Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“Barış Kurulu”, dijitalleşme aracılığıyla Gazzelileri İsrail’in insafına terk ediyor

Yayınlanma

İsrailli teknoloji girişimcisi Liran Tancman, “Barış Kurulu”nun açılış oturumunda Gazze’nin dünyanın geri kalanıyla “dijital olarak” yeniden bağlantılandırılması gerektiğini söyledi.

Geçtiğimiz yıl boyunca ABD’li üst düzey yetkililerle Gazze konusunda çalışan Tancman, temmuz ayına kadar Gazze’nin 2G ağının “ücretsiz, yüksek hızlı erişimle yükseltileceğini” ileri sürdü.

Tancman, Gazze İdari Ulusal Komitesi’nin (NCAG) elektronik ödemeler, finansal hizmetler, sanal öğrenim ve sağlık hizmetleri için güvenli bir dijital platform kurduğunu belirtti.

Tancman şöyle devam etti:

“Bu çaba, bölgesel ortaklarımız tarafından destekleniyor ve bugün ilerleyen saatlerde onlardan bu konuda heyecan verici haberler alacağınızı düşünüyorum.

Buna paralel olarak, Filistinlilerin iş kurmalarına, küresel olarak ithalat yapmalarına ve güvenli bir şekilde ticaret yapmalarına yardımcı olmak için Amazon benzeri bir lojistik sistemi geliştiriyoruz.

Bu, fiyatları düşürecek, büyümeyi teşvik edecek ve Gazze’yi açık, şeffaf, yolsuzluğun olmadığı bir ekonomik bölgeye dönüştürmeye yardımcı olacak.”

“Barış Kurulu”nda bir İsrailli istihbaratçı

Tancman, Rezillion isimli İsrailli bir siber güvenlik startup’ının kurucusu. Rezilion, 2024 yılında Be’er Sheva Bölge Mahkemesine borçların kapatılması için bulunduğu taleple gündem olmuştu.

Siber güvenliği yönetmek ve geliştirmek için araçlar geliştiren, ayrıca geliştirme prosedürlerini optimize etmek ve dijital uygulamaları güvenli bir şekilde çalıştırmak için çözümler bulan Rezilion, mahkemeye, tüm borçlarını karşılayacak 7,3 milyon dolar karşılığında varlıklarını GitLab’a satmak üzere bir anlaşmaya vardığını bildirmişti.

Buraya kadar bile “normal” değil, ama dahası var. Tancman, İsrail siber komutanlığının kurucularından biri ve on yıl boyunca İsrail istihbarat teşkilatında görev yapmış!

2013 yılında Tancman, siber tehditlerin nasıl gelişebileceğini tahmin edebilen ve geleceğe dönük güvenlik sunan bir teknoloji geliştiren CyActive şirketini kurmuş.

Liran, CyActive’in CEO’su olarak görev yapmış ve şirketin kuruluşundan 2015 yılında (sıkı durun!) PayPal tarafından satın alınmasına kadar şirketi yönetmiş.

Satın almanın ardından Liran, PayPal müşterilerinin güvenliğini sağlamak için en son teknolojileri geliştirmekten sorumlu PayPal’un küresel Güvenlik Ürünleri Merkezi’nin başına geçmiş.

Filistinlilerin tehciri “modellenmişti”

Tancman’ı, Gazze ile ilgili olarak, geçen sene Filistinlilerin tehcirini “modelleyen” Boston Consulting Group (BCG) ve Gazze İnsani Yardım Fonu (GHF) vesilesi ile hatırlıyoruz.

BCG danışmanları, savaş sonrası Gazze ile ilgili bir proje kapsamında Filistinlilerin Somali ve Somaliland’a tehcir edilmesini modellemişlerdi.

Hesaplamaları, iş adamları tarafından ABD yönetimi ile Orta Doğu’daki diğer hükümetler ve paydaşlara dağıtılmak üzere hazırlanan bir slayt sunumuna dahil edildi.

Slayt sunumunda, Gazze halkının yüzde 25’inin bölgenin dışına taşınmaya “karar vereceği” ve bunların çoğunluğunun geri dönmeyeceği öngörülüyordu.

BCG, ilk dört yıl içinde Filistinlileri kabul eden ülkelere 4,7 milyar dolarlık iktisadi fayda sağlayacağını tahmin ediyordu.

Çalışmaya yakın bir kaynak, “Geçici ve gönüllü olarak yer değiştiren Gazzelileri kabul eden bir ülke, iktisadi açıdan önemli faydalar sağlayacak bir nüfus artışı yaşayacak. Fakat modeldeki ülkeler, belirli tartışmalar hakkında bilgiye dayalı olarak seçilmedi. Amaç, Başkan Trump’ın masaya koyduğu seçeneklerle ilgili iktisadi sorunları anlamaktı,” dedi.

