Bizi Takip Edin

Amerika

Elon Musk yine neyin peşinde: Köpek logosu neden geldi, neden kayboldu?

Yayınlanma

Elon Musk’ın Twitter’ın mavi kuş logosu yerine kripto para birimi Dogecoin’in köpek ikonunu getirmesiyle başlayan fırtına kısa sürdü.

Twitter’a 3 Nisan Pazartesi günü Dogecoin logosunun eklenmesi, piyasalarda şok etkisi yaratmış, kripto paranın fiyatı dakikalar içinde yaklaşık yüzde 30 artarak, 0,102 dolara çıkmıştı.

Öte yandan sadece 4 gün sonra Twitter, Dogcoin logosunu kaldırdı ve eski orijinal logosuna geri döndü. Kripto para da tıpkı yükseldiği gibi hızla düşüşe geçti.

Peki biz ne izledik? Dünyanın en büyük sosyal medya platformlarından birine neden Dogecoin logosu geldi ve birkaç gün sonra neden yok oldu? Musk yine piyasaları manipüle mi ediyor?

Bu konuda birkaç teori var.

Teori 1: Dogecoin davası ve manidar zamanlama

Bu teorilerden ilki, Musk’a açılan Dogecoin davasıyla ilgili.

ABD’li Dogecoin yatırımcısı Keith Johnson, Haziran 2022’de Musk’ı dolandırıcılıkla suçlayarak dava etmişti.

Tam 258 milyar dolar istenen davada Musk’ın Dogecoin’i hiçbir değeri olmadığı halde meşru bir yatırım gibi gösterdiği ve dolayısıyla kripto parayla bir çeşit saadet zinciri kurduğu iddia ediliyordu.

Musk ve şirketlerinin Dogecoin’i teşvik etmesini engelleyecek bir kararın çıkarılması da talepler arasındaydı.

Yatırımcılar, Musk’ın Twitter’daki paylaşımları ve pazarlama teknikleriyle Dogecoin’den milyarlarca dolarlık kazanç elde ettiğini savunuyordu.

Tartışma sürüp giderken, 31 Mart Cuma günü Musk’ın bu Dogecoin davasının düşürülmesini istediği haberi geldi.

Davayı, “hayal ürünü” diye niteleyen Musk ve avukatları, kripto paraya dair tweet atmanın suç teşkil etmeyeceğini söylüyor. Bir yandan da davanın düşürülmesi için ABD’li yargıca bir talep dilekçesi göndermişler.

Twitter’ın simgesinin tam da bu esnada değişmesi, Musk’ın davacıları “trollediğini”, onlarla adeta alay ettiğini veya tam tersine gönüllerini almak istediğini düşündürüyor.

Musk’ın Dogecoin’le fırtınalı ilişkisi

Dogecoin ilk başta aslında bir “meme”den, yani karikatürden ibaretti. Kripto para piyasasının giderek yeni paralarla ve alt coinlerle dolmasını hicvetmek için bir şaka olarak yaratılmıştı.

Köpek logosu ise ilhamını Japonya’nın Sakuro kentinde yaşayan anaokulu öğretmeni Atsuko Sato’nun, Shiba İnu cinsi köpeği Kabosu’dan alıyordu.

Resmi olarak 6 Aralık 2013’te piyasaya sürülen Dogecoin, zaten arkasındaki hiciv ve espri nedeniyle bir grup insanın ilgisini hemen çekmişti. 2019’da ise devreye Musk girdi.

Musk, bir gün Twitter bilgilerini “Dogecoin CEO’su” diye değiştiriyor, başka bir gün Dogecoin’in en sevdiği kripto para olduğunu söylüyor, “Dogecoin en iyisi” diyordu.

Dogecoin’i Ay’a götüreceğini de iddia eden Musk’ın art arda gelen övgüleri sonrası paranın değeri giderek arttı ve işte hepimizin gündemini işgal eder hale geldi.

Ancak Musk, Dogecoin’e her zaman sadık davranmadı. 2021’de bir pazar günü Saturday Night Live adlı televizyon programına konuk olan Musk, bu kez Dogecoin’in “dalavere” olduğunu gülerek kabul ediyordu.

