Ortadoğu
Gazze kara savaşında tarafların eli ne kadar güçlü?

Hamas’ın İsrail savunmasını çökerttiği 7 Ekim’den sonra İsrail ordusu havadan bomba yağdırdığı Gazze’ye karadan müdahale için girişimlerde bulunuyor. Gazze’ye yönelik kara harekatının kapsamı ve niteliği hâlâ tartışılmaya devam ederken dünyanın en gelişmiş teknolojisine sahip İsrail ordusunun eli, yerel bir militan örgüt olan Hamas karşısında ne kadar güçlü?
Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, İsrail ordusu ve Hamas’ın envanterindeki silahlara mercek tutuyor. İsrail ordusunun imkanlarıyla Hamas’ın kıyaslanması absürt gelebilir ancak analizde görüşlerine yer verilen uzmanlara göre “Gazze gibi yoğun nüfuslu ve tehditlerin tespit edilmesinin daha zor olduğu bir ortamda sayıca üstünlük her zaman önemli olmayabilir.”
***
Acımasız Gazze kara savaşında İsrail ve Hamas neler kullanıyor?
Annika Burgess
Gazze’de bir kara operasyonu İsrail için yüksek maliyetli, düşük ödüllü bir senaryo olarak görülüyor.
Bunun savaşı tırmandırması ve uzatması, her iki taraf için de çok daha yıkıcı hale getirmesi ve kitlesel sivil kayıplara yol açması bekleniyor.
“Gazze’de iyi bir kara seçeneği yok. Son nokta” diyor ABD’li düşünce kuruluşu RAND’ın Hava Kuvvetleri Projesi’nin başkanı Raphael Cohen: “Çok ama çok karışık ve kanlı olacak.”
İsrail teknolojik açıdan dünyanın en gelişmiş ordularından birine sahip. Savunma yeteneklerini geliştirmek için onlarca yıl harcadı ve ABD’nin en iyi silah sistemlerine erişimi var. ABD ayrıca İsrail’e yılda yaklaşık 3,8 milyar dolarlık askeri yardımda bulunuyor.
Buna karşılık Hamas militanları ağır silahları var ve İran’dan silah ve teknoloji yardımı alıyorlar, “Ancak bunlar oldukça basit şeyler” diyor Avusturya Stratejik Analiz’in (Strategic Analysis Australia) araştırma başkanı Marcus Hellyer.
Ancak İsrail ileri teknolojilere, binlerce tanka ve sofistike savaş uçaklarına sahip olsa da meskûn mahal savaşı dinamiği tamamen değiştirebilir.
Dr. Hellyer, “Şehir içi çatışma büyük dengeleyicidir” diyor.
Daha şimdiden Hamas’ın asimetrik ve alışılmadık bir yaklaşım benimsediğini, yamaç paraşütü kullanarak gelişmiş sensörlerle donatılmış duvarların üzerinden uçtuğunu ve sınır duvarlarını buldozerle aştığını gördük.
Analistler Gazze’de hızlı doğaçlama ve adaptasyonun büyük bir rol oynayacağını ve Hamas militanları ile İsrail savunma güçleri arasında eski moda “dağınık” çatışmaların yaşanacağını düşünüyor.
Peki her iki taraf da neler kullanıyor?
Rakamların karşılaştırılması
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu işgal kelimesini kullanmadı, ancak bölgedeki kara operasyonunun Hamas’la yapılacak “uzun ve zorlu” bir savaşın “ikinci aşaması” olduğunu söyledi.
Gazze’ye kaç kara birliğinin gireceği konusunda henüz bir açıklama yapılmadı ancak İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) sözcüsü Tuğamiral Daniel Hagari pazar günü yaptığı açıklamada “Gazze Şeridi’ndeki kara faaliyetlerini ve güçlerinin kapsamını kademeli olarak genişlettiklerini” söyledi.
Kara harekâtı öncesinde İsrail ordusu 170 bin aktif savunma gücü personeline ek olarak yaklaşık 360 bin yedek askeri göreve çağırdı.
