Bizi Takip Edin

Amerika

Yapay zeka, büyümeye ve verimliliğe ne kadar katkı sunuyor?

Yayınlanma

Devasa yapay zeka yatırımları sürerken, bu yatırımların Amerikan ekonomisine katkısı ve verimlilik üzerindeki etkisi tartışılıyor.

Yapay zeka (AI) patlaması, ABD’nin üretmediği donanımların muazzam miktarda ithalatına bağlı.

Bu durum, yatırımın ölçeği ile bunun resmi istatistiklerde, özellikle de GSYİH’de nasıl yansıtıldığı arasında alışılmadık bir uyumsuzluk yaratıyor.

Bu bağlamda tüm yatırımlar GSYİH’ye eşit oranda yansıtılmıyor. Yapay zeka altyapısının kurulması büyük ölçüde ithal çiplere, sunuculara ve ağ ekipmanlarına dayanıyor.

Bu da yatırım patlamasının bir kısmının hükümetin büyüme hesaplamalarında dengelendiği anlamına geliyor.

Yapay zeka, resmi verilerde kendine ait kapsamlı bir kategoriye sahip değil. Bu da iktisatçıları, yapay zekanın katkısını temel yatırım ve ticaret kategorilerinden çıkarsamaya itiyor.

Federal Rezerv (Fed) iktisatçıları Paul Soto, Mason Thieu ve Jeffrey Allen, bu ay yayınladıkları bir makalede şöyle yazıyor:

“Ulusal hesaplarda yapay zeka ile ilgili yatırımlara ayrılmış özel bir kalem bulunmaması ve altyapı geliştirmenin temelini oluşturan ekipmanların ithalat payının yüksek olması nedeniyle, son dönemdeki GSYİH büyümesinin ne kadarının yapay zeka ile ilgili yatırımlar tarafından desteklendiğini kesin olarak ölçmek daha büyük bir zorluk teşkil ediyor.”

Amerikan ekonomisi ilk çeyrekte yıllık bazda %2,1 oranında büyüdü. Fed iktisatçıları, yapay zeka harcamalarının (yani yazılım, veri merkezleri, enerji altyapısı ve bilgi işlem ekipmanlarına yapılan yatırımların) GSYİH büyümesine yaklaşık 0,73 puanlık bir katkı sağladığını tahmin ediyor.

Fakat ithal edilen yapay zeka ile ilgili parçaların yarattığı olumsuz etki olmasaydı, yapay zeka ile ilgili yatırımların tahmini katkısı daha büyük olurdu.

Sadece bilgisayar, çevre birimleri ve parçaların net ithalatı, büyümeden 0,45 puan düşürdü.

ABD’nin ithalatında yapay zeka ürünlerinin payı artıyor

Minneapolis Fed iktisatçısı Michael Waugh’un araştırmasına göre, yapay zeka ile ilgili ürünler, 2023’teki %15’lik orandan artış göstererek 2025 yılında ABD’nin toplam ithalatının %23’ünü oluşturdu.

Bu ithalatın yaklaşık yarısını bilgisayar donanımı oluşturuyor.

Geri kalan kısım ise yapay zeka veri merkezlerinin kurulması ve işletilmesi için gerekli olan elektrikli ekipman, ağ donanımı ve soğutma sistemleri gibi ürünleri içeriyor.

Trump yönetimi, bu yapay zeka ile ilgili girdilerin çoğunu geniş kapsamlı gümrük vergilerinden büyük ölçüde muaf tutmuştu.

2025 yılının sonlarında yapay zeka yatırımları ve ticaret dinamikleri daha da dikkat çekiciydi. Şirketler yılın son üç ayında yapay zeka donanımına büyük miktarda para aktardı ama ithalat hesaba katıldığında GSYİH’ye sağlanan artış büyük ölçüde ortadan kalktı.

Fed iktisatçıları, yapay zeka yatırımlarının net etkisinin “çeyrekler arasında önemli ölçüde değişiklik gösterdiğini, zira ithalatın keskin bir şekilde arttığı çeyreklerde bilgisayar, çevre birimleri ve parçaların net ihracatından kaynaklanan olumsuz etki, brüt yatırımın büyük bir kısmını dengelediğini” belirtiyorlar.

