Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Palantir, İsrail’deki Amerikan komuta merkezinde Gazze yardımlarını takip ediyor

Yayınlanma

Palantir, İsrail’in güneyinde ABD liderliğindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) genel merkezinde kalıcı bir masa ile temsil ediliyor.

Drop Site’a konuşan kaynaklara göre, yapay zeka veri analizi devi, Gazze’ye yardımların ulaştırılması ve dağıtımının izlenmesi için teknolojik altyapıyı sağlıyor.

Uzmanlar, Palantir ve diğer şirketlerin varlığı ile İsrail makamlarına veri vermek istemeyen kâr amacı gütmeyen kuruluşları yasaklayan son değişikliklerin, yardımların ulaştırılmasının kâr, yatırım ve yapay zeka ürünlerinin eğitimi için ikinci plana atıldığı bir durum yarattığını söylüyor.

BM’nin işgal altındaki Filistin toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese, Drop Site’a verdiği demeçte şunları vurguladı:

“Birleşmiş Milletler, kriz durumlarında müdahale etmek için insani ilkelere bağlı ve uluslararası hukuka dayanan bir insani yardım mimarisi oluşturmuştur. Palantir gibi şirketlerin dahil olduğu ve zaten İsrail’in yasadışı davranışlarıyla bağlantılı olan bu kâr odaklı paralel sistem, ancak bir canavarlık olarak nitelendirilebilir.”

CMCC, Gazze’de ateşkesin yürürlüğe girmesinden bir hafta sonra, ekim ayında ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından “ateşkesin uygulanmasını izlemek” ve “uluslararası muhataplardan Gazze’ye insani, lojistik ve güvenlik yardımının akışını kolaylaştırmak” amacıyla kuruldu.

Geçen hafta Washington’da düzenlenen “Barış Kurulu”nun açılış zirvesinde, ocak ayında Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü’nün başına getirilen Tümgeneral Jasper Jeffers, CMCC’nin “Barış Kurulu’nun operasyonel karargahı” olarak hizmet vereceğini duyurdu.

Kaynaklara göre, Palantir’den bir temsilci, Gazze’deki yardım konvoylarının ve dağıtımlarının drone gözetimi ile izlendiği CMCC operasyon odasında görev yapıyor.

Kaynaklar, temsilcinin konvoy ve dağıtımla ilgili verileri Palantir’in sistemlerine entegre ettiğini söyledi.

“Barış Kurulu”, dijitalleşme aracılığıyla Gazzelileri İsrail’in insafına terk ediyor

2003 yılında Peter Thiel tarafından CIA’in risk sermayesi kolu In-Q-Tel’in yatırımlarıyla kurulan Palantir, ABD ordusu ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) dahil olmak üzere devlet kurumlarıyla çalışıyor.

Ocak 2024’te, İsrail’in Gazze işgalinin üçüncü ayında, Palantir , “savaşla ilgili görevler” için İsrail ordusu ile “stratejik ortaklık” kurduğunu duyurmuştu.

O ay Tel Aviv’de yapılan şirketin yönetim kurulu toplantısı İsrail ile “dayanışma” içinde gerçekleştirilmişti.

Palantir, İsrail’e hangi teknolojilerin sağlanacağını açıklamamıştı fakat bir yıl önce şirket, orduların bombalama hedeflerini hızla analiz etmesine ve belirlemesine yardımcı olmak için Yapay Zeka Platformunu (AIP) tanıttı.

Şirketin teknolojisi, bir Palantir yöneticisi tarafından “öldürme zincirini optimize etmenin” bir yolu olarak tanımlanıyor.

Palantir’in yazılımı, Michael Steinberger’in The Philosopher in the Valley: Alex Karp, Palantir and the Rise of the Surveillance State [Vadideki Filozof: Alex Karp, Palantir ve Gözetim Devletinin Yükselişi] kitabına göre, İsrail ordusu tarafından Gazze’deki çeşitli baskınlarda da kullanıldı.

Albanese, Haziran 2025’te BM İnsan Hakları Konseyine sunduğu raporunda, “Palantir’in otomatik tahmin polislik teknolojisi, askeri yazılımların hızlı ve ölçeklendirilmiş yapımı ve dağıtımı için temel savunma altyapısı ve otomatik karar verme için gerçek zamanlı savaş alanı veri entegrasyonu sağlayan Yapay Zeka Platformu sağladığına inanmak için makul gerekçeler” bulmuştu.