Kripto severler ekran başına kitlenmiş, Musk’ın ağzından çıkacak ve dolayısıyla yatırımlarının değerini yükseltecek övgü sözcüklerini beklerken, milyarderin Dogecoin için kullandığı niteleme işte buydu: Dalavere. Tabii ki bu programın ardından kripto paranın değeri hızla düşmüştü.

Yine Musk’ın kripto paralara ve özellikle Dogecoin’e desteği hiçbir zaman kesilmedi. Örneğin programdan sonra Tesla müşterilerinin belirli aksesuarların satışında ve süper şarj istasyonlarında Dogecoin kullanmasına izin verdi. Ayrıca, işlemlerin güvenliğini artırmak için Doge ekibiyle de teması sürdürdü.

Teori 2: Twitter ve Dogecoin entegrasyonu

Musk’ın ateşli bir kripto destekçisi olduğu zaten biliniyor. Ekonominin geleceğini kriptoda ve dijitalde gören milyarder, kripto paraların itibari parayı yeneceğini de dile getirmişti.

Bu yüzden milyarderin Twitter’ı satın alması, kripto camiasında heyecan yarattı. Zira Musk, kullanıcıların Twitter’dan para kazanmasını istiyor ve bunun önemli bir yolunun da kripto paralar olabileceğini söylüyor. En çok heyecanlananlar arasında da Dogecoin yatırımcıları yer alıyor.

Twitter’ın mavi kuşu yerine Dogecoin köpeğinin gelmesi de bu kitlede beklenti yarattı. İnsanlar, Twitter’ın yakında Doge’la entegrasyon kuracağı umuduna kapıldı. Twitter’ın yavaş yavaş kripto adımları atması, platformun Dogecoin için hazırlık yaptığına yönelik iddiaları da alevlendiriyor.

Teori 3: Sadece eğleniyor

Bu arada birçok Twitter kullanıcısına göre Musk’ın son logo hamlesi sadece eğlence amaçlıydı.

Musk’ın sıklıkla kripto paralar ve hatta genel olarak ekonomi, teknoloji ve politikayla ilgili sıradışı teoriler ortaya attığı, meme’ler paylaştığı ve espriler yaptığı biliniyor.

Dogecoin logosunun da bir şakadan ibaret olması mümkün. Musk da konuyla ilgili birden fazla “meme” paylaştı.

Bunlardan birinde kripto paranın yüzü olan Shiba İnu cinsi köpek, trafik çevirmesinde polise bir kimlik kartı uzatıyor ama karttaki fotoğrafta mavi kuş olduğu görülüyor. Bunun üzerine köpek, “O, eski fotoğrafım” diyor.

Teori 4: Twitter’ın borçlarını ödemek için…

Musk’ın Twitter’ı yüklü bir borçla aldığı ve o zamandan beri platformun değerinin yarıya düştüğü biliniyor.

Milyarder platformu 44 milyar dolara almıştı. Ancak şirket içi yazışmalardan sızan bilgi, sosyal medya şirketine şu an için yaklaşık 20 milyar dolar değer biçtiğini ortaya çıkarmıştı.

İşte bazılarına göre Musk, Twitter’a gelir bulmak için başlattığı ücretli Blue gibi girişimlerinden sonra çareyi kripto paralarda aradı ve Twitter için para bulma amacıyla Dogecoin’in değerini kasten yükseltti.

Bu teoriyi savunanlardan biri, Bitcoin uzmanı Jimmy Song. Bitcoin üzerine 4 kitabın yazarı olan Song, Twitter’da yaptığı bir paylaşımda konuyla ilgili şu ifadelere yer verdi:

“Elon, Twitter borçlarını ödeyebilmek için Doge’u pompalıyor.”

Daha önce de Bitcoin yatırımı yaptığı ortaya çıkmıştı

Musk’ın favori kripto parası Dogecoin olsa da milyarderin piyasanın önde gelen kripto para birimi Bitcoin’le de ilişkisi var.

Daha önce Musk’ın kurucusu ve CEO’su olduğu Tesla’nın, Bitcoin’i ödeme aracı olarak kabul edeceği açıklanmıştı. Ama daha sonra milyarder, bu açıklamayı geri çekmiş ve kararından vazgeçmişti. Vazgeçme gerekçesi de Bitcoin madenciliği için çok fazla elektrik gerekmesi ve sonuçta çevreye zararlı olmasıydı.