Tehcir planına ilişkin varsayımlar, Gazze sakinlerine geçici ve ardından kalıcı konut sağlanmasının maliyetine ilişkin daha ayrıntılı tahminlerin yanı sıra çeşitli diğer yeniden geliştirme planlarının temelini oluşturuyor.

BCG personeli, enkaz ve patlamamış mühimmatın kaldırılması, demiryolu hattı ve yeni liman gibi altyapıların inşası, işgücü gelişimi dahil olmak üzere yeni bir sağlık ve eğitim sisteminin geliştirilmesi ve turizm ve ileri imalat alanlarında özel yatırımların maliyetine ilişkin tahminler yaptı.

Model, bu yatırımların 10 yıl içinde konut, inşaat, güvenlik, imalat, sağlık, altyapı ve diğer iktisadi faaliyetlerden elde edilecek gelirler şeklinde geri dönüş sağlayacağını varsayıyor.

Bu ayrıca, 10 yıllık istihdam, GSYİH büyümesi ve varlık değerlerinin hesaplanmasının yanı sıra, okula giden çocuk sayısı ve mevcut hastane yatak sayısı gibi sosyal etkilerin de hesaplanmasına olanak tanıyor.

Gazzeliler biyometrik inceleme ile “elenecek”

2015 yılından bir Financial Times (FT) haberi, Tancman’ın kötü şöhretli “Unit 8200” mensubu olduğunu doğruluyor. CyActive şirketi, “henüz var olmayan hackleme tehditlerini” önceden tahmin etmek için tasarlanmış “tahmin yazılımı” ile siber savunma alanında en son teknolojileri kullanıyormuş.

Haberde “CyActive’in kurucu ortağı” olarak tanıtılan Tancman, henüz mobilyaları bile yerleştirilmemiş yeni ofisinde FT muhabirine şunları söylüyor:

“Biyologların gelecek yılın grip türünü tahmin etmeye çalıştıkları gibi, biz de bugünün kötü amaçlı yazılımlarının ve tehditlerinin gelecekte nasıl gelişeceğini tahmin edebilen programlara sahibiz.”

“Barış Kurulu”nun, Hamas’ı silahsızlandırma, güvenlik soruşturması ve Gazze’nin “deradikalize edilmesi” planları işleyecekse, Filistinlilerin biyometrik araçlarla kontrolden geçirilmesinin İsraillilere bırakılacağını tahmin etmek zor değil.

Nitekim geçen ağustos ayında Daraj Media için bir araştırma yapan Hiba Monzer, GHF’nin, faaliyetleri kapsamında yardım merkezlerinde sivilleri tarayarak veri topladığını ve daha sonra “ilgi çekici kişileri” tespit ettiğini yazıyor.

28 Mayıs 2025’te Reuters tarafından yayınlanan habere göre, İsrailli yetkililer yeni yardım sisteminin avantajlarından birinin, “Hamas ile bağlantısı olduğu tespit edilen kişileri dışlamak için yardım alanları tarama fırsatı olduğunu” söylüyor.

GHF’nin 3 Temmuz 2025’te saha operasyonlarına başlamasından bir ay sonra, Associated Press (AP), bir GHF saha yüklenicisinin İsrail ordusunun veri toplama için yardım dağıtım sistemini nasıl kullandığını açıkladığı bir rapor yayınlamış.

Rapor, Amerikalı analistlerin İsrailli askerlerle birlikte kontrol odasında görüntüleri incelediklerini belirterek süreci daha ayrıntılı olarak anlatıyor.

AP’ye göre, bir yüklenici, GHF yardım merkezlerinde bulunan bazı kameraların yüz tanıma yazılımı ile donatıldığını söylüyor.

AP tarafından izlenen canlı yayınlarda, bazı akışlar “analitik” olarak etiketlenmişti ve yüklenici, bunun yüz tanıma özelliğine sahip videoları gösterdiğini söyledi.

Aynı yüklenici, Safe Reach Solutions’ın (SRS) personele, belirli bir kriter vermeden “yerinde olmayan” herkesi fotoğraflamaları talimatını verdiğini de iddia ediyor.

Bu görüntülerin yüz tanıma veritabanına yüklendiğini, fakat nihai kullanım amaçlarının ne olduğunun bilinmediğini vurguluyor.

AP haberinde ayrıca SRS’nin biyometrik verileri kullanarak istihbarat topladığını reddettiği belirtiliyor.

“Startup şehri” olarak Gazze

Geçen ekim ayında İbrani medyası, Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki olası bir normalleşme ile birlikte Amerikan teknoloji sermayesinin Gazze seferinin başlayacağını yazmıştı.

