Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Emekli Yeşil Bereli anlattı: Gazze’de savaş suçlarına ve Amerikan yapımı bir ‘ölüm tuzağına’ tanık oldum

Yayınlanma

ABD ordusundan emekli 25 yıllık Özel Kuvvetler subayı Yarbay Anthony Aguilar, Gazze’de tanık olduklarını anlattı. Aguilar, ABD tarafından fonlanan Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) için çalışırken İsrail ordusunun sistematik olarak savaş suçları işlediğini, yardım dağıtım noktalarının birer “ölüm tuzağı” olarak tasarlandığını ve sivil halka “hayvan gibi” davranıldığını belirtti. Aguilar, operasyonun tamamının bir aldatmaca olduğunu ve Amerikan vergi mükelleflerinin parasının bu suçları finanse etmek için kullanıldığını ifade etti.

ABD ordusunda 25 yıl boyunca subay ve Özel Kuvvetler (Yeşil Bereliler) mensubu olarak görev yapmış emekli Yarbay Anthony Aguilar, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a verdiği mülakatta, Gazze’de tanık olduğu dehşet verici olayları anlattı.

Muharebe hizmetleri dolayısıyla Mor Kalp (Purple Heart) ve Bronz Yıldız (Bronze Star) madalyalarıyla taltif edilen Aguilar, emekliliğinin ardından özel güvenlik şirketi UG Solutions aracılığıyla Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) bünyesinde sözleşmeli olarak çalışırken, İsrail ordusunun sistematik olarak savaş suçları işlediğini, ABD tarafından fonlanan yardım operasyonunun ise aç insanları bir “ölüm tuzağına” çeken aldatmacadan ibaret olduğunu belirtti.

17 Mayıs ile 26 Haziran 2025 tarihleri arasında Gazze’de görev yapan Aguilar, bölgedeki durumun daha önce görev yaptığı Irak, Afganistan veya Suriye gibi savaş bölgeleriyle kıyaslanamayacak kadar vahim olduğunu vurguladı.

Aguilar, “Gördüğüm hiçbir şey Gazze’deki kadar acımasız, yıkıcı ve şiddet dolu değildi. Savaşları nasıl yürüttüğümüze ve savaşa nasıl girdiğimize dair uluslararası hukukumuzdan çok uzaklaştık ve Amerika da bunun bir parçası,” ifadelerini kullandı.

Tecrübeli bir askerin gözünden Gazze

Kariyeri boyunca Irak, Afganistan, Suriye, Tacikistan ve Filipinler gibi çok sayıda ülkede görev yapan Aguilar, Gazze’ye ilk girdiğindeki izlenimlerini “kıyamet sonrası” bir manzaraya benzetti.

Aguilar, “Bu, insan ahlakının çöküşüydü, onurun baskı altına alınmasıydı. Örneğin Refah’ın güneyinde, mevcut savaştan önceki fotoğraflarını gördüm. Güzel binalar, sahil tesisleri, sokak lambaları ve mahalleler vardı. Şimdi ise yerle bir edilmiş. Ayakta kalan tek bir bina yok,” diye konuştu.

Yıkımın boyutlarını, “Molozlar yığılmış ve Refah’tan geçerken evlerin enkazlarını, bir binanın ikinci katından sarkan bir kanepeyi, parçalanmış bir buzdolabını veya duvardaki kırık aile fotoğraflarını görüyorsunuz. Bu hayatlar yok edildi ve ellerinden alındı,” sözleriyle aktaran Aguilar, şahit olduğu yıkımın daha önce hiçbir savaş bölgesinde görmediği bir seviyede olduğunu belirtti.

Aguilar, “Irak’ta, Afganistan’da, Bağdat’ta, Musul’da, Sadr Şehri’nde, Afganistan’ın her yerinde, Suriye’de, Filipinler’in güneyinde, nüfusun yoğun olduğu bazı yerlerde gördüğüm hiçbir şey Gazze’deki kadar acımasız, yıkıcı ve şiddet dolu değildi,” dedi.

Gazze’de ‘açlık oyunları’: Yardım kuyruğunda gelen ölüm

Amerikan parasıyla yürütülen operasyon

Aguilar, kendisi gibi yüzlerce Amerikalı savaş gazisinin, UG Solutions adlı yüklenici firma aracılığıyla, GHF’nin yardım dağıtım operasyonunun güvenliğini sağlamak üzere bölgeye getirildiğini söyledi. Ancak bu görevin ardındaki usulsüzlüklere dikkat çeken Aguilar, en şaşırtıcı hususlardan birinin, tüm Amerikalı personelin İsrail’e “turist vizesiyle” giriş yapması olduğunu belirtti.

