Ortadoğu
ABD ve Suudi Arabistan Irak’ta Haşdi Şabi üslerini ortak hava harekatıyla vurdu

ABD ve Suudi Arabistan orduları, çarşamba sabahı Irak’ın en az yedi vilayetinde Halk Seferberlik Güçlerine (Haşdi Şabi) ait üs ile silah depolarını kapsayan koordineli hava saldırıları düzenledi. Haşdi Şabi, bombardımanda ilk belirlemelere göre 20 mensubunun yaşamını yitirdiğini, 32 kişinin yaralandığını açıklarken operasyonun bilançosunun sahadaki incelemelerin ardından kesinleşeceğini bildirdi.
ABD ve Suudi Arabistan orduları, çarşamba sabahı Irak genelinde Halk Seferberlik Güçlerine (Haşdi Şabi) ait üsler, lojistik merkezler ve silah depolarına koordineli hava saldırıları gerçekleştirdi.
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptıkları ayrı açıklamalarda ortak askeri operasyonu doğruladı. Riyad ve Washington yönetimleri, İran ile bağlantılı olduğunu ileri sürdükleri silahlı grupların ABD birlikleri ile Suudi Arabistan’ın enerji altyapısına yönelik son saldırılardan sorumlu olduğunu savundu.
Can kaybı 20’ye yükseldi
Rudaw’ın aktardığı bilgilere göre Haşdi Şabi, bombardımanın bilançosuna dair yaptığı ilk açıklamada Ninova vilayetinde sekiz mensubunun yaşamını yitirdiğini, dört mensubunun ise yaralandığını duyurdu. Kurum tarafından daha sonra yayımlanan ikinci açıklamada ise toplam can kaybının 20’ye, yaralı sayısının 32’ye yükseldiği kaydedildi.
Haşdi Şabi, hava harekatının Bağdat, Vasıt, Ninova, Basra, Kerkük, Kerbela ve Diyala’nın da aralarında bulunduğu en az yedi vilayeti kapsadığını bildirdi. Bombardıman neticesinde üslerin, araçların ve askeri teçhizatın hasar gördüğü açıklandı.
Saha hasarının saptanması ve bilgilerin doğrulanması amacıyla özel komisyonların incelemelerini sürdürdüğü kaydedildi. Kamuoyuyla paylaşılan can kaybı ve yaralı sayısının ön tespit niteliği taşıdığı, arama çalışmaları ile saha raporlarının tamamlanmasıyla bilançonun ağırlaşabileceği vurgulandı.
Riyad İHA saldırılarını gerekçe gösterdi
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Turki el-Maliki, CENTCOM ile koordinasyon içerisinde belirlenen hedeflerin vurulduğunu açıkladı. Maliki, hedef alınan noktaların Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi ile başkent Riyad’daki petrol tesislerine yönelik son insansız hava aracı (İHA) saldırılarıyla bağlantılı olduğunu ileri sürdü. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, söz konusu saldırılarda kullanılan İHA’ların Irak topraklarından fırlatıldığını iddia etti.
Riyad yönetimi, bölgedeki gerilimi tırmandırma amacı taşımadığını duyurmakla birlikte Suudi Arabistan’a yöneltilecek her türlü saldırıya karşılık verileceğini kaydetti. CENTCOM ise ABD ve Suudi savaş uçaklarının Irak’taki lojistik üsler ile silah depolarını hedef aldığını doğruladı.
Saldırıların Basra ve Vasıt hatlarındaki dökümü
Iraklı kaynaklar, en yoğun bombardımanın Basra vilayetinde meydana geldiğini aktardı. Haşdi Şabi’nin ed-Deyr bölgesindeki operasyon merkezi ile silah depolarının hedef alındığı kaydedildi. El-Hadath’ın da aralarında yer aldığı Arap yayın organları, bölgeye çok sayıda hava saldırısı düzenlendiğini ve yaralıların bulunduğunu bildirdi. Güvenlik kamerası kayıtlarında bölgede sıralı patlamaların yaşandığı görüldü.
Haşdi Şabi Basra Operasyon Komutanlığı, karargah çevresine üç hava saldırısı yapıldığını, iki füzenin ise yakındaki alanlara düştüğünü duyurdu.
