Ortadoğu
Gazze İnsani Yardım Vakfı tartışma yarattı

ABD ve İsrail’in desteğiyle kurulan Gazze İnsani Yardım Vakfı yardım dağıtımını devralmaya hazırlanıyor. Ancak şeffaf olmayan yapısı, yabancı paralı asker desteği ve dağıtım noktalarının konumu nedeniyle ciddi eleştirilerle karşı karşıya.
Financial Times’da (FT) yer alan habere göre ABD’nin desteklediği tartışmalı insani yardım planı kapsamında, İsrail’e onlarca yabancı paralı asker getirildi. Plan, Gazze’deki insani yardımın kontrolünü Birleşmiş Milletler’den (BM) alarak, neredeyse hiç tanınmayan İsviçre merkezli Gazze İnsani Yardım Vakfı’na (GHF) devretmeyi amaçlıyor.
İsrail, yaklaşık üç aydır süren ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun da halkı açlığa sürüklediğini kabul ettiği ablukanın ardından, bu hafta uluslararası tepkiler üzerine Gazze’ye 90’dan fazla yardım tırının girişine izin verdi. Ancak İsrail, bu yardımları yalnızca geçici bir “köprü çözüm” olarak tanımlıyor ve ABD yönetimi tarafından savunulan yeni sistemin ay sonuna kadar devreye girmesini hedefliyor.
Gazze İnsani Yardım Vakfı BM kurumlarının yerini alabilecek mi
Habere göre, yeni sistem yardımların, İsrail ordusu ve özel güvenlik şirketleri tarafından korunan merkezlerden Gazze İnsani Yardım Vakfı tarafından dağıtılmasını öngörüyor. Yardım ulaştırmak isteyen BM ve diğer kuruluşların bu merkezleri kullanmak zorunda kalacağı belirtiliyor. Bu durum, özellikle Gazze’nin güneyinde yoğunlaşan merkezlere erişmek isteyen sivillerin uzun mesafeler kat etmesini gerektiriyor.
Planın ortaya atıldığı mayıs ayından bu yana, uygulamaya dair birçok teknik ve etik sorun gündeme geldi. Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de gayriresmî danışmanlık yaptığı öne sürülen projeye yakın kaynaklar, sistemin şu an 2 milyondan fazla Filistinlinin ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğunu dile getiriyor.
BM, uzun süredir Gazze’de başlıca yardım sağlayıcısı konumunda. Kurum, GHF modelini “zorla yerinden etmenin üzerini örten kılıf” olarak nitelendirerek sert biçimde eleştirdi.
Vakfın belgelerinde adı geçen bazı “yönetim kurulu üyelerinin” ise bu görevleri kabul etmedikleri ortaya çıktı.
Yapı şeffaf değil, finansman belirsiz
GHF, ilk 90 gün içinde 300 milyon öğün yemek dağıtmayı planladığını açıkladı. Bu dağıtımın maliyetinin — yabancı paralı askerlerin güvenlik masrafları dahil — öğün başına 1,30 dolar olduğu bildiriliyor. Ancak vakfın nasıl finanse edildiği hâlâ bilinmiyor.
Konuya yakın üç kaynağa göre, geçen haftaya kadar hiçbir uluslararası bağışçı Vakfa katkıda bulunmadı. Bir diğer kaynak, en az 100 milyon dolarlık bağış taahhüdü olduğunu iddia etti, fakat bu kişilerin isimlerini açıklamadı.
Tony Blair devreye girdi
Projenin başından bu yana, yardım dünyasının önemli isimleri plana dahil edilmeye çalışıldı. Üç kaynağa göre Tony Blair, eski BM Dünya Gıda Programı (WFP) Direktörü David Beasley ile görüşerek planı değerlendirmesini istedi. Beasley’nin ismi GHF belgelerinde potansiyel yönetim kurulu üyesi olarak geçiyor, ancak kendisi yorum taleplerine dönüş yapmadı.