Aguilar, “Tam otomatik silahlar, tabancalar, pompalı tüfekler, ses bombaları ve makineli tüfeklerle donanmış bir halde İsrail’deyiz ve Gazze’ye turist vizesiyle giriyoruz. Büyükannem Kudüs’ü ziyaret etmek istese, benimle aynı statüde İsrail’de olurdu,” dedi.

Bu durumun, görevin aceleye getirilmesi ve bürokratik süreçlerden kaçınma amacı taşıdığını düşündüğünü ifade eden Aguilar, “Bu görevin çok aceleyle bir araya getirildiği ve pek çok parçanın bir araya getirilmeye çalışıldığı bir karmaşa olduğu aşikârdı. Sanırım işleri hızlı ve gevşek tutmak için bazı şeyler yapıldı,” diye konuştu.

Yardım dağıtım merkezleri birer ‘ölüm tuzağı’

Aguilar’ın verdiği en sarsıcı bilgilerden biri de GHF tarafından kurulan yardım dağıtım merkezlerinin konumu ve işleyişiyle ilgiliydi. Gazze’de sadece dört adet güvenli dağıtım noktası bulunduğunu ve bunlardan üçünün, Mısır sınırına yakın, yerleşim yerlerinden uzak bir bölgede, birbirine 150-200 metre mesafede konuşlandırıldığını belirtti.

Aguilar, bu durumun yardıma en çok ihtiyacı olan Gazze Şehri ve Cibaliya gibi kuzey bölgelerindeki nüfusu dışladığını vurguladı.

Daha da vahimi, bu üç dağıtım noktasının, İsrail ordusunun “Gideon’un Savaş Arabaları” adını verdiği bir taarruz harekâtını yürüttüğü aktif bir savaş bölgesinin tam ortasında yer almasıydı.

Aguilar, bu durumu net bir dille “savaş suçu” olarak nitelendirdi:

“Güvenli dağıtım sahalarını, sadece İsrail muharebe birimleriyle yan yana değil, aynı zamanda aktif bir savaş bölgesinde kurduk. Oradaki liderliğe ve GHF ile UG Solutions’da konuştuğum avukatlara bunun bir savaş suçu olduğunu daha açık anlatamam. Bu, Cenevre Sözleşmesi protokollerinden kelimesi kelimesine bir alıntıdır. Bu konuda hiçbir soru işareti yok. Bu durumun ya tam bir cehalet ya da kasıtlı olduğunu düşündüm. Kasıtlı olarak buraya yerleştirildiler.”

Aguilar, dördüncü dağıtım noktasının ise bir İsrail Merkava tank birliğinin hemen bitişiğinde yer aldığını ekledi.

Gazze’de yardım bekleyen siviller böyle hedef alınmış

Amir’in hikayesi: “Bana teşekkür etti ve sonra öldürüldü”

Aguilar, tanıklığının en dokunaklı ve trajik anını, Amir adında küçük bir çocukla yaşadığı karşılaşmayı anlatırken gözyaşlarına hâkim olamadı. 28 Mayıs’ta, 2 numaralı dağıtım sahasında, aç ve bitkin haldeki küçük çocuğun kendisine yaklaştığını anlattı.

“Bu küçük çocuk, benim oğlumla aynı yaşlarda. Kahverengi gözleri var. Ona baktığımda oğlumun yüzünü görüyorum,” diyen Aguilar, çocuğun kendisine ve yanındaki diğer Amerikalı güvenlik görevlisine saygısını göstermek için ellerini öptüğünü söyledi.

Aguilar o anları şöyle aktardı:

“Dizlerimin üzerine çöktüm, gözlerinin içine baktım ve ona, ‘İnsanlar önemsiyor. Amerika önemsiyor. Unutulmayacaksın,’ dedim. İngilizce bilmiyordu, ben de Arapça bilmiyordum. Ama birbirimize bakarken kurduğumuz bağda, uzun zamandır ilk kez birinin onu önemsediğini hissetti. Elindeki birkaç parça yiyeceği yere bıraktı, küçük, kırılgan ellerini yüzüme koydu ve beni öptü. Gözlerimin içine bakarak İngilizce ‘Teşekkür ederim,’ dedi.”

Ancak bu masum an, trajik bir sonla bitti. Amir, yerden topladığı birkaç parça yiyecekle dağıtım sahasından ayrılırken, İsrail ordusu tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

Aguilar, “Amir evine dönemedi. 12 kilometre yürüyerek biraz yiyecek almak için geldi, yerden artıkları topladı çünkü geriye sadece onlar kalmıştı. Ve ayrılırken İsrail ordusu tarafından öldürüldü. Neden? Çünkü disiplinden, standartlardan ve temel insani nezaketten yoksundular,” ifadelerini kullandı.

