Bizi Takip Edin

Amerika

JD Vance ve küreselleşmeci tavır

Yayınlanma

Ann Pettifor

System Change

17 Temmuz 2024

Trump’ın mavi yakalı seçmenler ve milyarderler ile ittifakı

Trump, JD Vance’ı başkan yardımcısı adayı olarak seçerek, net bir şekilde küreselleşme karşıtı, düzen karşıtı, güçlü dolar karşıtı, demokrasi karşıtı, kürtaj karşıtı ve Wall Street yanlısı tavrını ortaya koydu.

Pek çok insanın anlam veremediği şey ise, Trump’ın “mavi yakalı” senatör JD Vance’ı başkan yardımcısı olarak seçmesinin, finansal küreselleşmeden büyük oranda fayda sağlayan libertaryen milyarderler Peter Thiel ve Elon Musk tarafından böylesine coşkuyla desteklenmesi.

Bu ilişkinin görünürdeki çelişkili tabiatı hakkında Financial Times’tan Edward Luce şunları yazıyor: “Demokratların, Vance’in gerçek olan mavi yakalı kökenleri ile zengin sponsorları arasındaki gerilimi kullanmayacak bir kampanyası ihmalkâr olur.”

Luce’un müesses nizama dönük analizindeki sorun genel manada şu: Vance’in mavi yakalı kökenleri ile milyarderler arasında hiçbir gerilim yok.

Zengin elitlerin her zaman totalitarizmi desteklemesi gibi, oligarkların Trump’a destek vermesinin arkasındaki mantık da tamamen rasyonel.

Plütokratlar, düzenleyici demokrasinin erişemeyeceği küresel alanda iş yapmayı tercih ederler ve seçilmiş hükümetlerin yollarından sonsuza dek çekilmesini isterler.

Bu hedefe ulaşmak için bir faşist gerekiyorsa da sorun yoktur.

Trump’ı destekleyen işçi sınıfı, ücretlerini düşüren ve yaşam standartlarını düşüren küresel piyasaların etkisinden korunmak istiyor.

Bu korumayı Trump sağlayacaksa, öyle olsun.

Her iki grup da Biden yönetiminden hüsrana uğradı.

Milyarderler, Biden’ın demokratik baskıya yanıt vermesinden ve Lina Khan’ı Federal Ticaret Komisyonuna (FTC) avukat olarak atamasından rahatsız oldular. Khan, burada Amazon’a karşı kamuoyunda ses getiren bir dava açmış ve sağlık şirketlerinin rekabete aykırı davranışlarını sorgulamıştı.

Mavi yakalı işçiler ve orta sınıfa gelince: Başkan Biden, 2020-2024 yılları arasında gıda, enerji ve emlak fiyatlarını artıran küresel emtia piyasalarını yeniden düzenlemeyerek, yaşam standartlarını baltalama sürecini sürdürmüştü [Başkan Clinton, Larry Summers’ın da yardımıyla bu piyasaları 2000 yılında serbestleştirmişti].

Trump fenomenine ilişkin bu perspektif, Financial Times ve diğer ana akım medya organlarındaki küreselleşme yanlısı yorumcuların kavrayışının ötesinde kalıyor.

Aşırı sağ dünya genelinde öne geçiyor

Uzun zamandır, finansal küreselleşmeye karşı ilerici sol direnç olmadığı sürece küreselleşmeye doğrudan karşı çıkışın ve tepkinin aşırı sağ tarafından devşirileceğini savunuyorum.

Çoğu ülkede bu direniş artık ihmalkâr, kendine dönük ve çoğu zaman mezhepçi sol —Fransa’nın yeni, kapsayıcı sol partileri bu konuda istisna olabilir— tarafından değil, otoriter, antidemokratik partiler tarafından yönetiliyor.

Ayrıca direniş, Cumhurbaşkanı Macron, Tony Blair ve onların yandaşları gibi yerleşik “merkez” figürlerinden de gelmiyor. Onlar küresel finansın —Wall Street ve diğer finans merkezleri— demokratik ulus devletler üzerindeki muazzam tahakkümünü destekleyerek demokrasinin zayıflamasına aktif olarak göz yumuyorlar.