Vasıt vilayetinin es-Suveyre bölgesindeki üsler ile silah depolarının da vurulduğu, hedef alınan mevkiler arasında el-Feth el-Mübin Üssü’nün yer aldığı belirtildi. İlk raporlarda Babil vilayetindeki Haşdi Şabi mevzilerinin ve Cürf en-Nasr bölgesindeki bazı noktaların da hedef alındığı öne sürüldü. Haşdi Şabi’nin son açıklaması bombardımanın Bağdat, Diyala, Kerkük ve Kerbela hattına yayıldığını kesinleştirdi.
Irak egemenliği ve direniş gruplarının uyarısı
Haşdi Şabi, ABD ve Suudi Arabistan’ın ortak harekatını “son derece tehlikeli bir tırmanış” şeklinde niteledi. Açıklamada bombardımanın Irak’ın egemenliğini ihlal ettiği ve ülkenin resmi güvenlik kurumlarını doğrudan hedef aldığı vurgulandı.
Askeri operasyon, Iraklı direniş gruplarının Suudi Arabistan’ı Irak topraklarına yönelik olası bir askeri harekata karşı uyarmasının ardından gerçekleşti. Irak İslami Direnişi, pazartesi günü yayımladığı metinde Suudi petrol tesislerine düzenlenen saldırılarla ilişkisi bulunduğu iddiasını reddederek Riyad’ın suçlamalarını “asılsız” olarak tanımlamıştı.
Irak İslami Direnişi açıklamasında, “Bu asılsız iddialar, Suudi yönetiminin Yemen direniş güçlerinin ülke derinliklerindeki altyapıya yönelik son derece etkili operasyonlarına karşılık vermekteki başarısızlığını örtme girişiminden başka bir şey değildir” ifadesine yer vermişti.
Grup ayrıca şu uyarıyı kaydetmişti: “Suudi yönetimini açık biçimde uyarıyoruz. Atacağı herhangi bir düşüncesiz adım, kendisine derin pişmanlık yaşatacak kararlı bir karşılıkla karşılanacaktır.”
Irak İslami Direnişi, Suudi Arabistan yönetimine Irak’ı suçlamak yerine Yemen halkına uygulanan ablukayı kaldırma çağrısında bulunmuştu.
Ortadoğu
Yemen güçleri Saada semalarında Suudi Arabistan’a ait Vestel Karayel İHA’sını vurdu

Yemen Silahlı Kuvvetleri, ülkenin kuzeyindeki Saada vilayeti semalarında düşmanca faaliyet yürüttüğü gerekçesiyle Suudi Arabistan’a ait Türk yapımı Karayel keşif İHA’sını vurduğunu ilan etti. Ensarullah Siyasi Büro Üyesi Dayfullah eş-Şami, Suudi Arabistan’ın uyguladığı abluka tamamen kaldırılıncaya kadar misilleme harekâtının kararlılıkla devam edeceğini duyurdu.
Ensarullah’a bağlı Yemen Silahlı Kuvvetleri, ülkenin kuzey sınırında yer alan Saada vilayeti üzerinde Suudi Arabistan Hava Kuvvetlerine ait Türk yapımı Karayel tipi bir keşif insansız hava aracını düşürdüğünü açıkladı.
Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Yahya Seri, hava savunma birliklerinin Saada semalarında tespit ettiği araca uygun bir silah sistemiyle müdahale ettiğini bildirdi.
Seri, insansız hava aracının bölgede düşmanca faaliyetler yürüttüğü sırada hedef alındığını belirterek, Yemen ordusunun ülke egemenliğini koruma kararlılığını sürdüreceğini ve her türlü hava ihlaline karşı meşru müdafaa hakkını kullanacağını kaydetti.
Saada semalarında düşürülen altıncı Karayel
Düşürülen aracın, Türkiye merkezli Vestel Savunma şirketi tarafından tasarlanıp üretilen keşif ve silahlı insansız hava aracı modeli Karayel olduğu aktarıldı.
Yemen yerel basını, Suudi Arabistan liderliğindeki askeri koalisyonun Yemen’deki operasyonlarda bu araçları uzun süredir kullandığını ve hava savunma birliklerinin bugüne kadar aynı tipte beş İHA’yı daha imha ettiğini kaydetti.
Başkent Sana’nın yaklaşık 243 kilometre kuzeyinde bulunan dağlık Saada bölgesi, koalisyon güçlerinin hava saldırılarına en sık maruz kalan alanlar arasında yer alıyor.
