Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Gazze İnsani Yardım Vakfı tartışma yarattı

Yayınlanma

ABD ve İsrail’in desteğiyle kurulan Gazze İnsani Yardım Vakfı yardım dağıtımını devralmaya hazırlanıyor. Ancak şeffaf olmayan yapısı, yabancı paralı asker desteği ve dağıtım noktalarının konumu nedeniyle ciddi eleştirilerle karşı karşıya.

Financial Times’da (FT) yer alan habere göre ABD’nin desteklediği tartışmalı insani yardım planı kapsamında, İsrail’e onlarca yabancı paralı asker getirildi. Plan, Gazze’deki insani yardımın kontrolünü Birleşmiş Milletler’den (BM) alarak, neredeyse hiç tanınmayan İsviçre merkezli Gazze İnsani Yardım Vakfı’na (GHF) devretmeyi amaçlıyor.

İsrail, yaklaşık üç aydır süren ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun da halkı açlığa sürüklediğini kabul ettiği ablukanın ardından, bu hafta uluslararası tepkiler üzerine Gazze’ye 90’dan fazla yardım tırının girişine izin verdi. Ancak İsrail, bu yardımları yalnızca geçici bir “köprü çözüm” olarak tanımlıyor ve ABD yönetimi tarafından savunulan yeni sistemin ay sonuna kadar devreye girmesini hedefliyor.

Gazze İnsani Yardım Vakfı BM kurumlarının yerini alabilecek mi

Habere göre, yeni sistem yardımların, İsrail ordusu ve özel güvenlik şirketleri tarafından korunan merkezlerden Gazze İnsani Yardım Vakfı tarafından dağıtılmasını öngörüyor. Yardım ulaştırmak isteyen BM ve diğer kuruluşların bu merkezleri kullanmak zorunda kalacağı belirtiliyor. Bu durum, özellikle Gazze’nin güneyinde yoğunlaşan merkezlere erişmek isteyen sivillerin uzun mesafeler kat etmesini gerektiriyor.

İsrail’den Gazze’ye insani yardım girişi adımı

Planın ortaya atıldığı mayıs ayından bu yana, uygulamaya dair birçok teknik ve etik sorun gündeme geldi. Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de gayriresmî danışmanlık yaptığı öne sürülen projeye yakın kaynaklar, sistemin şu an 2 milyondan fazla Filistinlinin ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğunu dile getiriyor.

BM, uzun süredir Gazze’de başlıca yardım sağlayıcısı konumunda. Kurum, GHF modelini “zorla yerinden etmenin üzerini örten kılıf” olarak nitelendirerek sert biçimde eleştirdi.

Vakfın belgelerinde adı geçen bazı “yönetim kurulu üyelerinin” ise bu görevleri kabul etmedikleri ortaya çıktı.

Yapı şeffaf değil, finansman belirsiz

GHF, ilk 90 gün içinde 300 milyon öğün yemek dağıtmayı planladığını açıkladı. Bu dağıtımın maliyetinin — yabancı paralı askerlerin güvenlik masrafları dahil — öğün başına 1,30 dolar olduğu bildiriliyor. Ancak vakfın nasıl finanse edildiği hâlâ bilinmiyor.

Konuya yakın üç kaynağa göre, geçen haftaya kadar hiçbir uluslararası bağışçı Vakfa katkıda bulunmadı. Bir diğer kaynak, en az 100 milyon dolarlık bağış taahhüdü olduğunu iddia etti, fakat bu kişilerin isimlerini açıklamadı.

Tony Blair devreye girdi

Projenin başından bu yana, yardım dünyasının önemli isimleri plana dahil edilmeye çalışıldı. Üç kaynağa göre Tony Blair, eski BM Dünya Gıda Programı (WFP) Direktörü David Beasley ile görüşerek planı değerlendirmesini istedi. Beasley’nin ismi GHF belgelerinde potansiyel yönetim kurulu üyesi olarak geçiyor, ancak kendisi yorum taleplerine dönüş yapmadı.

Yine taslak belgelerde, World Central Kitchen’ın eski CEO’su Nate Mook’un da “vazgeçilmez bir yönetim kurulu üyesi” olarak gösterildiği görüldü. Ancak Mook, FT’ye yaptığı açıklamada, “Yönetimde yer almıyorum” dedi.