Yine taslak belgelerde, World Central Kitchen’ın eski CEO’su Nate Mook’un da “vazgeçilmez bir yönetim kurulu üyesi” olarak gösterildiği görüldü. Ancak Mook, FT’ye yaptığı açıklamada, “Yönetimde yer almıyorum” dedi.
Yabancı paralı askerler dikkat çekiyor
GHF’nin karmaşık ve şeffaf olmayan yapısı dikkat çekiyor. Vakfın Şubat 2025’te İsviçre’de bir Ermeni vatandaş tarafından kurulduğu, ABD’de ise adı açıklanmayan ikinci bir kolunun bulunduğu ifade ediliyor. Vakfın mali yapısına ilişkin detaylar ise büyük ölçüde gizli.
İsrail basını, son günlerde üniformalı yabancı özel güvenlik görevlilerinin ülkeye iniş görüntülerini paylaştı. Bu kişilerin yardım konvoyları ve dağıtım merkezlerinde görev alacağı bildiriliyor.
Projede yer alan ABD’li iki güvenlik şirketi — Safe Reach Solutions ve UG Solutions — kısa süreli ateşkes sırasında Gazze’de küçük ölçekli bir kontrol noktası sistemi işletmişti. Her iki firma da yorum taleplerine yanıt vermedi.
GHF’nin yöneticisi, eski ABD deniz piyadesi Jake Wood, projenin eksiklerine rağmen İsrail’in onayladığı tek model olduğunu söyledi. Wood, “Yardımı askerîleştirmeden, insani yollarla ulaştırmaya kararlıyız. Dağıtımı tamamen sivil ekipler yönetecek” açıklamasında bulundu.
GHF’ye BM ve yardım kuruluşlarından destek yok
BM ve diğer uluslararası insani yardım kuruluşları, Gazze İnsani Yardım Vakfı modeline şu ana kadar destek vermedi. Yardım merkezlerinin çoğunlukla Gazze’nin güneyinde konumlanması, Filistinlilerin Mısır sınırına yakın bölgelere gitmek zorunda bırakılacağı endişesini doğuruyor.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, dün yaptığı açıklamada Gazze’de yürütülen askeri operasyonun nihai hedefinin Gazze halkını tamamen bölgeden çıkarmak olduğunu söylemişti.
BM’nin insani yardım şefi Tom Fletcher da bu plana karşı çıkarak, sistemin “yardımı siyasî ve askerî amaçlara bağladığını” belirtti. Fletcher, “Açlık, artık bir pazarlık kozu haline getiriliyor” dedi.
Modelde değişiklik önerileri gündemde
GHF, uluslararası tepkiler üzerine bazı düzenlemelere gitmeyi planladığını duyurdu. Vakıf, İsrail hükümetine gönderdiği bir yazıda, Gazze’nin kuzeyinde de yardım dağıtım merkezleri kurulmasını talep ettiğini ve yardım alan kişilerin kişisel verilerinin paylaşılmayacağını belirtti. Ayrıca gıda dışı tıbbi ve evsel malzemelerin geçişi için de kolaylık sağlamayı vadetti. Ancak İsrail’in bu talepleri kabul edip etmeyeceği henüz net değil.
Batı’nın Gazze eleştirisi üzerine, Trump’ın planını hatırlattı
Plan, özellikle özel güvenlik şirketlerinin Gazze’deki büyük kalabalıkları ve muhtemel Hamas saldırılarını nasıl yöneteceği konusundaki belirsizliklere rağmen ABD yönetiminin tam desteğini almış durumda. Her dağıtım merkezinin yaklaşık 300 bin kişiye hizmet vermesi planlanıyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Başkan Trump, Gazze halkına hayat kurtarıcı yardımı ulaştırırken barışı sağlamak, İsrail’i korumak ve Hamas’ı dışlamak için yaratıcı çözümler çağrısı yaptı” dedi: “Onun vizyoner liderliği sayesinde büyük bir kazanımın eşiğindeyiz.”
