşuyor.

ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti.

CNN’in aktardığına göre kabul edilen karar tasarısı, Başkan Trump’ın İran’a yönelik askeri eylemleri durdurmasını ya da güç kullanımı için Kongre’den özel bir izin almasını zorunlu kılıyor.

Senatoda yapılan oylama 48 oya karşı 50 oyla sonuçlandı. Kararın kabul edilmesinde, Cumhuriyetçi senatörler Rand Paul, Susan Collins, Lisa Murkowski ve Bill Cassidy’nin tasarı lehine oy kullanması belirleyici oldu. Demokrat Senatör John Fetterman ise tasarıya karşı oy verdi.

Karar tasarısının onaylanmasında ayrıca bazı Cumhuriyetçi senatörlerin oylamaya katılamaması da etkili oldu.

Kentucky Senatörü Mitch McConnell teşhis edilmeyen bir hastalık nedeniyle hastaneye kaldırıldığı için, Pennsylvania Senatörü Dave McCormick ise oylamaya katılmadığı için oy kullanamadı. Bu durum Demokratların gerekli çoğunluğu sağlamasını kolaylaştırdı.

Senato azınlık lideri Demokrat Chuck Schumer, oylama sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, Amerikan halkının Trump’ın İran konusundaki tarihi hatasının bedelini ödediğini belirterek, “Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin en başarısız dış politika girişimlerinden biri olarak tarihe geçecek” ifadelerini kullandı.

Tasarıyı destekleyen Kentucky Senatörü Rand Paul, Maine Senatörü Susan Collins, Alaska Senatörü Lisa Murkowski ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy, Temsilciler Meclisi tarafından daha önce kabul edilen ve Trump’ı İran’a yönelik askeri saldırıları durdurmaya çağıran karar tasarısına destek vermiş oldu.

Tim Kaine’in de aralarında bulunduğu bazı Demokrat senatörler, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptı imzalanmış ve nihai barış anlaşması için müzakerelere başlanmış olsa bile, askeri yetkileri düzenleyen bu kararın kabul edilmesinin gerekli olduğunu savunuyor.

Senato, daha önce 20 Mayıs’ta yapılan oylamada tasarıyı 47 karşı oya karşılık 50 oyla desteklemiş, ancak 17 Haziran’da yapılan bir sonraki oylamada tasarı 47’ye karşı 48 oyla reddedilmişti.

Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senatoda tasarıyı ilerletmeye yönelik önceki girişimler sonuçsuz kalmıştı.

ABD Anayasası’na göre savaş ilan etme yetkisi yalnızca Kongre’ye ait bulunuyor.

Buna karşın birçok ABD başkanı, bu kuralın kısa vadeli operasyonlar veya ülkenin doğrudan tehdit altında olduğu durumlar için geçerli olmadığı görüşünü savunuyor.

Senatonun aldığı bu karar, ağırlıklı olarak sembolik bir nitelik taşısa ve tam bir hukuki bağlayıcılığı bulunmasa da hem Temsilciler Meclisi hem de Senatodaki bazı milletvekillerinin İran’a yönelik askeri harekata ve Trump’ın çatışmayı sona erdiren anlaşmasına duyduğu tepkiyi gösteriyor.

Oylama, Pentagon’un önemli bir kısmı İran harekatının masraflarını karşılamak ve silah ile mühimmat stoklarını yenilemek üzere Kongre’den 80 milyar dolarlık bütçe talep ettiği bir dönemde gerçekleştirildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Venezuela, 240 milyar dolarlık borcu yeniden yapılandıracak

Yayınlanma

Venezuela, tarihin en büyük devlet borç yeniden yapılandırmasına girişirken, daha önce tahmin edilenden çok daha yüksek olan 240 milyar dolarlık bir borç yükünü açıklayacak.

Ülkenin planlarına yakın kaynakların Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Venezuela önümüzdeki haftalarda alacaklılara mali durumuna ilişkin ayrıntıları açıklarken, piyasa tahminleri olan 150 milyar ila 200 milyar doların önemli ölçüde üzerinde bir borç tutarını ortaya koyacak.

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodríguez, ocak ayında ABD ordusunun düzenlediği bir operasyonla kaçırılan Nicolas Maduro döneminde yaklaşık on yıl boyunca uluslararası piyasalardan dışlanan ülkenin, bu piyasalara geri dönüşünün önünü açacak bir anlaşmayı yıl sonuna kadar alacaklılarla imzalamayı hedefliyor.

