Bizi Takip Edin

Amerika

Economist: ABD daha az “woke” hale geliyor

Yayınlanma

ABD’de kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında en önemli mücadele başlıklarından biri de “kültür savaşları” olarak bilinen başlıklar.

“Wokeness” (“duyarcılık”) ile bunun karşıtları arasındaki gerilim yıllar içinde yükseldikten sonra şimdilerde terazinin daha ağır basan tarafı “anti-duyar”cılar gibi görünüyor.

Economist’te yer alan bir değerlendirmeye göre, özellikle 2020 yılında George Floyd’un öldürülmesi ve ardından başlayan Black Lives Matter eylemleri ile zirve yapan, beyazlar arasındaki “woke” eğilimlere ilgi azalıyor.

“Irksal adaletsizlik”e ilgi azaldı

Zengin beyaz kadınların akşam yemeği partilerinde onları “beyaz üstünlükçü” damarları ile yüzleştiren bir siyahi çift, Regina Jackson ve Saira Rao, “ırksal adaletsizlik” konularına olan kamu ilgisinin azalmış olduğuna işaret ediyor.

Rao, “Irkçılık karşıtlığının, sömürgecilik karşıtlığının, emperyalizm karşıtlığının, soykırım karşıtlığının nabzı öldü. Nabız yok,” diye yakınıyor.

Economist, Cumhuriyetçilerin Amerika’da yanlış olduğunu düşündükleri her şeyi, “erdem sinyalleme” ya da “siyaseten doğruculuk” kokan her şeyi kastederek, “wokeness” salgınına bağlamaya bayıldıklarını vurguluyor.

Donald Trump, temmuz ayında Cumhuriyetçilerin başkan adaylığını kabul ettiği konuşmasında, Amerikan silahlı kuvvetlerindeki başarısızlıklardan “woke” liderleri sorumlu tutmuştu.

MeToo ve Black Lives Matter’da zirveyi gören “duyarcılık”

Economist bu kapsamda dört alanda “woke” fikirlerin önemini ölçmeye çalıştı: kamuoyu, medya, yüksek öğrenim ve iş dünyası.

Dergi her yerde benzer bir eğilimin ortaya çıktığına işaret ediyor. Donald Trump’ın siyaset sahnesine çıktığı 2015 yılında duyarcılık keskin bir şekilde arttı, ardından “#MeToo” ve Black Lives Matter dönemlerinde yayılmaya devam etti, 2021-22’de zirve yaptı ve o zamandan beri azalıyor.

“Woke” (kelimenin birebir anlamı “uyanmış, uyanık”) terimi ilk olarak solda ırkçılığa karşı uyanık olan insanları tanımlamak için kullanıldı. Daha sonra her türlü önyargıyla mücadele etmeye hevesli olanları kapsayacak şekilde kullanılmaya başlandı.

Economist’e göre Demokratlar artık bu kelimeyi nadiren kullanıyor, çünkü dünyayı “kurbanlar ve zalimler” olarak bölme eğiliminde olan en sert aktivistlerle ilişkilendirilir hale geldi.

Makalede, “Bu bakış açısı grup kimliğini bireyin önüne çıkarıyor ve farklı gruplar için eşit olmayan sonuçları sistematik ayrımcılığın kanıtı olarak görüyor,” deniyor.

Bu mantık daha sonra tersine ayrımcılık ve konuşma özgürlüğünün baskılanması gibi, yerleşik adaletsizlikleri düzeltmek için liberal olmayan araçları haklı çıkarmak için kullanıldı. İşte Cumhuriyetçiler bu tür “woke savaşçıları” yerden yere vurmayı seviyor.

“Beyaz ayrıcalığı” olduğuna dair düşünceler geri çekiliyor

Gallup, General Social Survey (GSS), Pew ve YouGov tarafından son 25 yılda yapılan anketlere verilen yanıtları inceleyen Economist, ırk ayrımcılığına ilişkin woke görüşlerin 2015 civarında artmaya başladığını ve 2021 civarında zirveye ulaştığını tespit ediyor.

Fakat Gallup’un bu yılın başlarına ait en son verilerinde, insanların %35’i ırk ilişkileri konusunda “büyük ölçüde” endişeli olduklarını söylerken, bu oran 2021’deki %48’lik zirve seviyesinden düşmüş durumda. Yine de 2014’teki %17’lik orandan hâlâ daha yüksek.