Ortadoğu
CNN: ABD’li komutanlar eski istihbarat uyarılarını göz ardı etti

ABD ordusundaki üst düzey komutanların, İran’daki bazı hedeflere yönelik istihbaratın yıllar öncesine dayandığı yönündeki sistem uyarılarına rağmen saldırı listelerini onayladığı bildirildi. CNN kanalına konuşan karar alma sürecine aşina kaynaklar, savaşın ilk günlerinde hızla hedef belirleme baskısı altında alınan bu kararın, Minab’da en az 168 çocuk ve 14 öğretmenin öldüğü okul saldırısına doğrudan yol açtığını kaydetti.
ABD ordusundaki üst düzey komutanların, İran’daki bazı hedeflere ilişkin istihbaratın yıllar öncesine dayandığını ve yeniden doğrulanması gerektiğini gösteren sistem uyarılarına rağmen saldırı listelerini onayladığı bildirildi.
CNN’in karar alma sürecine aşina üç kaynağa dayandırdığı haberine göre, söz konusu uyarılar savaşın ilk günlerinde hızla hedef belirleme baskısı altında “işleri çabuklaştırmak” amacıyla göz ardı edildi. Komutanların onay verdiği bu hedeflerden biri, Minab’daki bir okulun vurulmasıyla sonuçlandı.
Söz konusu askeri karar, 28 Şubat’ta Minab’daki Şecere Tayyibe Okulu’na düzenlenen ve en az 168 çocuk ile 14 öğretmenin hayatını kaybettiği saldırıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Bu can kaybı, saldırıyı ABD ordusunun yakın tarihindeki en ağır sivil kayıp vakalarından biri haline getiriyor.
Kaynaklara göre, istihbaratın güncelliğini yitirdiğini belirten sistem uyarı mesajları, hedef geliştirme sürecinde kullanılan veri tabanına işlenmiş durumdaydı. Bu sistemde bir noktanın saldırı listesine eklenebilmesi için üst düzey bir subayın onayı gerekiyordu. İki kaynak, üst düzey komutanların bu uyarıları görmezden gelme kararının, okulun “yanlışlıkla” vurulmasına doğrudan katkı sağladığını ifade etti.
Askeri yetkililerin, okula düzenlenen saldırıdan sonraki birkaç gün içinde hatanın eski bilgiye dayanmasından kaynaklandığını anladığı aktarıldı. Aradan aylar geçmesine rağmen Pentagon olayla ilgili soruşturma raporunu yayımlamadı.
Beyaz Saray’dan bir yetkili ise soruşturmanın sürdüğünü belirterek, “Daha önce de söylediğimiz gibi, ABD sivilleri hedef almaz” iddiasını dile getirdi.
Pentagon konuyla ilgili soruları ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na (CENTCOM) yönlendirirken, CENTCOM devam eden soruşturmayı gerekçe göstererek yorum yapmayı reddetti.
Okul ve askeri tesis aynı yerleşkede bulunuyordu
Saldırının, ABD ordusunun Şecere Tayyibe Okulu’nun yakınındaki bir Devrim Muhafızları Ordusu tesisini hedef aldığı sırada meydana geldiği bildirildi. İlk askeri soruşturma bulguları da bu yönde gerçekleşti.
Uydu görüntüleri, hedef analizindeki ihmali ortaya koyuyor. 2013 tarihli görüntüler okul ile Devrim Muhafızları üssünün aynı yerleşkede olduğunu gösterirken, 2016 tarihli görüntülerde okulun üsten bir çitle ayrıldığı ve ayrı bir giriş yapıldığı netleşiyor.
Aralık 2025 tarihli uydu görüntülerinde ise okul bahçesinde oynayan onlarca çocuk seçilebiliyor.
Saldırı, Trump’ın askeri operasyon başlatma kararının ardından askeri yetkililer ve istihbarat analistlerinin binlerce hedefi güncellemek için yoğun baskı altında çalıştığı ilk günde gerçekleşti.