Merkezdekiler, seçilmiş, demokratik hükümetlerin ekonominin —piyasaların— yolundan çekilmesini istiyorlar. Küreselleşmeye ve iklim felaketine karşı örgütlü direnişin altını oyuyorlar. Ekosistem umurlarında bile değil. Britanya’da küreselleşmiş fosil yakıt lobisinin muazzam gücüne karşı savaşan genç ve yaşlı aktivistlerin hapsedilmesine karşı çıkmıyorlar.

Bu elitler için dünya sadece bir kül tablası. Artan sera gazı emisyonlarının tehlikelerine karşı ne kadar umursamaz oldukları ve ülkelerinde siyasi görüşlere ne kadar kayıtsız kaldıkları ortada. Birçoğu, geçtiğimiz hafta sonu milyarder Hint varis Anant Ambani’nin grotesk düğününe katılmak için özel jetlerle geldi. Düğünü, küreselleşmiş servet ile otoriterlik arasındaki bağı kutladı; zira düğün, milliyetçi ve Hindu aşırılıkçı Başbakan Narendra Modi tarafından kutsandı.

Bu umursamazlık karşısında bile Londra ve Washington elitleri, demokrasinin altını oyma görevini isimsiz ve hesap vermeyen “piyasalara” bırakmayı tercih ediyor.

Trump kampanyasının kadın düşmanı, acımasız ve kaba otoriterliğini biraz itici bulsalar da onun önüne geçmeyecekler. Bunu yapabilmek için, fiilen piyasa yönetimi haline gelen duruma son vermeleri ve demokrasiyi savunmak için mücadele etmeleri gerekecek.

Bundan böyle bu rol halka —demos’a— ve özellikle örgütlü işçi sınıfına düşüyor.

No pasarán! [Geçit yok!]

Trump’ın başkan yardımcısı adayı JD Vance kimdir?

Amerika

Gatun Gölü’nde su çekildi: Panama Kanalı gemi trafiğini kısıyor

Yayınlanma

Panama Kanalı yönetimi, El Niño hava olayının tetiklediği şiddetli kuraklık nedeniyle günlük gemi geçiş kotasını Ekim ayından itibaren yüzde 18 düşürme kararı aldı. Kararla birlikte günlük azami geçiş sayısı 36’dan 29,5’e gerileyecek. Küresel deniz ticaretinin yüzde 5’ini taşıyan su yolunda kısıtlamaların yıl sonunda daha da artması bekleniyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Panama Kanalı, El Niño hava olayının tetiklediği şiddetli kuraklık nedeniyle Ekim ayından itibaren günlük gemi geçiş kapasitesini Ağustos seviyesine kıyasla yüzde 18 oranında düşürecek.

Yeni kısıtlamayla birlikte kanaldan geçen günlük gemi sayısı 36’dan 29,5’e gerileyecek.

Küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 5’ine ve ABD konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde 40’ına aracılık eden su yolunda kuraklık baskısı giderek artıyor.

Kanal yetkilileri, su seviyesindeki düşüş gerekçesiyle günlük gemi geçiş sınırını Eylül ayında 36’dan 32’ye çekmişti.

Kanal havuzlarının çalışması Gatun Gölü’nden sağlanan tatlı suya dayanıyor. Yetkililer, Eylül ayında yaptıkları açıklamada gölün su toplama havzasına beklenen tahminlerin altında yağış düştüğünü duyurdu.

El Niño’nun yılın ilerleyen dönemlerinde zirve noktasına ulaşmasıyla birlikte mevcut kısıtlamaların daha da sertleşmesi bekleniyor.

Düşük su seviyesi nedeniyle 2023 yılında da günlük geçiş kotası 38’den 22’ye kadar indirilmişti.

Söz konusu kısıntı su yolunda uzun kuyruklar oluşturmuş, taşımacılık şirketlerini alternatif rotalara yönelmek zorunda bırakmıştı.

Küresel deniz taşımacılığındaki tablo, ABD ile İsrail’in İran ile yürüttüğü savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer aksaklıkları sebebiyle ek bir baskıyla karşı karşıya kaldı.

Panama Kanalı İdaresi Başkan Yardımcısı Ilya Espino de Marotta, El Niño’nun derinleştirdiği kuraklık nedeniyle geçişlere yönelik yeni kısıtlamaların gündeme gelebileceğini belirtti.

