Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Palantir, İsrail’deki Amerikan komuta merkezinde Gazze yardımlarını takip ediyor

Yayınlanma

Palantir, İsrail’in güneyinde ABD liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) genel merkezinde kalıcı bir masa ile temsil ediliyor.

Drop Site’a konuşan kaynaklara göre, yapay zeka veri analizi devi, Gazze’ye yardımların ulaştırılması ve dağıtımının izlenmesi için teknolojik altyapıyı sağlıyor.

Uzmanlar, Palantir ve diğer şirketlerin varlığı ile İsrail makamlarına veri vermek istemeyen kâr amacı gütmeyen kuruluşları yasaklayan son değişikliklerin, yardımların ulaştırılmasının kâr, yatırım ve yapay zeka ürünlerinin eğitimi için ikinci plana atıldığı bir durum yarattığını söylüyor.

BM’nin işgal altındaki Filistin toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese, Drop Site’a verdiği demeçte şunları vurguladı:

“Birleşmiş Milletler, kriz durumlarında müdahale etmek için insani ilkelere bağlı ve uluslararası hukuka dayanan bir insani yardım mimarisi oluşturmuştur. Palantir gibi şirketlerin dahil olduğu ve zaten İsrail’in yasadışı davranışlarıyla bağlantılı olan bu kâr odaklı paralel sistem, ancak bir canavarlık olarak nitelendirilebilir.”

CMCC, Gazze’de ateşkesin yürürlüğe girmesinden bir hafta sonra, ekim ayında ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından “ateşkesin uygulanmasını izlemek” ve “uluslararası muhataplardan Gazze’ye insani, lojistik ve güvenlik yardımının akışını kolaylaştırmak” amacıyla kuruldu.

Geçen hafta Washington’da düzenlenen “Barış Kurulu”nun açılış zirvesinde, ocak ayında Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü’nün başına getirilen Tümgeneral Jasper Jeffers, CMCC’nin “Barış Kurulu’nun operasyonel karargahı” olarak hizmet vereceğini duyurdu.

Kaynaklara göre, Palantir’den bir temsilci, Gazze’deki yardım konvoylarının ve dağıtımlarının drone gözetimi ile izlendiği CMCC operasyon odasında görev yapıyor.

Kaynaklar, temsilcinin konvoy ve dağıtımla ilgili verileri Palantir’in sistemlerine entegre ettiğini söyledi.

“Barış Kurulu”, dijitalleşme aracılığıyla Gazzelileri İsrail’in insafına terk ediyor

2003 yılında Peter Thiel tarafından CIA’in risk sermayesi kolu In-Q-Tel’in yatırımlarıyla kurulan Palantir, ABD ordusu ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) dahil olmak üzere devlet kurumlarıyla çalışıyor.

Ocak 2024’te, İsrail’in Gazze işgalinin üçüncü ayında, Palantir , “savaşla ilgili görevler” için İsrail ordusu ile “stratejik ortaklık” kurduğunu duyurmuştu.

O ay Tel Aviv’de yapılan şirketin yönetim kurulu toplantısı İsrail ile “dayanışma” içinde gerçekleştirilmişti.

Palantir, İsrail’e hangi teknolojilerin sağlanacağını açıklamamıştı fakat bir yıl önce şirket, orduların bombalama hedeflerini hızla analiz etmesine ve belirlemesine yardımcı olmak için Yapay Zeka Platformunu (AIP) tanıttı.

Şirketin teknolojisi, bir Palantir yöneticisi tarafından “öldürme zincirini optimize etmenin” bir yolu olarak tanımlanıyor.

Palantir’in yazılımı, Michael Steinberger’in The Philosopher in the Valley: Alex Karp, Palantir and the Rise of the Surveillance State [Vadideki Filozof: Alex Karp, Palantir ve Gözetim Devletinin Yükselişi] kitabına göre, İsrail ordusu tarafından Gazze’deki çeşitli baskınlarda da kullanıldı.

Albanese, Haziran 2025’te BM İnsan Hakları Konseyine sunduğu raporunda, “Palantir’in otomatik tahmin polislik teknolojisi, askeri yazılımların hızlı ve ölçeklendirilmiş yapımı ve dağıtımı için temel savunma altyapısı ve otomatik karar verme için gerçek zamanlı savaş alanı veri entegrasyonu sağlayan Yapay Zeka Platformu sağladığına inanmak için makul gerekçeler” bulmuştu.

Palantir’in Gazze’ye yardım sevkiyatlarını takip etmek için kullanılması, gözlemcileri özellikle endişelendiriyor.

CMCC oturumlarına katılan diplomatik çevrelerden bir kaynak, Drop Site’a, “Hepimiz aynı masada otururken, insansız hava aracıyla ölüm ile yardım sevkiyatı arasındaki ayrım ortadan kalkıyor,” dedi.

Palantir’in iki ana platformu Gotham ve Foundry. Şirketin web sitesine göre, “Gotham’ın hedefleme hizmeti, askerlere yapay zeka destekli bir öldürme zinciri sunarak, hedef tanımlama ve hedef efektör eşleştirmesini sorunsuz ve sorumlu bir şekilde entegre ediyor.”