Analistler, operasyon öncesinde Pentagon veri tabanındaki tüm kayıtları güncelleyemedi. Bunun sonucunda, aralarında ilkokulun yanındaki Devrim Muhafızları tesisinin de bulunduğu birçok hedefe ait kayıtlar 10 yıldan daha eski bilgilerden oluştu.
Hızlandırılmış takvim nedeniyle analistler, ilk vurulma ihtimali yüksek olan, hareketli hedefleri ve ABD güçlerine doğrudan tehdit oluşturan noktaları içeren “üst kategori” kayıtları güncellemeye öncelik verdi. Sabit tesisler ise daha düşük öncelikli kabul edildiği için okulun yakınındaki tesisin bilgileri güncellenemedi.
Kopuk veri tabanları ve personel eksikliği hatayı büyüttü
Soruşturmanın odağında Pentagon’un iki farklı hedefleme veri tabanı yer alıyor. Bunlar, 1980’lerde inşa edilen ve manuel veri girişine dayanan “MIDB” ile yapay zeka destekli yeni dijital platform “MARS” olarak biliniyor.
Her iki sistem de kullanılmadan önce bilgilerin güncellenmesi gerektiğini gösteriyordu. Ancak tamamen MARS sistemine geçiş çabalarının takvimin yıllar gerisinde kaldığı ve resmi hedefleme verilerinin hâlâ eski MIDB sistemine dayandığı belirtildi.
Bir istihbarat analistinin sahadaki değişiklikleri daha önce ayrı bir dijital araçta not ettiği, ancak bu aracın resmi hedefleme veri tabanına bağlı olmaması nedeniyle bilginin komutanlara ulaşmadığı kaydedildi. Bu kopukluğun okulun vurulmasına nasıl etki ettiği de soruşturma kapsamında inceleniyor.
Saldırının ardından Donald Trump, olaydan İran’ın sorumlu olabileceğini öne sürdü, daha sonra ise sorumluluğun hiçbir zaman belirlenemeyebileceğini savundu. Savunma Bakanı Pete Hegseth ise saldırının kapsamlı şekilde soruşturulacağını ifade ederek ABD’nin sivil kayıpları önlemek için her yolu denediğini iddia etti.
Öte yandan Hegseth döneminin başlarında yapılan kesintiler nedeniyle CENTCOM bünyesindeki Sivil Zararları Azaltma ve Müdahale (CHMR) ekiplerinin personel sıkıntısı yaşadığı aktarıldı.
Hegseth’in İran savaşı öncesinde bu programda gittiği kesintiler kapsamında, CENTCOM’daki 10 kişilik sivil zarar uzman kadrosu tek bir tam zamanlı personele düşürüldü.
Kaynaklar, personelin elinden geleni yaptığını ancak Hegseth’in bütçe ve kadro kesintileri nedeniyle yeterli kaynağa sahip olmadığını ekledi.
Ortadoğu
Necef’te Hamaney için düzenlenen cenazeye milyonlar katıldı

ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmaların başlangıcında hayatını kaybeden İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve aile üyeleri için Irak’ın Necef kentinde milyonların katılımıyla cenaze töreni düzenleniyor. Başbakan Ali Zeydi törenler nedeniyle ülkede resmi tatil ilan ederken, cenaze konvoyunun günün ilerleyen saatlerinde Kerbela’ya ulaşması bekleniyor.
ABD ve İsrail’in İran ile girdiği savaşın başlangıcında hayatını kaybeden dini lider Ali Hamaney ve aile üyeleri için düzenlenen cenaze törenleri Irak’ın Necef kentinde büyük kitlelerin katılımıyla sürüyor.
Milyonlarca kişinin katıldığı törenlerin ardından cenazelerin günün ilerleyen saatlerinde Kerbela’ya getirilmesi planlanıyor.
Irak basını, cenaze törenlerine milyonlarca Iraklının yanı sıra birçok ülkeden gelen ziyaretçilerin de katılım gösterdiğini aktardı.