Yabancı paralı askerler dikkat çekiyor

GHF’nin karmaşık ve şeffaf olmayan yapısı dikkat çekiyor. Vakfın Şubat 2025’te İsviçre’de bir Ermeni vatandaş tarafından kurulduğu, ABD’de ise adı açıklanmayan ikinci bir kolunun bulunduğu ifade ediliyor. Vakfın mali yapısına ilişkin detaylar ise büyük ölçüde gizli.

Netanyahu: Gazze’nin tamamını işgal edeceğiz

İsrail basını, son günlerde üniformalı yabancı özel güvenlik görevlilerinin ülkeye iniş görüntülerini paylaştı. Bu kişilerin yardım konvoyları ve dağıtım merkezlerinde görev alacağı bildiriliyor.

Projede yer alan ABD’li iki güvenlik şirketi — Safe Reach Solutions ve UG Solutions — kısa süreli ateşkes sırasında Gazze’de küçük ölçekli bir kontrol noktası sistemi işletmişti. Her iki firma da yorum taleplerine yanıt vermedi.

GHF’nin yöneticisi, eski ABD deniz piyadesi Jake Wood, projenin eksiklerine rağmen İsrail’in onayladığı tek model olduğunu söyledi. Wood, “Yardımı askerîleştirmeden, insani yollarla ulaştırmaya kararlıyız. Dağıtımı tamamen sivil ekipler yönetecek” açıklamasında bulundu.

GHF’ye BM ve yardım kuruluşlarından destek yok

BM ve diğer uluslararası insani yardım kuruluşları, Gazze İnsani Yardım Vakfı modeline şu ana kadar destek vermedi. Yardım merkezlerinin çoğunlukla Gazze’nin güneyinde konumlanması, Filistinlilerin Mısır sınırına yakın bölgelere gitmek zorunda bırakılacağı endişesini doğuruyor.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, dün yaptığı açıklamada Gazze’de yürütülen askeri operasyonun nihai hedefinin Gazze halkını tamamen bölgeden çıkarmak olduğunu söylemişti.

BM’nin insani yardım şefi Tom Fletcher da bu plana karşı çıkarak, sistemin “yardımı siyasî ve askerî amaçlara bağladığını” belirtti. Fletcher, “Açlık, artık bir pazarlık kozu haline getiriliyor” dedi.

Modelde değişiklik önerileri gündemde

GHF, uluslararası tepkiler üzerine bazı düzenlemelere gitmeyi planladığını duyurdu. Vakıf, İsrail hükümetine gönderdiği bir yazıda, Gazze’nin kuzeyinde de yardım dağıtım merkezleri kurulmasını talep ettiğini ve yardım alan kişilerin kişisel verilerinin paylaşılmayacağını belirtti. Ayrıca gıda dışı tıbbi ve evsel malzemelerin geçişi için de kolaylık sağlamayı vadetti. Ancak İsrail’in bu talepleri kabul edip etmeyeceği henüz net değil.

Batı’nın Gazze eleştirisi üzerine, Trump’ın planını hatırlattı

Plan, özellikle özel güvenlik şirketlerinin Gazze’deki büyük kalabalıkları ve muhtemel Hamas saldırılarını nasıl yöneteceği konusundaki belirsizliklere rağmen ABD yönetiminin tam desteğini almış durumda. Her dağıtım merkezinin yaklaşık 300 bin kişiye hizmet vermesi planlanıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Başkan Trump, Gazze halkına hayat kurtarıcı yardımı ulaştırırken barışı sağlamak, İsrail’i korumak ve Hamas’ı dışlamak için yaratıcı çözümler çağrısı yaptı” dedi: “Onun vizyoner liderliği sayesinde büyük bir kazanımın eşiğindeyiz.”

Ortadoğu

Oxfam raporu: Batı Şeria’daki can kayıpları son 17 yılı geçti

Yayınlanma

Oxfam, işgal altındaki Batı Şeria’da 2023 yılından bu yana İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimcilerce öldürülen Filistinli sayısının, önceki 17 yılın toplamını aştığını duyurdu. Birleşmiş Milletler verilerine dayandırılan raporda, son iki yılda bölgede 268’i çocuk olmak üzere en az 1244 Filistinlinin hayatını kaybettiği belirtildi.

Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, işgal altındaki Batı Şeria’da Gazze savaşıyla bağlantılı gelişmelerin başladığı 2023 yılından bu yana İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimciler tarafından öldürülen Filistinli sayısının, önceki 17 yılın toplamını geride bıraktığını açıkladı.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine dayanan rapora göre, son yirmi yılda bölgede hayatını kaybeden her beş Filistinliden birini çocuklar oluşturuyor.

Raporda, 2006 ile 2022 yılları arasındaki 17 yıllık dönemde İsrail askerleri ya da silahlı Yahudi yerleşimciler tarafından 225’i çocuk olmak üzere toplam 1036 Filistinlinin öldürüldüğü belirtildi.

Buna karşılık, 2023 yılından geçen yıla kadar olan iki yıllık süreçte ise 268’i çocuk olmak üzere en az 1244 Filistinlinin hayatını kaybettiği bilgisi paylaşıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki operasyonunun ardından İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik başlattığı ve BM uzmanları ile insan hakları örgütleri tarafından “soykırım” olarak nitelendirilen askeri harekatın, Batı Şeria’daki şiddet sarmalını da benzeri görülmemiş bir düzeye çıkardığı kaydedildi.

Raporda; İsrail ordusunun mülteci kamplarını sistematik olarak yıkması, baskınlar düzenlemesi, Yahudi yerleşimcileri silahlandırarak teşvik etmesi ve Filistinlilerin hareket özgürlüğüne ağır kısıtlamalar getirmesinin bölgedeki krizi derinleştirdiği vurgulandı.

Yerinden edilen Filistinlilerin sayısı artıyor

Oxfam ve diğer insan hakları örgütleri, İsrail ordusunun yoğunlaşan operasyonları ile yerleşimci şiddetini “etnik temizlik” olarak nitelendiriyor.

Oxfam İnsani Yardım Politikaları Uzmanı Büşra Halidi konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Batı Şeria’da artan sivil ölümleri trajik ve dehşet verici. Dünyanın gözü Gazze’ye çevrilmişken, Batı Şeria’daki saldırılar hız kesmeden tırmanmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Raporda yer alan verilere göre, son üç yıl içinde Batı Şeria’da yaklaşık 46 bin Filistinli; İsrail ordusunun operasyonları, yıkımları, yerleşimci şiddeti ve erişim kısıtlamaları nedeniyle yerinden edildi.

Bu sayının, önceki 14 yıllık dönemde zorunlu göçe maruz kalan 13 bin kişinin oldukça üzerinde bir tabloya işaret ettiği aktarıldı.

Bu durumdan en çok etkilenen grupların başında göçebe Bedevi topluluklarının geldiği, BM verilerinin en az 5 bin 900 Bedevinin topraklarından zorla çıkarıldığını belgelediği ifade edildi.

Askeri kontrol noktalarında rekor artış kaydedildi

Bölge halkının yalnızca evlerinin yıkılmasıyla değil, boru hatları da dahil olmak üzere hayati önem taşıyan sivil altyapının sistematik olarak tahrip edilmesiyle karşı karşıya kaldığı bildirildi.

Oxfam, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria genelinde 3 milyon Filistinlinin hareket özgürlüğünü kalıcı veya aralıklı olarak engelleyen askeri kontrol noktası ve barikat sayısının rekor düzeye ulaşarak 925’e yükseldiğini aktardı.

Bu rakamın, önceki 20 yılın yıllık ortalaması olan 647 kısıtlama noktasına göre yüzde 43’lük bir artış anlamına geldiği kaydedildi.

İşgal altındaki topraklarda yaşanan bu sürece rağmen savunmasız topluluklara insani yardım ulaştırmaya devam ettiğini belirten yardım kuruluşu, uluslararası topluma çağrıda bulunarak İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki yasa dışı işgaline ve toprakları ilhak girişimlerine derhal son verilmesi gerektiğini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran ve ABD arasında barış mutabakatı: Taslak metindeki maddeler neler?