Askeri kanadın İHA açıklamasının ardından Ensarullah Siyasi Büro Üyesi Dayfullah eş-Şami de bölgedeki son duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Lübnan merkezli El-Meyadin televizyonuna konuşan Şami, Sana yönetiminin Suudi Arabistan tarafından uygulanan ablukayı kırmak amacıyla askeri operasyon başlattığını ve Yemen halkı haklarını tam olarak alana kadar bu adımların süreceğini ifade etti.
Suudi Arabistan’ın milyonlarca Yemenli üzerinde vesayet kurma arayışında olduğunu savunan Şami, Sana hükümetinin tüm seçenekleri masada tuttuğunu ve şimdiye kadar icra edilen operasyonların Riyad’ı çözüme zorlamaya dönük birer uyarı niteliği taşıdığını belirtti.
Ateşkes ihlali ve karşılıklı misillemeler
Son askeri temaslar, Suudi Arabistan ile Yemen arasındaki gerilimin yeniden tırmandığı bir süreçte gerçekleşti. Suudi Arabistan güçlerinin 13 Temmuz tarihinde Sana Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan hava saldırısı düzenlediği bildirildi.
Yemen yönetimi, bu saldırının dört yıldır yürürlükte bulunan ateşkes şartlarını doğrudan ihlal ettiğini kaydederek misilleme harekâtını yeniden devreye soktu.
Yemen Silahlı Kuvvetleri, takip eden günlerde Suudi Arabistan topraklarındaki Abha Uluslararası Havalimanı dahil olmak üzere birden fazla stratejik noktaya yanıt operasyonları düzenlediğini açıkladı.
Ensarullah yönetimi son olarak geçen pazartesi günü “ablukaya karşı abluka” stratejisini yürürlüğe koyduğunu ilan ederek Babülmendep Boğazı üzerinden gerçekleşen Suudi deniz seyrüseferine yaptırım uygulanacağını duyurdu.
Riyad yönetimine Irak suçlaması tepkisi
Ensarullah yetkilisi Şami, Suudi Arabistan’ın Yemen’de sürdürdüğü 12 yıllık askeri varlığın ve uyguladığı ablukanın getirdiği sorumluluklardan kaçmaya çalıştığını dile getirdi.
Riyad yönetiminin sahada yerel müttefiklerine dayandığını ya da yaşanan saldırılardan Irak gibi komşu ülkeleri sorumlu tuttuğunu belirten Şami, Suudi yetkililerin İHA saldırılarında Irak’ı işaret etmesinin kendi askeri başarısızlıklarını gizleme amacına hizmet ettiğini söyledi.
Yemen’in icra ettiği tüm askeri operasyonları resmi kanallar üzerinden şeffaf şekilde kamuoyuna duyurduğunu ekleyen Şami, Sana yönetiminin askeri kapasitesini ve eylemlerini açıklamaktan çekinmediğini vurguladı.
Diplomatik temaslara da değinen Şami, Ürdün’ün Yemen’e yönelik uçuşları yeniden başlatma yönündeki girişimini memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.
Katar’ın da ablukanın hafifletilmesine dönük adımlara destek vermesini beklediklerini aktaran Şami, Yemen’in Direniş Ekseni’nin bir bileşeni olarak diğer unsurlarla koordinasyon içinde hareket ettiğini ve ulusal hakları güvence altına alacak askeri imkânlara sahip olduğunu kaydetti.
Ortadoğu
İddia: Çin tanker geçişi için Husilerle temas kurdu

Çin, Husilerin Suudi Arabistan limanlarına abluka ilan etmesinin ardından Kızıldeniz’in güneyinden geçen tankerlerin güvenliği için grupla doğrudan görüşmeler gerçekleştirdi. Reuters’ın iddiasına göre Pekin yönetimi, Babülmendep Boğazı’ndan sevkiyatın aksamaması adına Husilerden garanti talep etti.
Husilerin Suudi Arabistan limanlarına deniz ablukası uygulayacağını duyurmasının ardından Çin, tankerlerinin Kızıldeniz’in güney kesiminden güvenli geçişini sağlamak amacıyla Yemenli grupla doğrudan görüşmeler gerçekleştirdi.