Net ihalat büyümeyi negatif etkiliyor

Fed iktisatçıları, ithalat hesaba katılmadan önce ilgili kategorilerdeki harcamaların GSYİH’ye yaklaşık 0,75 puanlık katkı sağlamasına rağmen, yapay zeka altyapı yatırımlarının GSYİH’ye sadece 0,14 puanlık katkı sağladığını tahmin ediyorlar.

Yapay zeka ekipmanlarının net ithalatı ise büyümeyi 0,61 puan düşürdü.

İktisatçılar, ekonominin Nisan-Haziran döneminde yıllık bazda %1,8 oranında büyüdüğünü öngörüyor. Rapor bugün (30 Temmuz) açıklanacak.

Goldman Sachs, yapay zeka ile ilgili ekipman harcamalarından kaynaklanan güçlü iş yatırımlarının yanı sıra, tüketici harcamalarında da bir toparlanma bekliyor.

Yapay zeka patlaması ayrıca, iktisatçıları ekonomiyi ölçme yöntemlerini yeniden düşünmeye zorluyor.

Büyümenin giderek daha fazla ithal donanım ve maddi olmayan yazılımlara dayanan teknolojilerden kaynaklanması nedeniyle, iktisadi faaliyetin geleneksel göstergelerini yorumlamak daha zor hale gelebilir.

Verimlilik meselesi: Artış AI’dan değil, sermaye kullanım oranı kaynaklı

Yapay zeka, birçok sektörde çalışanların verimliliğini artırıyor gibi görünüyor. ABD, son birkaç yılda ekonomi genelinde verimlilikte bir artış yaşadı. 

Fakat ilkinin, ikincisini mutlaka tetiklediği kesin değil. Tartışmaya yol açan yeni bir analiz, şirketlerin bir işçiden saat başına daha fazla üretim elde etmelerinin nedeninin, en azından şimdilik yapay zekayı yaygın olarak kullanmaktan ziyade, mevcut sermayeyi daha verimli kullanmalarından kaynaklandığını ortaya koyuyor.

Stripe’ın baş ekonomisti Ernie Tedeschi’ye göre, yapay zeka alanındaki gelişmeler bazı sektörlerde mikro düzeyde önemli kazançlar sağlıyor olabilir fakat şu ana kadar son birkaç yılın en önemli makro trendlerinden birinin itici gücü değil.

Son birkaç on yıldır beklenenin altında bir iyileşme kaydedildikten sonra işgücü verimliliğinde yaşanan artış, son birkaç yılda ABD ekonomisiyle ilgili en iyi haberlerden biri olmuştu.

Tedeschi, geçtiğimiz yıl boyunca çalışılan saat başına üretimin %2,5 arttığını, buna karşılık son 20 yılda yıllık artışın %1,6 olduğunu belirtti.

Bu fark küçük gibi görünebilir ama bu yüksek verimlilik sadece birkaç yıl boyunca sürdürülürse, birikimli bir etki yaratarak işçi başına gelir ve üretimi çok daha yüksek seviyelere çıkaracak.

Tedeschi, işgücü verimliliğinin artmış olmasına rağmen, toplam faktör verimliliğinin (yani sadece çalışma saati başına üretim değil, çalışma saati ve sermaye birimi başına üretim) pek değişmediğini tespit etti.

Sektörler genelinde inceleme yaptığında, yapay zeka kullanımının yaygın olduğu sektörlerde verimlilik artışının daha yüksek olduğunu fakat bu eğilimin pandemiden önce, yani yüksek kaliteli büyük dil modellerinin (LLM) yaygın olarak kullanılmaya başlanmasından önce, başladığını tespit etti.

Aksine, daha yüksek üretimin mevcut sermayenin daha verimli ve fazla şekilde kullanılmasından kaynaklandığını tespit etti.

