Bizi Takip Edin

Avrupa

Farage: Zenginleri vergilendirmek aşırı solcu bir dogma

Yayınlanma

Reform UK lideri Nigel Farage, merakla beklenen ekonomi konuşmasını yaptı ve partisinin “iş dünyası yanlısı” olduğunu ilan etti.

İktisadi güvenilirliğini artırmaya ve seçmenlere Reform’un ekonomiyi yönetme konusunda güvenilir olduğunu garanti etmeye çalışan Farage, partisi bir sonraki seçimleri kazanırsa “şişirilmiş devletin boyutunu küçülteceğini” ve “hükümete uzmanlık getireceğini” vaat etti.

Farage, “Biz iş dünyasını destekleyen bir partiyiz. İşletmelerin gelişmesi olmadan, iyi işler de olmaz,” dedi.

Reform lideri ayrıca “iş adamı olmayan siyaset sınıfını” suçladı ve Birleşik Krallık’ın “girişimciler değil, insan hakları avukatları tarafından yönetildiğini” öne sürdü.

Sembolik bir şekilde, İngiltere’nin ve dünyanın en önemli finans merkezlerinden City of London’daki etkinlik mekanı Banking Hall’da ekonomi programını açıklayan Farage, politikacı olmadan önce Londra’da emtia tüccarı olarak servet kazanmıştı. Farage, özel hayatında sık sık İngiliz iş dünyasının önde gelen isimlerinden bahsediyor ve onlarla sık sık kişisel ilişkileri bulunduğunun altını çiziyor.

Nitekim konuşmasında Reform lideri City geçmişine atıfta bulundu ve şunları söyledi:

“Bu konuşmanın, City of London’ın kalbinde bulunan bu muhteşem eski banka salonunda yapılması belki de çok uygun. Burası, çalışma hayatımın büyük bir bölümünü burada geçirdiğim ve benden önceki nesillerin de burada çalıştığı, benim çok iyi tanıdığım bir yer. Burası çok özel bir yer, çünkü her şeye rağmen hala İngiltere’nin en büyük endüstrisini simgeliyor. Bundan hiç bahsetmiyoruz. Parlamento nadiren bu konuyu tartışıyor. Finansal hizmetler İngiltere’nin en büyük endüstrisi, ama şu anda ne kadar üzücü bir düşüş yaşıyoruz.”

Telegraph muhabirine göre klasik müzik eşliğinde, İngiltere’nin en büyük üç iş dünyası lobi ajansının temsilcilerinin dolaşıp dinleyicilerle temas kurmaya çalışıyordu.

İki kamu işleri uzmanı ise, müşterilerinin şu anda Reform ile işbirliği yapmaya ve bir sonraki seçimler öncesinde manifestolarını şekillendirmeye ilgi duyduklarını söyledi.

Telegraph, “Genel seçimlerden dört yıl önce, üç milletvekili olan bir muhalefet partisi için bu alışılmadık bir durum. ‘Umutsuz vaka’ hükümetine duyulan hayal kırıklığı bunu tetikliyor gibi görünüyor,” dedi.

Reform UK, 2024 manifestosunda bir dizi iktisadi politika vaat etmişti. Örneğin asgari gelir vergisi eşiğini 12.571 sterlinden 20.000 sterline çıkarmayı taahhüt etmişlerdi, bu da altı milyon kişinin gelir vergisi ödemekten muaf tutulmasını sağlayacaktı.

Ayrıca, %40’lık yüksek vergi eşiğini yaklaşık 50.000 sterlinden 70.000 sterline çıkarmayı planladıklarını da açıklamışlardı. Yanı sıra, 2 milyon sterlinin altındaki tüm mülkler için veraset vergisini kaldırmayı vaat etmişlerdi.

Son konuşması, Nigel Farage’ın bu vaatlerin çoğundan uzaklaştığı ve yeni bir iktisadi vizyon sunduğu anlamına geliyor.

Açılış konuşmasını yapan Zia Yusuf, hem İşçi Partisi’ni hem de Muhafazakârları, İngiltere’nin maliyesine zarar vermekle suçladı. Reform UK’in politika şefi, yaşam maliyetini “dayanılmaz” olarak nitelendirdi ve özellikle enerji fiyatlarını hedef aldı.

