Ortadoğu
Palantir, İsrail’deki Amerikan komuta merkezinde Gazze yardımlarını takip ediyor

Palantir, İsrail’in güneyinde ABD liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) genel merkezinde kalıcı bir masa ile temsil ediliyor.
Drop Site’a konuşan kaynaklara göre, yapay zeka veri analizi devi, Gazze’ye yardımların ulaştırılması ve dağıtımının izlenmesi için teknolojik altyapıyı sağlıyor.
Uzmanlar, Palantir ve diğer şirketlerin varlığı ile İsrail makamlarına veri vermek istemeyen kâr amacı gütmeyen kuruluşları yasaklayan son değişikliklerin, yardımların ulaştırılmasının kâr, yatırım ve yapay zeka ürünlerinin eğitimi için ikinci plana atıldığı bir durum yarattığını söylüyor.
BM’nin işgal altındaki Filistin toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese, Drop Site’a verdiği demeçte şunları vurguladı:
“Birleşmiş Milletler, kriz durumlarında müdahale etmek için insani ilkelere bağlı ve uluslararası hukuka dayanan bir insani yardım mimarisi oluşturmuştur. Palantir gibi şirketlerin dahil olduğu ve zaten İsrail’in yasadışı davranışlarıyla bağlantılı olan bu kâr odaklı paralel sistem, ancak bir canavarlık olarak nitelendirilebilir.”
CMCC, Gazze’de ateşkesin yürürlüğe girmesinden bir hafta sonra, ekim ayında ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından “ateşkesin uygulanmasını izlemek” ve “uluslararası muhataplardan Gazze’ye insani, lojistik ve güvenlik yardımının akışını kolaylaştırmak” amacıyla kuruldu.
Geçen hafta Washington’da düzenlenen “Barış Kurulu”nun açılış zirvesinde, ocak ayında Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü’nün başına getirilen Tümgeneral Jasper Jeffers, CMCC’nin “Barış Kurulu’nun operasyonel karargahı” olarak hizmet vereceğini duyurdu.
Kaynaklara göre, Palantir’den bir temsilci, Gazze’deki yardım konvoylarının ve dağıtımlarının drone gözetimi ile izlendiği CMCC operasyon odasında görev yapıyor.
Kaynaklar, temsilcinin konvoy ve dağıtımla ilgili verileri Palantir’in sistemlerine entegre ettiğini söyledi.
“Barış Kurulu”, dijitalleşme aracılığıyla Gazzelileri İsrail’in insafına terk ediyor
2003 yılında Peter Thiel tarafından CIA’in risk sermayesi kolu In-Q-Tel’in yatırımlarıyla kurulan Palantir, ABD ordusu ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) dahil olmak üzere devlet kurumlarıyla çalışıyor.
Ocak 2024’te, İsrail’in Gazze işgalinin üçüncü ayında, Palantir , “savaşla ilgili görevler” için İsrail ordusu ile “stratejik ortaklık” kurduğunu duyurmuştu.
O ay Tel Aviv’de yapılan şirketin yönetim kurulu toplantısı İsrail ile “dayanışma” içinde gerçekleştirilmişti.
Palantir, İsrail’e hangi teknolojilerin sağlanacağını açıklamamıştı fakat bir yıl önce şirket, orduların bombalama hedeflerini hızla analiz etmesine ve belirlemesine yardımcı olmak için Yapay Zeka Platformunu (AIP) tanıttı.
Şirketin teknolojisi, bir Palantir yöneticisi tarafından “öldürme zincirini optimize etmenin” bir yolu olarak tanımlanıyor.
Palantir’in yazılımı, Michael Steinberger’in The Philosopher in the Valley: Alex Karp, Palantir and the Rise of the Surveillance State [Vadideki Filozof: Alex Karp, Palantir ve Gözetim Devletinin Yükselişi] kitabına göre, İsrail ordusu tarafından Gazze’deki çeşitli baskınlarda da kullanıldı.
Albanese, Haziran 2025’te BM İnsan Hakları Konseyine sunduğu raporunda, “Palantir’in otomatik tahmin polislik teknolojisi, askeri yazılımların hızlı ve ölçeklendirilmiş yapımı ve dağıtımı için temel savunma altyapısı ve otomatik karar verme için gerçek zamanlı savaş alanı veri entegrasyonu sağlayan Yapay Zeka Platformu sağladığına inanmak için makul gerekçeler” bulmuştu.
Palantir’in Gazze’ye yardım sevkiyatlarını takip etmek için kullanılması, gözlemcileri özellikle endişelendiriyor.
CMCC oturumlarına katılan diplomatik çevrelerden bir kaynak, Drop Site’a, “Hepimiz aynı masada otururken, insansız hava aracıyla ölüm ile yardım sevkiyatı arasındaki ayrım ortadan kalkıyor,” dedi.