Konuya vakıf altı kaynağın Reuters haber ajansına aktardığı bilgilere göre Pekin yönetimi, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz kıyısındaki terminallerinden, özellikle de Yanbu limanından yapılan petrol ihracatının kesintisiz sürmesini hedefliyor.
Aralarında üst düzey bir İranlı yetkilinin de bulunduğu kaynaklar, Çin hükümetinin Çin bayraklı veya Çin işletmesindeki tankerler için güvenlik garantisi talep etmek üzere doğrudan Husilere başvurduğunu belirtti. Kaynaklar, Çin’in Babülmendep Boğazı üzerinden gemi geçişleri konusunda Husilerle doğrudan temas kuran ilk ülkeler arasında yer aldığını kaydetti.
Yanbu limanından Asya’ya Babülmendep Boğazı üzerinden güneye doğru yapılan bir seyir ortalama 16 gün sürüyor. Gemilerin kuzeye, Süveyş Kanalı’na yönelip ardından Batı ve Güney Afrika’yı dolaşarak rotalarını uzatması halinde ise teslimat süresi 50 güne çıkıyor.
Geçişler tek tek onaylandı
Kpler veri analitiği firması ile LSEG ve MarineTraffic gemi takip servislerinin sağladığı verilere göre, Suudi Arabistan limanlarında yükleme yapan en az dört ham petrol tankeri, ablukanın ilan edilmesinden sonra boğazı geçerek Çin’e doğru seyrini sürdürdü.
Konuya vakıf kaynaklar, Pekin yönetiminin her bir tankerin geçişini Husilerle özel olarak koordine ettiğini ve ardından her iki tarafın da durumdan İran’ı haberdar ettiğini açıkladı.
Buna karşın Aden Körfezi’nden çıkan Hong Kong merkezli Associated Maritime şirketine ait “New Champion” ve “New Prime” adlı iki süpertanker, seyir güvenliğine ilişkin kaygılar nedeniyle rotalarını değiştirdi.
Bu gemilerden New Champion ham petrol yüklemek üzere Yanbu limanına yanaşmayı planlarken, New Prime ise yüklemesini tamamlamış durumdaydı.
Yemenli Husiler geçen hafta Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası başlattıklarını ilan etmiş, ardından Suudi Arabistan’a ait “Encelia” ve “Layla” adlı iki petrol tankerini hedef aldıklarını öne sürmüştü.
Ajansın aktardığına göre Suudi Arabistan’ın milli petrol şirketi Saudi Aramco, Husilerin düzenlediği saldırının ardından 27 Temmuz Salı günü Cidde’de bulunan günlük 400 bin varil kapasiteli rafinerisindeki operasyonları durdurdu. Şirketin Asya pazarına yönelik petrol sevkiyat rotalarını değiştirmeyi değerlendirdiği aktarıldı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan ABD ile nükleer anlaşmada Trump’ın İsrail şartına direniyor

ABD ile sivil nükleer enerji anlaşması imzalayan Suudi Arabistan, Başkan Donald Trump’ın sonradan öne sürdüğü İsrail ile diplomatik ilişki kurma şartını kabul edeceğine dair bir işaret vermiyor. Riyad yönetimi anlaşmanın iptal edildiğini kabul etmezken, ABD Kongresindeki onay takvimi ve Orta Doğu’daki dengeler sürecin geleceğini belirleyecek.
Suudi Arabistan, ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer enerji anlaşması kapsamında Riyad’ın İsrail ile diplomatik ilişki kurması yönündeki sonradan getirdiği şartı kabul edeceğine dair herhangi bir sinyal vermiyor.
Suudi liderler, geçen hafta imzalanan anlaşmanın yürürlükten kalktığını dahi kabul etmiş değil.
İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki normalleşme, ilk Trump yönetimi ve ardından Joe Biden yönetimi sırasında müzakere edilen ve ABD’nin krallığın sivil nükleer programını inşa etmede ortak olmasına yönelik paket anlaşmanın temel sütunlarından biriydi.
Ancak Enerji Bakanı Chris Wright çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin Amerikan şirketlerinin petrol zengini ülkede ortaklaşa bir sivil nükleer program inşa etmesi için Suudi Arabistan ile büyük bir anlaşma imzaladığını duyurduğunda bu talep ortada görünmüyordu.
