Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Eski CIA Direktörü Petraeus, biyometrik kontrollü ‘Yeni Gazze’ planı için İsrail’deki merkezi ziyaret etti

Yayınlanma

Eski CIA Direktörü ve KKR ortağı David Petraeus, İsrail’in güneyindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi’ni (CMCC) ziyaret ederek, Gazze’de biyometrik giriş kontrollü yerleşim modellerini öngören planlar hakkında yetkilileri bilgilendirdi. Ziyaret, ABD Ordusu’nun Refah için hazırladığı ve BAE tarafından finanse edilmesi planlanan “Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesinin sunumunun ardından gerçekleşti.

Drop Site News’in diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre, modern “ayaklanmaya karşı koyma” (counterinsurgency) doktrininin mimarlarından biri olan eski CIA Direktörü David Petraeus, geçtiğimiz hafta İsrail’in güneyinde bulunan ve Gazze’deki ateşkes sürecini denetleyen ABD ordusu yönetimindeki merkezi ziyaret etti.

Kiryat Gat’taki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi’nde (CMCC) konuşan Petraeus, İsrail’in stratejisini “temizle, tut ve yeniden inşa et” (clear, hold, and rebuild) modeline kaydırmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Petraeus daha önce, İsrail güçlerinin ABD’nin Irak’taki operasyonlarından, özellikle de “kapalı site toplulukları” (gated communities) oluşturma derslerinden faydalanmadığı yönünde eleştirilerde bulunmuştu.

“Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesi

Petraeus’un ziyaretinden bir hafta önce ABD Ordusu, CMCC yetkililerine Refah’ta kurulması planlanan “Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesini sundu.

Drop Site News’in edindiği bilgilere göre, söz konusu konut kompleksi, tamamen İsrail askeri kontrolü altındaki bir bölgede 25 bin Filistinliyi barındıracak. Proje; biyometrik giriş sistemleri, kimlik kontrolleri, yeniden eğitim programları ile yardım ve barınma üzerindeki sıkı denetimleri içeriyor.

CMCC’nin günlük işleyişine aşina iki kaynağa göre, “Önce Gazze Planlı Topluluğu”, “Yeni Gazze”nin genel yeniden inşa planının ilk adımı olarak bir pilot proje işlevi görecek.

The Guardian gazetesinin aktardığı bilgiye göre, kompleksin finansmanı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından sağlanacak.

Trump ve Kushner’in Davos açıklamaları

Petraeus’un 21 Ocak’taki CMCC ziyareti, Başkan Donald Trump’ın İsviçre’nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu’nda “Barış Kurulu”nun açılışını yaptığı tarihle denk geldi.

Törende konuşan Trump, “Gazze’nin silahsızlandırılmasını, düzgün bir şekilde yönetilmesini ve güzel bir şekilde yeniden inşa edilmesini sağlamaya kararlıyım” dedi.

Trump, “Ben özümde bir gayrimenkul insanıyım ve her şey konumla ilgilidir. Ve dedim ki, şu deniz kenarındaki konuma bakın, şu güzel mülk parçasına bakın” ifadelerini kullandı.

Trump’ın ardından söz alan damadı Jared Kushner, önümüzdeki 100 günün öncelikleri arasında “Gazze’yi yeniden inşa etmek ve enerji vermek için Trump ekonomik kalkınma planını” sıraladı.

Kushner, “Bu yatırımları çekmek ve kolaylaştırmak için güvenlik ve yönetim çerçevelerini sentezleyecek bir süreç olacak” diye konuştu.

Petraeus, CMCC’deki konuşmasında, Gazze’deki askeri operasyonu ABD’nin 2007 yılında Irak’ta gerçekleştirdiği asker artırımıyla kıyasladı.

Eski ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı olan Petraeus, Irak işgali sırasında ABD askerlerinin sayısının artırılmasını yönetmiş ve yerel milislerin silahlandırılması sürecine nezaret etmişti. Petraeus ayrıca Afganistan’da gece baskınlarını, CIA ve Özel Operasyon görevlerini genişleten isim olarak biliniyor.

Petraeus, Irak ve Afganistan’daki tecrübelerine dayanarak kapalı site topluluklarını savunmanın yanı sıra, Trump yönetiminin pazarladığı iş fırsatlarıyla da yakından ilgileniyor.