Karşılaştırmak gerekirse, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Ukrayna’yı işgal ettiğinde sınıra yaklaşık 100 bin asker yığmıştı.
İsrail, Hamas’ın yaklaşık 30 bin savaşçısı olduğunu söylüyor. Bunlar genellikle makineli tüfek ve hafif silahlarla donatılmış araçlar ve motosikletlerle dolaşıyor.
Bu arada İsrail’in sokak sokak çatışmaları desteklemek için zırhlı personel taşıyıcıları ve bin 700 civarında savaşa hazır tankı var. Ancak Gazze gibi yoğun nüfuslu ve tehditlerin tespit edilmesinin daha zor olduğu bir ortamda sayıca üstünlük her zaman önemli olmayabilir. Genellikle yakın mesafeli çatışmalar gerilla gruplarının lehine olabilir.
Dr. Hellyer, Hamas’ın IDF’yi kara savaşına kışkırtmayı amaçladığına inanıyor.
Hellyer, ABC’ye verdiği demeçte, “Şehir çatışmalarında gördüğümüz şeylerden biri, savunmada olanların kaldırılmamış moloz yığınları içinde faaliyet göstermeye devam edebilmeleridir” diyor.
Tanklar dronlara karşı
Dr. Hellyer, İsrail ordusunun eskiden “zırhlı savaşın ustaları” olarak bilindiğini söyledi.
Merkava ana muharebe tankları IDF Zırhlı Birlikleri’nin belkemiğini oluşturuyor ve dünyanın en iyileri arasında sayılıyor. Ukrayna’da çok rağbet gören Alman Leopard 2 tankına benziyor. Ancak bir tank en iyi birkaç kilometre ötedeki bir hedefi vurduğunda işe yarar. Ve onları bir şehre soktuğunuzda, her yönden tehdit altında kalabilir- özellikle de dronlar tarafından.
Dr. Hellyer, “Ukrayna’da gördüğümüz şeyi burada da hızlı bir şekilde göreceğiz; Hamas’ın standart ticari insansız hava araçlarını silah olarak kullanacağını…” dedi.
Askeri ve jeopolitik araştırmalar yapan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS), videolarda quadcopter dronlardan atılan mühimmatların bir İsrail merkava tankını imha ettiğinin görüldüğünü açıkladı.
Analistler, Hamas’ın hem kendi geliştirdiği hem de İran’ın yardımıyla büyük miktarda insansız hava aracı stoklamış olabileceğini söylüyor.
Militan grubun 7 Ekim’deki saldırılarının ardından yayınladığı bir videoda, Ukrayna’da Rus güçleri tarafından kullanılan İran yapımı insansız hava araçlarına benzer ancak daha büyük insansız hava araçlarına sahip olduğu görülüyor.
Dünyanın önde gelen insansız hava aracı (İHA) kullanıcılarından ve üreticilerinden biri olan İsrail’in gözetleme ve savaş için kendi üretimi geniş drone ağı var. Aynı zamanda sofistike karşı drone teknolojisine de sahip, ancak kentsel ortamlar bunların kullanımını daha da zorlaştırıyor.
Roketler ve füzeler
Geçmişteki çatışmalarda Hamas militanları Gazze’yi roketler, havan topları, güdümlü tanksavar füzeleri ve roket güdümlü el bombaları kullanarak savundu.
Pazar günü Hamas, Gazze’nin kuzeyindeki İsrail güçlerine havan topu attığını ve İsrail tanklarını füzelerle vurduğunu söyledi.
İsrail istihbaratı Gazze’de bulunan toplam roket sayısının 30 bin civarında olduğunu ve bunların arasında 250 kilometre menzile sahip olanların da bulunduğunu tahmin ediyor.
Singapur Üniversitesi Orta Doğu Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisi olan Jean-Loup Samaan, İran ve Suriye’nin geçmişte Gazze’ye roket kaçakçılığı yapmış olsa da şu anda birçoğunun yerel olarak üretilmiş gibi göründüğünü söyledi. ABC’ye konuşan Dr. Samaan, “Daha az sofistike roketler için İran’ın desteğine ihtiyacınız yok” dedi.