Yayınlanma

İran ile ABD arasındaki savaşı sona erdirecek mutabakat muhtırasının metni neredeyse tamamlanırken, taslağın Tahran yönetiminin sunduğu 14 maddelik plan temelinde şekillendiği bildirildi. İki ülke arasında 60 günlük bir müzakere takvimi öngören taslak, nükleer programdan yaptırımların kaldırılmasına, el konulan varlıklardan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğine kadar kritik başlıkları içeriyor.

İran ile ABD arasındaki savaşı sona erdirecek mutabakat muhtırasının metni büyük ölçüde tamamlandı ve halihazırda İranlı yetkili organların incelemesine sunuldu.

İran resmi haber ajansı IRNA, barışın sağlanması adına Tahran’ın hangi şartlar üzerinde mutabık kaldığını ayrıntılarıyla aktardı.

Savşaı sonlandıracak muhtıranın ana metni, İran’ın sunduğu 14 maddelik plan temelinde ve Tahran’ın “nükleer dosya müzakerelerinin savaşın sona ermesinden sonraya ertelenmesi” önerisi çerçevesinde hazırlandı.

IRNA’nın haberinde, Washington yönetiminin başından beri Tahran’ın önerisindeki ilkeleri kabul ettiği belirtildi.

Mutabakat taslağında yer alan maddeler

İran organlarının incelemesindeki mutabakat muhtırası taslağında şu maddeler öne çıkıyor:

  • Nükleer Anlaşma: İran yeni hiçbir taahhüt altına girmiyor ve barışçıl nükleer programının çerçevesi korunuyor. Nükleer programa ilişkin her türlü müzakere, muhtıranın imzalanmasından sonraki 60 gün içinde gerçekleştirilecek. IRNA’ya göre taraflar, İran’ın uranyum zenginleştirme hakkını ve zenginleştirilmiş uranyumu ülke içinde tutmasını ele alacak.
  • Hürmüz Boğazı: İran, boğazın yönetiminden feragat etme veya seyrüsefer düzenini savaş öncesi döneme döndürme taahhüdünde bulunmuyor. Belgede yalnızca çatışmanın sona ermesi durumunda seyrüseferin normalleştirilmesi, güvenliğin sağlanması, ablukanın kaldırılması ile ABD ve İsrail kaynaklı tehditlerin bertaraf edilmesi öngörülüyor. IRNA, ABD’nin gelecekte boğazın yönetiminde hiçbir rol oynamayacağını aktardı.
  • Savaşın Tüm Cephelerde Sona Ermesi: Muhtıranın imzalanmasındaki temel amaç, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın durdurulması olarak belirlendi. Mevcut taslağın imzalanması halinde ABD, İsrail’i İran’daki çatışmayı durdurmaya zorlama taahhüdü altına giriyor.
  • Bloke Edilen Varlıklar: Tahran, dondurulan varlıklarının serbest bırakılması konusunda, kendi önerdiği somut mekanizmalar temelinde net garantiler aldı. Muhtıranın imzalanması durumunda varlıkların bir kısmı derhal, kalan kısmı ise müzakereler sürecinde kademeli olarak serbest bırakılacak.
  • Tazminat: Tahran, çatışma sırasında ülkeye verilen zararlar için üçüncü taraflardan tazminat alınması konusunda belirli garantiler elde etti. Hasar tazmin mekanizması, muhtıranın imzalanmasını takip eden 60 günlük müzakereler sırasında kararlaştırılacak.
  • Yaptırımlar: Anlaşmanın imzalanmasından sonraki 60 gün içinde ABD ve uluslararası kuruluşlar tüm yaptırımların kaldırılmasını değerlendirmeyi taahhüt ediyor. Bu hususta İran nükleer dosya konusunda yeni bir garanti vermezken, karşı taraf da yaptırımların tamamen kaldırılacağına dair kesin bir taahhütte bulunmuyor.
  • Gelecekteki Müzakereler: Muhtıra kapsamında 60 günlük bir müzakere planı öngörülüyor. Bu süreçte taraflar üç temel konuyu karara bağlayacak: İran’ın barışçıl nükleer programının sürdürülmesi, ABD yaptırımlarının kaldırılması ve zarar tazmin mekanizması. Müzakerelerde bu konuların dışında hiçbir başlık gündeme getirilmeyecek.