Planlara aşina olan kaynaklara göre, Caracas tarafından finansal danışman olarak görevlendirilen ABD’li yatırım bankası Centerview Partners, Venezuela’nın borcunu “sürdürülebilir” bir düzeye getirmek için bir planın hazırlanmasına yardımcı oldu.

Bu plan Temmuz ayı başında yayınlanacak.

Aynı kaynaklar, bu ayın ilerleyen günlerinde uzun süredir beklenen bir makroekonomik çerçeve de açıklanacağını belirtti.

Bu çerçeveye göre, ülkenin sarsılmış ekonomisinin büyüklüğü, Maduro’nun selefi Hugo Chávez’in iktidardaki son yılı olan 2012’deki 370 milyar dolardan düşüşle yaklaşık 100 milyar dolar olarak tahmin edilecek ve ülkenin borç-GSYİH oranı yüzde 200’ün üzerine çıkacak.

Büyük çaplı bir devlet borç yeniden yapılandırması için alışılmadık bir şekilde, borç sürdürülebilirliği analizi IMF tarafından hazırlanmadı.

Tahvil sahipleri, ülkenin mali durumuna ilişkin bu değerlendirmeyi, Venezuela’nın borçlarının değerinde önemli bir indirim talep etmesi için bir işaret olarak görecek gibi görünüyor.

Fakat Venezuela muhalefetinin bazı üyeleri, IMF’nin himayesi dışında gerçekleştirilecek hızlandırılmış bir yeniden yapılandırmanın, Venezuela’yı tahvil sahipleriyle müzakerelerde daha zayıf bir konuma sokabileceğinden endişe ediyor.

Venezuela tahvilleri, Maduro’nun kaçırılmasından önce 33 sent idi; şu anda dolar başına yaklaşık 55 sentten işlem görüyor. Fakat bu fiyatlara yıllardır ödenmemiş faizler dahil değil.

Yakın zamanda Venezuela tahvil pozisyonlarından çıkan bir yatırımcı şunları söyledi:

“Bu, borç sürdürülebilirlik analizinin IMF tarafından hazırlanmadığı ilk büyük yeniden yapılandırmalardan biri. Bu, alacaklılar arasında IMF’nin koordine ettiği bir görüşme olmalı . . . [ve] denetlenmiş uygun bir borç kapsamı olmalı.”

Venezuela’nın borç planlarına aşina olan kaynaklar, fonla Venezuela’nın iktisadi verileri konusunda teknik görüşmeler yapıldığını ve borç planının bir IMF şablonuna benzeyeceğini belirtti.

Venezuela, yedi yıllık bir aradan sonra nisan ayında IMF ile ilişkilerini yeniden başlatmıştı.

IMF sözcüsü, Venezuela tarafından açıklanan borç yeniden yapılandırma sürecine dahil olmadıklarını belirtti:

“Fon personeli, tüm üye ülkelerimizde olduğu gibi, makroekonomik görünüm de dahil olmak üzere Venezuela yetkilileriyle düzenli temas halinde. Fon, gerektiğinde yetkililere yardımcı olmaya hazır.”

Venezuela, Avro Bölgesi krizi sırasında 2012’de Yunanistan’ın 200 milyar dolarlık temerrüdünü geride bırakarak tarihteki en büyük yeniden yapılandırma olarak kayıtlara geçecek.

Venezuela’nın borçlarının çeşitliliği ve Caracas’ın alacaklılara ödemeyi kesmesinden bu yana geçen uzun süre nedeniyle, bu süreç şimdiden önceki tüm yeniden yapılandırmalardan daha karmaşık olarak görülüyordu.

Hükümetin ve devlet petrol şirketi PDVSA’nın tahvilleri, yaklaşık 60 milyar dolar artı temerrüt sonrası faiz olarak yaklaşık 40 milyar dolar ile Venezuela’nın borcunun tek başına en büyük ve en doğrulanmış kısmını oluşturuyor. Bu tutar, yılda 5 milyar dolar artıyor.

Yatırımcılar daha önce, Venezuela’nın ödenmemiş faturalar nedeniyle petrol şirketlerine ve ticari alacaklılara 30 milyar ila 50 milyar dolar, ayrıca Chávez yönetiminin şirketlerin mülklerine el koymasının ardından bu şirketlere hükmedilen 20 milyar dolardan fazla yasal tazminat borcu olduğunu tahmin etmişti.

Ayrıca Venezuela’nın, Caracas’ın daha önce petrol ihracatından ödediği ancak artık ödemelerini durdurduğu düşünülen borçlar kapsamında Çin’e 10 milyar ila 20 milyar dolar, Rusya’ya yaklaşık 6 milyar dolar ve kalkınma bankalarına 4 milyar dolar borçlu olduğu tahmin ediliyor.