2012 yılında CIA’den istifa etmesinin ardından Petraeus, güçlü bir ABD özel sermaye ve yatırım şirketi olan Kohlberg Kravis Roberts & Co. (KKR) bünyesinde çalışmaya başladı.

Halen KKR’de ortak, KKR Küresel Enstitüsü Başkanı ve BAE ile Suudi Arabistan’da ofisleri bulunan KKR Orta Doğu’nun başkanı olarak görev yapıyor.

Petraeus, CMCC konuşmasında 2006 sonunda geliştirdiği ayaklanmaya karşı koyma saha talimnamesine de atıfta bulundu.

“Ayaklanmaya Karşı Koyma (COIN) Ortamında Askeri Operasyonlar İçin Doktrin (Temel İlkeler)” başlığını taşıyan talimnamede Petraeus, “Tüm İslami isyancılar veya teröristler küresel bir devrim için savaşmıyor.

Bazıları, Sünni Arap egemenliğindeki bir Irak kurmak veya İsrail’in yerine bir Arap Filistin devleti geçirmek gibi bölgesel hedefler peşinde” ifadelerine yer veriyor.

Petraeus ayrıca, İsrail’in karavan ve diğer barınma malzemeleri gibi temel ihtiyaç maddelerini engellemesine ve 37 yardım kuruluşunun Gazze’de faaliyet göstermesini yasaklamasına rağmen, CMCC’nin Ekim ayındaki ateşkes anlaşmasından bu yana Gazze’ye insani yardım koordinasyonundaki çabalarından övgüyle bahsetti.

Reuters’ın haberine göre, bazı Avrupa ülkeleri yardım akışını artıramadığı gerekçesiyle geçen ay CMCC’ye personel göndermeyi durdurdu.

CMCC, Ekim 2025’te İsrail ve Hamas arasında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bir hafta sonra CENTCOM tarafından kuruldu.

50’den fazla ülke ve uluslararası kuruluştan temsilcilerin yer aldığı merkez; yardımları koordine etmek, ateşkesi izlemek ve yeniden inşayı planlamakla görevli. Merkezin başında, Irak ve Afganistan’da Petraeus’un komutası altında görev yapmış olan Korgeneral Patrick Frank bulunuyor.

Biyometrik kontrol ve “yazılım tanımlı harp”

Petraeus, Foreign Affairs dergisinde Haziran 2024’te yayımlanan yazısında, İsrail’in ABD’nin hatalarını tekrarladığını ancak 2007 sonrası Irak’ta uygulanan stratejiyi örnek alarak “başarıları” da tekrarlayabileceğini savundu.

Petraeus’un argümanının merkezinde, biyometrik giriş noktaları, kimlik kartları ve sürekli devriyelerle korunan kapalı site topluluklarının oluşturulması yer alıyor.

Ekim ayında Al Majalla’ya verdiği demeçte Petraeus, “Her binayı, katı, odayı, mahzeni temizlersiniz ve her tünel girişini kapatırsınız… Biyometrik kimlik kartları, o bölgede yaşayan insanların geri dönmesine ve evlerinin yakınındaki daha iyi barınaklara erişmesine olanak tanır” dedi.

Mart 2024’te Tel Aviv’deki Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü konferansında Times of Israel’e konuşan Petraeus, İsrail’in ayaklanmaya karşı koyma yaklaşımına geçmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Temel kavramlar şunlardır: Bir alanı temizlersiniz, tutarsınız ve çok önemli bir şekilde tutarsınız… Etrafını duvarla çevirirsiniz. Sadece Felluce’de 12 veya 13 tane olmak üzere, bizim dediğimiz gibi kapalı site toplulukları oluşturursunuz. Düşmanı, aşırılık yanlılarını halktan ayırmaya çalıştığınız için biyometrik kimlik kartları kullanırsınız.”

“Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesi de Petraeus’un modeli gibi, girişleri düzenlemek için biyometrik tarama uygulanmasını öngörüyor.

CMCC sunumunda, konut ve hizmetlere erişim koşulu olarak başvuru sahiplerinin güvenlik veritabanlarında sorgulanacağı belirtildi. Petraeus, bu teknolojik kapasite artışını yakın zamanda “Yazılım Tanımlı Harp” olarak nitelendirdi.