Tabii ki bu süreçte Musk’ın açıklamaları Bitcoin’in değerine ve piyasalara da yansımıştı.

Temmuz 2022’de Tesla, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na (SEC) şirketin dijital varlık yatırımlarına ilişkin bilgi verince büyük gümbürtü koptu.

Çünkü şirket, bütün bunlar olup biterken piyasa değeri o sırada 1,99 milyar dolar olan Bitcoin yatırımı yapmıştı.

Dolayısıyla yatırımcılar, Musk’ın bir yandan kripto para piyasasını manipüle ederken bir yandan da Bitcoin’e ve hatta başka kripto paralara yatırım yaptığını söylemeye ve milyarderi suçlamaya başladı.

StopElon (Elon’u Durdur) diye kripto para çıkardılar

Bu arada bazı yatırımcılar Musk’ın kriptoyla ilgili yorum yapmasından yıllardır rahatsız. 2021’de milyarderin piyasaya zarar verdiğini savunan bir grup kripto para uzmanı, yeni bir para icat etmişti.

Musk’a karşı geliştirilen kripto paranın adı, StopElon (Elon’u Durdur) olarak belirlenmişti.

StopElon’un resmi açıklamasında, “Elon Musk, Twitter hesabıyla kripto para pazarını sorumsuzca manipüle ediyor. İnsanların portfolyolarıyla şeker gibi oynuyor ve o kendini beğenmiş bir milyarder ve hep öyle kalacak. Buna yeter diyoruz” ifadeleri yer almıştı.

Musk’ın Twitter’la imtihanı kripto paralardan ibaret değil

Bütün bunlar, milyarderin son Dogecoin hamlesiyle ilgili bir arka plan oluşturmamızı sağlıyor. Ancak şunu da eklemek gerek: Söz konusu yatırımlar ve Twitter olduğunda Musk gerçek bir kural tanımaz.

Zira milyarderin başı, attığı tweetler yüzünden, SEC’le ve Tesla yatırımcılarıyla da uzun süredir dertte.

Musk, uzun süredir Tesla karşısında kısa pozisyon alan yatırımcıları eleştiriyor ve bu tutumun şirketin gerçek işine odaklanmasının önünde bir engel olduğunu söylüyordu.

2018’de Twitter’da yazdığı bir gönderide Tesla’yı borsadan çıkaracağını ve şirketin hisselerini kendi üstüne geçireceğini, bunun için yeterli miktarda para bulduğunu yazmıştı. Bu gönderide Musk, yatırımcılara hisse başına 420 dolar teklif edeceğini ifade etmişti.

Ancak Musk’ın kimseden böyle bir para almadığı, diğer bir deyişle yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek bu tweetleri “kafasına göre” attığı ortaya çıkmıştı.

Hemen ardından SEC, Musk’ın mali kaynak bulduğuna ilişkin Twitter mesajlarının yanıltıcı olduğu gerekçesiyle dava açmıştı. Davadan kurtulmak için SEC’le anlaşma yapan Musk da anlaşma uyarınca 3 yıl süreyle şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı bırakma kararı almış ve 20 milyon dolar ceza ödemişti.

Ancak Musk’ın sözleri doğrultusunda Tesla’ya yatırım yapanlar da milyardere dava açmıştı. Yatırımcılar, tweetler nedeniyle milyarlarca dolar zarara uğradıklarını iddia ediyordu. Öte yandan bu ay San Francisco’da görülen davanın hakimi, Musk’ın yatırımcıları aldatmadığına karar verdi ve milyarder aklanmış oldu.

Musk’ın bu macerası da aslında bize önemli bir şey anlatıyor: Niyeti ne olursa olsun, dünyanın en zengini konumundaki iş insanı, Twitter’da yanıltıcı iddialarda bulunabiliyor.

Kripto paralara, Tesla’ya veya milyarderin diğer şirketlerine yatırım yapmayı düşünenlerin bu tweetleri baz alması çok tehlikeli olabilir.