De Marotta, 2023–2024 döneminde su rezervlerini korumak amacıyla geçiş sayısını kısmak zorunda kaldıklarını, bu durumun kanaldan planlanandan 2 bin 700 daha az gemi geçmesine yol açtığını aktardı.

Günlük gemi geçişlerinin 29 seviyesine kadar gerileyebileceğine işaret eden De Marotta, dört ya da beş aylık kısa vadeli kısıtlamaların küresel ticarete ağır bir darbe vurmayacağını, ancak beş ila yedi yıl sürecek bir krizin çok ciddi bir sınamaya dönüşeceğini vurguladı.

The Wall Street Journal gazetesi Ağustos ayı sonunda yayımladığı haberde, son kuşağın en sert El Niño dalgasının deniz taşımacılığından bakır madenciliğine ve balık yemi üretimine kadar pek çok sektörü etkileyerek küresel ekonomide büyük sarsıntı yarattığını yazdı.

Bilim insanları Haziran ayında bu doğa olayının başladığını duyururken, okyanus sıcaklıkları da kayıt altındaki en yüksek seviyeye ulaştı.

Pasifik Okyanusu’nun ekvatoral kesimindeki su sıcaklığının normalin en fazla 3 derece üzerine çıkmasıyla gelişen bu doğa olayı El Niño olarak adlandırılıyor.

Suyun yaklaşık aynı derecede soğuduğu zıt döngüye ise La Niña ismi veriliyor.

İspanyolcada sırasıyla “erkek çocuk” ve “kız çocuk” anlamına gelen bu hava hareketleri her iki ila yedi yılda bir tekrarlanarak gezegen genelinde iklim koşullarını doğrudan etkiliyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Amerikalı gazeteci Ken Klippenstein: Şirketlerin yapay zeka kıyameti kurgusu gerçeği yansıtmıyor

Yayınlanma

Gazeteci Ken Klippenstein, ABD istihbarat raporlarına dayanarak yapay zekanın insanlığı yok edeceği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını aktardı. Resmi analizler, teknolojinin yeni kıyamet senaryoları üretmek yerine sadece mevcut suç, dezenformasyon ve ulusal güvenlik risklerinin hızını artırdığına işaret ediyor. Teknoloji tekelleri ile regülasyon karşıtı gruplar ise gerçek tehlikeleri perdeleyerek dikkat çekme ve kâr sağlama yarışı yürütüyor.

Yapay zekanın doğurduğu tehlikelere ilişkin tartışmada neredeyse herkes bir ürün pazarlamaya çalışıyor.

Ana akım medya yapay zekayı kapıda bekleyen kitlesel bir yok oluş vakası gibi sunarken, ABD Başkanı Donald Trump konuyu Çin ile yürütülen yeni Soğuk Savaş bağlamında ele alıyor ve ABD’nin yavaşlama lüksü olmadığını savunuyor.

Gazeteci Ken Klippenstein, kaleme aldığı analizde Silikon Vadisi seçkinlerinin bu yoğun ilgiden doğrudan kazanç sağladığını vurguluyor.

Biyoterörizmden makinelerin dünyayı ele geçirmesine kadar çeşitli felaket senaryolarıyla kamuoyunu meşgul eden yeni nesil bir teknoloji sınıfı var.

Bu tablo yapay zekayı bir “ulusal güvenlik” meselesine dönüştürürken, teknolojiyi nükleer silahlarla aynı seviyeye çıkarıp halkın denetiminden kaçırıyor.

Tehditleri abartma eğiliminden muaf olmasalar da ABD istihbarat kurumlarının raporları medyadaki histerik havadan oldukça uzak bir tablo çiziyor.

Amerikan istihbarat camiası, yapay zekanın sadece halihazırda var olan riskleri büyüttüğünü değerlendiriyor.

Eski tarz medyanın attığı sansasyonel başlıkları, insanlığın yok oluşuna dair iddiaları milyonlarca takipçisine yayan sosyal medya figürleri besliyor. Böylece “varoluşsal risk” veya “kıyamet” temalı korkular kamuoyunun zihnine yerleşiyor.