2012’de biyografisini yazan kişiyle yaşadığı evlilik dışı ilişki ve gizli belgeleri paylaşması nedeniyle CIA direktörlüğünden istifa eden ve federal suçlamayı kabul eden Petraeus, istifasının hemen ardından KKR’de çalışmaya başladı. KKR’nin portföyünde, Gazze’de teknoloji ve savunma çıkarları bulunan şirketler yer alıyor.

Optiv: KKR, 2017 yılında İsrail siber güvenlik endüstrisiyle stratejik ortaklıkları bulunan Optiv’in çoğunluk hissesini satın aldı.

Sempris: Mayıs 2022’de KKR, eski İsrail istihbarat yetkilileri tarafından kurulan kimlik odaklı siber güvenlik şirketi Sempris için 200 milyon dolarlık fonlama turuna liderlik etti.

Circor: KKR, 2023 yılında havacılık ve savunma pazarlarına tedarik sağlayan Circor’u satın aldı.

Global Technical Realty: KKR ayrıca İsrail’in Petah Tikva kentindeki güvenli bir yeraltı veri merkezine yatırım yaptı.

KKR’nin İsrail ile bağlantıları, Alman medya ve teknoloji şirketi Axel Springer üzerindeki mülkiyeti aracılığıyla da devam ediyor. Axel Springer, sahibi olduğu İsrailli şirket Yad2 aracılığıyla Batı Şeria yerleşimlerinden kâr elde etmekle suçlanıyor.

Aralık 2024’te Yad2, İsrail ekonomi gazetesi The Marker’da “Nehirden denize” sloganıyla bir reklam yayımladı. Tarihi Filistin topraklarının tamamında gayrimenkul fırsatlarını işaretleyen haritaların yer aldığı reklamda, “Yad2, ileriye bakmanıza ve İsrail’deki bir sonraki evinizde bir gelecek kurmanıza yardımcı olur” ifadesi kullanıldı.

Filistinliler ne diyor?

Drop Site News’e Gazze’den konuşan Filistin STK Ağı Başkanı Emced Şava, Trump ve Kushner’in Davos sunumunu eleştirdi.

Şava, “Sivil toplum, Filistin Yönetimi veya özel sektör olsun, hiçbir Filistinliye danışılmadı. Bu sadece yapay zeka tarafından tasarlanmış, gerçekliği yansıtmayan güzel bir fotoğraf. Siyasi ufuktan, sosyal uyumdan, düzenden bahsetmiyor. Buna kim sahip olacak? Biz Filistinliler mi, yoksa başkaları mı sahip olacak ve biz sadece hizmet mi edeceğiz?” dedi.

Haberde, Filistin’in enerji kaynaklarının yeniden inşanın finansal temeli olarak değerlendiriliyor olabileceği belirtildi. Bir trilyon metreküp doğalgaz rezervine sahip olduğu tahmin edilen ve henüz geliştirilmemiş Gazze Marine sahası, bu model kapsamında paraya çevrilebilir.

“Barış Kurulu” yönetim kurulunda adı geçen eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Petraeus’un, enerji çıkarları etrafında birleşen BAE ile güçlü bağları bulunuyor. Abu Dabi merkezli Mubadala, Aralık 2021’de İsrail’in Tamar açık deniz doğalgaz sahasında yüzde 22 hisse satın aldı. Blair, Mubadala’nın ücretli danışmanlığını yaptı.

KKR ise Blackrock ile birlikte Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’nde (ADNOC) 4 milyar dolarlık yatırıma ve ADNOC Gaz Boru Hattı Varlıkları’nda azınlık hissesine sahip.

Petraeus, Irak’ta devlet kaynaklarını yeniden yönlendirerek küçük ölçekli yeniden inşa projelerini finanse etme konusunda deneyim kazandı.

2007’de ele geçirilen Irak fonlarını, “Komutanların Acil Müdahale Programı” (CERP) aracılığıyla bir ayaklanmaya karşı koyma aracına dönüştürdü. Bu yaklaşım, “Silah Sistemi Olarak Para İçin Komutan Kılavuzu” adlı ABD askeri talimnamesinde özetlenmiştir.

Gazze gazının çıkarılması, İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ve BAE arasındaki enerji işbirliğine uyum sağlıyor. 2025 yılında imzalanan BAE-İsrail enerji işbirliği mutabakat zaptı, gaz sektöründe işbirliğini öngörüyor.