Palantir’in iki ana platformu Gotham ve Foundry. Şirketin web sitesine göre, “Gotham’ın hedefleme hizmeti, askerlere yapay zeka destekli bir öldürme zinciri sunarak, hedef tanımlama ve hedef efektör eşleştirmesini sorunsuz ve sorumlu bir şekilde entegre ediyor.”
Foundry ise, Palantir’in tedarik zinciri yönetimi platformu ve “silo haline gelmiş planlama ve yürütme süreçleri arasında köprü kurmak, envanter yönetimini optimize etmek ve ekonomik ve jeopolitik belirsizlikler için tedarik zincirinin dayanıklılığını artırmaya yardımcı olmak” için bir yol olarak tanıtılıyor.
Palantir, sistemlerini izole silolarda işletmiyor. Şirketin kendi belgelerine göre, “Palantir AIP ve Foundry, tüm veri, mantık, yapay zeka, iş akışı ve güvenlik sistemleriyle birlikte çalışacak şekilde tasarlanmıştır.”
“Tip Eşleme” adlı bir özellik, sivil Foundry sistemine girilen verilerin askeri Gotham platformu tarafından anında senkronize edilmesini ve sorgulanmasını sağlıyor.
Bu, teorik olarak, CMCC’de toplanan bilgilerin (katılımcı hükümetler, BM ve STK’lardan dağıtılan yardımın türü, dağıtım yerleri ve sistemleri ve kamyon konvoyu rotaları dahil) Gotham’ın yapay zeka hedefleme matrisine sorunsuz bir şekilde aktarılabileceği anlamına geliyor.
CMCC’de yardımı izlemek için kullanılan aynı yazılım mantığı, ölümcül hava saldırılarını optimize etmek ve hızlandırmak için de kullanılabilir.
Gotham ve Foundry’nin yardımları takip etmek için kullanılan belirli ürünler olup olmadığına dair herhangi bir bilgi bulunmamakla birlikte, kamuya açık fotoğraf kanıtları, Palantir’in Gaia platformunun (web sitesinde “savaş alanını görünür kılmak” için bir araç olarak tanımlanan) CMCC’de kullanıldığını gösteriyor.
Drop Site ile Palantir’in Gazze’deki rolü üzerine yaptığı bir röportajda, eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, kendisine “şirketin Gazze’den elde ettiği faydaları” anlatan bir Palantir temsilcisiyle yaşadığı bir karşılaşmayı anlattı.
Varoufakis, “O, ‘bombalar düşerken biz parti yapıyoruz’ diyordu,” dedi. Varoufakis’e göre, Palantir temsilcisi, Gazze gibi yüksek yoğunluklu bir kentsel alanda yaşanan yoğun şiddetin kaosunun, insanların stres altında nasıl tepki verdiklerini öğrenmek için yapay zeka modellerini eğitmek için önemli veriler ürettiğini açıkladı.
Varoufakis, Palantir temsilcisinin, “Bombardıman ve yıkım ne kadar fazla olursa, eğitim o kadar iyi olur,” dediğini aktardı ve şöyle devam etti:
“Lockheed Martin gibi şirketlerin İsraillilere F35 satarak para kazandığını söylemek bir şey. Bu, askeri sanayi kompleksinin savaş, soykırım ve savaş suçlarından faydalandığı geleneksel bir yöntem. Bu, tarihte ilk kez, soykırım ve bombardımana maruz kalan bir halkın çektiği acılar, yani acıların kendisi, bir şirketin sermayesine katkıda bulunuyor ve bu şirket de bu sermayeyi başka yerlerde satmak üzere mal üretmek için kullanıyor.”
Palantir, Larry Ellison’ın liderliğindeki Oracle’ın bulut altyapısı üzerinde çalışıyor. Ellison, İsrail ordusuna büyük bağışlarda bulunan ve Gazze’nin yönetişim mekanizmaları konusunda danışmanlık yapan Tony Blair Enstitüsünü de finanse eden bir isim.
Gazze’de Palantir ve diğer özel sektör şirketlerinin kullanımının artması, kâr amacı gütmeyen sektöre sistematik olarak baskı uygulanmasıyla birlikte gerçekleşiyor.
1 Mart 2026 itibarıyla İsrail, yeni kayıt kuralları kapsamında, Sınır Tanımayan Doktorlar, Norveç Mülteci Konseyi, Oxfam ve Filistinlilere Tıbbi Yardım gibi önde gelen STK’lar da dahil olmak üzere düzinelerce yardım grubunun Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te faaliyet göstermesini yasaklayacak.
Yeni önlemler, yardım gruplarının çalışanlarının isimlerini ve iletişim bilgilerini kaydetmelerini ve İsrail makamlarına finansman ve faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi vermelerini gerektiriyor.
Yardım grupları bu hafta yaptıkları ortak açıklamada, “kişisel verilerin aktarılması talebinin ciddi güvenlik ve yasal riskler doğurduğunu” belirttiler.
Bu talep, ulusal personeli olası misillemelere maruz bırakıyor ve yerleşik veri koruma ve gizlilik önlemlerini zayıflatıyor.