Buna göre Larry Ellison ve Peter Thiel gibi milyarderler, Gazze’yi “vergiden muaf startup’ların yer aldığı, bulut işleme ve yapay zeka için dağınık sunucu çiftliklerinin bulunduğu, ucuz işgücüne sahip fabrikaların bulunduğu ve basit regülasyonların uygulandığı” bir milyarderler cenneti haline getirmeyi planlıyorlar.

Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) İsrail-ABD projesi başkanı Hadas Lorber şöyle diyor:

“Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri, Gazze’nin yeniden inşa planına katılmakla ilgileniyorlar. Bu plan, Gazze’yi askerden arındırmanın ve Arap desteğiyle yerel güçlere dayalı teknokratik bir hükümete emanet etmenin ötesinde, [Tony] Blair ve [Jared] Kushner’e göre, bulut işleme ve yapay zeka için dağınık sunucu çiftlikleri ve merkezinde ucuz yerel işgücünün çalışacağı bir Tesla fabrikası bulunan, vergiden muaf bir startup şehri haline gelmesi öngörülüyor. Plan, yeni vergiden muaf bölgeler ve basit düzenlemeler arayan Peter Thiel veya Larry Ellison gibi birkaç milyarder tarafından da destekleniyor. Ellison, plana 350 milyon dolarlık yatırım yapmaya da hazır.”

Planlar, Amerikan teknoloji sermayesinin bir kısmının gelecekteki “ulusal devletlerden arta kalan parçalanmış egemenlikler” vizyonuna uygun.

Esas olarak İsrail kontrolündeki Doğu Gazze’ye odaklanan yeniden inşa çalışmaları, “Alternatif Güvenli Topluluklar” olarak adlandırılan sınırlı alanlarla sınırlı kalacak. Bunların ilki, Gazze’nin en güneyinde, Mısır sınırında bulunan “Yeni Refah.” Gazze’nin batı kısmı ise, en azından öngörülebilir gelecekte, yıkıntılar altında kalmaya devam edecek.

“Yeni Refah”, AI gözetim distopyası için pilot bölge olacak

New Arab’dan Muhammad Shehada’ya göre bu fikir, daha önceki “distopik” ve geniş çapta kınanan İsrail önerilerinin yeniden paketlenmiş hali.

Bu öneriler arasında “güvenlik balonları”, “kapalı topluluklar”, “insani yardım alanları” veya “sterilize bölgeler” gibi, eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert tarafından “toplama kampları” olarak nitelendirilenler de bulunuyor.

Bunun nedeni, “Yeni Rafah”a giren hiç kimsenin batı Gazze’ye geri dönmesine izin verilmeyecek ve İsrail askerleri tarafından kuşatılacak olması.

Kapalı ve güvenli topluluklar fikri, Amerikan teknoloji sermayesinin egemenlikleri parçalama planı ile de örtüşüyor. Gazze’nin güneyinin ve doğusunun tam anlamıyla İsrail’in (dijital) egemenliğinde bir Dubai’ye dönüştürülmesi planı ile karşı karşıyayız.

Nitekim New Arab, İsrail’in “Yeni Refah”a taşınmak isteyen her Gazze sakinini “titizlikle inceleyip tarayacağını” haber veriyor.

Makaleye göre bu da İsrail güvenlik kurumlarının başvuru sahiplerini şantaj ve baskı yoluyla işbirlikçi ve muhbir olmaya zorlayacakları anlamına geliyor.

New Arab, bu sınırlı bölgelerde yaşayanların telefonlarının, sosyal medya hesaplarının ve fiziki hareketlerinin, İsrail işgaline yardım eden Palantir tarafından sürekli ve gerçek zamanlı AI gözetimi altında tutulacağını yazıyor.

Palantir-Oracle ortaklığının pençeleri Gazze’de

Byline Times, geçen ekim ayında sızdırılan Gazze Uluslararası Geçiş Otoritesi (GITA) çerçevesini, tedarik kılavuz belgelerini ve FEC dosyalarını incelemişti.

Buna göre kimlik, sınır kontrolü, yardım lojistiği ve bağışçı koordinasyonunu kapsayan dijital yönetişim altyapısı, İsrail’in savunma ağında halihazırda kullanılan Oracle-Palantir teknoloji “yığını” ile uyumluydu.

Raporda ayrıca, GITA yönetim kurulu yapısının, bu yığının yeniden inşa sözleşmelerine kolayca girmesini sağlayacak şekilde planlandığı öne sürülüyor.