Emced Şava, “Yatırımcılar başımızın üstünde ancak kuralları kabul etmeliler. Gazze onların perspektifine göre değil, Filistin perspektifine göre yeniden inşa edilmeli” ifadelerini kullandı.

Petraeus’un ziyareti, Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin edenler değil, “mahkumlar veya geleceğin işgücü” statüsünde kalacağı planlara dahil olmak isteyen tarafların yakınlaşmasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Drop Site News’e konuşan Glasgow Üniversitesi Rektörü ve Beyrut Amerikan Üniversitesi Çatışma Tıbbı Başkanı Dr. Gassan Ebu Sitta, planla ilgili şunları kaydetti:

“Trump’ın Gazze planı, hayatta kalanların yerli rezervasyonlarına kapatıldığı Kuzey Amerika soykırım modelini izliyor. Bu modelde Filistinlilerin ırksallaştırılmış bedenleri sadece beslenmesi ve sulanması gereken, her türlü öznel derinlikten arındırılmış varlıklar olarak görülüyor. Jared Kushner’in Davos’ta sunduğu ‘Yeni Gazze’ haritası, tam olarak bir hapishanenin iç mimarisine benziyor. Plan, Gazze’nin bir açık hava hapishanesi olarak işlev görmesinden ziyade, mahkumların -Filistinlilerin- en ince ayrıntısına kadar yönetildiği kapalı bir hapishaneye dönüştürülmesini öngörüyor.”

Ortadoğu

İran, Hürmüz Boğazı’nda BAE tankerlerini vurdu

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı’ndan geçen iki petrol tankerinin İran seyir füzeleriyle vurulduğunu, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, sekiz kişinin ise yaralandığını duyurdu. İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin hava saldırılarına karşı başlattığı misilleme operasyonları kapsamında uyarıları dikkate almayan tankerleri hedef aldığını açıkladı.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönetimi, ülkeye ait iki petrol tankerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri esnasında İran seyir füzeleriyle vurulduğunu bildirdi.

BAE Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Mombasa ve Al-Bahiyah adlı ulusal tankerler, Umman karasuları içinde, Hürmüz Boğazı’nın güney deniz rotasından geçerken iki İran seyir füzesiyle hedef alındı” ifadesine yer verildi. Bakanlık, Mombasa tankerinde çalışan Hindistan uyruklu bir mürettebatın yaşamını yitirdiğini, sekiz kişinin de yaralandığını açıkladı. Açıklamada, saldırı nedeniyle her iki tankerde yangın çıktığı, yangınların daha sonra kontrol altına alındığı ve gemilerde maddi hasar oluştuğu kaydedildi.

Abu Dabi yönetimi, saldırıyı bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden “uluslararası hukukun açık ve ciddi bir ihlali” olarak nitelendirerek kınadı. BAE ayrıca söz konusu gerilimi tırmandırıcı adımlara karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) verilerine göre salı günü Umman’ın Limah kentinin güneydoğusunda bir tankerin daha füzeyle vurulduğu saptandı.

BAE tankerlerine yönelik saldırıların, İran’ın ABD’nin son operasyonlarına karşı bölgede başlattığı yeni misilleme dalgası kapsamında gerçekleştiği bildirildi.

Devrim Muhafızları tankerlerin uyarıları dikkate almadığını savundu

İran Devrim Muhafızları Ordusu, bölgedeki çok sayıda ABD askeri tesisinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş kurallarını ihlal eden tankerlerin de hedef alındığını duyurdu.

Devrim Muhafızları Ordusundan yapılan açıklamada, “Kuralları ihlal eden iki süper tanker ABD tarafından kandırıldı, Hürmüz Boğazı Deniz Güvenliği Kontrol Merkezi’nin tekrarlanan uyarılarını dikkate almadı ve seyir sistemlerini kapattı. Mayınlı bir koridordan geçmeyi seçerek deniz trafiğini tehlikeye attılar” ifadesi kullanıldı. Devrim Muhafızları, bölge ülkelerine “saldırgan düşmanla işbirliği” yapmamaları yönündeki uyarılarını yineledi.

İran, “Zafer II Operasyonu” adıyla başlattığı yeni harekât kapsamında Bahreyn’deki ABD askeri altyapısının da hedef alındığını açıkladı. Vurulan noktalar arasında silah depoları ile bir uydu iletişim merkezinin yer aldığı belirtildi.