İsminin açıklanması kaydıyla konuşan bir yardım görevlisi şunları söyledi:
“İnsani yardım kuruluşları tarafından sağlanan yardımlar ihtiyaç temelinde ve insanların bulundukları yere göre verildiği için STK’lar Gazze’den çıkarılmaya çalışılıyor. Bu, Filistinlilerin yeniden yeniden inşa edilmesine izin verilen bölgelere yerleştirilmeleri ve yardımlara erişimlerinin kontrol edilmesi gereken ‘Yeni Gazze’ vizyonuyla uyuşmuyor.”
Ne var ki, tüm STK’lar Gazze’den çıkarılmıyor. Kayıtlı ve onaylanmış kuruluşlar listesinde yer alan diğerleri, özel sektörle birlikte rollerini genişletiyor.
Bunlar arasında, Gazze İnsani Yardım Vakfında (GHF) yer alan Samaritan’s Purse ve GAiN gibi Hıristiyan gruplar da bulunuyor ve diplomatik kaynaklar, bu grupların yakın zamanda CMCC’de bir “dua çemberi” oluşturduğunu gördü.
Bu onaylanmış STK’lar, Palantir gibi CMCC aracılığıyla koordine edilen özel şirketlerle birlikte Gazze’deki yardım dağıtımını devralmaya hazır.
Drop Site’a isimsiz kalmak koşuluyla konuşan üst düzey bir yardım çalışanı şunları kaydetti:
“Gazze’ye sağlanan yardım, hayatta kalmak için gerekli olan asgari düzeyde tutulmuş durumda ve gelecekte sağlanacak yardımlar, inanç temelli, kâr odaklı, militarize ve kesinlikle Filistinlilerin maruz kaldığı durum hakkında cesaretle konuşan kişiler tarafından sağlanmayacak gibi görünüyor.”
Gazze’nin özel dağıtım mekanizmalarıyla ilgili deneyimi felaketle sonuçlandı. Mayıs 2025’te, ABD ve İsrail destekli GHF, bölgede yardım dağıtımı için sözleşme imzaladı.
GHF’nin Gazze’de faaliyet gösterdiği dört buçuk ay boyunca, yardım dağıtım noktalarında veya yakınlarında 2.600’den fazla Filistinli İsrail güçleri veya güvenlik şirketleri tarafından öldürüldü ve 19.000’den fazlası yaralandı.
GHF’nin eski genel merkezi, Kiryat Gat’ta bulunan büyük bir depo tarzı bina, şu anda CMCC’nin genel merkezi olarak kullanılıyor.
Yardım grupları yasaklanırken, ABD askeri yüklenicileri de bu boşluğu dolduruyor.
CMCC’ye katılan diplomatik kaynaklara göre, GHF’ye güvenlik hizmeti sağlayan ABD askeri şirketi Safe Reach Solutions (SRS) şirketinin fiziksel varlığı son zamanlarda tesisin merkezinde genişledi ve SRS yetkilileri operasyon katında daha göze çarpan koltukları işgal etti.
Kaynaklara göre, şirketin temsilcileri artık daha önce BM kurumları için ayrılmış olan koltuklarda, isimliklerin arkasında oturuyorlar.
Merkezdeki kaynaklara göre, uzun süredir ABD ordusunun yüklenicisi olan Arkel International da CMCC brifing oturumlarına temsilcilerini gönderdi.
Haaretz’e göre, Arkel 2025 yılında GHF için Gazze’ye malzeme taşımak üzere Sırbistan ve Gürcistan’dan şoförleri işe almıştı.
O dönemde Arkel, İsrail’de Ruanda’nın fahri konsolosu olarak görev yapan iş adamı Hezi Bezalel tarafından temsil ediliyordu.
CMCC’nin kurumsal kadrosuna önemli bir katkı sağlayan Terra Firma Capital Partners, kaynakların doğruladığı üzere CMCC’de kalıcı bir varlık sürdürüyor.
İngiliz finansçı Guy Hands tarafından kurulan şirket, büyük ölçekli konut varlıklarının yönetiminde deneyim sahibidir.
Terra Firma, özellikle Tony Blair’in eski strateji direktörü Lord John Birt aracılığıyla İşçi Partisi ile de bağlantılı. Birt, hükümetten ayrıldıktan sonra bu şirkette çalışmıştı.
Albanese tüm bu gelişmeleri şöyle değerlendiriyor:
“Soykırım yeni bir aşamaya giriyor. Gazze’nin yıkılması ve tüm aile soylarının ortadan kaldırılmasının ardından, güçlü devletler artık hayatta kalanların kaderini onların sesini dinlemeden belirliyor.
Gazze kapitalist bir tekno-distopya haline gelmemesi için harekete geçme zamanı şimdi. Bu yeni ortaya çıkan altyapıyı destekleyen devletler ve şirketler durdurulmalı ve hesap vermeli. Kaybedecek zaman yok.”
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