Madalyonun diğer yüzünde ise felaket anlatılarına karşı çıkan ancak kendi ticari çıkarlarını gözeten bir kesim yer alıyor.

Bu cephenin önde gelen isimleri arasında Meta’nın eski baş yapay zeka bilimcisi Yann LeCun ile Google Brain kurucularından ve AI Fund yöneticisi Andrew Ng öne çıkıyor.

LeCun, Ekim 2023’te OpenAI yöneticisi Sam Altman, Google DeepMind yöneticisi Demis Hassabis ve Anthropic yöneticisi Dario Amodei’yi kuralları kendi lehlerine bağlamak amacıyla “devasa bir lobi faaliyeti” yürütmekle suçladı.

LeCun, bu korku siyasetinin başarılı olması halinde yapay zekanın az sayıda şirketin tekeline gireceği uyarısını yaptı.

Ng ise yapay zekanın insanlığı yok edeceği iddiasını “akılalmaz derecede aptalca” olarak nitelendirdi ve büyük şirketlerin açık kaynaklı modellerle rekabet etmemek adına yok oluş korkusunu körüklediğini söyledi.

Eleştiriler şirket hedefleri bakımından doğruluk payı taşısa da tarafların kendi çıkar çatışmaları dikkat çekiyor.

LeCun ve Ng, açık kaynak kodlu yapay zeka modellerini savunurken; Anthropic ve OpenAI, kodlarını gizli tutarak kullanıcılara kiralayan tescilli modelleri tercih ediyor.

Tescilli modelleri üreten büyük aktörler olası federal lisanslama kurallarını karşılama gücüne sahipken, açık kaynak işletmeleri bu tür yasal zorunluluklardan zarar görecek bir yapıda duruyor. Felaket tellalları ile düzenleme karşıtlarının ortak noktası ise yapay zekanın yarattığı gerçek risklerle ilgilenmemeleri.

ABD istihbarat camiası somut tehlikeler konusunda daha makul bir çerçeve çiziyor.

DeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”

Çin’in askeri gücünü, Rusya’nın nüfuz operasyonlarını ve uyuşturucu kartellerini listeleyen Yıllık Tehdit Değerlendirmesi raporunda yapay zekanın yarattığı tehditler yalnızca üç maddede özetleniyor:

“Makinelerin ve yapay zekanın kullanım biçiminin insanların kontrolünde kalmasını sağlamak esastır.”

“Bu uygulamalar, geniş çapta devreye alınmadan önce yapay zekanın özerklik riskini uygun şekilde azaltmak adına dikkatli bir insan mühendisliği gerektiren riskler de taşımaktadır.”

“Yapay zeka ve kuantum bilişim gibi gelişen teknolojilerin ulusal güvenlik üzerinde önemli etkiler yaratması beklenmektedir.”

Amerikan istihbaratını oluşturan 18 kurumun yapay zeka tehlikelerine dair resmi değerlendirmesi bu ifadelerle sınırlı kalıyor. Raporlarda süper zekaya, insanlığın yok oluşuna veya makinelerin isyanına dair hiçbir tespit yer almıyor.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı Tehdit Değerlendirmesi ise yapay zekanın mevcut tehditlere yalnızca yeni karmaşıklık katmanları eklediğine dikkat çekiyor. Bakanlık beş temel sorun sıralıyor:

Dezenformasyon, sahte video veya ses kayıtları (deepfake) ve seçimlere müdahale;

Siber operasyonlar ve mali suçlar;

Şiddet yanlısı aşırılıkçıların bu teknolojiyi istismar etmesi ve radikalleşme;

Kimyasal ve biyolojik bilgi birikiminin yayılması;

Yapay zekanın güvenlik kontrollerinin aşılması ve eğitim verilerinin zehirlenmesi.

Bu risklerin tamamı yapay zekadan önce de biliniyordu. Yapay zeka destekli dezenformasyon, eski propaganda yöntemlerinin daha hızlı ve yoğun şekilde devreye sokulmasını sağlıyor.

Siber operasyonlar, mali suçlar ve radikalleşme unsurları da uzun yıllardır bilinen başlıklar arasında duruyor.