Devrim Muhafızları Ordusu, Bahreyn’de konuşlu ABD Beşinci Filosu’na füze ve insansız hava araçlarıyla yeni saldırılar düzenlendiğini duyurdu. Açıklamada, yakıt depolama tesislerinin ateşe verildiği; Patriot radar sistemleri, filonun hava kontrol radarı, erken uyarı amaçlı C-RAM radar sistemi ile insansız güdümlü botların sevk ve idare edildiği komuta merkezinin imha edildiği aktarıldı. Devrim Muhafızları ayrıca Ürdün’deki ABD tesislerinin de vurulduğunu açıklayarak misilleme operasyonlarının devam ettiğini vurguladı.

İran ordusu da Kuveyt’teki hava savunma sistemleri, yakıt depoları ve mühimmat tesislerine insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlendiğini bildirdi. Ordu, ABD’nin adımlarına karşı operasyonların süreceğini açıkladı. İran’ın bu açıklamaları, ABD’nin üst üste üçüncü gece ülkenin farklı bölgelerine ağır saldırılar düzenlediği sırada geldi.

Trump savaşı Kongre’ye bildirdi

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı askeri harekâtın yeniden başladığını Kongre’ye resmen bildirdi. Trump yönetimi, bu adımla birlikte ABD ordusunun Kongre onayı olmadan bölgede faaliyet yürütebileceği 60 günlük yeni bir sürenin başladığını kaydediyor.

Reuters haber ajansının aktardığı mektupta Trump, “Bu askeri harekâtı, Amerikalıları, ABD’nin ulusal güvenliğini ve dış politika çıkarlarını koruma sorumluluğum doğrultusunda başlattım” ifadesini kullandı.

Pazartesi gecesi ve takip eden saatlerde, ABD’nin İran’a yönelik şiddetli saldırıları üst üste üçüncü gecede de devam etti. Yayınlanan görüntülerde, İran’ın Kiş Adası, Seravan kenti ve Washington’ın saldırılarıyla sivil teknelerin ateşe verildiği kıyı şeridi dahil olmak üzere ülke genelindeki ağır yıkım yansıdı. Saldırılarda bir milli park koruma istasyonu ve yem deposunun da hedef alındığı, bu saldırı sonucunda bir park korucusunun iki oğlu ve gelini dahil olmak üzere ailesinin hayatını kaybettiği bildirildi.

İran limanlarına yönelik ablukayı yeniden yürürlüğe koyan Trump, ABD’yi “Hürmüz’ün Muhafızı” ilan etti. Trump, Fox News televizyonuna verdiği demeçte, “Bu gece onlara çok sert vuracağız, yarın da çok sert vuracağız ve bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. Hiçbir şeyleri yok. Büyük laflar etmek dışında hiçbir şeyleri kalmadı. Onları tanıdım ve tamamen delirmiş durumdalar” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan ile BAE arasındaki gerilim finans devlerini ürküttü

Yayınlanma

Suudi Arabistan ile Birleşik Arab Emirlikleri arasındaki güç mücadelesinin tırmanması, Wall Street merkezli çok uluslu dev finans kuruluşlarını acil durum senaryoları hazırlamaya yöneltti. Egemen varlık fonlarının toplam büyüklüğü 3 trilyon doları aşan iki Körfez ülkesinin ekonomik rekabeti, küresel bankaların iki ortak arasında seçim yapmak zorunda kalma endişesini artırıyor.

Suudi Arabistan ile Birleşik Arab Emirlikleri (BAE) arasında giderek büyüyen nüfuz ve ekonomi odaklı anlaşmazlık, küresel finans dünyasında endişeleri artırdı.

Bloomberg’in konuya vakıf üst düzey yöneticilere dayandırdığı haberine göre aralarında Goldman Sachs Group, Morgan Stanley, BlackRock ve Brookfield’ın da yer aldığı dünyanın önde gelen banka ve varlık yönetim şirketleri, iki Körfez ülkesi arasındaki ilişkilerin daha da bozulması ihtimaline karşı acil durum planları hazırlamaya başladı.

Yöneticiler, Basra Körfezi’nin en büyük iki ekonomisi arasındaki gerilimin küresel finans kuruluşlarında ciddi kaygı yarattığını ifade etti. Wall Street temsilcileri, iki müttefik arasındaki rekabetin sertleşmesi halinde çapraz ateşte kalmaktan endişe duyuyor.