Pew’e göre, beyazların hayatta siyahların sahip olmadığı avantajlara ( “beyaz ayrıcalığı”) sahip olduğunu kabul eden Amerikalıların oranı 2020’de zirve yaptı.

GSS’nin verilerinde, ırklar arasındaki sonuç farklılıklarının ana nedeninin ayrımcılık olduğu görüşü 2021’de zirve yapmış ve anketin en son versiyonu olan 2022’de düşmüş görünüyor.

“Woke” düşüncedeki en büyük sıçramalardan ve ardından gelen düşüşlerden bazıları gençler ve sol görüşlüler arasında olmuş.

Toplumsal cinsiyet konusundaki woke görüşler düşüşte

Cinsel ayrımcılıkla ilgili anketler, ırkla ilgili endişelerden daha erken bir zirveye ulaşmış olsa da benzer bir örüntü ortaya koyuyor.

Cinsiyetçiliği çok ya da orta derecede büyük bir sorun olarak gören Amerikalıların oranı “#MeToo”nun ardından 2018’de %70 ile zirve yapmış.

Kadınların ilerlemelerini zorlaştıran engellerle karşılaştığına inananların oranı ise 2019’da %57 ile zirveye çıkmış.

Toplumsal cinsiyet konusundaki woke görüşlerin de düşüşte olduğu görülüyor.

Pew, bir kişinin doğduğu cinsiyetten farklı bir cinsiyete sahip olabileceğine inananların oranının, bu sorunun ilk kez sorulduğu 2017 yılından bu yana istikrarlı bir şekilde düştüğünü ortaya koyuyor. 

YouGov’a göre, trans öğrencilerin biyolojik cinsiyetleri yerine seçtikleri cinsiyete uygun spor takımlarında oynamalarına karşı çıkanların oranı 2022’de %53 iken, 2024’te %61’e yükseldi.

Gazetelerdeki “woke” sözcüklerde dramatik azalma

Kamuoyu yoklamalarının ortaya koyduğu eğilimi desteklemek için medyanın “kesişimsellik”, “mikro saldırganlık”, “baskı”, “beyaz ayrıcalığı” ve “transfobi” gibi uyandırıcı terimleri ne sıklıkla kullandığını da ölçen Economist, benzer bir eğilim saptıyor.

1970-2023 yılları arasında altı gazetede ( Los Angeles Times, New York Times, New York Post, Wall Street Journal, Washington Post ve Washington Times) bu türden 154 kelimenin kullanım sıklığı sayıldı.

Los Angeles Times hariç tüm gazetelerde bu terimlerin sıklığı 2019 ile 2021 yılları arasında zirve yapmış ve o tarihten bu yana düşüş göstermiş.

Örneğin “beyaz ayrıcalığı” terimi 2020‘de New York Times’ta her bir milyon kelimede yaklaşık 2,5 kez yer alırken, 2023’te her bir milyon kelimede sadece 0,4’e düşmüş.

Aynı kelime sayma yöntemini ABC, MSNBC ve Fox News’in 2010 ve 2023 yılları arasındaki transkriptlerine uygulayarak televizyonda ve 2012’den bu yılın ortasına kadar her hafta en çok satan 30 kitabın başlıklarını kullanarak kitaplarda da büyük ölçüde aynı eğilim ortaya çıkıyor.

Televizyonda “woke” kelimelerden bahsedilmesi 2021’de zirve yaptı. Popüler kitaplarda ise zirve daha sonra, 2022’de gerçekleşmiş, 2023’te küçük bir düşüşün ardından 2024’te çok daha büyük bir düşüş yaşanmış.

Akademide “duyarcı” kelime kullanımı sabitlendi

Akademide de benzer bir durum var. Muhafazakâr bir öğrenci gazetesi olan College Fix tarafından derlenen bir veri tabanı, akademisyenlerin sansürlenmesi veya derslerinin iptal edilmesi yönündeki çağrıların 2020’de zirve yaptığını ortaya koyuyor.

Bu bulgular anket verileriyle de örtüşüyor: Irkçı görüşlerin ifade edilmesinin kısıtlanması gerektiğini düşünen Amerikalıların oranı 2016 ile 2021 yılları arasında keskin bir artış göstererek yaklaşık %52’ye ulaşmışken, o zamandan beri hafif bir düşüşle 2022’de %49’a geriledi.

Öğretim ve araştırma da en azından bir miktar “duyarcılıktan” uzaklaşıyor gibi görünüyor.