Savaş sonrası sistemde şunlar özetleniyordu: birleşik bir nüfus kaydı ve dijital kimlik platformu; merkezi sınır ve gümrük yönetimi; yardım ve yeniden yapılanma için veriye dayalı insani lojistik; ve bağışçı kurumları ve yerel yetkilileri birbirine bağlayan, birlikte çalışabilir bir dijital yönetişim altyapısı.

Ağustos 2025’te, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) ihaleye çıkarak, bölgesel ofislerini birbirine bağlayan modern bir ağ sistemi olan “Gelişmiş Yapay Zeka ile Bulut Tabanlı SD-LAN” sözleşmesi imzaladı.

Bu, daha sonra Gazze planında öngörülen türden kayıt ve lojistik sistemlerini barındırabilecek, bulut tabanlı, yapay zeka destekli altyapıya geçişi işaret ediyordu.

Aynı model Gazze’nin yardım ekonomisinde de görülüyor. BM’nin insani yardım koordinasyon ofisi OCHA’ya göre, bağışçı kurumlar nakit yardımı sağlamak için dijital ödemeleri ve e-cüzdanları artırırken, yerel bankalar yavaş yavaş faaliyetlerine yeniden başlıyor.

Kendi başlarına zararsız gibi görünen bu araçlar, kimlik kontrolleri, kurumlar arası veri paylaşımı ve yinelemeleri önlemek için bir tür merkezi kayıt sistemi gerektiren daha geniş sistemlere entegre edilmek üzere tasarlanmış ki bu, geçen sene “Blair planı”olarak bilinen Gazze senaryosunda özetlenen “dijital kimlik” yapısının temel altyapısı.

Byline Times şöyle yazıyor:

“Birlikte ele alındığında, bu tedarik yolları Gazze’nin yeniden inşasının sadece tuğla ve betonla değil, veri akışları ve bulut altyapısıyla da hayal edildiğini ortaya koyuyor. Bu sürecin her adımı, “egemen” bulut barındırma, kayıt yazılımı ve analiz platformları sunmak için en uygun konumda olan şirketlere kapı açıyor – Oracle ve ortağı Palantir’in hakim olduğu alanlar.”

“Nakitten kurtulmuş” Filistin: İsrail’e büyük bir hediye

Tancman’ın dijitalleşme planına dönelim. Shehada, bu konu hakkında yaptığı yorumda, “Barış Kurulu”nun nakitsiz toplum planının Filistinlilerin en ufak iktisadi faaliyetlerinin dahi İsrail güdümündeki teknoloji şirketlerine bırakılması anlamına geleceğine işaret ediyor:

“Herhangi bir Filistinli, İsrail kontrolündeki e-cüzdanlarına erişimini kaybetmekten her zaman bir tık uzakta olacaktır. İsrail, hoşlanmadığı herhangi birini ‘khamas’ olarak nitelendirip dijital cüzdanlarını askıya alabilir, bunu kim kontrol edecek ki?”

Shehada, İsrail’in askeri yönetimi altındaki Filistinliler “vatandaş” olmadığını, onların yasalarla değil “ordu yönetmelikleriyle” yönetildiklerini ve İsrail’in kararlarına itiraz etme hakları olmadığını hatırlatıyor.

Örneğin İsrail, açıklanamayan ve itiraz edilemeyen “güvenlik gerekçeleri” ile insanları Gazze’den ayrılmaktan keyfi olarak men edebilir.

ABD’nin Filistin Yönetimi’nden talep ettiği reformlardan birinin de Filistin ekonomisini İsrail kontrolündeki “nakitsiz bir toplum”a dönüştürmek olduğunu hatırlatan araştırmacı, “İsrail, Avrupa’nın Gazze’deki mevcut bankacılık sektörünü yeniden inşa etme taleplerini reddediyor ve bunun yerine bu ‘dijital cüzdan’ sistemini savunmaya devam ediyor,” diyor.

Tancman’ın bahsettiği “Amazon tarzı lojistik”in de İsrail kontrolündeki bir platform olacağına işaret eden Shehada, bunun da “daha fazla şantaj ve keyfi kısıtlamalar anlamına” geldiğinin altını çiziyor.

Blair’in düşünce kuruluşu TBI ise, “Gazze Yeniden Yapılanma, Ekonomik Hızlanma ve Dönüşüm (GREAT) Vakfı” vizyonu ile, Gazze’in iç kısımlarında sekiz adede kadar “yapay zeka destekli, akıllı planlanmış şehir”in inşasını desteklemek için “arazi için blok zinciri kaydı” oluşturulmasını öngörüyor.

Bu şehirlerdeki tüm hizmetler ve ekonomi, kimlik tabanlı dijital sistem aracılığıyla yürütülecek.

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English