Biyolojik ve kimyasal tehditlere yönelik kaygılar Bill Clinton yönetimine kadar uzanırken, beşinci madde ise tamamen insanların yapay zekanın güvenlik kontrollerine müdahale etmesinden kaynaklanıyor.

Pentagon tarafından finanse edilen RAND Corporation düşünce kuruluşunun Küresel Felaket Riskleri Değerlendirmesi raporu, yapay zekayı bir “entropi kaynağı” olarak tanımlıyor.

Raporda şu ifadelere yer veriliyor:

“Yapay zekanın, insanların karşılaştığı çetrefilli sorunlara entropi ve kaos eklediği düşünülebilir. Kaos, süper zeki veya süper yetenekli yapay zekanın geliştirilmesini gerektirmez; mevcut ve yakın gelecekteki yapay zeka yetenekleriyle de mümkündür.”

RAND bünyesinde hazırlanan bir diğer araştırma, insanlığın yok oluşuna yol açabilecek üç olası yol olarak genetiği değiştirilmiş patojenleri, jeomühendisliği ve nükleer savaşı gösteriyor.

Fakat yapay zekanın bu felaketleri tetiklemesini engelleyen çok sayıda fiziki ve operasyonel kısıtlama var.

Büyük dil modellerinin geniş çaplı bir biyolojik saldırı planlamayı kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını inceleyen takip raporunda RAND Corp. araştırmacıları, yapay zeka yardımıyla hazırlanan planlar ile bağımsız hazırlananlar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptamadı.

ABD Ulusal Bilimler Akademisi de biyoterörizmin önündeki asıl engelin bilgiye erişim eksikliği olmadığını belirtiyor.

Asıl tıkanıklık; DNA sentezi taraması, doğrudan laboratuvar becerisi, kültür üretimi, formülasyon ve aerosol haline getirme gibi tamamı insan müdahalesi gerektiren, maliyetli ve başarısızlığa açık süreçlerde yaşanıyor.

Piyasaya sürecek bir ürünleri ya da savunacakları şirket hisseleri bulunmayan resmi analistler, yapay zekanın mevcut sorunların boyutunu ve hızını artırmaktan öteye geçmediğini dengeli bir dille kayıtlara geçiriyor.

Tüm tarafların dikkat çekmek için abartılı bir üsluba yöneldiğini belirten Klippenstein, bir sohbet robotunun tanrıya dönüşüp dönüşmeyeceğine dair tartışmada büyük aktörlerin faturayı topluma keserek kâr sağladığına işaret ediyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

OpenAI editörleri ChatGPT sohbetlerinizi okuyor

Yayınlanma

OpenAI, gerçek kullanıcıların ChatGPT’ye gönderdiği muazzam hacimli komut akışını inceleyen yüzlerce sözleşmeli çalışan istihdam ediyor.

404 Media’nın edindiği bilgilere göre bu komutlar bazen hassas kişisel bilgiler de içeriyor.

Bu kişilerin incelediği komutlar, kullanıcılar ile sohbet robotu arasındaki tüm konuşmaları içerebilir.

ChatGPT’nin 900 milyondan fazla kullanıcısının çoğunun, bu konuşmaların gerçek kişiler tarafından okunabileceğinin muhtemelen farkında olmadığı konuşmalar.

Bu komut inceleme ekiplerinin amacı, ChatGPT’nin kullanıcılarına verdiği yanıtları iyileştirmek.

Sözleşmeli çalışanlar, sohbet robotunun ürettiği yanıtları derecelendirip eleştiriyor.

404 Media’nın gördüğü iç belgelere göre, sözleşmeli çalışanlar ChatGPT’yi kendisini “insanlaştırmamak” ve daha az “dalkavukça” davranmak üzere eğitiyor.

Bu, OpenAI için önemli bir sorun çünkü çeşitli davalara göre, “aşırı dalkavukça” davranan 4o modeli, birçok kişinin intihar etmesi ile ilişkilendiriliyor.

Bu haber, ChatGPT kullanıcıları için ciddi bir gizlilik riski oluşturuyor; zira kullanıcılar genellikle ChatGPT’yi bir terapist, profesyonel asistan veya dijital arkadaş olarak kullanıyor ve ona hayatlarıyla ilgili her türlü özel ayrıntıyı paylaşıyor.