Akademik dergilerin dijital kütüphanesi JSTOR tarafından toplanan sosyal bilimlerle ilgili makalelerde 154 terim setinin kullanımı 2015 yılında keskin bir şekilde artmaya başladı.

2022 yılına gelindiğinde “kesişimsel”, “beyazlık”, “baskı” ve benzerlerinin görülme sıklığı zirveye ulaşmıştı.

Economist’in talebi üzerine, Stanford Üniversitesi’nde ekonomist Jacob Light, Amerikan üniversitelerinin ders kataloglarından oluşan bir koleksiyonda woke kelimelerin sıklığını saydı.

İsminde ya da özetinde woke terimlerine yer veren dersler 2010 ile 2022 yılları arasında yaklaşık %20 oranında artmış, ancak geçen yıl sabit kalmış.

DEI karşıtı uygulamalar artıyor

Akademinin duyarcılıktan uzaklaşması kısmen yasalar tarafından emredildi.

Yüksek Mahkeme geçen yıl kabullerde ırk temelli pozitif ayrımcılığı yasakladı.

Chronicle of Higher Education’a göre, geçtiğimiz yıl 28 eyalette 86 yasa tasarısı akademideki Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık (DEI) girişimlerini engellemeyi amaçladı; 14’ü yasalaştı.

Örneğin Alabama, 1 Ekim’den itibaren devlet tarafından finanse edilen üniversitelerin herhangi bir DEI ofisi veya programına sahip olmasını, “ırk, renk, din, cinsiyet, etnik köken veya ulusal köken” hakkında “bölücü kavramları” teşvik etmesini ve transseksüel öğrencilerin istedikleri tuvaletleri kullanmalarına izin vermesini yasaklayacak.

Dokuz eyalet akademik kurumların iş başvurusunda bulunanlardan “çeşitlilik beyanları” talep etmesini yasakladı.

Bu yılın başlarında aralarında Harvard ve Massachusetts Institute of Technology’nin de bulunduğu bazı önde gelen üniversiteler, bağışçıların ve mezunların baskısına boyun eğerek bu uygulamadan vazgeçti.

Kaliforniya Üniversitesi gibi diğer bazı üniversiteler ise, bunların kullanılmaya devam edilmesi nedeniyle davalarla karşı karşıya kaldı.

Şirket dünyasında da “wokeness” geriliyor

Wokeness, ya da duyarcılık, nispeten yakın zamanda ortaya çıkmış olsa da, kurumsal Amerika’da da geri çekiliyor.

Floyd’un ölümünün ardından, 2020’nin birinci ve üçüncü çeyrekleri arasında gelir beyanlarında DEI’den bahsedilmesi neredeyse beş kat arttı.

Bir piyasa araştırma şirketi olan AlphaSense’in verilerine göre, 2021’in ikinci çeyreğinde zirveye ulaştılar ve bu noktada 2020’nin başlarına göre 14 kat daha yaygındılar.

O zamandan beri tekrar keskin bir şekilde düşmeye başladılar. En son 2024’ün ikinci çeyreğine ait verilerde, Floyd’un ölümünden önceki döneme kıyasla sadece yaklaşık üç kat daha yüksekti.

Amerika

Chevron CEO’su Wirth: İran savaşı enerji piyasalarını kırılgan ve belirsiz bıraktı

Yayınlanma

Chevron Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi Mike Wirth, İran savaşının enerji piyasalarını kırılgan ve belirsiz bir yapıya sürüklediğini, petrol ihracat rotalarındaki risklerin genişlediğini belirtti. Wirth, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki tıkanıklıkların küresel stokları erittiğini söylerken, ABD’nin üretimi artırarak dengeyi desteklediğini ifade etti.

Chevron Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi Mike Wirth, İran savaşının enerji piyasalarında yarattığı etkinin durumu “biraz kırılgan ve belirsiz” hale getirdiğini söyledi.

Wirth, Cuma günü Fox News sunucusu Maria Bartiromo’ya verdiği ve Pazar günü “Sunday Morning Futures” programında yayımlanan röportajda, petrol ihracatına yönelik tüm transit yollarında, özellikle de Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’de risklerin bulunduğunu belirtti.

Wirth, talebin “oldukça güçlü” olmasına rağmen bazı “zorlukların genişlediğini” kaydetti. Küresel çapta hem stratejik hem de ticari stokların çekildiğine dikkat çeken Wirth, “Durum biraz kırılgan ve belirsizliğini koruyor” dedi.