Palantir’in Gazze’ye yardım sevkiyatlarını takip etmek için kullanılması, gözlemcileri özellikle endişelendiriyor.

CMCC oturumlarına katılan diplomatik çevrelerden bir kaynak, Drop Site’a, “Hepimiz aynı masada otururken, insansız hava aracıyla ölüm ile yardım sevkiyatı arasındaki ayrım ortadan kalkıyor,” dedi.

Palantir’in iki ana platformu Gotham ve Foundry. Şirketin web sitesine göre, “Gotham’ın hedefleme hizmeti, askerlere yapay zeka destekli bir öldürme zinciri sunarak, hedef tanımlama ve hedef efektör eşleştirmesini sorunsuz ve sorumlu bir şekilde entegre ediyor.”

Foundry ise, Palantir’in tedarik zinciri yönetimi platformu ve “silo haline gelmiş planlama ve yürütme süreçleri arasında köprü kurmak, envanter yönetimini optimize etmek ve ekonomik ve jeopolitik belirsizlikler için tedarik zincirinin dayanıklılığını artırmaya yardımcı olmak” için bir yol olarak tanıtılıyor.

Palantir, sistemlerini izole silolarda işletmiyor. Şirketin kendi belgelerine göre, “Palantir AIP ve Foundry, tüm veri, mantık, yapay zeka, iş akışı ve güvenlik sistemleriyle birlikte çalışacak şekilde tasarlanmıştır.”

“Tip Eşleme” adlı bir özellik, sivil Foundry sistemine girilen verilerin askeri Gotham platformu tarafından anında senkronize edilmesini ve sorgulanmasını sağlıyor.

Bu, teorik olarak, CMCC’de toplanan bilgilerin (katılımcı hükümetler, BM ve STK’lardan dağıtılan yardımın türü, dağıtım yerleri ve sistemleri ve kamyon konvoyu rotaları dahil) Gotham’ın yapay zeka hedefleme matrisine sorunsuz bir şekilde aktarılabileceği anlamına geliyor.

CMCC’de yardımı izlemek için kullanılan aynı yazılım mantığı, ölümcül hava saldırılarını optimize etmek ve hızlandırmak için de kullanılabilir.

Gotham ve Foundry’nin yardımları takip etmek için kullanılan belirli ürünler olup olmadığına dair herhangi bir bilgi bulunmamakla birlikte, kamuya açık fotoğraf kanıtları, Palantir’in Gaia platformunun (web sitesinde “savaş alanını görünür kılmak” için bir araç olarak tanımlanan) CMCC’de kullanıldığını gösteriyor.

Drop Site ile Palantir’in Gazze’deki rolü üzerine yaptığı bir röportajda, eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, kendisine “şirketin Gazze’den elde ettiği faydaları” anlatan bir Palantir temsilcisiyle yaşadığı bir karşılaşmayı anlattı.

Varoufakis, “O, ‘bombalar düşerken biz parti yapıyoruz’ diyordu,” dedi. Varoufakis’e göre, Palantir temsilcisi, Gazze gibi yüksek yoğunluklu bir kentsel alanda yaşanan yoğun şiddetin kaosunun, insanların stres altında nasıl tepki verdiklerini öğrenmek için yapay zeka modellerini eğitmek için önemli veriler ürettiğini açıkladı.

Varoufakis, Palantir temsilcisinin, “Bombardıman ve yıkım ne kadar fazla olursa, eğitim o kadar iyi olur,” dediğini aktardı ve şöyle devam etti:

“Lockheed Martin gibi şirketlerin İsraillilere F35 satarak para kazandığını söylemek bir şey. Bu, askeri sanayi kompleksinin savaş, soykırım ve savaş suçlarından faydalandığı geleneksel bir yöntem. Bu, tarihte ilk kez, soykırım ve bombardımana maruz kalan bir halkın çektiği acılar, yani acıların kendisi, bir şirketin sermayesine katkıda bulunuyor ve bu şirket de bu sermayeyi başka yerlerde satmak üzere mal üretmek için kullanıyor.”

Palantir, Larry Ellison’ın liderliğindeki Oracle’ın bulut altyapısı üzerinde çalışıyor. Ellison, İsrail ordusuna büyük bağışlarda bulunan ve Gazze’nin yönetişim mekanizmaları konusunda danışmanlık yapan Tony Blair Enstitüsünü de finanse eden bir isim.