Foundry ise, Palantir’in tedarik zinciri yönetimi platformu ve “silo haline gelmiş planlama ve yürütme süreçleri arasında köprü kurmak, envanter yönetimini optimize etmek ve ekonomik ve jeopolitik belirsizlikler için tedarik zincirinin dayanıklılığını artırmaya yardımcı olmak” için bir yol olarak tanıtılıyor.

Palantir, sistemlerini izole silolarda işletmiyor. Şirketin kendi belgelerine göre, “Palantir AIP ve Foundry, tüm veri, mantık, yapay zeka, iş akışı ve güvenlik sistemleriyle birlikte çalışacak şekilde tasarlanmıştır.”

“Tip Eşleme” adlı bir özellik, sivil Foundry sistemine girilen verilerin askeri Gotham platformu tarafından anında senkronize edilmesini ve sorgulanmasını sağlıyor.

Bu, teorik olarak, CMCC’de toplanan bilgilerin (katılımcı hükümetler, BM ve STK’lardan dağıtılan yardımın türü, dağıtım yerleri ve sistemleri ve kamyon konvoyu rotaları dahil) Gotham’ın yapay zeka hedefleme matrisine sorunsuz bir şekilde aktarılabileceği anlamına geliyor.

CMCC’de yardımı izlemek için kullanılan aynı yazılım mantığı, ölümcül hava saldırılarını optimize etmek ve hızlandırmak için de kullanılabilir.

Gotham ve Foundry’nin yardımları takip etmek için kullanılan belirli ürünler olup olmadığına dair herhangi bir bilgi bulunmamakla birlikte, kamuya açık fotoğraf kanıtları, Palantir’in Gaia platformunun (web sitesinde “savaş alanını görünür kılmak” için bir araç olarak tanımlanan) CMCC’de kullanıldığını gösteriyor.

Drop Site ile Palantir’in Gazze’deki rolü üzerine yaptığı bir röportajda, eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, kendisine “şirketin Gazze’den elde ettiği faydaları” anlatan bir Palantir temsilcisiyle yaşadığı bir karşılaşmayı anlattı.

Varoufakis, “O, ‘bombalar düşerken biz parti yapıyoruz’ diyordu,” dedi. Varoufakis’e göre, Palantir temsilcisi, Gazze gibi yüksek yoğunluklu bir kentsel alanda yaşanan yoğun şiddetin kaosunun, insanların stres altında nasıl tepki verdiklerini öğrenmek için yapay zeka modellerini eğitmek için önemli veriler ürettiğini açıkladı.

Varoufakis, Palantir temsilcisinin, “Bombardıman ve yıkım ne kadar fazla olursa, eğitim o kadar iyi olur,” dediğini aktardı ve şöyle devam etti:

“Lockheed Martin gibi şirketlerin İsraillilere F35 satarak para kazandığını söylemek bir şey. Bu, askeri sanayi kompleksinin savaş, soykırım ve savaş suçlarından faydalandığı geleneksel bir yöntem. Bu, tarihte ilk kez, soykırım ve bombardımana maruz kalan bir halkın çektiği acılar, yani acıların kendisi, bir şirketin sermayesine katkıda bulunuyor ve bu şirket de bu sermayeyi başka yerlerde satmak üzere mal üretmek için kullanıyor.”

Palantir, Larry Ellison’ın liderliğindeki Oracle’ın bulut altyapısı üzerinde çalışıyor. Ellison, İsrail ordusuna büyük bağışlarda bulunan ve Gazze’nin yönetişim mekanizmaları konusunda danışmanlık yapan Tony Blair Enstitüsünü de finanse eden bir isim.

Gazze’de Palantir ve diğer özel sektör şirketlerinin kullanımının artması, kâr amacı gütmeyen sektöre sistematik olarak baskı uygulanmasıyla birlikte gerçekleşiyor.

1 Mart 2026 itibarıyla İsrail, yeni kayıt kuralları kapsamında, Sınır Tanımayan Doktorlar, Norveç Mülteci Konseyi, Oxfam ve Filistinlilere Tıbbi Yardım gibi önde gelen STK’lar da dahil olmak üzere düzinelerce yardım grubunun Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te faaliyet göstermesini yasaklayacak.

Yeni önlemler, yardım gruplarının çalışanlarının isimlerini ve iletişim bilgilerini kaydetmelerini ve İsrail makamlarına finansman ve faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi vermelerini gerektiriyor.

Yardım grupları bu hafta yaptıkları ortak açıklamada, “kişisel verilerin aktarılması talebinin ciddi güvenlik ve yasal riskler doğurduğunu” belirttiler.

Bu talep, ulusal personeli olası misillemelere maruz bırakıyor ve yerleşik veri koruma ve gizlilik önlemlerini zayıflatıyor.