Suudi jeopolitik analist ve Suudi Elite danışmanlık grubunun başkanı Mohammed Alhamed, Trump’ın İbrahim Anlaşmaları hakkındaki taleplerinin “anlaşmanın esasını değiştirmediğini” belirtti.
The Hill gazetesine konuşan Alhamed şunları kaydetti:
“Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanıması nükleer anlaşma için resmi bir şart olsaydı, anlaşma imzalanmadan önce müzakere edilir ve şartlarına açıkça dahil edilirdi. Başkan Trump’ın Washington’daki İsrail’e ve destekçilerine güvence vererek öncelikle iç politikadaki seçmen kitlesine hitap ettiğine inanıyorum. Bu durum, Suudi Arabistan’ın tutumunu değiştirdiği anlamına gelmiyor.”
Trump cuma günü, Wright’ın nükleer anlaşmayı pekiştirmesi karşısında hazırlıksız yakalandığına dair çıkan haberlere tepki gösterdi.
Arkasında Wright ile birlikte Oval Ofis’te konuşan Trump, “Hayır, kimse öne geçmedi. Demek istediğim, bu anlaşmayı yapmak için İbrahim Anlaşmaları’nın bir üyesi olmaları gerektiğini söylüyorum” ifadelerini kullandı.
Trump konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İbrahim Anlaşmaları’na katılmazlarsa bu anlaşmayı yapmayacağım her zaman anlaşılmıştı; Chris de biliyordu, Suudi Arabistan da biliyordu.”
Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliği, nükleer anlaşmanın durumu veya İsrail ile nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında ilişkiler kuran 2020 tarihli anlaşmaya katılmayı düşünüp düşünmediği konusunda resmi bir açıklama yapmaktan kaçındı.
ABD’nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney, Suudi yetkililerin derin bir nefes alarak Trump’ın talebini daha da baskılamasına yol açabilecek her türlü eylemden kaçındığını aktardı.
Ratney şu değerlendirmeyi yaptı:
“Suudilerin yerinde olsanız, ‘Pekala, bunun nereye varacağını görelim. Belki kademeli olarak bazı görüşmeler yapmaya başlarız’ dersiniz. Trump gerçekten bu büyük anlaşmayı rafa kaldırmak istiyor mu? Trump için bu büyük bir anlaşma çünkü teorik olarak Amerikan şirketleri için büyük bir iş anlamına geliyor. Yani bunu gerçekten rafa kaldırmak ister misiniz? Bir duraklama yapacaklarını, derin bir nefes alacaklarını, sessiz görüşmeler yürüteceklerini ve sürecin nerede durulacağını göreceklerini düşünüyorum.”
Kongre sürecindeki kritik zamanlama
Trump için temel sınav, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki çoğunlukları kaybetme ihtimali belirmeden önce, önümüzdeki haftalarda nükleer anlaşmayı Kongre’ye iletip iletmeyeceği olacak.
Anlaşma Kongre’ye iletildikten sonra milletvekillerinin anlaşmaya karşı çıkmak veya ilerlemesine izin vermek için 90 günü bulunuyor. Trump anlaşmayı eylül ayından sonraya ertelerse, neredeyse kesin olarak daha dar bir Cumhuriyetçi çoğunlukla veya Demokrat çoğunlukla mücadele etmek zorunda kalacak.
Anlaşmanın metni kamuoyuna açıklanmadı; ancak basına sızan ayrıntılar arasında Amerikan şirketlerine Suudi Arabistan’ın nükleer altyapısını geliştirmede merkezi bir rol veren 30 yıllık ve milyarlarca dolarlık bir sözleşme yer alıyor.
ABD Ticaret Odası Küresel Enerji Enstitüsü Kıdemli Başkan Yardımcısı Christopher Guith, “ABD hükümetine bunu başarması için onlarca yıldır baskı yapıyorduk” dedi.
Guith, “gelinen noktada” Trump’ın Suudi-İsrail ilişkileri talebinin anlaşmanın uygulanmasını geciktirebileceğini ifade etti.
Biden yönetiminde Savunma Bakanlığı Ortadoğu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Shapiro, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın ABD ile nükleer enerji ortaklığını her zaman “kutsal kase” olarak gördüğünü aktardı.