Gazze’de Palantir ve diğer özel sektör şirketlerinin kullanımının artması, kâr amacı gütmeyen sektöre sistematik olarak baskı uygulanmasıyla birlikte gerçekleşiyor.

1 Mart 2026 itibarıyla İsrail, yeni kayıt kuralları kapsamında, Sınır Tanımayan Doktorlar, Norveç Mülteci Konseyi, Oxfam ve Filistinlilere Tıbbi Yardım gibi önde gelen STK’lar da dahil olmak üzere düzinelerce yardım grubunun Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te faaliyet göstermesini yasaklayacak.

Yeni önlemler, yardım gruplarının çalışanlarının isimlerini ve iletişim bilgilerini kaydetmelerini ve İsrail makamlarına finansman ve faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi vermelerini gerektiriyor.

Yardım grupları bu hafta yaptıkları ortak açıklamada, “kişisel verilerin aktarılması talebinin ciddi güvenlik ve yasal riskler doğurduğunu” belirttiler.

Bu talep, ulusal personeli olası misillemelere maruz bırakıyor ve yerleşik veri koruma ve gizlilik önlemlerini zayıflatıyor.

İsminin açıklanması kaydıyla konuşan bir yardım görevlisi şunları söyledi:

“İnsani yardım kuruluşları tarafından sağlanan yardımlar ihtiyaç temelinde ve insanların bulundukları yere göre verildiği için STK’lar Gazze’den çıkarılmaya çalışılıyor. Bu, Filistinlilerin yeniden yeniden inşa edilmesine izin verilen bölgelere yerleştirilmeleri ve yardımlara erişimlerinin kontrol edilmesi gereken ‘Yeni Gazze’ vizyonuyla uyuşmuyor.”

Ne var ki, tüm STK’lar Gazze’den çıkarılmıyor. Kayıtlı ve onaylanmış kuruluşlar listesinde yer alan diğerleri, özel sektörle birlikte rollerini genişletiyor.

Bunlar arasında, Gazze İnsani Yardım Vakfında (GHF) yer alan Samaritan’s Purse ve GAiN gibi Hıristiyan gruplar da bulunuyor ve diplomatik kaynaklar, bu grupların yakın zamanda CMCC’de bir “dua çemberi” oluşturduğunu gördü.

Bu onaylanmış STK’lar, Palantir gibi CMCC aracılığıyla koordine edilen özel şirketlerle birlikte Gazze’deki yardım dağıtımını devralmaya hazır.

Drop Site’a isimsiz kalmak koşuluyla konuşan üst düzey bir yardım çalışanı şunları kaydetti:

“Gazze’ye sağlanan yardım, hayatta kalmak için gerekli olan asgari düzeyde tutulmuş durumda ve gelecekte sağlanacak yardımlar, inanç temelli, kâr odaklı, militarize ve kesinlikle Filistinlilerin maruz kaldığı durum hakkında cesaretle konuşan kişiler tarafından sağlanmayacak gibi görünüyor.”

Gazze’nin özel dağıtım mekanizmalarıyla ilgili deneyimi felaketle sonuçlandı. Mayıs 2025’te, ABD ve İsrail destekli GHF, bölgede yardım dağıtımı için sözleşme imzaladı.

GHF’nin Gazze’de faaliyet gösterdiği dört buçuk ay boyunca, yardım dağıtım noktalarında veya yakınlarında 2.600’den fazla Filistinli İsrail güçleri veya güvenlik şirketleri tarafından öldürüldü ve 19.000’den fazlası yaralandı.

GHF’nin eski genel merkezi, Kiryat Gat’ta bulunan büyük bir depo tarzı bina, şu anda CMCC’nin genel merkezi olarak kullanılıyor.

Yardım grupları yasaklanırken, ABD askeri yüklenicileri de bu boşluğu dolduruyor.

CMCC’ye katılan diplomatik kaynaklara göre, GHF’ye güvenlik hizmeti sağlayan ABD askeri şirketi Safe Reach Solutions (SRS) şirketinin fiziksel varlığı son zamanlarda tesisin merkezinde genişledi ve SRS yetkilileri operasyon katında daha göze çarpan koltukları işgal etti.

Kaynaklara göre, şirketin temsilcileri artık daha önce BM kurumları için ayrılmış olan koltuklarda, isimliklerin arkasında oturuyorlar.