Rodríguez hükümeti, birçok alacaklının beklediğinden daha hızlı hareket ederek, geçen ay, Lazard’da çalıştığı dönemde Yunanistan, Arjantin ve diğer ülkelere büyük borç anlaşmalarında yardımcı olan Fransız bankacı Matthieu Pigasse’yi Centerview’dan atayarak yeniden yapılandırma sürecini başlattı.

2020 yılında Centerview’e geçen ve daha sonra Lazard’daki ortağı Hamouda Chekir’in de kendisine katıldığı Pigasse, PDVSA’nın eski ABD kolu Citgo’nun satışında danışmanlık yapmış olması nedeniyle Caracas’ta uzun bir geçmişe sahip ve Rodríguez ile on yılı aşkın süredir yakın bir ilişkisi bulunuyor.

FT’nin eline geçen bir mektuba göre, Lazard kısa süre önce Centerview’in yerini almak amacıyla Venezuela hükümetine bir mektup göndererek, “olağanüstü bir değer” sunduğunu belirttiği yaklaşık 25 milyon dolarlık bir ücret karşılığında çalışmayı teklif etti.

Lazard, 2012’deki Yunanistan’ın borç yeniden yapılandırmasında da bu tutarı talep etmişti.

Venezuela, Lazard’ın teklifini derhal reddetti. Hükümet yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önceki danışman seçim süreçlerimizde olduğu gibi, ekip deneyimi, uzmanlık, kaliteli analiz ve durumumuzu anlama odaklı tutarlı bir kriterler dizisi uyguladık . . . Aynı değerlendirmelere dayanarak, finansal danışmanımız olarak Centerview Partners’ı seçtik.”

Görüşmelere aşina olan diğer kaynaklar, Centerview’in ücretinin henüz kesinleşmediğini belirtti. Lazard ise yorum yapmaktan kaçındı.

Tahvil sahipleri, ülkenin petrol üretimini ne kadar hızlı canlandırabileceğine ve Maduro’nun ayrılmasından bu yana ABD’nin arabuluculuğunda yeniden başlatılan ham petrol satışlarının nasıl işlediğine odaklanıyor.

Bazı iktisadi verileri yeniden düzenli olarak yayınlamaya başlayan Venezuela merkez bankası, bu hafta açıkladığı ödemeler dengesi verilerinde, bu yılın ilk üç ayında 5,5 milyar dolarlık petrol ihracatı gerçekleştiğini gösterdi.

Bu rakam, Maduro yönetiminin son aylarındaki 4,4 milyar dolardan artış göstermiş olsa da, temerrüt ve ABD yaptırımları öncesindeki en parlak dönemine kıyasla çok daha düşük seviyede.

Aegon Asset Management’ın portföy yöneticisi Jeff Grills, “Zaman çizelgesi durumu daha da karmaşık hale getiriyor… 2026 yılına kadar bu iş halledilebilir mi? Küçük bir ihtimal var. Ama ben bunun 2027 yılına kadar süreceğini düşünüyorum,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

New York Demokratik ön seçimlerinde Mamdani’nin adayları kazandı

Yayınlanma

New York Şehri’ndeki üç Temsilciler Meclisi ön seçimini Zohran Mamdani’nin de desteklediği “solcu” adaylar kazandı.

New York Şehri Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin geçen sene Andrew Cuomo’ya karşı elde ettiği zaferden bir yıldan az bir süre sonra, bu sonuçlar New York’taki ve çok daha ötesindeki Demokrat partinin “müesses nizam”ına önemli bir darbe vurdu.

POLITICO’ya göre bu adaylar, Demokrat Parti liderlerine, İsrail yanlısı gruplara ve Başkan Donald Trump’a yönelik eleştirileri bir araya getirdiler.

Ayrıca, seçmenlerin mevcut duruma duydukları derin öfkeyi ve siyasi kurumlara karşı memnuniyetsizliklerini de kendi lehlerine çevirdiler.

Göreve geleli bir yıl olan Mamdani için bu zaferler, yerel Demokrat kurumsal yapısını yeniden şekillendirecek siyasi gücün bir göstergesi.

Dominik göçmenleri arasında derin kökleri olan deneyimli bir Kongre üyesi olan Adriano Espaillat, belediye başkanının desteğini alan sert çizgideki Darializa Avila Chevalier’e karşı yenilgiye uğradı.

Trump’ın azil davasında baş avukat olarak öne çıkan ılımlı Demokrat milletvekili Dan Goldman, Mamdani’nin müttefiki Brad Lander’a yenildi.