Tedeschi şöyle yazdı:

“Halihazırda inşa edilmiş fabrikaların daha uzun süre çalışması, maliyeti karşılanmış sunucu rafları ve GPU kümelerinin daha fazla kullanılması ve mevcut otel odalarının daha fazla doluluk oranı gibi durumları düşünün. Ekonomistler buna ‘sermaye yoğunluğu’ veya ‘kullanım oranı’ diyor. Daha yüksek sermaye kullanım oranı, gerçek iktisadi kazançları temsil eder ama mikro verimlilikle aynı şey değildir.”

Tedeschi, Axios’a verdiği demeçte, ABD’nin yüksek verimlilik artışı yaşadığı bir dönemde olduğunu ve yapay zekanın da bu sürecin bir parçası olduğu ihtimalinin giderek daha olası hale geldiğini söylüyor ama uyarıyor:

“Fakat yapay zekanın bu süreçte nasıl bir rol oynadığı konusunda gerçekçi olmalıyız; çünkü bu, yapay zekanın büyüme yolunda sadece geçici bir dalgalanma mı, yoksa daha kalıcı ve dönüştürücü bir unsur mu olduğunu ayırt etmemize yardımcı olacaktır.”

Yapay zeka patlaması merkez bankalarını zorluyor

Merkez bankacıları, kağıt üzerinde fiyat istikrarını, güçlü bir işgücü piyasasını ve sağlam bir finansal sistemi korumaya çalışsalar da yapay zeka patlaması, bu üç alanda da karmaşıklığı artıran bir unsur olarak öne çıkıyor.

Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) tarafından hazırlanan bir rapor, yapay zekanın merkez bankacılarının politika belirlerken dayandıkları geleneksel göstergeleri belirsiz hale getirdiğini ortaya koyuyor.

Rapora göre bu durum, ekonominin hem arz hem de talep tarafını aynı anda etkiliyor ve hem yapısal hem de konjonktürel değişimleri tetikliyor.

ABD’de ve yapay zeka inovasyonunun diğer merkezlerinde, kısa vadede yaşanan yatırım patlaması, özellikle yarı iletkenler ve veri merkezlerinin diğer bileşenlerine yönelik talepte bir artışa yol açıyor.

Bu arada, borsadaki patlama, kağıt üzerindeki serveti artırarak tüketici talebini daha da artırıyor. Fakat bu servetin bir kısmının hayali olduğu ve er ya da geç patlayacak bir yapay zeka balonunun var olduğu yönünde endişeler var.

Yapay zekanın orta vadede büyük ölçekli iş kayıplarına yol açma riski mevcut olsa da, bunun gerçekleşmeye başladığına dair kanıtlar belirsiz.

Ayrıca, yapay zeka alanındaki ilerlemelerin üretkenlikte çok daha fazla artışa yol açtığı bir dünya, enflasyonu düşürmesi beklenen olumlu bir arz şokunu da beraberinde getiriyor.

BIS iktisatçıları Iñaki Aldasoro, Leonardo Gambacorta, Enisse Kharroubi ve Matthias Rottner şöyle yazıyor:

“Yapay zekanın etkilerine ilişkin büyük belirsizlik, para politikası ve finansal istikrar açısından çeşitli zorluklar ortaya çıkarıyor. Birincisi, yapay zeka hem konjonktürel hem de yapısal açıdan talep ve arzı aynı anda etkiliyor. Ayrıca, bu etkiler sektörden sektöre farklılık gösteriyor ve bu da altta yatan eğilimlerin değerlendirilmesini zorlaştırıyor. Belirsizliğin artması, politika ayarlamalarında hata yapma riskini artırıyor.”

Bugün sona eren politika toplantısında Fed’in yanı sıra yarın toplantı yapacak olan İngiltere Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası da dahil olmak üzere merkez bankaları, temelde yapay zeka patlamasının bu değişkenleri hangi yöne, ne ölçüde ve hangi zaman diliminde değiştirdiğine dair gerçek zamanlı kararlar almak zorunda.

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

Yayınlanma

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.

ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.

29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.

Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.

Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.

Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.

Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.

Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.

F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.

Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.

Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.

Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.

Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.

Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.

İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.

Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.

Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.

Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.

Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English