Merkezdeki kaynaklara göre, uzun süredir ABD ordusunun yüklenicisi olan Arkel International da CMCC brifing oturumlarına temsilcilerini gönderdi.

Haaretz’e göre, Arkel 2025 yılında GHF için Gazze’ye malzeme taşımak üzere Sırbistan ve Gürcistan’dan şoförleri işe almıştı.

O dönemde Arkel, İsrail’de Ruanda’nın fahri konsolosu olarak görev yapan iş adamı Hezi Bezalel tarafından temsil ediliyordu.

CMCC’nin kurumsal kadrosuna önemli bir katkı sağlayan Terra Firma Capital Partners, kaynakların doğruladığı üzere CMCC’de kalıcı bir varlık sürdürüyor.

İngiliz finansçı Guy Hands tarafından kurulan şirket, büyük ölçekli konut varlıklarının yönetiminde deneyim sahibidir.

Terra Firma, özellikle Tony Blair’in eski strateji direktörü Lord John Birt aracılığıyla İşçi Partisi ile de bağlantılı. Birt, hükümetten ayrıldıktan sonra bu şirkette çalışmıştı.

Albanese tüm bu gelişmeleri şöyle değerlendiriyor:

“Soykırım yeni bir aşamaya giriyor. Gazze’nin yıkılması ve tüm aile soylarının ortadan kaldırılmasının ardından, güçlü devletler artık hayatta kalanların kaderini onların sesini dinlemeden belirliyor.

Gazze kapitalist bir tekno-distopya haline gelmemesi için harekete geçme zamanı şimdi. Bu yeni ortaya çıkan altyapıyı destekleyen devletler ve şirketler durdurulmalı ve hesap vermeli. Kaybedecek zaman yok.”

Ortadoğu

İran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, nükleer müzakereler, ABD ile ilişkiler ve sınır güvenliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik değerlendirmelerini “hayret verici ve yanlış bir kıyas” olarak niteleyen Bekai, iki ülke arasındaki analizlerin mevcut gerçeklerle bağdaşması gerektiğini vurguladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki dış politika gelişmelerini ve bölgesel güvenlik konularını değerlendirdi.

Toplantıda Türkiye ile ilişkilere ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına geniş yer ayıran Bekai, ABD ile yürütülen mutabakat süreçleri ve nükleer program hakkındaki soruları da yanıtladı.

“Hakan Fidan’ın kıyaslaması hayret verici ve yanlıştır”

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik iddiaları ve İran’ın eylemlerini İsrail rejiminin adımlarıyla kıyaslaması hakkındaki soru üzerine Bekai, bu değerlendirmeyi sert bir şekilde eleştirdi. Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Fidan gibi bir şahsiyetin böyle yersiz bir kıyaslama yapması hayret vericidir. Kendisi de çok iyi bilmektedir ki İsrail rejimi doğası gereği yayılmacıdır ve Türkiye dahil tüm bölgeye zarar verme arayışındadır. Böyle tuhaf bir kıyaslamaya nasıl ulaştıkları bizim için bir soru işaretidir.”

İran’ın bölgede hiçbir vekil gücü olmadığını, bölgedeki tek vekil yapının İsrail rejimi olduğunu savunan Bekai, “Türkiyeli dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz” dedi.

Fidan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “İran’ın bölgedeki vekilleri olan Hizbullah ve Hamas ile mücadeleye” değinmişti.

Fidan, “Her ulusun egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün tamamen tanındığı bir duruma geri dönmemiz gerekiyor. İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgal etmesi gibi” demişti.

“İslamabad Mutabakatı kriz aşamasına girmiştir”

İslamabad Mutabakatı’nın geleceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu mutabakatın bir kriz aşamasına girdiğinden hiçbir şüphe yoktur” dedi.

İran’ın her müzakereye ciddiyet ve titizlikle girdiğini, bir anlaşmaya varıldığında ise taahhütlerini iyi niyetle yerine getirdiğini belirten Sözcü, karşı tarafı sözünde durmamakla suçladı.