Hamas’ın Ulusal İlişkiler Sorumlusu Ali Baraka, Russia Today’in Arapça haber kanalı RTArabic’e verdiği röportajda militan grubun iki yıldır hazırlık yaptığını söyledi, “Her şey için yerel fabrikalarımız var. Menzili 250 km, 160 km, 80 km, 45 km ve 10 km olan roketlerimiz var” dedi: “Havan topları ve mermileri için fabrikalarımız var… Kalaşnikoflar ve mermileri için fabrikalarımız var.”
Hamas’ın Sovyet Malyutkaları ve Konkursları da dahil geniş bir yelpazede güdümlü tanksavar füzeleri kullandığı da biliniyor.
Dr. Hellyer artık “bu Rus sistemlerinin İran’da üretilen çakma versiyonları” olduğunu ve grubun bunlara erişimi olduğunu söylüyor.
Hamas, 7 Ekim saldırısında 20 dakika içinde yaklaşık 5 bin roket attığını iddia etti ki bu sayı 2021’deki 11 günlük Gazze çatışmasında kullanılan miktardan neredeyse daha fazla.
Tüneller ve ‘canlı kalkanlar’
Hava gücü açısından, IDF’nin yaklaşık 300 avcı kara saldırı jeti var.
Kara harekâtı öncesinde Netanyahu “Hamas’ın üzerine cehennem ateşi yağdırmakla” ve hava saldırılarında “binlerce teröristi” öldürmekle övündü.
IDF ayrıca savaş uçaklarının Gazze’de Hamas’a ait çok sayıda komuta merkezini vurduğunu iddia etti.
Şimdi artık militanlara ulaşmak için askerlerin kapı kapı dolaşması ya da yer altına inmesi gerekecek.
Hamas yaklaşık 15 yıldır Gazze’nin büyük bölümünün altından geçen ve İsrail askerlerinin “Gazze Metrosu” olarak adlandırdığı bir tünel ağı inşa ediyor.
Cohen, IDF’nin Hamas’ı yok etmek istiyorsa, militanlarla geniş tünel ağlarında savaşması gerekeceğini söyledi. Cohen bir basın toplantısında “Hamas bunu biliyor ve muhtemelen bubi tuzakları ve benzeri şeyler üzerinde çalışıyor olacak” dedi.
İsrail’in elinde az sayıda GBU-28 “bunker buster” bombası bulunuyor ve Dr. Samaan bu bombaların Hamas’ın tünellerini yok etmek için faydalı olabileceğini söyledi.
Yerin derinliklerindeki hedeflere nüfuz etmek üzere tasarlanan bu bombalar ABD tarafından Afganistan’da El Kaide’ye karşı yürütülen operasyonlarda kullanılmıştı.
IDF geçmişte Hamas’ın tünelleri silah depoları, sığınaklar, komuta merkezleri ve roketatarlar da dahil teröristler ve silahlar için gizli bir ulaşım arteri olarak kullandığını iddia etmişti.
Ayrıca tünellerde çok sayıda rehinenin de bulunduğundan şüpheleniliyor.
Dr. Hellyer, “Hamas’ın rehineleri dağıtıp stratejik öneme sahip yerlere yerleştirmesi ve esasen onları canlı kalkan olarak kullanması muhtemel” dedi.
Daha ne kadar kirlenebilir?
İsrail’in Hamas’ın 7 Ekim’deki terör saldırılarının ardından başlattığı yoğun hava bombardımanlarında şimdiden binlerce Gazzelinin öldüğüne inanılıyor.
İsrail, militanların sınır ötesi saldırılarında çoğu sivil bin 400 kişinin öldüğünü ve 200’den fazla kişinin de rehin alındığını açıkladı.
Netanyahu karaya asker çıkararak İsrail’in “Hamas’ın kökünü kazıyabileceğine” ve esir tutulan sivilleri evlerine döndürebileceğine inanıyor.
Ancak Hamas’ı ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir ve yüksek sivil ve askeri kayıplar İsrail’e yöneltilen eleştirileri daha da körükleyecektir.