ABD üretimi artırarak yanıt verdi

Sektörün bu süreçte “iyi iş çıkardığını” dile getiren Wirth, petrol üretimi konusunda ABD’nin “çözümün bir parçası olmak için devreye girmesinin” büyük rol oynadığını vurguladı.

Wirth, “Uzun vadede sistemde bazı değişiklikler göreceğinizi düşünüyorum” diyerek Akdeniz’e uzanacak bir boru hattı geliştirilmesine dair yapılan tartışmalara atıfta bulundu.

Bu boru hattı planı, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılmasına ve dünya petrolünün yaklaşık yüzde 5’inin mahsur kalmasına neden olan Husilerin Kızıldeniz ablukasına bir yanıt olarak değerlendiriliyor.

Wirth, çatışmada enerji varlıklarının hedef alınmasının talihsiz bir durum olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Bu durum, enerji sisteminin küresel talebi karşılama kapasitesini zayıflatıyor. Piyasaların ne zaman yeni bir dengeye ulaşacağı, bu kapasitenin ne kadar hızlı toparlanacağına bağlı olacak.”

Petrol üreticileri, Suudi Arabistan üzerinden geçecek ve Kızıldeniz’deki Husi ablukasını baypas edecek bir boru hattı kurmayı değerlendiriyor. Bu güzergah, Suudi Arabistan’ın Yenbu kentinden başlayıp Mısır’daki Süveyş Kanalı’na ulaşıyor; ardından Afrika’yı Ümit Burnu üzerinden dolaşarak Asya’ya uzanıyor.

Kpler ham petrol analizi başkanı Homayoun Falakshahi, geçen ay el-Cezire’ye yaptığı açıklamada, buradaki asıl zorluğun küresel talebi karşılamak için yeterli petrolün kanaldan yeterince hızlı geçip geçemeyeceği olduğunu belirtti.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana gaz fiyatlarının fırlamasına yol açtı. AAA verilerine göre ABD’de ulusal ortalama gaz fiyatı Pazar günü 4,10 dolara ulaştı; bu rakam savaş başladığındaki seviyeden 1 dolardan fazla yüksek.

Kapalı rafineriler yeniden gündemde

Beyaz Saray’dan bir yetkili geçen hafta The Hill’e yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin kapalı petrol rafinerilerini, özellikle de Venezuela petrolünü işlemek üzere inşa edilen St. Croix rafinerisini yeniden açmayı değerlendirdiğini doğruladı.

Politico’ya konuşan üç sektör yöneticisi ise Beyaz Saray’ın Virgin Adaları’ndan Kaliforniya’ya kadar uzanan rafinerilerin yeniden açılmasını görüştüğünü aktardı.

St. Croix rafinerisi, Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) petrol sızıntılarının ve hava kirliliğinin “halk sağlığı için yakın risk” oluşturduğu gerekçesiyle 60 günlük kapatma kararı almasının ardından 2021’de süresiz olarak kapatılmıştı.

Okumaya Devam Et

Amerika

OpenAI liderliği Anthropic’e kaptırdı

Yayınlanma

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, bireysel kullanıcılara yönelik sohbet robotlarına ve yan projelere odaklanması nedeniyle yapay zeka sektöründeki liderliğini rakibi Anthropic’e kaptırdı. Anthropic’in yazılımcılara yönelik Claude Code aracının elde ettiği başarı şirketin gelirlerini artırırken, OpenAI ise ChatGPT’deki büyümenin yavaşlaması ve başarısız projeler nedeniyle pazardaki konumunu geri kazanmaya çalışıyor.

Yapay zeka sektöründeki hızlı yükselişin öncüsü olan ABD merkezli OpenAI, liderliği Claude isimli yapay zeka modelini geliştiren rakibi Anthropic’e kaptırdı.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde “OpenAI Yapay Zeka Sektöründeki Tacını Nasıl Kaybetti ve Onu Geri Almak İçin Nasıl Mücadele Ediyor? başlığıyla yayımlanan haberde, ChatGPT’yi geliştiren şirketin pazardaki birinciliğini yeniden elde etmek için yoğun bir çaba sarf ettiği kaydedildi.

Haberde, ChatGPT’nin kullanıcı sayısındaki artışın yavaşladığı belirtildi. Bazı büyük yatırımcıların büyüme hızına kıyasla yüksek seyreden harcamalardan endişe duyduğu, diğer yatırımcıların ise tercihlerini Anthropic’ten yana kullandığı aktarıldı.