Sözleşmeli çalışanlar ChatGPT kullanıcı adlarını görmüyor ve OpenAI, komutların gözden geçirenlere ulaşmadan önce kişisel bilgileri kaldırmaya çalıştığını belirtiyor.

Fakat şirket, hassas ayrıntıların yine de sızabileceğini kabul ediyor. 

Bu haber, bu modellerin yalnızca OpenAI’nin interneti kitlesel olarak taraması, yüksek maaşlı mühendislik ve yapay zeka ekiplerinin yeteneği ya da yeni modellerinin gücü sayesinde geliştiği yönündeki yanlış kanıyı da ortadan kaldırıyor.

Önemli ama gözden kaçan bir unsur ise, gerçek istemlere verilen ChatGPT yanıtlarını defalarca okumak ve incelemek üzere ücretlendirilen dış yükleniciler.

Anthropic de 404 Media’ya modellerini geliştirmek için insan denetiminden de yararlandığını doğruladı.

Komutlarla çalışan bir kişi, ChatGPT kullanıcılarının sohbetlerini insanların okuduğunu bilip bilmedikleri sorulduğunda, “Hayır” yanıtını verdi.

Kaynak, “Bir yerlerde bir yüklenicinin […] konuşmaları analiz ettiğini hayal edebileceklerini sanmıyorum,” dedi.

“Project Lily” adı verilen proje için kullanılan kılavuzlardan birinde şöyle yazıyor:

“Mükemmel bir yanıt, kullanıcının niyetini anlamalı, yararlı ve doğru yardım sunmalı ve açık, doğal ve uygun derecede sıcak bir üslupla yazılmalıdır.”

Yükleniciler bunu üç aşamada gerçekleştiriyor: Gerçek ChatGPT kullanıcısının komutunu okumak; kullanıcının ChatGPT’den ne yapmasını istediğini düşündüklerini özetlemek; ve ardından komuta yönelik ChatGPT tarafından üretilen yanıtları derecelendirmek ve eleştirmek.

Çalışanların erişebildiği bir kontrol panelinde, insan denetçiler hangi “görevi” üstlenmek istediklerini seçebiliyorlar.

Seçtikleri anda, gerçek ChatGPT kullanıcısının komutu karşılarına çıkıyor. 404 Media, çok sayıda gerçek komut gördü ama kaynak koruma nedenleriyle bunların hiçbirini aktarmadı.

Bazı komutlar, ChatGPT kullanıcısının, içeriği kendilerine saklamasını istediği için, bir insanın konuşmalarını okuyabileceğini beklemediğini gösteriyor.

Komutlar, kontrol panelinde komutu giren ChatGPT kullanıcısının kullanıcı adı yer almadığı için anonimleştiriliyor.

Fakat bazı komutlar yine de hassas veya kişisel bilgiler içerebilir.

Komutun üstündeki bir bölümde bazen, o kullanıcının daha önce sohbet robotunu ne amaçla kullanmaya çalıştığına dair genel bir bakış sunan bir “kullanıcı geçmişi özeti” yer alıyor ve bazı durumlarda bu kişinin dünyanın neresinde yaşadığına dair bilgiler ile kişisel bağlamda diğer ayrıntılar da bulunabilir.

404 Media’nın eline geçen, yükleniciler için hazırlanmış bir talimat kılavuzu, denetçilere “potansiyel güvenlik endişeleri” barındıran veya kişisel bilgiler içeren görevleri üst düzey yetkililere iletmelerini söylüyor.

OpenAI, 404 Media’ya, kullanıcıların konuşmalarını yüklenicilere ulaşmadan önce Gizlilik Filtresi modelinin bir sürümü aracılığıyla işlediğini belirtti.

OpenAI, bunun kişisel bilgileri tespit etmek ve kaldırmak amacıyla tasarlandığını açıkladı.

404 Media’nın incelediği belgede, insan denetçilerin hangi OpenAI modelini eğittiği ve bunun halihazırda mevcut bir model mi yoksa gelecekte piyasaya sürülmesi planlanan bir model mi olduğu belirtilmiyor. 

Belgede yalnızca “Project Lily” adlı bir kod adı kullanılıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English