Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Eski CIA Direktörü Petraeus, biyometrik kontrollü ‘Yeni Gazze’ planı için İsrail’deki merkezi ziyaret etti

Yayınlanma

Eski CIA Direktörü ve KKR ortağı David Petraeus, İsrail’in güneyindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi’ni (CMCC) ziyaret ederek, Gazze’de biyometrik giriş kontrollü yerleşim modellerini öngören planlar hakkında yetkilileri bilgilendirdi. Ziyaret, ABD Ordusu’nun Refah için hazırladığı ve BAE tarafından finanse edilmesi planlanan “Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesinin sunumunun ardından gerçekleşti.

Drop Site News’in diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre, modern “ayaklanmaya karşı koyma” (counterinsurgency) doktrininin mimarlarından biri olan eski CIA Direktörü David Petraeus, geçtiğimiz hafta İsrail’in güneyinde bulunan ve Gazze’deki ateşkes sürecini denetleyen ABD ordusu yönetimindeki merkezi ziyaret etti.

Kiryat Gat’taki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi’nde (CMCC) konuşan Petraeus, İsrail’in stratejisini “temizle, tut ve yeniden inşa et” (clear, hold, and rebuild) modeline kaydırmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Petraeus daha önce, İsrail güçlerinin ABD’nin Irak’taki operasyonlarından, özellikle de “kapalı site toplulukları” (gated communities) oluşturma derslerinden faydalanmadığı yönünde eleştirilerde bulunmuştu.

“Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesi

Petraeus’un ziyaretinden bir hafta önce ABD Ordusu, CMCC yetkililerine Refah’ta kurulması planlanan “Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesini sundu.

Drop Site News’in edindiği bilgilere göre, söz konusu konut kompleksi, tamamen İsrail askeri kontrolü altındaki bir bölgede 25 bin Filistinliyi barındıracak. Proje; biyometrik giriş sistemleri, kimlik kontrolleri, yeniden eğitim programları ile yardım ve barınma üzerindeki sıkı denetimleri içeriyor.

CMCC’nin günlük işleyişine aşina iki kaynağa göre, “Önce Gazze Planlı Topluluğu”, “Yeni Gazze”nin genel yeniden inşa planının ilk adımı olarak bir pilot proje işlevi görecek.

The Guardian gazetesinin aktardığı bilgiye göre, kompleksin finansmanı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından sağlanacak.

Trump ve Kushner’in Davos açıklamaları

Petraeus’un 21 Ocak’taki CMCC ziyareti, Başkan Donald Trump’ın İsviçre’nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu’nda “Barış Kurulu”nun açılışını yaptığı tarihle denk geldi.

Törende konuşan Trump, “Gazze’nin silahsızlandırılmasını, düzgün bir şekilde yönetilmesini ve güzel bir şekilde yeniden inşa edilmesini sağlamaya kararlıyım” dedi.

Trump, “Ben özümde bir gayrimenkul insanıyım ve her şey konumla ilgilidir. Ve dedim ki, şu deniz kenarındaki konuma bakın, şu güzel mülk parçasına bakın” ifadelerini kullandı.

Trump’ın ardından söz alan damadı Jared Kushner, önümüzdeki 100 günün öncelikleri arasında “Gazze’yi yeniden inşa etmek ve enerji vermek için Trump ekonomik kalkınma planını” sıraladı.

Kushner, “Bu yatırımları çekmek ve kolaylaştırmak için güvenlik ve yönetim çerçevelerini sentezleyecek bir süreç olacak” diye konuştu.

Petraeus, CMCC’deki konuşmasında, Gazze’deki askeri operasyonu ABD’nin 2007 yılında Irak’ta gerçekleştirdiği asker artırımıyla kıyasladı.

Eski ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı olan Petraeus, Irak işgali sırasında ABD askerlerinin sayısının artırılmasını yönetmiş ve yerel milislerin silahlandırılması sürecine nezaret etmişti. Petraeus ayrıca Afganistan’da gece baskınlarını, CIA ve Özel Operasyon görevlerini genişleten isim olarak biliniyor.

Petraeus, Irak ve Afganistan’daki tecrübelerine dayanarak kapalı site topluluklarını savunmanın yanı sıra, Trump yönetiminin pazarladığı iş fırsatlarıyla da yakından ilgileniyor.

2012 yılında CIA’den istifa etmesinin ardından Petraeus, güçlü bir ABD özel sermaye ve yatırım şirketi olan Kohlberg Kravis Roberts & Co. (KKR) bünyesinde çalışmaya başladı.

Halen KKR’de ortak, KKR Küresel Enstitüsü Başkanı ve BAE ile Suudi Arabistan’da ofisleri bulunan KKR Orta Doğu’nun başkanı olarak görev yapıyor.