Anthropic’in gelirlerinin ve piyasa değerinin, yazılımcılara yönelik Claude Code aracının yakaladığı başarı sayesinde OpenAI’ın göstergelerini geride bırakarak 1 trilyon dolara yaklaştığı bildirildi.

Gazete, Anthropic’in sonbaharda halka arz gerçekleştirme planlarını hızlandırdığını yazdı.

Yayınlanan materyale göre OpenAI’ın yaşadığı sorunların temelinde, şirket yönetiminin yapay zeka pazarının gelişim yönünü yanlış değerlendirmesi yatıyor. OpenAI CEO’su Sam Altman, daha fazla kullanıcının sohbet robotuna abone olacağı beklentisiyle başlangıçta ChatGPT’ye yatırım yaptı.

Ancak Claude Code’un başarısı, yazılım geliştiricilerine yönelik araçlar pazarının çok daha kazançlı olduğunu ortaya koydu.

OpenAI bu süreçte video üretme aracı, tüketici cihazları ve mikroçiplerle ilgilenirken, Anthropic yazılımcılar arasında popülerlik kazanan bir kodlama aracı geliştirdi.

Yazılımcı aracındaki yetersizlikler süreci olumsuz etkiledi

WSJ’ye konuşan kaynaklar, OpenAI’ın yazılımcılar için geliştirdiği ilk ürün olan Codex’in erken sürümünün yavaş ve kullanışsız kaldığını değerlendirdi.

OpenAI yeni modeller yayımlayarak, ürünlerini değiştirerek ve bir “kodlama ninjası” ekibi kurarak rakibini yakalamaya çalıştı.

Ancak şirket yönetiminin, Meta’nın yetenekli çalışanları kendi bünyesine katma girişimlerini püskürtmek ve Microsoft ile bozulan ilişkileri düzeltmek gibi başka sorunlarla ilgilenmek zorunda kaldığı, aynı zamanda Sora dahil olmak üzere başarısız projelere kaynak harcadığı aktarıldı.

Bu esnada Anthropic, kendi yönetimini dahi şaşırtan birkaç aylık bir büyüme performansı sergiledi.

ChatGPT’nin büyümesi ise Google’ın sohbet robotunun popülerlik kazanmasının ardından yavaşlama gösterdi.

OpenAI, yıl sonuna kadar haftalık 1 milyar aktif kullanıcıya ulaşma yönündeki şirket içi hedefini gerçekleştiremedi.

Mart ayında şirket çalışanlarının yönetime, “Bizden çok daha küçük bir şirket olan Anthropic neden sürekli olarak teknik ve kültürel standartları belirliyor, biz ise sadece bunlara yanıt vermekle kalıyoruz?” ve “Anthropic’in gelirlerinin bizimkileri aşması halka arz planlarımızı nasıl etkileyecek?” sorularını yönelttiği ifade edildi.

Kısa süre önce şirketten ayrılan Fidji Simo, OpenAI’ın ikincil görevlerin peşinden koşarak yolunu kaybettiğini, araştırma ve ürün konusunda liderliği rakibine bıraktığını belirtti.

Simo, Anthropic’in “ekonominin büyük bir bölümünü o kadar hızlandırdığını ki bunun kendileri için bir uyarı sinyali olması gerektiğini” vurguladı.

OpenAI kaybettiği konumunu geri kazanmak için birtakım adımlar atıyor.

Şirket, Codex’i ChatGPT ve internet tarayıcısıyla entegre eden bir “süper uygulama” ile yazılımcılar arasında ilgi gören yeni GPT-5.6 Sol modelini kullanıma sundu.

OpenAI ayrıca Amazon ile bir anlaşma imzalayarak ilk Gelir İdaresi Başkanını (CRO) işe aldı.

Teknoloji devlerinin yapay zeka yatırımları artıyor

Financial Times (FT) gazetesinin şirketlerin gelir raporlarına dayanarak aktardığı bilgilere göre Google, Amazon, Microsoft ve Meta, yapay zeka alanındaki yatırım miktarını 2023 yılından bu yana belirgin şekilde artırdı.

Şirketlerin toplam harcamaları 1,1 trilyon dolara ulaştı.

Şirketlerin verilerine göre yapay zeka yatırımları, özellikle bulut bilişim sektöründe gelir artışını hızlandırmaya başladı.