Söz konusu şirketler uzun yıllardır hem Suudi Arabistan hem de BAE pazarındaki faaliyetlerini genişletmek için yoğun çaba gösteriyor. İki ülkenin kontrol ettiği egemen varlık fonlarının toplam büyüklüğü 3 trilyon doları aşarken, Riyad ve Abu Dabi yönetimleri son yıllarda yapay zeka, finans ve altyapı sektörlerine milyarlarca dolarlık yatırımlar gerçekleştirdi.

Bloomberg, kaygıların boyutunu şu ifadelerle aktardı:

“Kaygılar, bazı küresel yatırım bankalarının ve bölgedeki en az bir hükümetin yetkililerinin, ekonomik rekabetin daha da sertleşmesi durumunda nasıl hareket edeceklerini belirlemek üzere kurum içi değerlendirmeler yapmasına yol açacak kadar yüksek.”

Yöneticiler, iki ülke arasında doğrudan bir askeri çatışma beklemediklerini ancak tarafların daha iddialı ve uzlaşmaz tutumlar benimsemesi durumunda, gelecekte Riyad ile Abu Dabi arasında çok daha zorlu tercihler yapmak zorunda kalabileceklerini belirtiyor.

Risk yönetimi şirketi Crownox’un Üst Yöneticisi Hussein Nasser-Eddin de iki ülke arasındaki gerilimin göz ardı edilmemesi ve gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiği uyarısında yer verdi.

Riyad ve Abu Dabi’den güvence açıklamaları

Tansiyonun yükselmesine rağmen her iki ülkeden de resmi olarak ilişkilerin normal seyrinde devam ettiğine dair açıklamalar geliyor.

BAE’li bir yetkili Bloomberg’e yaptığı açıklamada, Riyad ile Abu Dabi’nin “önemli ticaret ve yatırım akışlarıyla desteklenen, köklü ve güçlü ekonomik ve ticari bağlarını sürdürdüğünü” ifade etti.

Yetkili ayrıca BAE Ekonomi Bakanlığına banka transferleriyle ilgili ulaşmış herhangi bir şikayet yer almadığını belirtti.

Suudi Arabistan Merkez Bankası ise yazılı açıklamasında, ülkenin finans sektörünün “güçlü bir düzenleyici çerçeve içinde faaliyet gösterdiğini ve belirli ülkelere yönelik doğrudan herhangi bir kısıtlama bulunmadığını” kaydetti.

Çalışma vizeleri hakkında bilgi veren Suudi bir yetkili ise vizelerin işverenlerin talepleri doğrultusunda verilmeye devam ettiğini ve uygulama prosedürlerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığını bildirdi. Ancak aynı yetkili, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ikili ilişkilerin geleceğine dair soruları yanıtsız bıraktı.

Resmi güvencelere karşın sahada farklı gelişmelerin yaşandığı kaydediliyor. Financial Times gazetesi, geçen hafta yayımladığı haberinde Suudi Arabistan’ın BAE’deki hesaplara gönderilen bazı para transferlerini geciktirdiğini veya engellediğini öne sürmüştü.

Gazeteye konuşan kaynaklar, Suudi bankalarından BAE’deki şirket ve kişilere ait hesaplara yapılan transferlerin mayıs ayından bu yana çoğunlukla herhangi bir gerekçe gösterilmeden iade edildiğini ya da bekletildiğini aktarmıştı.

Yemen, Sudan ve İran başlıklarında derin ayrışma

İki ülke arasında uzun süredir devam eden nüfuz rekabeti, 2025’in sonlarında ve 2026’nın ilk aylarında Yemen’de belirgin bir kırılmaya yol açtı.

2015 yılında Husi milislerine karşı ortak askeri operasyon başlatan iki müttefik, daha sonra karşı karşıya geldi. BAE destekli ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyinin Yemen’in güneyinde bağımsızlık ilan etme girişimi üzerine Suudi Arabistan, bölgedeki Emirlik destekli milisleri hedef alan askeri adımlar attı.

Bu gerilimin ardından BAE, Yemen’deki askeri misyonunu sonlandırdığını duyurdu.

İki başkent arasındaki anlaşmazlık Sudan’da da kendini gösterdi. Riyad yönetimi, BAE’nin Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) verdiği desteğe açıkça karşı çıkarak Sudan ordusunu ve resmi devlet kurumlarını destekleme kararı aldı.

