Ortadoğu
Emekli Yeşil Bereli anlattı: Gazze’de savaş suçlarına ve Amerikan yapımı bir ‘ölüm tuzağına’ tanık oldum

ABD ordusundan emekli 25 yıllık Özel Kuvvetler subayı Yarbay Anthony Aguilar, Gazze’de tanık olduklarını anlattı. Aguilar, ABD tarafından fonlanan Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) için çalışırken İsrail ordusunun sistematik olarak savaş suçları işlediğini, yardım dağıtım noktalarının birer “ölüm tuzağı” olarak tasarlandığını ve sivil halka “hayvan gibi” davranıldığını belirtti. Aguilar, operasyonun tamamının bir aldatmaca olduğunu ve Amerikan vergi mükelleflerinin parasının bu suçları finanse etmek için kullanıldığını ifade etti.
ABD ordusunda 25 yıl boyunca subay ve Özel Kuvvetler (Yeşil Bereliler) mensubu olarak görev yapmış emekli Yarbay Anthony Aguilar, Amerikalı sunucu Tucker Carlson’a verdiği mülakatta, Gazze’de tanık olduğu dehşet verici olayları anlattı.
Muharebe hizmetleri dolayısıyla Mor Kalp (Purple Heart) ve Bronz Yıldız (Bronze Star) madalyalarıyla taltif edilen Aguilar, emekliliğinin ardından özel güvenlik şirketi UG Solutions aracılığıyla Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) bünyesinde sözleşmeli olarak çalışırken, İsrail ordusunun sistematik olarak savaş suçları işlediğini, ABD tarafından fonlanan yardım operasyonunun ise aç insanları bir “ölüm tuzağına” çeken aldatmacadan ibaret olduğunu belirtti.
17 Mayıs ile 26 Haziran 2025 tarihleri arasında Gazze’de görev yapan Aguilar, bölgedeki durumun daha önce görev yaptığı Irak, Afganistan veya Suriye gibi savaş bölgeleriyle kıyaslanamayacak kadar vahim olduğunu vurguladı.
Aguilar, “Gördüğüm hiçbir şey Gazze’deki kadar acımasız, yıkıcı ve şiddet dolu değildi. Savaşları nasıl yürüttüğümüze ve savaşa nasıl girdiğimize dair uluslararası hukukumuzdan çok uzaklaştık ve Amerika da bunun bir parçası,” ifadelerini kullandı.
Part one of our interview with retired Green Beret Lt. Col. Tony Aguilar, who says he witnessed war crimes in Gaza. Next week, his detailed response to the attacks against him.
(0:00) What Is the Gaza Humanitarian Foundation?
(8:52) Aguilar Details the Atrocities Taking Place in… pic.twitter.com/SkKOFQdkip— Tucker Carlson (@TuckerCarlson) July 31, 2025
Tecrübeli bir askerin gözünden Gazze
Kariyeri boyunca Irak, Afganistan, Suriye, Tacikistan ve Filipinler gibi çok sayıda ülkede görev yapan Aguilar, Gazze’ye ilk girdiğindeki izlenimlerini “kıyamet sonrası” bir manzaraya benzetti.
Aguilar, “Bu, insan ahlakının çöküşüydü, onurun baskı altına alınmasıydı. Örneğin Refah’ın güneyinde, mevcut savaştan önceki fotoğraflarını gördüm. Güzel binalar, sahil tesisleri, sokak lambaları ve mahalleler vardı. Şimdi ise yerle bir edilmiş. Ayakta kalan tek bir bina yok,” diye konuştu.
Yıkımın boyutlarını, “Molozlar yığılmış ve Refah’tan geçerken evlerin enkazlarını, bir binanın ikinci katından sarkan bir kanepeyi, parçalanmış bir buzdolabını veya duvardaki kırık aile fotoğraflarını görüyorsunuz. Bu hayatlar yok edildi ve ellerinden alındı,” sözleriyle aktaran Aguilar, şahit olduğu yıkımın daha önce hiçbir savaş bölgesinde görmediği bir seviyede olduğunu belirtti.
Aguilar, “Irak’ta, Afganistan’da, Bağdat’ta, Musul’da, Sadr Şehri’nde, Afganistan’ın her yerinde, Suriye’de, Filipinler’in güneyinde, nüfusun yoğun olduğu bazı yerlerde gördüğüm hiçbir şey Gazze’deki kadar acımasız, yıkıcı ve şiddet dolu değildi,” dedi.