Haberde, mesaj alışverişi sürecinde Tahran’ın öngörülen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin üçüncü ülkelerden ek garantiler aldığı ve bir dizi aracıyla görüşmeler yürüttüğü kaydedildi.

Ancak IRNA, Washington’ın geçmişte ateşkes mutabakatlarını defalarca ihlal ettiğine işaret ederek, anlaşmanın imzalanmasının tarafların maddelere kesin olarak uyacağı anlamına gelmediğini vurguladı.

Daha önce İran’ın Mehr haber ajansı, kaynaklarına dayandırdığı haberinde ABD ile yürütülen mutabakat zaptı taslağındaki 14 maddeyi açıklamıştı.

Bu maddeler arasında yukarıdakilerin yanı sıra ABD’nin bölgedeki asker sayısını artırmama taahhüdü, Washington’ın İran’ın iç işlerine karışmaması ve egemenliğine saygı duyması ile anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek bir izleme mekanizmasının kurulması gibi unsurlar da yer alıyordu.

ABD-İran temasları dolaylı kanallardan sürüyor

Müzakerelerin diplomatik arka planı

ABD merkezli haber portalı Axios, tarafların taslak metin üzerinde uzlaştığını ancak metnin nihai onay beklediğini aktardı. Haberde, muhtıranın “ABD’nin tüm taleplerini karşıladığı” iddia edildi.

Aynı dönemde Bloomberg ise ABD ve İran’ın çatışmayı çözmek amacıyla kuryeler ve Pakistanlı aracılar üzerinden mesajlaşarak dolaylı diplomatik yollarla müzakereler yürüttüğünü bildirdi.

Axios muhabiri Barak Ravid, bir kaynağa dayandırdığı bilgisinde, 11 Haziran akşamı ABD Hava Kuvvetleri’ne ait uçakların ekipmanlarıyla birlikte imza töreninin hazırlıkları için Cenevre’ye hareket ettiğini yazdı.

Gelişmelerin ardından açıklama yapan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, ABD ile barış anlaşması metninin temel maddeler üzerindeki çalışmalarının neredeyse tamamlandığını doğruladı.

Bekai, “Buradaki sorun, ABD’nin çelişkili pozisyonlarının bu süreçte her zaman dalgalanmalara ve kesintilere yol açmış olmasıdır” ifadelerini kullandı.

Tarafların barış anlaşmasına yakın olduklarını açıklamalarına rağmen, birkaç gün önce karşılıklı askeri saldırılar gerçekleşmişti. ABD Başkanı Donald Trump, Washington’ın İran’a yönelik yeni saldırılar düzenlemeye, İran’ın Hark Adası’nı ele geçirmeye ve Venezuela örneğinde olduğu gibi İran’ın petrol ve doğalgaz piyasalarını kontrol altına almaya hazır olduğunu beyan etmiş, ancak daha sonra bu saldırı planlarını iptal ettiğini açıklamıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı ise ABD saldırılarının ateşkes sürecini “pratik olarak anlamsız” hale getirdiğini savunmuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, ABD ile taslak anlaşmanın 14 maddesini açıkladı

Yayınlanma

İran’ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı, ABD ile hazırlanan mutabakat muhtırası taslağının 14 maddesini yayımladı. Taslakta ateşkes, yaptırımların askıya alınması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması gibi başlıklar yer alırken, İran Dışişleri Bakanlığı metnin henüz nihai olmadığını vurguladı.

İran, ABD ile yürütülen müzakereler kapsamında hazırlanan 14 maddelik mutabakat zaptı taslağının detaylarını kamuoyuna açıkladı.

Mehr haber ajansının kaynaklarına dayandırdığı taslak metinde, savaşın derhal sonlandırılması, ABD güçlerinin bölgeden çekilmesi ve Tahran’a mali yardım sağlanması gibi kritik maddeler yer alıyor.