Bölgesel güvenlik politikalarında, özellikle İran ile ilişkiler konusunda da ciddi görüş ayrılıkları yer alıyor. ABD’nin Tahran’daki rejimi devirme odaklı baskı politikasının sonuçsuz kalmasının ardından Suudi Arabistan, kendi güvenliğini önceleyerek İran ile doğrudan diyalog zeminini tercih etti.

Bloomberg, mayıs ayındaki haberinde Suudi Arabistan’ın, BAE tarafından gündeme getirilen “İran’a karşı koordineli ve ortak bir Körfez askeri saldırısı düzenlenmesi” yönündeki çağrıyı reddettiğini yazmıştı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran ABD’nin Hürmüz Boğazı geçiş ücretini “yüksek” buldu

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden yüzde 20 güvenlik ücreti talep edeceğini duyurdu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bu oranı yüksek bulduğunu açıklarken, İran parlamentosuna boğazın yönetimiyle ilgili yeni bir yasa tasarısı sunuldu.

ABD ile İran arasında şubat ayında başlayan askeri çatışmalar, haziran ayındaki kısa süreli ateşkes girişiminin ardından yeniden alevlendi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı üzerinden küresel ticareti ve askeri dengeleri sarsacak yeni kararlar açıklamasına, Tahran yönetiminden diplomatik, askeri ve yasa koyucu düzeyde sert yanıtlar geldi.

ABD Başkanı Donald Trump, 13 Temmuz Cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasını yeniden tesis ettiğini, diğer ülkeler için ise seyrüsefer serbestisinin korunacağını duyurdu.

Trump, Washington’ın bundan böyle “Hürmüz Boğazı’nın Muhafızı” olarak anılacağını belirterek, bölgedeki seyrüsefer güvenliğini sağlama maliyetlerini karşılamak amacıyla boğazdan taşınan tüm kargoların değerinin yüzde 20’sinin ABD’ye ödenmesini talep etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “ABD bundan sonra Hürmüz Boğazı’nın Muhafızı olarak bilinecektir. Adalet gereği, dünyanın bu son derece istikrarsız bölgesinde güvenlik ve emniyeti sağlama işinin gerektirdiği her türlü maliyeti karşılamak üzere, sevk edilen tüm kargolardan yüzde 20 oranında geri ödeme alınacaktır” ifadelerini kullandı.

Ablukanın resmi olarak 15 Temmuz Salı günü ABD Doğu Yaz Saati ile 16.00’da başlayacağı bildirildi.

Arakçi: Yüzde 20 çok fazla, biz adil olacağız

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, X hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Trump’ın ücret talebine yanıt verdi. Arakçi, “ABD Başkanı kesinlikle haklı. Ticari gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli ve emniyetli geçişini sağlayan her kimse, bu hizmetin karşılığında bir tazminat almalıdır. Ancak yüzde 20 elbette çok fazla. Biz adil olacağız” dedi.

Arakçi ayrıca, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın “sonsuza dek tek koruyucusu” olduğunu ve bu statüsünün değişmeyeceğini vurguladı.

ABD Kongresine resmi savaş bildirimi

Başkan Trump, geçen hafta Kongreye gönderdiği iki sayfalık resmi mektupla, ABD’nin İran’a yönelik askeri saldırılarını yeniden başlattığını bildirdi.

Savaş Yetkileri Yasası uyarınca, askeri harekatın başlamasından sonraki 48 saat içinde Kongreyi bilgilendirmekle yükümlü olan Trump, mektupta saldırıların 7 Temmuz Pazar günü başladığını kaydetti.

Trump mektubunda, “Bu saldırılarda ABD kara unsurları yer almamaktadır. Saldırılar sınırlı, ölçülü, planlı ve sivil kayıpları en aza indirecek şekilde tasarlanmış ve icra edilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Savaş Yetkileri Yasası çerçevesinde yapılan bu bildirim, Pentagon’a Kongre onayı olmaksızın ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) bölgesinde 60 gün boyunca askeri güç kullanma yetkisi tanıyor. Bu süre gerektiğinde başkan tarafından 30 gün daha uzatılabiliyor.