Amerikan parasıyla yürütülen operasyon
Aguilar, kendisi gibi yüzlerce Amerikalı savaş gazisinin, UG Solutions adlı yüklenici firma aracılığıyla, GHF’nin yardım dağıtım operasyonunun güvenliğini sağlamak üzere bölgeye getirildiğini söyledi. Ancak bu görevin ardındaki usulsüzlüklere dikkat çeken Aguilar, en şaşırtıcı hususlardan birinin, tüm Amerikalı personelin İsrail’e “turist vizesiyle” giriş yapması olduğunu belirtti.
Aguilar, “Tam otomatik silahlar, tabancalar, pompalı tüfekler, ses bombaları ve makineli tüfeklerle donanmış bir halde İsrail’deyiz ve Gazze’ye turist vizesiyle giriyoruz. Büyükannem Kudüs’ü ziyaret etmek istese, benimle aynı statüde İsrail’de olurdu,” dedi.
Bu durumun, görevin aceleye getirilmesi ve bürokratik süreçlerden kaçınma amacı taşıdığını düşündüğünü ifade eden Aguilar, “Bu görevin çok aceleyle bir araya getirildiği ve pek çok parçanın bir araya getirilmeye çalışıldığı bir karmaşa olduğu aşikârdı. Sanırım işleri hızlı ve gevşek tutmak için bazı şeyler yapıldı,” diye konuştu.
Yardım dağıtım merkezleri birer ‘ölüm tuzağı’
Aguilar’ın verdiği en sarsıcı bilgilerden biri de GHF tarafından kurulan yardım dağıtım merkezlerinin konumu ve işleyişiyle ilgiliydi. Gazze’de sadece dört adet güvenli dağıtım noktası bulunduğunu ve bunlardan üçünün, Mısır sınırına yakın, yerleşim yerlerinden uzak bir bölgede, birbirine 150-200 metre mesafede konuşlandırıldığını belirtti.
Aguilar, bu durumun yardıma en çok ihtiyacı olan Gazze Şehri ve Cibaliya gibi kuzey bölgelerindeki nüfusu dışladığını vurguladı.
Daha da vahimi, bu üç dağıtım noktasının, İsrail ordusunun “Gideon’un Savaş Arabaları” adını verdiği bir taarruz harekâtını yürüttüğü aktif bir savaş bölgesinin tam ortasında yer almasıydı.
Aguilar, bu durumu net bir dille “savaş suçu” olarak nitelendirdi:
“Güvenli dağıtım sahalarını, sadece İsrail muharebe birimleriyle yan yana değil, aynı zamanda aktif bir savaş bölgesinde kurduk. Oradaki liderliğe ve GHF ile UG Solutions’da konuştuğum avukatlara bunun bir savaş suçu olduğunu daha açık anlatamam. Bu, Cenevre Sözleşmesi protokollerinden kelimesi kelimesine bir alıntıdır. Bu konuda hiçbir soru işareti yok. Bu durumun ya tam bir cehalet ya da kasıtlı olduğunu düşündüm. Kasıtlı olarak buraya yerleştirildiler.”
Aguilar, dördüncü dağıtım noktasının ise bir İsrail Merkava tank birliğinin hemen bitişiğinde yer aldığını ekledi.
Amir’in hikayesi: “Bana teşekkür etti ve sonra öldürüldü”
Aguilar, tanıklığının en dokunaklı ve trajik anını, Amir adında küçük bir çocukla yaşadığı karşılaşmayı anlatırken gözyaşlarına hâkim olamadı. 28 Mayıs’ta, 2 numaralı dağıtım sahasında, aç ve bitkin haldeki küçük çocuğun kendisine yaklaştığını anlattı.
“Bu küçük çocuk, benim oğlumla aynı yaşlarda. Kahverengi gözleri var. Ona baktığımda oğlumun yüzünü görüyorum,” diyen Aguilar, çocuğun kendisine ve yanındaki diğer Amerikalı güvenlik görevlisine saygısını göstermek için ellerini öptüğünü söyledi.
Aguilar o anları şöyle aktardı:
“Dizlerimin üzerine çöktüm, gözlerinin içine baktım ve ona, ‘İnsanlar önemsiyor. Amerika önemsiyor. Unutulmayacaksın,’ dedim. İngilizce bilmiyordu, ben de Arapça bilmiyordum. Ama birbirimize bakarken kurduğumuz bağda, uzun zamandır ilk kez birinin onu önemsediğini hissetti. Elindeki birkaç parça yiyeceği yere bıraktı, küçük, kırılgan ellerini yüzüme koydu ve beni öptü. Gözlerimin içine bakarak İngilizce ‘Teşekkür ederim,’ dedi.”
Ancak bu masum an, trajik bir sonla bitti. Amir, yerden topladığı birkaç parça yiyecekle dağıtım sahasından ayrılırken, İsrail ordusu tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.