İsminin açıklanması kaydıyla konuşan bir yardım görevlisi şunları söyledi:

“İnsani yardım kuruluşları tarafından sağlanan yardımlar ihtiyaç temelinde ve insanların bulundukları yere göre verildiği için STK’lar Gazze’den çıkarılmaya çalışılıyor. Bu, Filistinlilerin yeniden yeniden inşa edilmesine izin verilen bölgelere yerleştirilmeleri ve yardımlara erişimlerinin kontrol edilmesi gereken ‘Yeni Gazze’ vizyonuyla uyuşmuyor.”

Ne var ki, tüm STK’lar Gazze’den çıkarılmıyor. Kayıtlı ve onaylanmış kuruluşlar listesinde yer alan diğerleri, özel sektörle birlikte rollerini genişletiyor.

Bunlar arasında, Gazze İnsani Yardım Vakfında (GHF) yer alan Samaritan’s Purse ve GAiN gibi Hıristiyan gruplar da bulunuyor ve diplomatik kaynaklar, bu grupların yakın zamanda CMCC’de bir “dua çemberi” oluşturduğunu gördü.

Bu onaylanmış STK’lar, Palantir gibi CMCC aracılığıyla koordine edilen özel şirketlerle birlikte Gazze’deki yardım dağıtımını devralmaya hazır.

Drop Site’a isimsiz kalmak koşuluyla konuşan üst düzey bir yardım çalışanı şunları kaydetti:

“Gazze’ye sağlanan yardım, hayatta kalmak için gerekli olan asgari düzeyde tutulmuş durumda ve gelecekte sağlanacak yardımlar, inanç temelli, kâr odaklı, militarize ve kesinlikle Filistinlilerin maruz kaldığı durum hakkında cesaretle konuşan kişiler tarafından sağlanmayacak gibi görünüyor.”

Gazze’nin özel dağıtım mekanizmalarıyla ilgili deneyimi felaketle sonuçlandı. Mayıs 2025’te, ABD ve İsrail destekli GHF, bölgede yardım dağıtımı için sözleşme imzaladı.

GHF’nin Gazze’de faaliyet gösterdiği dört buçuk ay boyunca, yardım dağıtım noktalarında veya yakınlarında 2.600’den fazla Filistinli İsrail güçleri veya güvenlik şirketleri tarafından öldürüldü ve 19.000’den fazlası yaralandı.

GHF’nin eski genel merkezi, Kiryat Gat’ta bulunan büyük bir depo tarzı bina, şu anda CMCC’nin genel merkezi olarak kullanılıyor.

Yardım grupları yasaklanırken, ABD askeri yüklenicileri de bu boşluğu dolduruyor.

CMCC’ye katılan diplomatik kaynaklara göre, GHF’ye güvenlik hizmeti sağlayan ABD askeri şirketi Safe Reach Solutions (SRS) şirketinin fiziksel varlığı son zamanlarda tesisin merkezinde genişledi ve SRS yetkilileri operasyon katında daha göze çarpan koltukları işgal etti.

Kaynaklara göre, şirketin temsilcileri artık daha önce BM kurumları için ayrılmış olan koltuklarda, isimliklerin arkasında oturuyorlar.

Merkezdeki kaynaklara göre, uzun süredir ABD ordusunun yüklenicisi olan Arkel International da CMCC brifing oturumlarına temsilcilerini gönderdi.

Haaretz’e göre, Arkel 2025 yılında GHF için Gazze’ye malzeme taşımak üzere Sırbistan ve Gürcistan’dan şoförleri işe almıştı.

O dönemde Arkel, İsrail’de Ruanda’nın fahri konsolosu olarak görev yapan iş adamı Hezi Bezalel tarafından temsil ediliyordu.

CMCC’nin kurumsal kadrosuna önemli bir katkı sağlayan Terra Firma Capital Partners, kaynakların doğruladığı üzere CMCC’de kalıcı bir varlık sürdürüyor.

İngiliz finansçı Guy Hands tarafından kurulan şirket, büyük ölçekli konut varlıklarının yönetiminde deneyim sahibidir.

Terra Firma, özellikle Tony Blair’in eski strateji direktörü Lord John Birt aracılığıyla İşçi Partisi ile de bağlantılı. Birt, hükümetten ayrıldıktan sonra bu şirkette çalışmıştı.

Albanese tüm bu gelişmeleri şöyle değerlendiriyor:

“Soykırım yeni bir aşamaya giriyor. Gazze’nin yıkılması ve tüm aile soylarının ortadan kaldırılmasının ardından, güçlü devletler artık hayatta kalanların kaderini onların sesini dinlemeden belirliyor.

Gazze kapitalist bir tekno-distopya haline gelmemesi için harekete geçme zamanı şimdi. Bu yeni ortaya çıkan altyapıyı destekleyen devletler ve şirketler durdurulmalı ve hesap vermeli. Kaybedecek zaman yok.”

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.

Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.

Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.

El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.

Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı

Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.

Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.

Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.

Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.

Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.

İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.

NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.

Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.

Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.

Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi

Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.

El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.

İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.

Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.

Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.

İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi

Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.

Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.

Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.

Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.

Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.

Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.

Tampon bölge modeli

Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.

El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.

Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.

Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.

Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.

Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English