Amerika

ABD’de Cumhuriyetçi adaylara geçim sıkıntısı uyarısı

Yayınlanma

Muhafazakar eğilimli Americans for Prosperity Action grubu, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı konusunda seçmenin güvenini kazanamaması halinde Kongre’nin her iki kanadını da kaybedebileceğini açıkladı. Kuruluşun yöneticileri, adayların ABD Başkanı Donald Trump’ın öncelik verdiği SAVE America Yasası yerine hayat pahalılığına odaklanması gerektiğini belirtti.

Muhafazakar eğilimli siyasi faaliyet grubu Americans for Prosperity Action (AFP Action), Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı konularında seçmenlerin güvenini yeniden kazanamaması durumunda yalnızca Temsilciler Meclisi’ni değil, Senato’yu da kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.

Grup, bu konunun çok kritik olduğunu belirterek, seçim kampanyası sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın önem verdiği SAVE America Yasası (SAVE America Act) dahil olmak üzere, diğer tüm konulara odaklanmaktan kaçınılması gerektiğini savunuyor.

Americans for Prosperity Başkanı ve AFP Action Kıdemli Danışmanı Emily Seidel, geçen hafta yaptığı açıklamada, “Eğer adaylar sahada hayat pahalılığı dışındaki konuları konuşuyorlarsa bu durum seçmenler için dikkat dağıtıcıdır ve güveni aşındırmaya devam eder” dedi.

Seidel, “Siyasi yelpazede diğer konulara dair çok fazla gürültü koptuğu ölçüde, yani sahaya çıkıp kapıları çaldığınızda, kapıda hiç kimse sizinle örneğin SAVE Yasası hakkında konuşmuyor” ifadesini kullandı.

Bu mesaj, SAVE Yasası’nın en büyük savunucularından bazılarının argümanlarıyla çelişiyor.

Örneğin aktivist Scott Presler, Cumhuriyetçi milletvekillerine doğrudan hitap ederek, demoralize olmuş Cumhuriyetçi tabana partinin kendileri için mücadele ettiğini göstermek adına SAVE America Yasası’nı geçirmeleri gerektiğini, sadece “etkisiz vergi indirimleri” üzerinden kampanya yürütmenin Kasım ayında yenilgiye yol açacağını savunmuştu.

Ancak Seidel, söz konusu seçim yasası nedeniyle sandığa gitmeye daha yatkın olan seçmen kitlesinin yalnızca “küçük ve sesi çok çıkan bir azınlık” olduğunu belirtti.

AFP Action Genel Direktörü Nathan Nascimento da normal şartlarda Cumhuriyetçilere oy veren güvenilir seçmenlerin ekonomik konular nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığını aktardı.

Nascimento, “Seslerinin duyulduğunu hissetmiyorlar. Hayat pahalılığı konusunda gerçekten endişeliler ama bunun bir öneminin olup olmadığını dahi bilmiyorlar. Sandığa gitmeleri için onlara bir neden vermemiz gerekiyor. Oy kullanmaya gitmeleri için motive edilmeleri gerekiyor” dedi.

Seidel, adayların seçmenlerin zihnine kazıması gereken şeyin SAVE America Yasası gibi siyasi hamaset malzemeleri değil, maliyetleri düşürecek çözümler olduğunu ifade etti.

Milyarder Charles Koch ile bağlantıları olan süper PAC, nisan ayında yayımladığı “ilgili taraflar” genelgesinde maliyetleri düşürecek bir planın gerekliliğine dikkat çekerek Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunluğun tehlikede olduğu yönünde ilk alarmı vermişti.

Americans for Prosperity bünyesindeki ortak savunuculuk kuruluşu da enerji yatırımlarında izin süreçlerinin kolaylaştırılmasını, sağlık tasarruf hesaplarının sübvanse edilmesini ve Kongre’nin yakın zamanda yasalaştırdığı bazı konut arzı reformlarını içeren bir yasama rehberi yayımlamıştı.

Senato yarışlarına odaklanan aktivist ağının geçen ay saha çalışmalarında bir milyonuncu kapıyı çalmasıyla birlikte, AFP Action’a göre bu endişeler daha da pekişti.

Seidel, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı sorunlarına yönelik çözümlere yönelmeleri halinde bu ara seçimlerde Demokrat dalgasını savuşturabileceklerini kaydetti.