Yusuf şunları söyledi:

“Muhafazakârlar ve İşçi Partisi kamu maliyesini mahvetti. Reform UK bunu düzeltecek. On yıllardır Muhafazakârlar ve İşçi Partisi İngiliz ekonomisini boğdu, her yıl milyarlarca sterlini yabancı vatandaşlara öncelik vererek israf etti, bize dünyanın en pahalı enerji maliyetlerini yükledi ve bu ülkede GSYİH’nin yüzdesi olarak vergileri İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyelere çıkardı. Siyaset sınıfı bu ülkenin ekonomisini uçurumun kenarına sürüklüyor. Acilen rotamızı değiştirmezsek İngiltere iktisadi bir felakete doğru gidiyor.”

Nigel Farage ise, İngiltere’nin birkaç yıldır iktisadi refahı konusunda “hayal dünyasında yaşadığını” savundu.

Reform lideri şunları kaydetti:

“Bence birkaç yıldır aslında bir hayal dünyasında yaşıyoruz. Gerçekte ne kadar büyük bir iktisadi karmaşa içinde olduğumuzu kabul etmeye hazır değiliz. Küresel sıralamalarda gerilerken kendimizi kandırıyoruz. ‘Eh, GSYİH büyümemiz var, sorun yok.’ Ancak, şimdiye kadar hiç düşünülmemiş ölçekte bir kitlesel göç olmasaydı, son birkaç yılda GSYİH büyümesi olmazdı.”

Piyasaların gerginleştiğini, bunu 10 ve 30 yıllık devlet tahvili getirilerinde gördüklerini savunan Farage, İşçi Partili Maliye Bakanı Rachel Reeves’in kemer sıkma bütçesine zorlanacağını düşündüğünü vurguladı.

Bu durumu İşçi Partisi’nin sol kanadının kabul etmeyeceğini hatırlatan Farage, bu yüzden, “2027’de yaşanacak iktisadi çöküşün genel seçimlere yol açacağı yönündeki tahmininin arkasında durduğunu” belirtti.

Nigel Farage, İngiltere’nin “hızlı bir şekilde” sanayisizleşmekte olduğunu ve Çin’e karşı kaybettiklerini söyledi:

“Sadece hızına bakın, sanayisizleşmeye devam ettiğimiz hıza. Her şey gidiyor: kimyasallar, rafineri, çimento, ağır mühendislik, çelik. Kelimenin tam anlamıyla hepsini kaybediyoruz. Ve Çin neredeyse her sektörde bundan faydalanıyor. Neden? Çünkü ideolojik nedenlerle, dünyadaki en pahalı endüstriyel enerji fiyatlarını seçtik.”

Bu kapsamda Reform UK, hükümet departmanlarına dışardan iş dünyasından isimler atayacak.

Parti lideri, milletvekillerinin çok az deneyimleri olan sektörlerin departmanlarına atandıklarını iddia etti ve patron temscilerinin devlet yönetimine entegra edileceğini ima ederek şunları söyledi:

“Daha geniş bir yaşam yelpazesinden gelen, daha deneyimli insanlardan oluşan bir parlamentomuz olsaydı, bu sorun olmayabilirdi. Fakat her iki partinin de bağlı kaldığı mevcut gelenek, basitçe işe yaramıyor. Aslında, açıkçası, düşününce, bu gerçekten bir komedi, değil mi? Büyük bir departmanın başına getiriliyorsunuz ve 14 ay sonra, tam da işlerinizi öğrenmeye başlamışken, Keir Starmer veya başka biri sizi yeniden atamaya karar veriyor. Kendi sektörlerinde gerçek iş uzmanlığına sahip kişileri danışman veya bakan olarak hükümete getireceğiz ve umduğumuzu, inandığımızı ve bildiğimizi göstereceğiz. Bu ülkede tutum değişikliğine ihtiyacımız var, sıkı çalışmaya karşı tutum değişikliğine, para kazanmaya karşı tutum değişikliğine, başarıya karşı tutum değişikliğine.”

Nigel Farage, Britanya’nın kripto para birimi patlamasında “geride kaldığını” ve City of London’ın da bunu benimsemesi gerektiğini iddia etti. Reform lideri, “dışarıdaki yepyeni dünyayı tamamen görmezden geldiklerini” iddia etti.

Farage, ”Dijital varlıkların ticareti, sabit coinlerin kullanımı, tüm kripto para birimlerinin kullanımı ve yatırımı konusunda küresel bir patlama var. Biz ise buna tam anlamıyla sırtımızı döndük. Hem İngiltere Merkez Bankası hem de FCA [Finansal Davranış Otoritesi] bu konuda suçlu,” dedi.