Aguilar, “Amir evine dönemedi. 12 kilometre yürüyerek biraz yiyecek almak için geldi, yerden artıkları topladı çünkü geriye sadece onlar kalmıştı. Ve ayrılırken İsrail ordusu tarafından öldürüldü. Neden? Çünkü disiplinden, standartlardan ve temel insani nezaketten yoksundular,” ifadelerini kullandı.
GHF’nin daha sonra bu olayı yalanlamaya çalıştığını ve başka bir çocuğun fotoğrafını kullanarak Amir’in hayatta olduğunu iddia ettiğini belirten Aguilar, bu girişimin “iğrenç” olduğunu ve sunulan kanıtların sahte olduğunu söyledi.
“Sivillere hayvan muamelesi yapılıyordu”
Aguilar, hem İsrail ordusunun hem de bazı Amerikalı yüklenicilerin Filistinli sivillere yönelik tutumunu “insanlık dışı” olarak tanımladı.
Amerikalı personelin sivillerden “zombi sürüsü” olarak bahsettiğini belirten Aguilar, yardım dağıtımı sırasında yaşanan kaosu “sekiz dakikalık kargaşa” olarak adlandırdı.
“Binlerce Filistinli, sabahın erken saatlerinde, gün doğmadan Akdeniz üzerinden sahaya doğru koşuyor. Ve başlarının üzerinden mermi izlerini, tank mermilerini, havan topu mermilerini görüyorsunuz. Bunu, Filistinlileri doğru yolda tutmak için yapıyorlar. Benim önerim en başından beri, ‘Bir tabela denedik mi?’ şeklindeydi. Yola ‘bu tarafa gidin’ diyen bir tabela koymak yerine Merkava tank mermisi atmak… Sanırım bu iyi bir başlangıç olurdu.”
Aguilar, İsrail askerlerinin gece görüş kabiliyetleri olmadan karanlıkta binlerce kişilik kalabalığa ateş açtığını ve bunun sonucunda yol kenarlarında cesetlerin biriktiğini gördüğünü söyledi.
Dağıtım sahasından ayrılan kalabalığı kontrol etmek için hem İsrail ordusunun hem de Amerikalı yüklenicilerin sivillerin ayaklarına, başlarının üzerine ve havaya ateş açtığını, ses bombası ve biber gazı kullandığını belirtti. Bu duruma, “silahsız sivilleri kontrol amacıyla hedef almak yine bir savaş suçudur,” diyerek tepki gösterdi.
‘ABD’de düşünce özgürlüğü hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı’
GHF’nin matematiği açlığı gizliyor
Aguilar, GHF’nin operasyonunun sadece tehlikeli değil, aynı zamanda yetersiz olduğunu da rakamlarla ortaya koydu. GHF’nin 65 günde 96 milyon öğün dağıttığını duyurmasını eleştiren Aguilar, basit bir hesaplamayla bunun ne anlama geldiğini açıkladı:
“96 milyonu 2,21 milyona, sonra günde üç öğüne, sonra da 65 güne böldüğünüzde, 65 günün sadece 15 günü için yiyecek sağlamış oluyoruz. Diğer 50 güne ne oldu? İnsanların aç olmadığını söylemekten çekinirim.”
GHF’nin dağıttığı yardımın sadece kuru gıdadan oluştuğunu, su, bebek bezi, yakıt, ilaç veya hijyen ürünleri içermediğini de ekledi. Su dağıtımının “çok pahalı” olduğu gerekçesiyle yapılmadığını, oysa dağıtılan tüm gıdaların pişirilmek için suya ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Çağrı: ABD bu vakfı derhal kapatmalı
Aguilar, mülakatın sonunda ABD yönetimine net bir çağrıda bulundu. GHF’nin varlığının, Birleşmiş Milletler (BM) mekanizmasına ihtiyaç olmadığı yönünde yanlış bir algı yarattığını ve bu durumun daha fazla ölüme yol açtığını savundu.
“Amerika Birleşik Devletleri, Gazze İnsani Yardım Vakfı’nı fonlamayı bugün, şimdi durdurmalı. Bu paranın nereye gittiği konusunda hesap sormalı. Çünkü orada bulunmuş ve harcanan kaynakları görmüş biri olarak söyleyebilirim ki, o 30 milyon dolar Gazze’ye gitmedi. Birileri banka hesaplarını kontrol etse iyi olur.”
Aguilar, İsrail ordusundaki sorunun liderlik ve disiplin eksikliğinden kaynaklandığını, ancak bunun işlenen suçları meşrulaştırmadığını belirtti.
ABD’nin, müttefikinin işlediği bu suçlara göz yummaması ve kendi değerlerine sadık kalması gerektiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