Seçmenlerin ikna edilmesi için hâlâ zaman olduğunu belirten Seidel, “Seçmenlerin bakış açısına göre, eğer fikirleri, çözümleri varsa ve yetkinlerse, adaylara bunu gelecekte çözebilecekleri konusunda kredi vermeye hazırlar” dedi.

Her ara seçimde olduğu gibi, bu seçimde de katılımın bir başkanlık seçimi yılına göre daha düşük olması bekleniyor. Nascimento, sahadaki görünümün seçmenlerin tıpkı 2024’te olduğu gibi bir adayın ekonomi vaatlerine göre hareket etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyledi.

Nascimento, “Adayın bunu gerçekten yerine getirip getiremeyeceğini bilmek istiyorlar. Eğer adaylar bu durumu ortaya koyabilir ve planlarının ne olduğunu gerçekten gösterebilirlerse, seçmenler onlara güven duymaya istekli olacaktır” diye konuştu.

AFP Action, Trump’ın vergi indirimleri ve harcama kesintilerini içeren, Cumhuriyetçilerin ise “Çalışan Aileler Vergi İndirimleri” olarak yeniden adlandırdığı tasarıya yönelik mesajları seçmenlere ulaştırmak için milyonlarca dolar harcadı.

Ancak bu mesajı seçmenlere iletmek oldukça karmaşık, zira SAVE America Yasası savunucusu Presler tarafından “etkisiz” olarak değerlendirilen vergi avantajları, esasen mevcut durumu korumaktan öteye geçmedi.

Nascimento ise “Tasarının bileşenleri gerçekten çok güçlü. İnsanlar bu spesifik bileşenlere işaret ettikçe, paketin tamamına yönelik destek daha da güçleniyor” argümanını savundu.

Her şeyin ötesinde, bizzat Trump’ın kendisi, Cumhuriyetçilerin normal şartlarda geçim sıkıntısı cephesinde kazanım olarak nitelendireceği adımları gölgelerken, partinin bu konudaki mesajını öne çıkarması zorlaşıyor.

Trump, Senato’nun SAVE America Yasası konusundaki eylemsizliğini protesto etmek amacıyla partiler üstü büyük bir konut tasarısını imzalamayı reddetmiş ve bu konut tasarısını “önemsiz” ve “can sıkıcı derecede önemsiz” olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Yapay zeka şirketleri kitapları satın alıp yok ediyor

Yayınlanma

Yapay zeka şirketlerinin dil modellerini eğitmek için Avrupa’dan toplu aldıkları binlerce nadir kitabı taradıktan sonra imha ettikleri bildirildi. Basına yansıyan haberlere göre Kanada merkezli Zoom Books üzerinden toplanan eserler, Kuzey Amerika’da yüksek hızla dijitalleştirilip geri dönüşüme gönderiliyor. Yazarlar ve yayıncı birlikleri rıza dışı telif kullanımına karşı yasal mücadeleyi genişletiyor.

Yapay zeka araçlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen veri toplama faaliyetleri, kültürel mirasın korunması ve telif hakları ekseninde yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

Avrupa’daki antikacılardan ve sahaflardan yapay zeka eğitim modelleri için toplu halde satın alınan binlerce nadir kitabın, dijitalleştirildikten sonra fiziksel olarak imha edildiği tespit edildi.

ABD, Almanya ve İsviçre medyasında yer alan bilgilere göre, bu yılın ilkbaharından itibaren Avrupa’daki sahaf ve antikacılar olağan dışı büyüklükte siparişler almaya başladı.

Kanada’da kayıtlı “Zoom Books” adlı şirket üzerinden gelen siparişlerin, ağırlıklı olarak 1970’li yıllarda yayımlanan akademik ve mesleki literatürü kapsadığı, edebi eserlere ise daha az ilgi gösterildiği kaydedildi. Satıcı başına onlarca, hatta yüzlerce kitap satın alındığı belirtildi.

Söz konusu kitaplar öncelikle Almanya’daki geçici depolara teslim ediliyor, ardından Kanada ve ABD’ye naklediliyor. Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre, bu eserlerin büyük kısmı “yıkıcı tarama” (destructive scanning) adı verilen işlemden geçiyor.