City of London’ın “yüzlerce yıldır başarılı olmasının” nedeni, Farage’a göre, “yenilikçi olması, risk alması, piyasaların ve tüketici ve ticari talebin gelecekteki yönünü görmesi” idi

Nigel Farage, “zenginlere vergi uygulamak halktan yanadır” şeklindeki “aşırı solcu sosyalist dogmayı” reddedeceğini ve İngiltere’de daha fazla yüksek gelirli kişi olmasını istediğini açıkladı.

Farage şöyle devam etti:

“Şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu ülkede mümkün olduğunca çok sayıda yüksek gelirli insanın yaşaması ve yasal olarak ödemek zorunda oldukları kadar vergi ödemesini istiyorum, çünkü zenginler ülkeyi terk ederse ve vergi ödemese, toplumdaki yoksullar daha fazla vergi ödemek zorunda kalacak. Bu kadar basit.”

Öte yandan Farage, partisinin kamu harcamalarını kontrol altına alıp böylece ülkenin borçlanma maliyetleri düşüreceğini ve ancak o zaman büyümeyi teşvik etmek için vergileri düşüreceğini kabul etti.

Nigel Farage ayrıca, Reform UK’in “Kuzey Denizini yeniden faaliyete geçireceğini” söyledi.

Tüm “net sıfır” sübvansiyonları kaldıracaklarını ilan eden Reform lideri, enerji maliyetlerini düşüreceklerini; Jeremy Hunt tarafından getirilen ve Rachel Reeves tarafından daha da artırılan “çılgın Kuzey Denizi vergilerini” ortadan kaldıracaklarını duyurdu.

Farage, “Kuzey Denizini yeniden faaliyete geçirelim. Bu ülkede bulunan ve on binlerce iyi ücretli iş yaratacak yeni kara gaz sahalarına bir göz atalım,” dedi.

Ayrıca Reform’un nükleer enerji geliştirme konusunda mevcut hükümetten daha ileri gideceğini belirterek, yeni bir santral için şu anda gereken zaman ve parayı eleştirerek, “Güney Kore’ye bakın. Güney Kore, güvenlikten ödün vermeden nükleer enerji kullanıyor,” diye konuştu.

Farage, küçük işletme sahipleri için geçerli olan bordro dışı çalışma kurallarını eleştirerek, bu kuralların “inovasyonu engellediğini” iddia etti.

Basın toplantısında, küçük işletmelerin geçtiğimiz yıl boyunca, “özellikle konaklama ve sektörlerde çalışanlar olmak üzere, Ulusal Sigorta kuralları tarafından zor durumda bırakıldığını” söyledi.

Reform lideri, “Hazine Bakanlığı ve büyük şirketlerde çalışmayan herkesin bir tür dolandırıcı olduğunu varsayan zayıf Muhafazakâr bakanlar tarafından tasarlanan IR35 düzenlemeleriyle mücadele ediyorlar. Üzgünüm ama IR35 kuralları saçma. İnovasyonu engelliyorlar. Hatta ellili yaşlarındaki bazı kişileri pes edip erken emekli olmaya itiyorlar,” dedi.

Nigel Farage, insanları işe geri döndürmek için “havuç ve sopa yaklaşımı”nın bir parçası olarak gelir vergisi başlangıç oranını 20.000 sterline çıkarmak istediğini söyledi.

Reform lideri, bu oranın 20.000 sterline çıkarılmasının “bu ülke için hayati önem taşıdığını” düşündüğünü söyledi, fakat daha önce, iktidara gelmeleri halinde ekonominin durumunu değerlendirmeden önce partiye belirli rakamlar koymayacaklarını söylemişti.

Farage şunları söyledi:

“Vergi eşiğinin 20.000 sterline çıkarılmasını istiyorum. Bunun bu ülke için hayati önem taşıdığını düşünüyorum. Sosyal yardımlar ve insanların işlerine geri dönmeleri için teşvikler olması hayati önem taşıyor. Bunun gerçekten çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kuralların sıkılaştırılmasının yanı sıra, ödül ve ceza yaklaşımı da gerekiyor. Yani bunlar sadece birer arzu idi.  Bence gördüğünüz şey, ekonominin durumu konusunda gerçekçi davranmamızdır.”

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English