Petraeus, CMCC konuşmasında 2006 sonunda geliştirdiği ayaklanmaya karşı koyma saha talimnamesine de atıfta bulundu.

“Ayaklanmaya Karşı Koyma (COIN) Ortamında Askeri Operasyonlar İçin Doktrin (Temel İlkeler)” başlığını taşıyan talimnamede Petraeus, “Tüm İslami isyancılar veya teröristler küresel bir devrim için savaşmıyor.

Bazıları, Sünni Arap egemenliğindeki bir Irak kurmak veya İsrail’in yerine bir Arap Filistin devleti geçirmek gibi bölgesel hedefler peşinde” ifadelerine yer veriyor.

Petraeus ayrıca, İsrail’in karavan ve diğer barınma malzemeleri gibi temel ihtiyaç maddelerini engellemesine ve 37 yardım kuruluşunun Gazze’de faaliyet göstermesini yasaklamasına rağmen, CMCC’nin Ekim ayındaki ateşkes anlaşmasından bu yana Gazze’ye insani yardım koordinasyonundaki çabalarından övgüyle bahsetti.

Reuters’ın haberine göre, bazı Avrupa ülkeleri yardım akışını artıramadığı gerekçesiyle geçen ay CMCC’ye personel göndermeyi durdurdu.

CMCC, Ekim 2025’te İsrail ve Hamas arasında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bir hafta sonra CENTCOM tarafından kuruldu.

50’den fazla ülke ve uluslararası kuruluştan temsilcilerin yer aldığı merkez; yardımları koordine etmek, ateşkesi izlemek ve yeniden inşayı planlamakla görevli. Merkezin başında, Irak ve Afganistan’da Petraeus’un komutası altında görev yapmış olan Korgeneral Patrick Frank bulunuyor.

Biyometrik kontrol ve “yazılım tanımlı harp”

Petraeus, Foreign Affairs dergisinde Haziran 2024’te yayımlanan yazısında, İsrail’in ABD’nin hatalarını tekrarladığını ancak 2007 sonrası Irak’ta uygulanan stratejiyi örnek alarak “başarıları” da tekrarlayabileceğini savundu.

Petraeus’un argümanının merkezinde, biyometrik giriş noktaları, kimlik kartları ve sürekli devriyelerle korunan kapalı site topluluklarının oluşturulması yer alıyor.

Ekim ayında Al Majalla’ya verdiği demeçte Petraeus, “Her binayı, katı, odayı, mahzeni temizlersiniz ve her tünel girişini kapatırsınız… Biyometrik kimlik kartları, o bölgede yaşayan insanların geri dönmesine ve evlerinin yakınındaki daha iyi barınaklara erişmesine olanak tanır” dedi.

Mart 2024’te Tel Aviv’deki Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü konferansında Times of Israel’e konuşan Petraeus, İsrail’in ayaklanmaya karşı koyma yaklaşımına geçmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Temel kavramlar şunlardır: Bir alanı temizlersiniz, tutarsınız ve çok önemli bir şekilde tutarsınız… Etrafını duvarla çevirirsiniz. Sadece Felluce’de 12 veya 13 tane olmak üzere, bizim dediğimiz gibi kapalı site toplulukları oluşturursunuz. Düşmanı, aşırılık yanlılarını halktan ayırmaya çalıştığınız için biyometrik kimlik kartları kullanırsınız.”

“Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesi de Petraeus’un modeli gibi, girişleri düzenlemek için biyometrik tarama uygulanmasını öngörüyor.

CMCC sunumunda, konut ve hizmetlere erişim koşulu olarak başvuru sahiplerinin güvenlik veritabanlarında sorgulanacağı belirtildi. Petraeus, bu teknolojik kapasite artışını yakın zamanda “Yazılım Tanımlı Harp” olarak nitelendirdi.

2012’de biyografisini yazan kişiyle yaşadığı evlilik dışı ilişki ve gizli belgeleri paylaşması nedeniyle CIA direktörlüğünden istifa eden ve federal suçlamayı kabul eden Petraeus, istifasının hemen ardından KKR’de çalışmaya başladı. KKR’nin portföyünde, Gazze’de teknoloji ve savunma çıkarları bulunan şirketler yer alıyor.

Optiv: KKR, 2017 yılında İsrail siber güvenlik endüstrisiyle stratejik ortaklıkları bulunan Optiv’in çoğunluk hissesini satın aldı.

Sempris: Mayıs 2022’de KKR, eski İsrail istihbarat yetkilileri tarafından kurulan kimlik odaklı siber güvenlik şirketi Sempris için 200 milyon dolarlık fonlama turuna liderlik etti.

Circor: KKR, 2023 yılında havacılık ve savunma pazarlarına tedarik sağlayan Circor’u satın aldı.

Global Technical Realty: KKR ayrıca İsrail’in Petah Tikva kentindeki güvenli bir yeraltı veri merkezine yatırım yaptı.