Bu yöntem kapsamında kitapların ciltleri sökülüyor, sayfaları yüksek hızla dijital ortama aktarılıyor ve ardından fiziksel kopya kalıcı olarak imha edilerek geri dönüşüme gönderiliyor.

Milyonlarca dolarlık “Panama Projesi”

Aynı gazete, “Claude” adlı yapay zeka sisteminin yaratıcısı olan Anthropic firmasının, “Project Panama” (Panama Projesi) kapsamında milyonlarca basılı kitabın satın alınması ve işlenmesi için on milyonlarca dolar harcadığını yazdı.

Ortaya çıkan belgeler, projenin yürütülmesinde, daha önce “Google Books” projesinde görev yapmış ve kitlesel dijitalleştirme konusunda tecrübe edinmiş uzmanların istihdam edildiğini gösteriyor.

İddiaların odağındaki Kanada merkezli Zoom Books şirketi, dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi ve imha edilmesi süreçlerine dahil olduğunu resmi açıklamayla reddetti.

Diğer yandan Avrupa’daki bazı yayıncı birlikleri, yapay zeka sistemlerinin eğitiminde yazar eserlerinin kullanımına yönelik daha net ve bağlayıcı kuralların getirilmesini talep ediyor.

Silikon Vadisi, AI eğitimi için milyonlarca kitabı tarıyor

Yazarlardan “Bu Kitabı Çalma” protestosu

Yapay zeka şirketlerinin eserlerini izinsiz ve ücretsiz kullanmasına tepki gösteren binlerce yazar, protesto amacıyla “Don’t steal this book” (Bu Kitabı Çalma) isimli boş kitap yayımladı.

İçinde hiçbir metin barındırmayan, yalnızca katılan yazarların isim listesinin yer aldığı projeye Nobel ödüllü Kazuo Ishiguro, Philippa Gregory ve Richard Osman gibi isimler destek verdi.

Bu eylem, İngiliz hükümetinin telif hakkı yasasında yapmayı planladığı değişikliklerin ekonomik maliyet tahminlerini sunmasından bir hafta önce gerçekleştirildi.

Boş kitabın arka kapağında, hükümete yapay zeka şirketlerinin yazarların izni olmaksızın eserleri kullanmasını yasallaştırmama çağrısı yapıldı.

Londra’daki tartışmalar, hükümetin şirketlere telif hakkıyla korunan eserleri, hak sahipleri açıkça muafiyet talep etmedikçe kullanma izni verme önerisiyle daha da alevlendi.

Sanat dünyasından şarkıcı Elton John ve aktris Julianne Moore gibi isimler telif yasalarının esnetilmesi girişimine sert eleştiriler yöneltti.

Gelen yoğun tepkilerin ardından İngiliz hükümeti, 18 Mart tarihinde yapay zeka şirketlerine telifli eserleri izinsiz kullanma yetkisi veren planından vazgeçtiğini duyurdu.

Lordlar Kamarası’nda bu yasa tasarılarına karşı muhalefete liderlik eden milletvekili Beeban Kidron, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sanatçıların eserlerinin yapay zeka şirketleri tarafından nasıl ve nerede kullanıldığını görmelerinin ve hak ettikleri karşılığı almalarının önünde siyasi iradeden başka hiçbir engel yoktur” ifadesini kullandı.

Mahkemeler teknoloji tekellerinin safında

Telif tartışmaları dijital platformlarda da sürüyor. Amazon, Aralık 2025’te Kindle e-kitap okuyucularına okurların kitapla “konuşmasını” sağlayan yapay zeka tabanlı özellik ekledi.

Çok sayıda yazar, yapay zeka modellerinin telifli içeriklerle izinsiz ve ücretsiz eğitildiği endişesiyle bu özelliğe karşı çıktı. Amazon ise kitap içeriklerinin temel modeli eğitmek için kullanılmadığını, bu aracın sadece Kindle bünyesindeki arama işlevinin bir uzantısı olduğunu savundu.

Yasal boyutta ise yapay zeka şirketleri şimdiye dek önemli kazanımlar elde etti. Haziran 2025’te yazarların Anthropic firmasına karşı açtığı toplu telif hakkı ihlali davasında ABD’li yargıç William Alsup, telifli eserlerin yapay zeka eğitiminde kullanılmasının “adil kullanım” (fair use) doktrini kapsamına girdiğine hükmetti.