Bekai, “Anlaşmayı bozma konusunda o kadar sabırsız davrandılar ki, Hürmüz Boğazı ile ilgili beşinci maddede yer alan bir aylık sürenin dahi tamamlanmasına izin vermediler. İlk günlerden itibaren caymaya başladılar. Mutabakat zaptının 14 maddesini göz önüne alırsak, Amerikalılar bu kısa süre zarfında mutabakatın farklı unsurlarını parçaladılar. Biz başından beri ‘taahhüde karşı taahhüt’ dedik. Karşı taraf taahhütlerini yerine getirdiği sürece biz de taahhütlerimize bağlı kalacağız” şeklinde konuştu.

“UAEA’nın hasar gören tesislere erişim talebini reddediyoruz”

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin, denetçilerin İran’a dönmesi ve hasar gören nükleer tesisleri ziyaret etmesi yönündeki talebi sorulan Bekai, bu soruya net bir şekilde “Hayır” yanıtını verdi ve talebin kabul edilmeyeceğini açıkladı.

Nükleer tesislerin yeniden inşasına ilişkin uydu görüntüleri hakkındaki raporlara da değinen Bekai, bu yöndeki uydu görüntülerini henüz görmediğini ve bu nedenle bir yorumda bulunamayacağını belirtti.

“Hürmüz Boğazı’nın ABD tarafından tehdit edilmesine izin vermeyiz”

Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği ve ABD’nin 20 gemiye askeri eskort sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölge dışı güçlerin varlığına karşı çıktı.

Bölge güvenliğinin ancak yabancı müdahalesi olmadan, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki istişare mekanizmalarıyla sağlanabileceğini belirten Bekai, ABD askeri varlığının bölgede güvensizliğe yol açtığını ifade etti.

Sözcü, “Hürmüz Boğazı’nın İran’ın çıkarlarına yönelik bir tehdit alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Seyrüsefer güvenliği için dürüstçe çaba gösterdik ancak süreci baltalayan taraf ABD oldu. Gemi eskortu iddiaları, ABD’nin bölgedeki müdahaleci ve saldırgan politikalarının devam ettiğini göstermektedir” dedi.

Mutabakat zaptının beşinci maddesinin yorumlanmasına ilişkin ise Bekai, metnin açık olduğunu ve yoruma yer bırakmadığını söyledi.

Boğazın yönetiminin İran’da olması ve Umman ile istişare içinde yürütülmesinin, İran’ın çıkarlarının korunması amacıyla metne eklendiğini kaydeden Bekai, ABD’nin bölge ülkelerini kışkırtarak paralel yollar oluşturmaya çalıştığını, bunun da hem çevre sorunlarına yol açtığını hem de deniz güvenliğini riske attığını belirtti.

“Üç Avrupa ülkesinin bildirisi hükümsüzdür”

Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından yayımlanan ortak bildiriye değinen Bekai, bu bildirinin hiçbir geçerliliği olmadığını ve Avrupa ülkelerinin gerçekleri çarpıtmaya çalıştığını kaydetti.

Bölgede ve dünyada yaşanan zararların kaynağının ABD ve İsrail rejiminin eylemleri olduğunu ifade eden Bekai, bu tür açıklamaların çözüme katkı sunmayacağını dile getirdi.

Fransa Dışişleri Bakanı’nın iddialarına da değinen Bekai, Fransız yetkililerin kendilerini ilgilendirmeyen konularda rol kapmaya çalışmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.

“Afganistan ile işbirliğini tanıma şartına bağlamadık”

Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Yardımcısı Celalzade’nin Afganistan ziyaretine ilişkin bilgi veren Bekai, görüşmelerin konsolosluk işleri ve halklar arası ilişkiler çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

İran ile Afganistan arasında 900 kilometreyi aşan ortak sınır bulunduğunu, çok sayıda Afgan göçmenin İran’da yaşadığını ve geniş ticari ilişkilerin mevcut olduğunu belirten Bekai, “Afganistan yönetimini resmi olarak tanıma konusunu, iki ülkenin çıkarları için gerekli olan işbirliklerine şart koşmadık. Tanıma süreci hukuki bir prosedürdür ve zamanı geldiğinde bu konuda karar verilecektir” dedi.

“Lübnan adına karar vermiyoruz”

İran’ın Lübnan ve Umman’ın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları reddeden Bekai, “Biz kimse adına karar vermiyoruz. Lübnan’ın adının mutabakat zaptında yer alması, İran’ın uluslararası güvenliği koruma konusundaki sorumluluk bilincini göstermektedir. Biz metnin birinci maddesinde Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması gerektiğini vurguladık, bu bir karar alma meselesi değildir; karar Lübnan halkına aittir” diye konuştu.

Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki uluslararası baskılara da değinen Bekai, Lübnan halkının direnişin silahının egemenliklerini korumadaki değerini en iyi bilen kesim olduğunu ve bu konudaki kararı yine Lübnan halkının vereceğini ifade etti.

“Trump’ın iddiaları yalandır”

ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın nükleer müzakerelerde İran’ın tavrına ilişkin iddialarını yalanlayan Bekai, “Yalan söylemek ABD’nin davranış kalıbı ve bağımlılığı haline gelmiştir. Cumartesi günü Maskat’ta yapılan görüşmeler yalnızca Hürmüz Boğazı üzerine odaklanmıştı. Umman’ın arabuluculuğuyla gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık ancak Umman üzerindeki baskılar nedeniyle bu sonuca ulaşılamadı” dedi.

Trump’a yönelik suikast iddialarının ise hiçbir zaman müzakere masasında yer almadığını ekledi.

“Lindsey Graham’ın ölümü özgür insanları üzmeyecektir”

ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın ölümü hakkında gelen bir soru üzerine Bekai, “Azrail adildir. Hayat felsefesini tecavüz, savaş ve terör üzerine kurmuş, soykırımın en büyük destekçisi olmakla övünmüş bir figür için bölge halklarının yas tutması beklenemez. Bu saldırgan senatörün ölümü, hiçbir özgür insanın kalbini acıtmayacaktır” yorumunda bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD İran’da iki su pompa istasyonunu vurdu

Yayınlanma

ABD ordusunun İran’ın Huzistan ve Buşehr vilayetlerindeki sivil su altyapısına yönelik düzenlediği saldırılarda bir kişi hayatını kaybetti, dört kişi yaralandı. Harg Adası’na su tedarikinde kesintiye yol açan saldırıyı “savaş suçu” olarak nitelendiren İranlı yetkililer sivil altyapının hedef alınmasına tepki gösterdi. Devrim Muhafızları Ordusu ise saldırıya misilleme olarak Bahreyn ve Umman’daki ABD askeri hedeflerinin vurulduğunu duyurdu.

ABD ordusu, İran’ın güneybatısında yer alan Huzistan ile güneyindeki Buşehr vilayetlerinde sivil su altyapısını hedef alan hava saldırıları gerçekleştirdi.

Yerel yetkililerin açıklamalarına göre iki su pompa istasyonunun hedef alındığı saldırılar, bölgedeki tarımsal faaliyetleri aksatırken Harg Adası’na yönelik su tedarikinde de geçici kesintilerin yaşanmasına yol açtı.

Huzistan vilayetinden bir yetkili, ABD’ye ait askeri mühimmatın Mahşehr kentindeki bir tarımsal sulama pompa istasyonuna isabet ettiğini bildirdi.

Yetkili, patlama sonucunda istasyonda görevli bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört kişinin ise yaralandığını açıkladı.

Huzistan Su ve Elektrik Kurumu Genel Müdürü Abbas Sadriyanfer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mahşehr ile Hendican kentleri arasındaki Hendican bölgesinde faaliyet gösteren RMD drenaj pompa istasyonunun pazartesi günü sabahın erken saatlerinde “Amerikan-Siyonist düşman” tarafından vurulduğunu kaydetti.

Sadriyanfer, saldırı sırasında tesiste görev yapan Zohre ve Cerrahi Sulama Şebekesi İşletme Şirketi çalışanı Şakir Muhsini’nin yaşamını yitirdiğini, yaralanan bir diğer personelin ise hastanede tedavi altına alındığını ifade etti.

Söz konusu tesisin bölgedeki tarımsal atık suların tahliyesi ve idaresinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Sadriyanfer, sulama ve drenaj şebekelerinin verimliliğinin korunması için istasyonun kesintisiz çalışmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.

“Sivil altyapının vurulması açık bir savaş suçudur”

İran Su Endüstrisi Sözcüsü İsa Bozorgzade, Hendican’daki RMD drenaj pompa istasyonuna düzenlenen saldırının doğrudan halkın yaşamına, sağlığına ve geçim kaynaklarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Bozorgzade, “Su, tüm uluslararası belgelerde ve hukuk kurallarında olduğu gibi Doğu ve İran kültürü ile medeniyetinde de kutsal bir yere sahiptir. Suya saldırmak, insanların temel haklarına saldırmaktır” ifadelerini kullandı. Su sektörüne hizmet veren bir emekçinin hayatını kaybetmesinin saldırının niteliğini açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Sözcü, bu eylemin sadece sivil altyapıyı değil, doğrudan halka hizmet götüren sivilleri hedef aldığını vurguladı.