Trump, daha önce NATO zirvesinde yaptığı açıklamada da iki ülke arasındaki ateşkesin “sona erdiğini” ilan etmişti. CENTCOM, geçen hafta İran sınırları içindeki 300’den fazla hedefe dört dalga halinde saldırı düzenlendiğini açıkladı.

Savaşta bir ilk: ABD insansız deniz araçlarıyla liman vurdu

Askeri operasyonların pazar gecesi düzenlenen son dalgasında, ABD ordusu muharebe tarihinde bir ilke imza atarak intihar tipi insansız deniz araçlarını (USV) kullandı.

CENTCOM tarafından pazartesi günü yapılan açıklamada, Saronic şirketi tarafından üretilen üç adet “Corsair” tipi otonom deniz aracının, İran Deniz Kuvvetleri’nin karargahı konumundaki Bender Abbas Deniz Üssü’ne yönelik saldırıda kullanıldığı bildirildi.

Saldırıda üste yer alan bir gemi bakım tesisi ile bir denizaltının hedef alındığı belirtildi. CENTCOM, “Dün gece düzenlenen saldırılar, İran’ın ticari taşımacılığa yönelik saldırılarını sürdürme kabiliyetini sekteye uğratmıştır” açıklamasını yaptı.

Teksas merkezli savunma sanayi firması Saronic tarafından geliştirilen 7,3 metre (24 feet) uzunluğundaki Corsair otonom tekneleri, yaklaşık 450 kilogram (1000 pound) faydalı yük taşıyabiliyor ve 35 knotun üzerinde hıza ulaşabiliyor.

Bu araçlar, ABD Deniz Kuvvetleri’nin yapay zeka ve insansız araçlar görev gücü kapsamında mart ayı sonundan bu yana CENTCOM bölgesinde görev yapıyordu.

Devrim Muhafızları iki petrol tankerini vurdu

Bölgedeki çatışmalar sürerken, İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’nda iki dev petrol tankerinin vurularak devre dışı bırakıldığını açıkladı.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, tankerlerin İran’ın güvenlik uyarılarını dikkate almadığı, navigasyon sistemlerini kapattığı ve yasa dışı bir rota kullanarak mayınlı alana girdiği belirtildi.

Açıklamada, tankerlerin ABD tarafından yönlendirildiği iddia edilerek şu ifadelere yer verildi:

“ABD ordusu, birkaç saat önce bazı gemileri kışkırtarak bu rotayı kullanmaya sevk etti. Saldırgan düşmanla işbirliği yapmak ve mayınlı koridordan geçmek, pişmanlık ve kayıptan başka bir sonuç doğurmaz. Bu durum Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını geciktirecek ve küresel bir enerji krizine yol açacaktır.”

İran Hürmüz Boğazı Yönetim Ofisi ise boğazdaki geçişlerin ikinci bir duyuruya kadar askıya alındığını, geçişlerin ancak özel izin belgesiyle mümkün olabileceğini duyurdu.

Son iki günde ABD’nin Bender Abbas, Buşehr, Sirik, Keşm, Cask, Konarek ve Çabahar’daki ekonomik ve sivil altyapı tesislerini hedef alan saldırılar düzenlediği bildirildi.

İran Meclisine yeni Hürmüz yasası sunuldu

ABD’nin bölgedeki askeri hareketliliğine karşı İran parlamentosu da yasal bir adım attı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, “Hürmüz Boğazı ve Körfez’de Güvenlik ve Sürdürülebilir Kalkınma İçin Stratejik Eylem” başlıklı yasa tasarısının resmi olarak meclise sunulduğunu açıkladı.

Azizi, bu tasarının ilk adım olduğunu ve bunu “düşmanı pişman edecek” yeni önlemlerin izleyeceğini belirterek, “İran Meclisi, başta Hürmüz Boğazı’nın yönetimi olmak üzere kırmızı çizgilerimizi savunma konusunda kararlıdır” dedi.

Silahlı Kuvvetler Genel Karargahına bağlı Hatemü’l-Enbiya Karargahı da bir açıklama yaparak, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın yönetimine müdahale etmesine asla izin verilmeyeceğini duyurdu.

Karargahtan yapılan açıklamada, “ABD’nin bölge yönetimine müdahale etmeye yönelik maceraları, bölge güvenliğini, uluslararası ticareti ve petrol tankerlerinin geçişini ciddi şekilde tehlikeye atmıştır” denildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English