Meta ve Stability AI şirketlerine karşı açılan benzer davalarda da mahkemeler genel olarak teknoloji şirketlerinin lehine kararlar verdi.

Buna karşın, The New York Times gibi medya kuruluşları ve yazarların OpenAI firmasına karşı açtığı davalar dahil olmak üzere bazı süreçler devam ediyor.

Mahkeme, delil toplama sürecinde OpenAI firmasının savcılarla 20 milyon sohbet günlüğünü paylaşmasına karar verdi.

OpenAI ise davanın temelsiz olduğunu savunarak, kamuya açık bilgilerin kullanılmasının adil kullanım sınırları içinde yer aldığını öne sürüyor.

Zoom Books şirketi de dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi süreçlerine katıldığı iddialarını resmi açıklamayla reddetmeyi sürdürüyor.

“Yapay zeka kitap dünyasını öğütüyor”

Berlin Humboldt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jannis Lennartz, hukuk portalı Verfassungsblog’da yayımlanan “Yapay Zeka Kitap Dünyasını Öğütüyor” başlıklı analizinde, yapay zeka devlerinin dijital verileri neredeyse tamamen tükettiğini, bu nedenle fiziksel kitapların artık sektör için “son sınır” haline geldiğini vurguladı.

Şirketlerin Libgen veya Anna’s Archive gibi şüpheli platformlardan veri sağlama yöntemlerinin ardından gözünü kütüphanelere diktiğini belirten Lennartz, bu agresif veri arayışının arkasındaki yasal boşlukları ortaya koydu.

Lennartz’ın analizine göre, ABD hukukundaki esnek “adil kullanım” doktrini, geçmişte Google’ın 40 milyon kitabı izinsiz taramasını yasal kabul etmişti.

Günümüzde de Meta ve Anthropic gibi şirketler benzer davalardan bu doktrin sayesinde sıyrılıyor. Ancak Avrupa Birliği (AB) telif hukuku yapay zeka eğitimi konusunda çok daha katı sınırlar çiziyor.

Lennartz, eski kitaplarda bu yasal hakkın fiilen kullanılamadığına dikkat çekiyor. Kapanan yayınevleri ve hayatını kaybeden yazarlar nedeniyle sahipsiz kalan eski eserler, yapay zeka şirketleri için adeta korumasız hedef haline geliyor.

Asıl sorunun ABD’li şirketlerin bu kitapları satın alması değil, Avrupa’nın kitaba olan ilgisini kaybetmesi olduğunu savunan akademisyen, okuma oranlarındaki dramatik düşüşe ve siyasetçilerin yapay zekaya metin yazdırmasına dikkat çekiyor.

Lennartz, Avrupalıların kitap okumayı artık “Amerikan makinelerine bıraktığını” ifade ediyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de ilk: New York’tan veri merkezlerine geçici yasak

Yayınlanma

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde yeni “büyük ölçekli” veri merkezlerine yönelik ABD tarihinin ilk geçici yasağını uygulamaya koyuyor. Eyalet düzeyindeki çevre izinleri, çevre, enerji şebekesi ve elektrik faturalarını koruyacak bir çerçeve hazırlanması amacıyla en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde “büyük ölçekli” yeni veri merkezlerinin inşasını geçici olarak durdurma kararı aldı. ABD genelinde bir eyalet düzeyinde ilk kez uygulanan bu karar kapsamında, eyalet düzeyindeki çevre izinleri en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.

Vali Hochul’un ofisi, bu sürede çevreyi, enerji şebekesini ve New York sakinlerinin elektrik faturalarını koruyacak yasal bir çerçeve hazırlanacağını bildirdi.

Valilik danışmanları, gazetecilere yaptıkları açıklamada, izinlerin askıya alınması kararının 50 megavat veya daha fazla enerji tüketme kapasitesine sahip veri merkezlerini kapsayacağını aktardı.

Vali Hochul yaptığı yazılı açıklamada, “Veri merkezi yatırımları faturaları artırma, doğal kaynaklarımızı tüketme ve New Yorklular için belirsizlik yaratma riski taşırken, harekete geçmek ve öncülük etmek benim sorumluluğumdur” ifadesini kullandı.

Hochul ayrıca, “New York, veri merkezi yatırımları için ülkedeki en güçlü standartları oluşturmada öncü olacak; şirketler New York sayesinde kazandığında, New Yorkluların da kazanmasını sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Veri merkezlerinin enerji tüketimi tartışılıyor

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, veri merkezlerinin boyutları ve enerji tüketimleri farklılık gösteriyor.

IEA, “geleneksel” veri merkezlerinin 10 ile 25 megavat arasında güç tükettiğini, “büyük ölçekli ve yapay zeka odaklı” veri merkezlerinin ise 100 megavat veya daha fazla enerji sarf edebileceğini kaydediyor.

Hochul’un bu adımı, New York eyalet parlamentosunun geçen ay kabul ettiği bir yıllık moratoryum kararının ardından geldi.

Parlamento tarafından kabul edilen tasarı, tepe yükü 20 megavatın üzerinde olan “büyük ölçekli” tesislerin izinlerinin engellenmesini öngörüyor.

Vali Hochul’un söz konusu tasarıyı imzalayıp imzalamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Valilik danışmanları, yasa tasarısını incelemek ve parlamento ile üzerinde çalışmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle yürütme organı üzerinden kararname çıkarmanın en hızlı çözüm olduğunu belirtti.

Danışmanların aktardığı bilgilere göre, bir yıllık askıya alma sürecinde valilik, veri merkezlerinin su kalitesi ve su miktarı üzerindeki etkileri dahil olmak üzere çevresel tesirlerini düzenleyecek bir mevzuat hazırlayacak.

Eyalet yönetimi ayrıca, bu merkezlerin elektrik şebekesi için oluşturulacak bir fona katkı yapmasını sağlamayı ve yerel yönetimlerin kendi anlaşmalarını müzakere edebilmelerine yardımcı olacak bir yatırım fonu yapısı kurmayı hedefliyor.

Bunun yanı sıra Hochul’un, büyük veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetinin kaldırılmasına destek vermesi bekleniyor. Ancak bu düzenleme için eyalet parlamentosunun onayı gerekiyor.

Veri merkezleri ABD’li valilik adaylarının hedefinde

Yapay zeka sektörünün enerji açlığı

Yüksek işlem gücüne sahip sunucu depoları, yapay zeka teknolojilerinin çalıştırılması ve geliştirilmesi için büyük önem taşıyor. Yapay zeka sektöründeki hızlı büyümenin yarattığı yoğun talep, yeni veri merkezlerinin hızla inşa edilmesi sürecini beraberinde getirirken, bu durum sahada karmaşık sorunlara yol açıyor.

Enerji tüketimi çok yüksek olan bu tesislerin çevreye belirgin etkileri olabileceği, yüksek elektrik kullanımının ise tüketicilerin faturalarını artırabileceği ve elektrik şebekelerini istikrarsızlaştırabileceği belirtiliyor.

Tepkiler nedeniyle daha önce bazı belediyeler yerel düzeyde yeni veri merkezi inşaatlarını durdurmuş olsa da, şimdiye kadar hiçbir eyalet düzeyinde bu yönde bir adım atılmamıştı.

Maine eyalet parlamentosu yakın zamanda benzer bir askıya alma kararı almış ancak eyalet Valisi Janet Mills, halihazırda devam eden bir projeye istisna tanınmadığı gerekçesiyle tasarıyı veto etmişti.

Federal düzeyde ise aralarında Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in de yer aldığı bazı ilerici siyasetçiler, veri merkezi inşaatlarının ülke genelinde durdurulması çağrısında bulunuyor.

Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonunun kıdemli Demokrat üyelerinden Frank Pallone Jr. da bu çağrılara katılan isimler arasında yer alıyor.

Artan tepkiler karşısında, bazı büyük teknoloji şirketleri geçtiğimiz mart ayında Beyaz Saray öncülüğünde hazırlanan gönüllü bir taahhütnameyi imzalayarak, veri merkezlerinin neden olduğu tüketici fiyat artışlarını karşılamayı kabul etmişti.

ABD’de veri merkezlerine “dur” deme arayışı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English