KKR’nin İsrail ile bağlantıları, Alman medya ve teknoloji şirketi Axel Springer üzerindeki mülkiyeti aracılığıyla da devam ediyor. Axel Springer, sahibi olduğu İsrailli şirket Yad2 aracılığıyla Batı Şeria yerleşimlerinden kâr elde etmekle suçlanıyor.

Aralık 2024’te Yad2, İsrail ekonomi gazetesi The Marker’da “Nehirden denize” sloganıyla bir reklam yayımladı. Tarihi Filistin topraklarının tamamında gayrimenkul fırsatlarını işaretleyen haritaların yer aldığı reklamda, “Yad2, ileriye bakmanıza ve İsrail’deki bir sonraki evinizde bir gelecek kurmanıza yardımcı olur” ifadesi kullanıldı.

Filistinliler ne diyor?

Drop Site News’e Gazze’den konuşan Filistin STK Ağı Başkanı Emced Şava, Trump ve Kushner’in Davos sunumunu eleştirdi.

Şava, “Sivil toplum, Filistin Yönetimi veya özel sektör olsun, hiçbir Filistinliye danışılmadı. Bu sadece yapay zeka tarafından tasarlanmış, gerçekliği yansıtmayan güzel bir fotoğraf. Siyasi ufuktan, sosyal uyumdan, düzenden bahsetmiyor. Buna kim sahip olacak? Biz Filistinliler mi, yoksa başkaları mı sahip olacak ve biz sadece hizmet mi edeceğiz?” dedi.

Haberde, Filistin’in enerji kaynaklarının yeniden inşanın finansal temeli olarak değerlendiriliyor olabileceği belirtildi. Bir trilyon metreküp doğalgaz rezervine sahip olduğu tahmin edilen ve henüz geliştirilmemiş Gazze Marine sahası, bu model kapsamında paraya çevrilebilir.

“Barış Kurulu” yönetim kurulunda adı geçen eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Petraeus’un, enerji çıkarları etrafında birleşen BAE ile güçlü bağları bulunuyor. Abu Dabi merkezli Mubadala, Aralık 2021’de İsrail’in Tamar açık deniz doğalgaz sahasında yüzde 22 hisse satın aldı. Blair, Mubadala’nın ücretli danışmanlığını yaptı.

KKR ise Blackrock ile birlikte Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’nde (ADNOC) 4 milyar dolarlık yatırıma ve ADNOC Gaz Boru Hattı Varlıkları’nda azınlık hissesine sahip.

Petraeus, Irak’ta devlet kaynaklarını yeniden yönlendirerek küçük ölçekli yeniden inşa projelerini finanse etme konusunda deneyim kazandı.

2007’de ele geçirilen Irak fonlarını, “Komutanların Acil Müdahale Programı” (CERP) aracılığıyla bir ayaklanmaya karşı koyma aracına dönüştürdü. Bu yaklaşım, “Silah Sistemi Olarak Para İçin Komutan Kılavuzu” adlı ABD askeri talimnamesinde özetlenmiştir.

Gazze gazının çıkarılması, İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ve BAE arasındaki enerji işbirliğine uyum sağlıyor. 2025 yılında imzalanan BAE-İsrail enerji işbirliği mutabakat zaptı, gaz sektöründe işbirliğini öngörüyor.

Emced Şava, “Yatırımcılar başımızın üstünde ancak kuralları kabul etmeliler. Gazze onların perspektifine göre değil, Filistin perspektifine göre yeniden inşa edilmeli” ifadelerini kullandı.

Petraeus’un ziyareti, Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin edenler değil, “mahkumlar veya geleceğin işgücü” statüsünde kalacağı planlara dahil olmak isteyen tarafların yakınlaşmasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Drop Site News’e konuşan Glasgow Üniversitesi Rektörü ve Beyrut Amerikan Üniversitesi Çatışma Tıbbı Başkanı Dr. Gassan Ebu Sitta, planla ilgili şunları kaydetti:

“Trump’ın Gazze planı, hayatta kalanların yerli rezervasyonlarına kapatıldığı Kuzey Amerika soykırım modelini izliyor. Bu modelde Filistinlilerin ırksallaştırılmış bedenleri sadece beslenmesi ve sulanması gereken, her türlü öznel derinlikten arındırılmış varlıklar olarak görülüyor. Jared Kushner’in Davos’ta sunduğu ‘Yeni Gazze’ haritası, tam olarak bir hapishanenin iç mimarisine benziyor. Plan, Gazze’nin bir açık hava hapishanesi olarak işlev görmesinden ziyade, mahkumların -Filistinlilerin- en ince ayrıntısına kadar yönetildiği kapalı bir hapishaneye dönüştürülmesini öngörüyor.”

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English