GHF’nin daha sonra bu olayı yalanlamaya çalıştığını ve başka bir çocuğun fotoğrafını kullanarak Amir’in hayatta olduğunu iddia ettiğini belirten Aguilar, bu girişimin “iğrenç” olduğunu ve sunulan kanıtların sahte olduğunu söyledi.

“Sivillere hayvan muamelesi yapılıyordu”

Aguilar, hem İsrail ordusunun hem de bazı Amerikalı yüklenicilerin Filistinli sivillere yönelik tutumunu “insanlık dışı” olarak tanımladı.

Amerikalı personelin sivillerden “zombi sürüsü” olarak bahsettiğini belirten Aguilar, yardım dağıtımı sırasında yaşanan kaosu “sekiz dakikalık kargaşa” olarak adlandırdı.

“Binlerce Filistinli, sabahın erken saatlerinde, gün doğmadan Akdeniz üzerinden sahaya doğru koşuyor. Ve başlarının üzerinden mermi izlerini, tank mermilerini, havan topu mermilerini görüyorsunuz. Bunu, Filistinlileri doğru yolda tutmak için yapıyorlar. Benim önerim en başından beri, ‘Bir tabela denedik mi?’ şeklindeydi. Yola ‘bu tarafa gidin’ diyen bir tabela koymak yerine Merkava tank mermisi atmak… Sanırım bu iyi bir başlangıç olurdu.”

Aguilar, İsrail askerlerinin gece görüş kabiliyetleri olmadan karanlıkta binlerce kişilik kalabalığa ateş açtığını ve bunun sonucunda yol kenarlarında cesetlerin biriktiğini gördüğünü söyledi.

Dağıtım sahasından ayrılan kalabalığı kontrol etmek için hem İsrail ordusunun hem de Amerikalı yüklenicilerin sivillerin ayaklarına, başlarının üzerine ve havaya ateş açtığını, ses bombası ve biber gazı kullandığını belirtti. Bu duruma, “silahsız sivilleri kontrol amacıyla hedef almak yine bir savaş suçudur,” diyerek tepki gösterdi.

‘ABD’de düşünce özgürlüğü hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı’

GHF’nin matematiği açlığı gizliyor

Aguilar, GHF’nin operasyonunun sadece tehlikeli değil, aynı zamanda yetersiz olduğunu da rakamlarla ortaya koydu. GHF’nin 65 günde 96 milyon öğün dağıttığını duyurmasını eleştiren Aguilar, basit bir hesaplamayla bunun ne anlama geldiğini açıkladı:

“96 milyonu 2,21 milyona, sonra günde üç öğüne, sonra da 65 güne böldüğünüzde, 65 günün sadece 15 günü için yiyecek sağlamış oluyoruz. Diğer 50 güne ne oldu? İnsanların aç olmadığını söylemekten çekinirim.”

GHF’nin dağıttığı yardımın sadece kuru gıdadan oluştuğunu, su, bebek bezi, yakıt, ilaç veya hijyen ürünleri içermediğini de ekledi. Su dağıtımının “çok pahalı” olduğu gerekçesiyle yapılmadığını, oysa dağıtılan tüm gıdaların pişirilmek için suya ihtiyaç duyduğunu vurguladı.

Çağrı: ABD bu vakfı derhal kapatmalı

Aguilar, mülakatın sonunda ABD yönetimine net bir çağrıda bulundu. GHF’nin varlığının, Birleşmiş Milletler (BM) mekanizmasına ihtiyaç olmadığı yönünde yanlış bir algı yarattığını ve bu durumun daha fazla ölüme yol açtığını savundu.

“Amerika Birleşik Devletleri, Gazze İnsani Yardım Vakfı’nı fonlamayı bugün, şimdi durdurmalı. Bu paranın nereye gittiği konusunda hesap sormalı. Çünkü orada bulunmuş ve harcanan kaynakları görmüş biri olarak söyleyebilirim ki, o 30 milyon dolar Gazze’ye gitmedi. Birileri banka hesaplarını kontrol etse iyi olur.”

Aguilar, İsrail ordusundaki sorunun liderlik ve disiplin eksikliğinden kaynaklandığını, ancak bunun işlenen suçları meşrulaştırmadığını belirtti.

ABD’nin, müttefikinin işlediği bu suçlara göz yummaması ve kendi değerlerine sadık kalması gerektiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English