Saldırıyı “düşünce ve eylemde çaresizliğin bir göstergesi” olarak nitelendiren Bozorgzade, “Düşman su tesislerini hedef aldığında aslında kendi acziyetini sergiliyor. Bu davranış ne onurlu bir eylem ne de askeri bir başarıdır; sadece kötülüğün dışa vurumudur” diye konuştu.

Bozorgzade, saldırının tesisteki faaliyetleri tamamen durdurmayı amaçladığını, ancak su sektörü çalışanlarının hasarı en aza indirmek ve durumu kontrol altına almak için sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun bir çalışma yürüttüğünü aktardı. Su tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının açık bir savaş suçu teşkil ettiğini savunan Sözcü, uluslararası toplumun ve sorumlu kuruluşların bu saldırılara karşı sessiz kalmayarak faillerin hesap vermesini sağlaması gerektiğini dile getirdi.

Diğer yandan İranlı yetkililer, pazartesi sabahı erken saatlerde Huzistan vilayetine bağlı Ahvaz, Omidiye, Mahşehr, Behbehan, Dezful, Endimeşk, Abadan ve Şadegan çevresindeki çok sayıda noktanın da ABD mühimmatlarıyla hedef alındığını açıkladı.

Bölgelerdeki hasar tespit çalışmalarının devam ettiği bildirilirken, İran medyası Ahvaz’ın dış kesimlerindeki iki ayrı noktanın daha vurulduğunu aktardı. Bununla birlikte, Ahvaz Uluslararası Havalimanı’nın hedef alındığına yönelik iddialar ise resmi kaynaklarca yalanlandı.

Devrim Muhafızları misilleme operasyonlarını açıkladı

Su pompa istasyonuna yönelik saldırıların ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Devrim Muhafızları Ordusu, düzenlenen operasyonlara misilleme olarak Bahreyn’de bulunan ABD askeri altyapısının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada ayrıca Umman’da konuşlu FPS tipi uzun menzilli hava gözetleme radarı ile bir deniz gözetleme radarının imha edildiği bilgisine yer verildi.

Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Sevgili ve dirençli İran halkı, Silahlı Kuvvetler’deki evlatlarınızın kararlı ve güçlü operasyonları, çocuk katili ABD ordusunu çaresizliğe sürükledi. Amerikalı saldırganlar, son saldırılarında Mahşehr ilçesindeki tarımsal su pompasını hedef alarak halk düşmanı karakterlerini bir kez daha gösterdi.”

Açıklamanın devamında, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerinin Bahreyn’in Cufeyr bölgesindeki ABD askeri tesislerini hedef aldığı belirtilerek, “Cufeyr’de alevler yükselirken, kahraman Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerindeki cesur evlatlarınız, misilleme operasyonunun beşinci aşamasında güçlü füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla Umman Sultanlığı’ndaki FPS uzun menzilli hava gözetleme radarını ve deniz gözetleme radarını da vurup imha etti” denildi.

Geçen ay da binlerce kişi susuz kalmıştı

Su altyapısına yönelik gerçekleştirilen bu son saldırılar, ABD’nin geçen ay Hürmüzgan vilayetine bağlı Sirik ilçesindeki su tesislerini hedef almasının ardından kaydedildi.

Kavurucu yaz sıcaklarının yaşandığı o dönemde düzenlenen saldırılar nedeniyle bölgedeki 20 binden fazla kişinin içme suyuna erişiminin kesildiği bildirilmişti. Söz konusu operasyonlarda Kuhestek kasabası ile Bemani bölgesindeki 10 köyün su dağıtım şebekesi büyük hasar görmüştü.