El-Ahed televizyonunun haberine göre, tören başlamadan önce şafak vaktinde binlerce kişi Necef’e ulaştı. Hayatını kaybedenlerin naaşları İmam Ali Türbesi’ne getirildi ve burada omuzlarda taşınarak tören düzenlendi.
Massive Crowds in Najaf Bid Farewell to Martyred Leader
Huge crowds of Iraqi devotees accompanied the pure body of the martyred Leader of Islamic Revolution, Grand Ayatollah Seyed Ali Khamenei on Wednesday. pic.twitter.com/dctFDZgoOp
— Tasnim News Agency (@Tasnimnews_EN) July 8, 2026
Tabutların türbe etrafında döndürülmesinin ardından cenaze namazı kılındı. Yas tutan kalabalıklar tabutları taşırken dini sloganlar attı, mersiyeler okudu ve İran halkıyla dayanışma mesajları paylaştı. Necef Uluslararası Havalimanı ve çevresindeki alanlar da dualara ve anma merasimlerine katılan kalabalıklarla doldu.
Açıklanan resmi programa göre Necef’teki törenlerin tamamlanmasının ardından cenaze konvoyu bugün ilerleyen saatlerde Kerbela kentine geçecek. Irak Başbakanı Ali Zeydi, cenaze törenleri nedeniyle bugün ülke genelinde resmi tatil ilan edildiğini duyurdu.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, cenaze merasimleri öncesinde Necef Uluslararası Havalimanı’nda Hamaney için düzenlenen resmi karşılama törenine katıldı.
Törenlerin bölgesel takvimi
Hamaney için düzenlenen törenler cuma günü, naaşının Tahran’daki İmam Humeyni Musallası’nda halkın ziyaretine açılmasıyla başladı. Yabancı devlet temsilcileri ve dini otoriteler bu alanda taziyelerini sundu. Tören programı cumartesi günü halka açık veda merasimiyle, pazar günü ise dualarla devam etti.
Pazartesi günü milyonlarca kişi, cenaze konvoyunun başkentten geçişi sırasında Tahran sokaklarında toplandı. Salı günü ise kalabalıklar cenaze namazı için Kum kentindeki Cemkeran Camii’nde bir araya geldi.
Son cenaze merasimlerinin yarın İran’ın kuzeydoğusunda yer alan Meşhed kentinde yapılması planlanıyor. Hamaney, vasiyeti doğrultusunda, Şiilerin sekizinci imamı olan İmam Rıza’nın türbesine defnedilecek.
Ortadoğu
BAE, İsrail ile Ürdün arasındaki su krizini çözmek için üçlü zirve önerdi

İsrail’in Ürdün’e sağladığı ek su tahsisini yenilemeyi reddetmesi iki ülke arasında diplomatik krize yol açtı. Birleşik Arap Emirlikleri, gerilimi düşürmek ve yeni bir su-enerji anlaşması müzakere etmek amacıyla Abu Dabi’de üçlü bir zirve düzenlenmesini önerdi.
İsrail’in Ürdün’e sağladığı ilave su tahsisini yenilemeyi reddetmesi iki ülke arasında diplomatik kriz oluşturdu. İsrail basınına göre Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), iki ülke arasında derinleşen bu su krizini çözmek ve yeni bir bölgesel su-enerji anlaşmasını müzakere etmek amacıyla Abu Dabi’de üçlü bir zirve düzenlenmesini önerdi.
Önerilen zirvede, İsrail’in Ürdün’e yeniden ilave su satmasını güvence altına alacak resmi bir anlaşmanın yapılması hedefleniyor. Girişimin bir diğer amacını ise iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden normalleştirilmesi oluşturuyor. İsrail ve Ürdün, 2023 yılının sonundan bu yana karşılıklı olarak büyükelçi bulundurmuyor.