Google, Amazon ve Microsoft, OpenAI ile Anthropic’ten yapay zekayı sistemlerine entegre eden kurumsal şirketlere kadar geniş bir kitleye işlem gücü satan bulut birimlerinin büyüme kaydettiğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD altı eyaletteki siber saldırılarda İran izi arıyor

Yayınlanma

ABD’li yetkililer ve uzmanlar, ülkedeki su altyapılarını hedef alan siber saldırıların arkasında İran’ın bulunabileceği ihtimalini araştırıyor. En az altı eyaletteki tesisleri etkileyen saldırılarda sanayi tipi denetleyicilerin kontrolü ele geçirilerek ekipman yönetimi engellendi. Yetkililer, şebekelerdeki içme suyunun kalitesinde veya kullanılabilirliğinde bir değişim tespit edilmediğini bildirdi.

ABD yetkilileri, birden fazla eyalette su altyapı sistemlerini hedef alan siber saldırı dizisinde İran’ın olası rolünü inceliyor.

The New York Times gazetesinin resmi yetkililere ve uzmanlara dayandırdığı haberine göre, yürütülen soruşturma henüz ön inceleme niteliği taşıyor.

Tahran’ın olaydaki sorumluluğuna dair nihai kanıtlara ulaşılmamış olmakla birlikte, ABD makamları savaşın başlamasının ardından İranlı siber korsan gruplarının ABD’nin kritik altyapı tesislerine yönelik girişimlerini belirgin biçimde artırdığını değerlendiriyor.

Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından yapılan açıklamada, saldırıların en az altı eyaleti etkilediği ve bunlardan bir kısmının su altyapı sistemlerinin işleyişinde aksamalar yarattığı kaydedildi.

Siber korsanların su tesislerinin izlenmesi ile yönetilmesinde kullanılan sanayi tipi denetleyicilere erişim sağladığı belirtildi.

Cihazların ayarlarını ve şifrelerini değiştiren saldırganlar yüzünden tesis operatörlerinin ekipman kontrolünü kaybettiği aktarıldı.

Haberde, şebekelerde bulunan içme suyunun yapısında bir değişiklik meydana geldiğine ya da suyun kullanılamaz hale geldiğine dair herhangi bir işaret görülmediği vurgulandı.

ABD Başkanı Donald Trump ise gazetecilere yaptığı açıklamada, yaşananların arkasında İran’ın değil Minnesota’nın bulunduğunu düşündüğünü söyledi. Olayda Minnesota’da yaklaşık 30 tesis saldırıların hedefi oldu.

Ancak The New York Times, duruma ilişkin değerlendirmelere vakıf yetkililere dayandırarak Trump’ın bağlı olduğu kendi istihbarat kurumlarının İran’ın dahiliyetini son derece yüksek bir olasılık olarak gördüğünü aktardı.

Haberde federal yetkililerin de aynı görüşü paylaştığı kaydedildi.

Minnesota’da 30’dan fazla su tesisine siber saldırı

Yayımlanan haberde şu ifadelere yer verildi:

“Federal yetkililer özel görüşmelerde ana şüphelinin İran olmayı sürdürdüğünü ifade etti. Ancak yapılan değerlendirme ön nitelik taşımaktadır ve henüz adli incelemelerle teyit edilmiş nihai kanıtlar içermiyor.”

Soruşturmanın seyrine vakıf üst düzey bir yetkili de daha önce NBC News kanalına yaptığı değerlendirmede, saldırının “İran müdahalesine ait izler taşıdığını” ifade etti.

Mart ayında İran ile bağlantılı Hanzala (Hanzala Hack Team) adlı siber korsan grubu, FBI Direktörü Kash Patel’in kişisel elektronik posta hesabını ele geçirmiş ve ele geçirdiği materyallerin bir kısmını yayımlamıştı.

Söz konusu siber saldırı olayı ABD Adalet Bakanlığı sözcüsü tarafından da doğrulandı. Sözcü, kamuoyuna sızdırılan materyallerin “otantik göründüğünü” dile getirdi.

Bu olaydan bir hafta önce aynı gruptaki siber korsanlar, ABD merkezli tıbbi cihaz üreticisi Stryker şirketinin sistemlerine sızdıklarını duyurmuştu.

Hanzala grubu, bu eylemi Minab kentindeki bir ilkokula düzenlenen ve 175 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan saldırıya misilleme olarak gerçekleştirdiğini savunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English