İran Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, metnin henüz nihai halini almadığını ve ilgili kurumlarca incelenip üzerinde çalışılması gerektiğini belirtti.

Mehr ajansı tarafından paylaşılan taslak mutabakat zaptı şu maddelerden oluşuyor:

  • Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın derhal ve tamamen durdurulması,
  • ABD’nin İran’ın içişlerine karışmaması ve egemenliğine saygı göstermesi,
  • Deniz ablukasının 30 gün içinde tamamen kaldırılması,
  • Amerikan askerlerinin İran’a yakın bölgelerden çekilmesi,
  • Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin 30 gün içinde yeniden normale dönmesi,
  • Yaptırımların askıya alınması ve İran’ın dondurulmuş varlıklarına tam erişim sağlanması,
  • ABD ve müttefikleri tarafından Tahran’a 300 milyar dolar tutarında yardım yapılması,
  • Nükleer konular, ABD yaptırımlarının tamamen kaldırılması, BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) kararlarının iptali için 60 günlük nihai anlaşma müzakerelerinin başlatılması,
  • İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) bağlılığını teyit etmesi,
  • ABD’nin bölgedeki asker sayısını artırmamayı ve yeni yaptırımlar uygulamamayı taahhüt etmesi,
  • 60 günlük müzakere sürecinde ABD’nin dondurulmuş 24 milyar dolarlık finansal varlığı serbest bırakması ve bu tutarın yarısının müzakereler başlamadan önce Tahran’a aktarılması,
  • Anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek bir izleme mekanizmasının kurulması,
  • Nihai anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanması,
  • İkinci aşama müzakerelerin başlaması için İran fonlarının yarısının serbest bırakılması, petrol yaptırımlarının askıya alınması ve deniz ablukasının kaldırılması şartının aranması; nihai anlaşmanın yalnızca zenginleştirilmiş uranyumun durumu, yaptırımların kaldırılması ve ekonomik toparlanma programıyla sınırlı tutularak, füze programı ile direniş gruplarına verilen desteğin kesin olarak gündem dışı bırakılması.

Diğer yandan Axios sitesi, kaynaklarına dayandırdığı haberinde Washington ve Tahran’ın mutabakat zaptının metni üzerinde anlaştığını ancak belgenin henüz nihai onay beklediğini bildirdi.

Haberde, söz konusu belgenin nükleer konulara dair tüm ayrıntıları içerdiği ve ABD’nin taleplerini karşılaştığı belirtildi.

Bloomberg ise tarafların doğrudan temas kurmak yerine Pakistanlı arabulucular ve özel kuryeler vasıtasıyla, dolaylı diplomatik kanallardan mesajlaştığını aktardı.

ABD Başkanı Donald Trump, 11 Haziran’da yaptığı açıklamada tarafların savaşı sonlandırma konusunda uzlaştığını ve sadece imzaların atılmasının kaldığını söyledi.

Trump, belgelerin hazırlık sürecinde son aşamaya gelindiğini belirterek imza töreninin bu hafta sonu gerçekleşebileceğini ifade etti.

Axios muhabiri Barak Ravid’in aktardığı bilgilere göre, ABD Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar ve gerekli ekipmanlar, imza töreni hazırlıkları için 11 Haziran akşamı İsviçre’nin Cenevre kentine doğru yola çıktı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de ABD ile barış anlaşması metninin ana maddeleri üzerindeki çalışmaların neredeyse tamamlandığını duyurdu.

Anlaşma yönündeki olumlu açıklamalara rağmen taraflar arasındaki askeri gerilim yakın döneme kadar devam ediyordu.

Birkaç gün önce karşılıklı askeri saldırılar düzenlenmiş, Trump ise Washington’ın İran’a yönelik yeni saldırılar başlatmaya, Hark Adası’nı ele geçirmeye ve Venezuela örneğinde olduğu gibi ülkenin petrol ve doğalgaz piyasalarını kontrol altına almaya hazır olduğunu belirtmişti.

Trump daha sonra bu saldırı planlarını iptal ettiğini açıklamış, İran Dışişleri Bakanlığı ise Amerikan saldırılarının ateşkes sürecini işlevsiz kıldığını savunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English