İki ülke arasındaki askeri hareketlilik, İran donanmasının Hürmüz Boğazı’nda Tahran ile Washington arasında daha önce imzalanan mutabakat zaptını ihlal ettiği belirtilen gemi geçişlerini engellemesinin ardından yeniden tırmanışa geçti. Yaşanan bu gelişmelerin ve ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatını artırmasının ardından İranlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’nın tüm transit geçişlere kapatıldığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran saldırısından kurtulan ABD’li askerlerden komutanlara suçlama

Yayınlanma

ABD’nin İran ile girdiği çatışmanın ikinci gününde Kuveyt’teki limanda konuşlu birliğe düzenlenen ve altı askerin ölümüyle sonuçlanan İHA saldırısına ilişkin iç soruşturma tamamlanma aşamasına geldi. Saldırıdan kurtulan askerler, komutanları istihbaratı göz ardı etmekle suçluyor. Soruşturmanın ise herhangi bir disiplin cezası öngörmediği belirtiliyor.

İran’ın insansız hava aracıyla (İHA) Kuveyt’teki Şuaibe Limanı’nda yer alan ABD üssüne düzenlediği saldırıdan kurtulmayı başaran Amerikalı askerler, komutanlarını ihanetle ve olası saldırı uyarılarını kulak ardı etmekle suçluyor.

The Washington Post gazetesinin askeri kaynaklara ve iç soruşturmaya aşina kişilere dayandırdığı haberine göre, askeri yetkililer saldırı öncesinde gelen kritik istihbarat verilerini dikkate almadı.

Saldırının, ABD ile İran arasında başlayan çatışmaların ikinci günü olan 1 Mart’ta düzenlendiği belirtildi. ABD Kara Kuvvetleri 103’üncü Lojistik Destek Komutanlığı bünyesinde görev yapan altı askerin hayatını kaybettiği, onlarca askerin ise yaralandığı aktarıldı.

Haber kaynakları, bu saldırıyı çatışma sürecinde Amerikan ordusunun tek seferde en çok kayıp verdiği olaylardan biri olarak nitelendiriyor.

“Limandaki güvenlik açıkları biliniyordu”

Gazeteye konuşan askeri personel, Şuaibe Limanı’nın İran için olası bir hedef olduğunu gösteren istihbarat raporlarının komuta kademesi tarafından göz ardı edildiğini ileri sürdü.

Askerler, tesisin İHA saldırılarına karşı korumasız olması sebebiyle personelin buraya yerleştirilmemesi yönünde tavsiyeler yapıldığını ancak bu uyarıların dinlenmediğini ifade etti.

Görüşlerine başvurulan bazı kaynaklar, saldırı sırasında Tugay Generali Clint Barnes’ın sergilediği tutumu da eleştirdi. İddialara göre Barnes, patlamanın ardından binadan çıkarak sığınağa yönelirken, çok sayıda asker içeride kaldı.

Yaralıların tahliyesi ve kurtarma çalışmaları ise binada kalan diğer subaylar ve erler tarafından gerçekleştirildi.

Saldırı sırasında hedef alınan binada olan Binbaşı Steven Ramsbott, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak ve hepimiz aynı yalana inanmaya devam edersek, gelecekte başka bir birlik de aynı durumu yaşayacak ve kendisini bizim düştüğümüz koşulların içinde bulacak” dedi.

Soruşturmada komutanlara ceza öngörülmüyor

ABD ordusu, askerlerin yönelttiği somut suçlamalar hakkında açıklama yapmaktan kaçınırken, komuta kademesinin kararlarını ve sahada attığı adımları savunarak bu kararların gerekçeli olduğunu bildirdi.

The Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, olayla ilgili başlatılan askeri iç soruşturma son aşamaya geldi.

Soruşturmanın ön raporunda, birliğin Şuaibe Limanı’na yerleştirilmesi veya saldırı sonrasındaki tıbbi yardım sürecinin yönetilmesi hususunda komutanlara yönelik herhangi bir kişisel sorumluluk yüklenmediği ve disiplin cezası uygulanmasının tavsiye edilmediği aktarıldı.

Saldırı sabah saatlerinde hazırlıksız yakaladı

CNN’in haberine göre, Şuaibe Limanı’nda taktik operasyon merkezi olarak kullanılan üç bölmeli treylere yönelik saldırı 1 Mart sabahı erken saatlerde düzenlendi. Saldırının ani gerçekleşmesi sebebiyle askeri personelin tahliye edilmeye veya sığınağa geçmeye fırsat bulamadığı kaydedildi.

Vurulan binada patlamanın ardından saatlerce yangın çıktığı, şok dalgasının duvarları yıktığı ve yapısal unsurların iskeletten ayrıldığı belirtildi.

Olayın ertesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın misilleme saldırılarında altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonu 28 Şubat 2026 tarihinde başlamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English