Ayrıca Eyalet Meclisi Üyesi Claire Valdez, emekliye ayrılan Temsilci Nydia Velázquez’in koltuğunu kazandı ve Velázquez’in tercih ettiği halefi olan Brooklyn İlçe Başkanı Antonio Reynoso’yu mağlup etti.

Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) tarafından desteklenenler de dahil olmak üzere sol adayların zaferleri, Mamdani’nin geçen yılki sürpriz seçilmesinin geçici bir durum olmadığını vurguluyor.

Yeni seçilen adaylar, geçim sıkıntısı hâlâ yaygın olarak devam ederken, “müesses nizam”ın İsrail yanlısı gruplardan emlak çıkarlarına kadar aşırı güce sahip kişi ve kuruluşlardan para aldığını savundu.

Bu “sisteme karşı” argümanın başarısı, seçmenler arasında statüko konusunda süregelen bir endişeyi ortaya koyuyor ve önümüzdeki seçim dönemlerinde diğer görevdeki adaylar için sorun yaratabilir.

Mamdani, salı günü erken saatlerde 1010 WINS’e verdiği röportajda desteklediği adaylar hakkında, “Bugünün sorunlarıyla mücadele edenlere şunu söylüyorum: Bunlar, yarının sorunlarını çözmemize yardımcı olabilecek liderler,” dedi.

Bu, Mamdani’nin geçen hafta bir seçim mitinginde dile getirdiği bir görüş; o mitingde, “çalışan kesim için somut bir değişim sağlamak yerine gerilemeyi idare eden” partinin sadece salı günü değil, 2028 başkanlık seçimlerinde de kaybedeceğini öngörmüştü.

Bu, Demokratların Kongre lideri Senatör Chuck Schumer’in seçmenlerin derin memnuniyetsizliği ortasında altıncı dönem için aday olması planlanan yıl. Geçen ay yapılan eyalet çapında bir Siena Üniversitesi anketi, seçmenlerin yüzde 52’sinin ona karşı olumsuz bir görüşe sahip olduğunu ortaya koydu. Ankete göre, seçmenlerin yalnızca yüzde 33’ü Schumer hakkında olumlu görüşe sahipti.

Uzun süredir senatörlük yapan Schumer, olağanüstü bir bağış toplayıcı olarak görülüyor ve “sol” adaylar eyalet çapında başarılı bir seçim kampanyası yürütemedi.

Yine de, 75 yaşındaki Schumer’ı koltuğundan etmek, ulusal çapta etkileri olacak büyük bir zafer elde etmeye hevesli olanlar için cazip bir hedef olacak.

Salı günkü sonuçlar, Demokratlar Temsilciler Meclisi’ni geri alırsa bir sonraki Meclis Başkanı olma şansı bulunan Jeffries için de derin sonuçlar doğurabilir.

Jeffries, salı günü seçimleri kaybeden Goldman ve Espaillat’ı desteklemişti; Velázquez’in koltuğunu devralacak aday yarışına ise müdahil olmamıştı.

Espaillat’a karşı yarışan Avila Chevalier ile Velázquez’in koltuğu için Reynoso’ya karşı yarışan Valdez, Jeffries’i destekleme konusunda henüz taahhütte bulunmadı.

Salı günü Kongre Binası’nda gazetecilere konuşan Jeffries, Mamdani’nin parti grubunu sola çekerek bir hata yapıp yapmadığı yönündeki bir soruyu reddetti.

Jeffries, “Bir ya da iki eyalette bir yönde ya da diğer yönde sonuçlanan birkaç ön seçim, Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar olarak kim olduğumuzu yeniden şekillendirmeyecek,” dedi.

Brooklyn’li Demokrat, Salı akşamı Valdez’in düzenlediği partide seçim sonuçlarının gösterildiği bir TV ekranında göründüğünde Valdez’in destekçileri tarafından yuhalandı. Partide bulunanlar, önde gelen Demokrat’a röportaj yapılırken “sıra sende” diye slogan attılar.

NY1’e verdiği röportajda Jeffries, Demokratların genel seçimlerdeki çekişmeli koltuklara odaklanması gerektiğini vurguladı.

Jeffries bu koltukların, iktisadi uygunluk konusunda daha ılımlı bir mesajın vermesine bağlı olacağını öngörüyor.

Jeffries, “Seçim, Donald Trump ve Cumhuriyetçilerin Amerikan halkının yaşamını iyileştirmekteki başarısızlığına ilişkin bir referandum olacak. Gerçek bu. O başkan; göreve başladığı ilk gün maliyetleri düşüreceğine söz vermişti,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English