Su krizinin temelini, 2021 yılında yapılan ek anlaşmanın yenilenmemesi oluşturuyor. Bu düzenleme kapsamında İsrail, Ürdün’e üç yıl boyunca, 1994 barış anlaşmasında öngörülen miktara ek olarak yılda 50 milyon metreküp su sağlamayı kabul etmişti. 1994 tarihli İsrail-Ürdün barış anlaşması uyarınca İsrail, her yıl Ürdün’e 50 milyon metreküp su sağlamakla yükümlü bulunuyor. 2021 anlaşmasıyla Ürdün’ün İsrail’den aldığı yıllık su miktarı 50 milyon metreküpten 100 milyon metreküpe çıkmıştı.
Ürdün, bu ek düzenlemenin beş yıl daha uzatılmasını ve ilave su miktarının yılda 80 milyon metreküpe çıkarılmasını talep etti. Bu talep kabul edilseydi İsrail’in Ürdün’e sağlayacağı toplam yıllık su miktarı 130 milyon metreküpe ulaşacaktı. Ancak İsrail, 1994 barış anlaşmasından doğan 50 milyon metreküplük yükümlülüğünü sürdürürken, 2021’deki ek su düzenlemesini yenilemeyi reddetti.
Ürdün sekiz aydır ek sudan yararlanamıyor
Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, ek su düzenlemesini daha önce altı aylık dönemler halinde uzattı. Bu uzatmalarda ABD’nin baskısı ve Ürdün’ün İran’a ait insansız hava araçlarını (İHA) engellemedeki rolü etkili oldu. Ancak Cohen, düzenlemenin Kasım 2025’te sona ermesine izin verdi. Bu nedenle Ürdün, sekiz aydır barış anlaşmasında öngörülen miktarın üzerindeki ilave suyu alamıyor.
Yedioth Ahronoth gazetesine konuşan ve ismi açıklanmayan bir İsrailli yetkili, İsrail’in barış anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini, ancak bunun ötesinde su sağlamak zorunda olmadığını ifade etti. Yetkili, ilave su tahsisinin iki ülke arasındaki iyi niyete bağlı olduğunu belirtti. İsrailli yetkililer ayrıca 2025 yılının son yüzyılın en kurak yıllarından biri olduğunu, bu durumun İsrail’i özellikle tarım alanında kendi iç su ihtiyacına öncelik vermeye zorladığını ileri sürdü.
Amman yönetiminde karara yönelik tepki yükseliyor
İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre Ürdün, İsrail’in genişletilmiş su düzenlemesini yenilemeyi reddetmesine tepki gösteriyor. Habere göre İsrail, ilave su tedarikinin yeniden başlamasını Amman’ın Tel Aviv’e yönelik eleştirel tutumunu yumuşatmasına ve tam diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesine bağlıyor.
KAN’a konuşan Ürdün Kraliyet Divanı’na yakın bir kaynak, su meselesinin kendileri için çok önemli olduğunu ve barış anlaşmasının bir parçasını oluşturduğunu kaydetti.
Sınır hattındaki yeni yerleşim planı
İki ülke arasındaki diplomatik gerilim, İsrail Savunma Bakanlığı’nın Ürdün sınırı boyunca yaklaşık 40 yerleşim noktası kurulmasına yönelik planları ilerletmek amacıyla Doğu Bölgesi Direktörlüğü adlı yeni bir yapı oluşturduğu döneme denk geliyor. Planın silahlı yerleşimciler tarafından destekleneceği bildiriliyor. Söz konusu yerleşim hattı, kuzeydeki Tzemach kavşağından güneydeki Hevel Eilot bölgesine kadar uzanıyor ve işgal altındaki Batı Şeria’dan geçiyor.
İsrail Savunma Bakanlığı Genel Direktörü Amir Baram, girişimin bölgede devlet faaliyetlerini koordine etmeyi amaçladığını ifade etti. Baram, doğudan gelebilecek potansiyel tehdit gerekçesini öne sürerek çok katmanlı bir sınır savunma sistemine yatırım yapıldığını söyledi.
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını1 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Avrupa2 hafta önceRomanya parlamentosunda Moldova ile birleşme adımı












