Avrupa
Economist’e göre işten çıkarmaların zor olması Avrupa’da inovasyonu engelliyor

Britanya’nın ünlü ekonomi dergisi Economist’te yayınlanan bir makalede, Avrupa’daki “inovasyon eksikliği” 20. yüzyıldan kalma çalışma yasalarına bağlandı.
Dergiye göre Batı şirketlerinin çok sayıda kişiyi işten çıkarmak için iki yolu var: Amerikan yöntemi, patronun yüzlerce habersiz çalışanı Zoom görüşmesine davet etmesi, onlara birkaç aylık maaş tutarında tazminat teklif etmesi ve “içten olmayan bir şekilde gelecekteki çabalarında başarılar dilemesi”dir.
Avrupa yöntemi ise “daha dolambaçlı”dır:
“Toplu işten çıkarmalar yapmak isteyen şirketler genellikle sendikalarla görüşmelerle başlarlar. Almanya’da sendikaların temsilcileri şirketlerin yönetim kurullarında yer alırlar. Bir plan social [sosyal plan] taslağı hazırlanır. Grevler kaçınılmaz olarak başlar. Politikacılar devreye girer ve işvereni, başlangıçta planladığından daha az kişiyi işten çıkarmaya veya yakında işten çıkacak olan çalışanlarının yeniden eğitilmesi için ödeme yapmaya zorlarlar. İşten çıkarmaların tam maliyeti, yıllar sonra iş mahkemeleri konuyla ilgili karar vermeye çağrıldığında bilinir. Bu arada, söz konusu şirket, işten çıkarılanları yeniden işe almak zorunda kalmamak için genellikle daha fazla çalışan alamaz.”
Economist’e göre Avrupa sistemi daha insancıl görünse de, aslında çalışanları işten çıkarmak için izlenen zahmetli süreç, gizli maliyetler getiriyor.
Dergiye göre, toplu işten çıkarmaların zorluğu, Avrupa’nın en büyük şirketlerini “yenilikçi alanlarda riskli yatırımlar yapmaktan” uzaklaştırıyor. Makaleye göre özellikle, devrim niteliğindeki atılımlara yapılan yatırımlar, yani yapay zeka modellerinden sürücüsüz arabalara kadar, çoğunlukla Silikon Vadisi’nden çıkan türden ürünler, büyük şirketlerin çok sayıda personel istihdam etme ve daha sonra projeler başarısız olursa bunların çoğunu işten çıkarma becerisine sahip olmasını gerektiriyor.
Avrupa’daki yüksek yeniden yapılandırma maliyetleri, bu tür yatırımları uygulanamaz hale getiriyor ve bu da kıtanın ekonomisi üzerinde “felaket etkisi” yaratıyor.
Eski AB yetkilisi ve teknoloji girişimcisi Olivier Coste, “Avrupa’nın çoğu ülkesinde olduğu gibi işten çıkarma maliyetli olduğunda, işverenler riskli girişimlere yatırım yapmaktan çekiniyorlar” diyor.
Coste, bir başka girişimci ve iktisatçı Yann Coatanlem ile birlikte, kurumsal yeniden yapılandırmaların (genellikle belirsiz) maliyetlerini takip etti. Buna göre, işçi çıkaran bir Amerikan şirketi, işten çıkarılanlara yedi aylık maaş tutarında bir maliyetle bu işi halledebiliyor. Almanya’da ise bu maliyet, işten çıkarılan her çalışan için 31 aylık maaş tutarında; Fransa’da ise 38 aylık maaş tutarında.
Kıdem tazminatı ve sendikaları memnun etmek için yapılan ödemelerin ötesinde, en büyük masraf, şirketlerin kurtulmak istedikleri verimsiz çalışanları kadrolarında tutmaları.
İşten çıkarılan çalışanların yerlerine yavaş yavaş yenileri alınırken, yeni yatırımlar yıllarca erteleniyor. Amerikan şirketleri ise hızla yeni fırsatlara yönelirken, Avrupalı şirketler, genellikle “neredeyse bir asır önce çıkarılan yasalar” nedeniyle sendikalarla pazarlık yaparken aynı eski bataklıkta sıkışıp kalıyor.
Coste, iyi yönetilen şirketlerde bile genellikle sekiz projenin başarısız olacağını ve bunun sonucunda büyük çaplı işten çıkarmaların yaşanacağını söylüyor: örneğin Apple, yıllarca sürücüsüz araba geliştirmek için uğraştı, ancak geçen yıl bu girişimden vazgeçtiğinde 600 çalışanı işten çıkardı. Kalan iki proje ise yatırılan meblağın kat kat fazlası kadar kar getirecek.
Economist’e göre Amerika’da olduğu gibi başarısızlığın maliyeti düşük olduğunda, bu herhangi bir şirket için cazip bir bahis olur; Avrupa’da olduğu gibi işçi çıkarmak pahalıysa, bu risk almaya değmez.
Economist’e göre bu etkinin sonuçları, kıtanın kurumsal manzarasında görülebilir. Avrupa’nın birçok güçlü şirketi, türbinler, şampuanlar, aşılar veya jet uçakları gibi, 20. yüzyılda sattıkları ürünlerin esasen geliştirilmiş versiyonlarını satıyor. Buna karşılık, Amerika’nın yıldız şirketleri yapay zeka sohbet robotları, bulut bilgisayarlar ve yeniden kullanılabilir roketler üretiyor.
Makale şöyle devam ediyor:
On yıllar boyunca Avrupa, kademeli ama muhtemelen karşılığını verecek inovasyon modeliyle iyi iş çıkardı. Asırlık şirketler, biraz daha iyi bir lastik veya daha hızlı bir tren geliştirerek hala para kazanılabileceğini gösteriyor. Ancak son yıllarda, cesur yatırımlar yapan şirketlere akan kazançlar katlanarak arttı. Yıkıcı inovasyon peşinde koşan teknoloji şirketleri, trilyon dolarlık devlere dönüştü. Bunların hiçbiri Avrupa’da değil. Amerikalı çip üreticisi Nvidia, Avrupa Birliği’nin en büyük 20 halka açık şirketinin toplam değerinden daha fazla değere sahip. Bunun bir kısmı, patladığında Amerikan iş dünyasını sarsabilecek bir balon olabilir. Ancak bu tür süperstar sektörlerde şirketlerin eksikliği, son yıllarda Avrupalıların saat başına üretiminin Amerika’ya kıyasla düşmesinin nedenlerinden biri.
Dergiye göre Avrupalı şirketler çok sayıda sorunla karşı karşıya: “Boğucu düzenlemeler, pahalı enerji, yüksek vergiler ve parçalanmış tek pazar, bilinen engeller.”
Bununla birlikte çok az kişi işgücü piyasası mevzuatının önemli bir sorun olduğunu düşünüyor. Oysa Microsoft, Google ve Meta, son yıllarda işleri çok iyi gitmesine rağmen, tek seferde 10.000’den fazla çalışanı işten çıkardı. Microsoft’un patronu Satya Nadella, şirketi başarılı olmasına rağmen insanları işten çıkarmak “başarının gizemi” olduğunu söyledi.
Economist, “Bunu Avrupalı politikacılara anlatmaya çalışın. Alman sanayi devleri Bosch ve Volkswagen, kısa süre önce kendi işten çıkarmalarını açıkladıklarında, zaman çizelgesi 2030’a kadar uzanıyordu,” diye yazıyor.
Avrupalıların, “daha sevimli kapitalizm biçimine” bağlı olduğunu savunan dergi, “Amerika’dan biraz daha fakir olmak, ancak daha az çalışma saati ve daha fazla iş güvenliği, kıtanın sosyal sözleşmesinin bir parçası,” diyor.
Economist, makalenin sonunda Avrupa’ya emeği kısmen de olsa hâlâ koruyan yasal mevzuatı değiştirmeye çağırıyor:
“Ne var ki, Avrupa istihdam kurallarında yapılacak değişiklikler, değerli hakları korurken inovasyonu teşvik edebilir. Coste ve Coatanlem, Avrupa’nın en yüksek maaşlı çalışanlarının –genellikle zaten çok az sosyal korumaya ihtiyaç duyan teknoloji çalışanları– Amerika’da olduğu kadar kolay işten çıkarılabilmesi gerektiğini öne sürüyor. İskandinav ülkeleri, cömert işsizlik yardımlarını sürdürürken, şirketlerin çalışanları işten çıkarmalarını kolaylaştırdı. İşin püf noktası, sosyal refah ihtiyacını inovasyonun varoluşsal zorunluluğu ile dengelemek. İş güvenliği bir zamanlar Avrupa’nın huzur örtüyüydü. Şimdi ise daha çok bir deli gömleği gibi hissediliyor.”
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