Shapiro, Suudilerin özellikle İran’ın nükleer silah edinme çabalarına karşı bir önlem olarak muhtemel uranyum zenginleştirmeye izin veren “özel muafiyetler” elde etmeye odaklandığını ekledi.
Shapiro, “Veliaht Prens, İran bu kabiliyeti elde ederse Suudi Arabistan’ın da bu yetkinliğe ulaşmasını sağlayacağını her zaman söyledi” dedi.
Anlaşmada, nükleer yakıtın ABD tarafından taşınması yerine Suudi Arabistan’da uranyum zenginleştirmesinin yapılıp yapılmayacağını belirleyecek iki yıllık bir fizibilite çalışması da dahil olmak üzere farklı aşamalar yer alıyor.
Bu hüküm, eski diplomatlar ve nükleer silahların yayılmasını önleme uzmanları tarafından Riyad’ın nükleer silah geliştirmesi için potansiyel bir yol olarak değerlendirilerek kaygıyla karşılandı. Basına yansıyan diğer ayrıntılar da nükleer güvenlik ve silahların yayılmasının önlenmesi konularında gevşek denetim çekincelerine yol açtı.
Riyad ile Washington’ın stratejik bağları
Riyad yönetiminin, Trump’ın İsrail ile ilgili talepleri nedeniyle ABD ile yapılan anlaşmayı bir kenara atması beklenmiyor.
Shapiro, Başkan’ın Truth Social paylaşımına atıfta bulunarak, “Anlaşmanın ilerlemesini ve Trump’ın paylaşımından geri adım atmasını umuyorlar” dedi.
Rusya ve Çin sivil nükleer işbirliği için alternatif oluştururken Suudi Arabistan, Trump’ın dalgalı diplomasisine, Kongre’de dış politika konusunda artan partizanlığa ve İran ile yapılan savaşın devasa sonuçlarına rağmen ABD ile uzun vadeli bir ortaklığa daha fazla değer verdiğini gösteriyor.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde kıdemli danışman olan Ratney, “Suudiler güvenliklerinin ABD’ye çıpalanmasını gerçekten istiyor” diye konuştu.
Ratney sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yani bu durum bunun bir parçası. Nükleer enerji geliştireceklerse bunun ABD ile olan bir ilişkiye dayanmasını isterler. Her zaman bu tutumu sergilediler. Bunu nükleer güçleri için alternatifleri öne sürme nedeni olarak göreceklerini sanmıyorum.”
Suudi danışman Alhamed, hem Trump yönetimi hem de Riyad için nükleer anlaşmanın hayata geçirilmesinde açık teşvikler bulunduğunu söyledi.
Alhamed şunları kaydetti:
“Amerika Birleşik Devletleri açısından anlaşma onlarca yıllık stratejik ortaklığı güçlendiriyor, Amerikan şirketlerini ve ABD ekonomisini destekliyor ve ABD etkisini koruyor. Suudi Arabistan açısından ise Washington ile güvenilir bir ortaklığı pekiştirirken Krallığın uzun vadeli enerji ve ekonomik dönüşümünü ileriye taşıyor.”
Filistin meselesi ve normalleşme engeli
Ancak Riyad’ın veya Trump’ın İbrahim Anlaşmaları konusundaki tutumlarından vazgeçmeye hazır olup olmadığı belirsizliğini koruyor.
Suudi Arabistan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun engelleyeceğine dair söz verdiği Filistin devletine giden bir yol üzerinde ısrar ederek İsrail’i normalleşmenin önündeki engel olarak görüyor.
İsrail’in uzun süredir görev yapan lideri ayrıca Filistinlilerle çözüm konusunun neredeyse tüm İsrailli siyasetçiler için son derece riskli olduğu 27 Ekim’deki kritik seçimlere gidiyor.
Alhamed, “Lider Arap ve İslam ülkesi olarak Suudi Arabistan daha geniş bölgesel sorumluluklar taşıyor; bu da Filistin hakları konusunda anlamlı bir ilerleme ve iki devletli çözüme giden inandırıcı bir yol olmadan normalleşmeyi zorlaştırıyor” dedi.
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Dünya Basını2 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Asya2 hafta önceÇin’in petrol hamlesi akaryakıt krizini önleyebilir mi?
Avrupa2 hafta önceCebelitarık ve İspanya arasındaki fiziki sınır kalkıyor
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek








