Bizi Takip Edin

Amerika

Elon Musk yine neyin peşinde: Köpek logosu neden geldi, neden kayboldu?

Yayınlanma

Elon Musk’ın Twitter’ın mavi kuş logosu yerine kripto para birimi Dogecoin’in köpek ikonunu getirmesiyle başlayan fırtına kısa sürdü.

Twitter’a 3 Nisan Pazartesi günü Dogecoin logosunun eklenmesi, piyasalarda şok etkisi yaratmış, kripto paranın fiyatı dakikalar içinde yaklaşık yüzde 30 artarak, 0,102 dolara çıkmıştı.

Öte yandan sadece 4 gün sonra Twitter, Dogcoin logosunu kaldırdı ve eski orijinal logosuna geri döndü. Kripto para da tıpkı yükseldiği gibi hızla düşüşe geçti.

Peki biz ne izledik? Dünyanın en büyük sosyal medya platformlarından birine neden Dogecoin logosu geldi ve birkaç gün sonra neden yok oldu? Musk yine piyasaları manipüle mi ediyor?

Bu konuda birkaç teori var.

Teori 1: Dogecoin davası ve manidar zamanlama

Bu teorilerden ilki, Musk’a açılan Dogecoin davasıyla ilgili.

ABD’li Dogecoin yatırımcısı Keith Johnson, Haziran 2022’de Musk’ı dolandırıcılıkla suçlayarak dava etmişti.

Tam 258 milyar dolar istenen davada Musk’ın Dogecoin’i hiçbir değeri olmadığı halde meşru bir yatırım gibi gösterdiği ve dolayısıyla kripto parayla bir çeşit saadet zinciri kurduğu iddia ediliyordu.

Musk ve şirketlerinin Dogecoin’i teşvik etmesini engelleyecek bir kararın çıkarılması da talepler arasındaydı.

Yatırımcılar, Musk’ın Twitter’daki paylaşımları ve pazarlama teknikleriyle Dogecoin’den milyarlarca dolarlık kazanç elde ettiğini savunuyordu.

Tartışma sürüp giderken, 31 Mart Cuma günü Musk’ın bu Dogecoin davasının düşürülmesini istediği haberi geldi.

Davayı, “hayal ürünü” diye niteleyen Musk ve avukatları, kripto paraya dair tweet atmanın suç teşkil etmeyeceğini söylüyor. Bir yandan da davanın düşürülmesi için ABD’li yargıca bir talep dilekçesi göndermişler.

Twitter’ın simgesinin tam da bu esnada değişmesi, Musk’ın davacıları “trollediğini”, onlarla adeta alay ettiğini veya tam tersine gönüllerini almak istediğini düşündürüyor.

Musk’ın Dogecoin’le fırtınalı ilişkisi

Dogecoin ilk başta aslında bir “meme”den, yani karikatürden ibaretti. Kripto para piyasasının giderek yeni paralarla ve alt coinlerle dolmasını hicvetmek için bir şaka olarak yaratılmıştı.

Köpek logosu ise ilhamını Japonya’nın Sakuro kentinde yaşayan anaokulu öğretmeni Atsuko Sato’nun, Shiba İnu cinsi köpeği Kabosu’dan alıyordu.

Resmi olarak 6 Aralık 2013’te piyasaya sürülen Dogecoin, zaten arkasındaki hiciv ve espri nedeniyle bir grup insanın ilgisini hemen çekmişti. 2019’da ise devreye Musk girdi.

Musk, bir gün Twitter bilgilerini “Dogecoin CEO’su” diye değiştiriyor, başka bir gün Dogecoin’in en sevdiği kripto para olduğunu söylüyor, “Dogecoin en iyisi” diyordu.

Dogecoin’i Ay’a götüreceğini de iddia eden Musk’ın art arda gelen övgüleri sonrası paranın değeri giderek arttı ve işte hepimizin gündemini işgal eder hale geldi.

Ancak Musk, Dogecoin’e her zaman sadık davranmadı. 2021’de bir pazar günü Saturday Night Live adlı televizyon programına konuk olan Musk, bu kez Dogecoin’in “dalavere” olduğunu gülerek kabul ediyordu.

Kripto severler ekran başına kitlenmiş, Musk’ın ağzından çıkacak ve dolayısıyla yatırımlarının değerini yükseltecek övgü sözcüklerini beklerken, milyarderin Dogecoin için kullandığı niteleme işte buydu: Dalavere. Tabii ki bu programın ardından kripto paranın değeri hızla düşmüştü.

Yine Musk’ın kripto paralara ve özellikle Dogecoin’e desteği hiçbir zaman kesilmedi. Örneğin programdan sonra Tesla müşterilerinin belirli aksesuarların satışında ve süper şarj istasyonlarında Dogecoin kullanmasına izin verdi. Ayrıca, işlemlerin güvenliğini artırmak için Doge ekibiyle de teması sürdürdü.

Teori 2: Twitter ve Dogecoin entegrasyonu

Musk’ın ateşli bir kripto destekçisi olduğu zaten biliniyor. Ekonominin geleceğini kriptoda ve dijitalde gören milyarder, kripto paraların itibari parayı yeneceğini de dile getirmişti.

Bu yüzden milyarderin Twitter’ı satın alması, kripto camiasında heyecan yarattı. Zira Musk, kullanıcıların Twitter’dan para kazanmasını istiyor ve bunun önemli bir yolunun da kripto paralar olabileceğini söylüyor. En çok heyecanlananlar arasında da Dogecoin yatırımcıları yer alıyor.

Twitter’ın mavi kuşu yerine Dogecoin köpeğinin gelmesi de bu kitlede beklenti yarattı. İnsanlar, Twitter’ın yakında Doge’la entegrasyon kuracağı umuduna kapıldı. Twitter’ın yavaş yavaş kripto adımları atması, platformun Dogecoin için hazırlık yaptığına yönelik iddiaları da alevlendiriyor.

Teori 3: Sadece eğleniyor

Bu arada birçok Twitter kullanıcısına göre Musk’ın son logo hamlesi sadece eğlence amaçlıydı.

Musk’ın sıklıkla kripto paralar ve hatta genel olarak ekonomi, teknoloji ve politikayla ilgili sıradışı teoriler ortaya attığı, meme’ler paylaştığı ve espriler yaptığı biliniyor.

Dogecoin logosunun da bir şakadan ibaret olması mümkün. Musk da konuyla ilgili birden fazla “meme” paylaştı.

Bunlardan birinde kripto paranın yüzü olan Shiba İnu cinsi köpek, trafik çevirmesinde polise bir kimlik kartı uzatıyor ama karttaki fotoğrafta mavi kuş olduğu görülüyor. Bunun üzerine köpek, “O, eski fotoğrafım” diyor.

Teori 4: Twitter’ın borçlarını ödemek için…

Musk’ın Twitter’ı yüklü bir borçla aldığı ve o zamandan beri platformun değerinin yarıya düştüğü biliniyor.

Milyarder platformu 44 milyar dolara almıştı. Ancak şirket içi yazışmalardan sızan bilgi, sosyal medya şirketine şu an için yaklaşık 20 milyar dolar değer biçtiğini ortaya çıkarmıştı.

İşte bazılarına göre Musk, Twitter’a gelir bulmak için başlattığı ücretli Blue gibi girişimlerinden sonra çareyi kripto paralarda aradı ve Twitter için para bulma amacıyla Dogecoin’in değerini kasten yükseltti.

Bu teoriyi savunanlardan biri, Bitcoin uzmanı Jimmy Song. Bitcoin üzerine 4 kitabın yazarı olan Song, Twitter’da yaptığı bir paylaşımda konuyla ilgili şu ifadelere yer verdi:

“Elon, Twitter borçlarını ödeyebilmek için Doge’u pompalıyor.”

Daha önce de Bitcoin yatırımı yaptığı ortaya çıkmıştı

Musk’ın favori kripto parası Dogecoin olsa da milyarderin piyasanın önde gelen kripto para birimi Bitcoin’le de ilişkisi var.

Daha önce Musk’ın kurucusu ve CEO’su olduğu Tesla’nın, Bitcoin’i ödeme aracı olarak kabul edeceği açıklanmıştı. Ama daha sonra milyarder, bu açıklamayı geri çekmiş ve kararından vazgeçmişti. Vazgeçme gerekçesi de Bitcoin madenciliği için çok fazla elektrik gerekmesi ve sonuçta çevreye zararlı olmasıydı.

Tabii ki bu süreçte Musk’ın açıklamaları Bitcoin’in değerine ve piyasalara da yansımıştı.

Temmuz 2022’de Tesla, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na (SEC) şirketin dijital varlık yatırımlarına ilişkin bilgi verince büyük gümbürtü koptu.

Çünkü şirket, bütün bunlar olup biterken piyasa değeri o sırada 1,99 milyar dolar olan Bitcoin yatırımı yapmıştı.

Dolayısıyla yatırımcılar, Musk’ın bir yandan kripto para piyasasını manipüle ederken bir yandan da Bitcoin’e ve hatta başka kripto paralara yatırım yaptığını söylemeye ve milyarderi suçlamaya başladı.

StopElon (Elon’u Durdur) diye kripto para çıkardılar

Bu arada bazı yatırımcılar Musk’ın kriptoyla ilgili yorum yapmasından yıllardır rahatsız. 2021’de milyarderin piyasaya zarar verdiğini savunan bir grup kripto para uzmanı, yeni bir para icat etmişti.

Musk’a karşı geliştirilen kripto paranın adı, StopElon (Elon’u Durdur) olarak belirlenmişti.

StopElon’un resmi açıklamasında, “Elon Musk, Twitter hesabıyla kripto para pazarını sorumsuzca manipüle ediyor. İnsanların portfolyolarıyla şeker gibi oynuyor ve o kendini beğenmiş bir milyarder ve hep öyle kalacak. Buna yeter diyoruz” ifadeleri yer almıştı.

Musk’ın Twitter’la imtihanı kripto paralardan ibaret değil

Bütün bunlar, milyarderin son Dogecoin hamlesiyle ilgili bir arka plan oluşturmamızı sağlıyor. Ancak şunu da eklemek gerek: Söz konusu yatırımlar ve Twitter olduğunda Musk gerçek bir kural tanımaz.

Zira milyarderin başı, attığı tweetler yüzünden, SEC’le ve Tesla yatırımcılarıyla da uzun süredir dertte.

Musk, uzun süredir Tesla karşısında kısa pozisyon alan yatırımcıları eleştiriyor ve bu tutumun şirketin gerçek işine odaklanmasının önünde bir engel olduğunu söylüyordu.

2018’de Twitter’da yazdığı bir gönderide Tesla’yı borsadan çıkaracağını ve şirketin hisselerini kendi üstüne geçireceğini, bunun için yeterli miktarda para bulduğunu yazmıştı. Bu gönderide Musk, yatırımcılara hisse başına 420 dolar teklif edeceğini ifade etmişti.

Ancak Musk’ın kimseden böyle bir para almadığı, diğer bir deyişle yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek bu tweetleri “kafasına göre” attığı ortaya çıkmıştı.

Hemen ardından SEC, Musk’ın mali kaynak bulduğuna ilişkin Twitter mesajlarının yanıltıcı olduğu gerekçesiyle dava açmıştı. Davadan kurtulmak için SEC’le anlaşma yapan Musk da anlaşma uyarınca 3 yıl süreyle şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı bırakma kararı almış ve 20 milyon dolar ceza ödemişti.

Ancak Musk’ın sözleri doğrultusunda Tesla’ya yatırım yapanlar da milyardere dava açmıştı. Yatırımcılar, tweetler nedeniyle milyarlarca dolar zarara uğradıklarını iddia ediyordu. Öte yandan bu ay San Francisco’da görülen davanın hakimi, Musk’ın yatırımcıları aldatmadığına karar verdi ve milyarder aklanmış oldu.

Musk’ın bu macerası da aslında bize önemli bir şey anlatıyor: Niyeti ne olursa olsun, dünyanın en zengini konumundaki iş insanı, Twitter’da yanıltıcı iddialarda bulunabiliyor.

Kripto paralara, Tesla’ya veya milyarderin diğer şirketlerine yatırım yapmayı düşünenlerin bu tweetleri baz alması çok tehlikeli olabilir.

Amerika

Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Yayınlanma

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.

Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.

Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.

Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.

America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.

Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.

En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı

Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.

Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.

Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.

Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.

SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.

The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.

Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.

Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.

Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

Yayınlanma

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.

ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.

Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.

DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.

Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.

Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.

Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.

Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.

Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.

Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.

McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.

McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.

McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.

Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.

Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.

Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.

Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.

The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.

Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.

The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.

Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.

Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.

Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.

Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.

Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.

Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.

Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.

Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.

Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.

Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.

Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.

Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.

Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.

Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Yayınlanma

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.

ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.

Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.

Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.

Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.

Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.

Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.

Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.

Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.

Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.

Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.

Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı

Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.

Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.

Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.

Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.

Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.

Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English