Dr. Hellyer, “Hamas’a karşı kazanılacak zaferin bedeli çok yüksek olacak… İsrail’in burada öfkesini ifade etmek dışında pek fazla iyi seçeneği yok” dedi.
İsrail’in siviller için yüksek risk teşkil eden misket bombası gibi silahlara sahip olduğu ve uzun süredir ilan edilmemiş bir nükleer silah programını sürdürdüğü biliniyor.
Ancak Dr. Hellyer bu düzeyde bir tırmanma yaşanmasının pek olası olmadığını söyledi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü yaptığı açıklamada İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki son askeri operasyonlarda siviller üzerinde “dayanılmaz yanıklara ve ömür boyu acıya” neden olabilen beyaz fosfor bombaları kullanmakla suçlandığını söyledi.
Ancak IDF “kesin olarak yanlış” diyerek iddiaları reddetti.
Dr. Hellyer, “İsrail’in sivil kayıpları önlemek için elinden gelen her şeyi yapıp yapmadığı konusunda herkesin kendi fikri olacak” dedi.
Ancak genişletilmiş bir kara operasyonunda ne kullanılırsa kullanılsın, 2 milyon 100 bin kişiye ev sahipliği yapan küçük yerleşim bölgesinde “kaçınılmaz olarak büyük sivil kayıplar olacaktır.”
Ortadoğu
Şara: İsrail’in Suriye politikasını 7 Ekim belirlememeli

Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, İsrail ile Suriye ilişkilerine değinerek “güvenlik düzenlemeleri” ile barışa ulaşabileceklerini savundu.
BM Genel Kurulu için gittiği New York’ta Atlantik Konseyi’nin düzenlediği bir etkinlikte konuşan Şara, İsrail ile ilişkilerine dair bir soruya da yanıt verdi.
Şara, iki ülkenin geçtiğimiz yıl içinde doğrudan görüşmeler yaptığını belirtti. Ardından İsrail’in öncelikle Esad yönetiminin düşüşünden sonra işgal ettiği Suriye’nin güneyindeki bölgelerden çekilmesi gerektiğini söyledi.
Şara şöyle devam etti:
“O zaman güvenlik düzenlemeleri konusunda görüşmelere başlayabiliriz. Bu düzenlemeler başarılı olursa, kalıcı bir barışa ulaşabiliriz. Golan Tepeleri, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Suriye toprağı… Dolayısıyla bu konuda tartışma söz konusu değil.”
Daha sonra kendisine, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın düzenlediği Aksa Tufanı operasyonunun ardından İsraillilerin endişelerini anlayıp anlamadığı ve İsrail halkına ne tür bir mesajı olduğu soruldu.
Şara buna yanıt olarak, “7 Ekim’de bazı masum insanların başına gelenleri anlıyorum ama aynı zamanda tüm politikaların tek bir olay üzerine kurulması mümkün değil. Aynı zamanda Gazze’de neler olduğunu da anlamamız gerekiyor; orada 70.000’den fazla insan hayatını kaybetti,” dedi.
“7 Ekim’de yaşananların Suriye’ye yönelik politikayı belirlemesi uygun değil,” diye ekleyen eski HTŞ lideri, “İsrail, çevresinde sorunlar yaratıyor olduğu için politikasını değiştirmeli,” dedi.
ABD, Birleşik Krallık ve Lübnan ile çok iyi ilişkiler kurduklarını hatırlatan Şara, “Sorunun İsrail’de olduğuna inanıyorum, Suriye’de değil,” diye konuştu ve Tel Aviv’in faaliyetlerinin İsrail vatandaşlarına daha fazla güvenlik getirmediğini öne sürdü.
İsrail’in “meşru güvenlik endişeleri” olduğunu kabul etmekle birlikte, Şara bu endişelerin İsrail’in her eylemini haklı gösterebileceği fikrini reddetti.
Öte yandan Şara’ya göre şu anda “tüm taraflar için faydalı olabilecek tarihi bir an” yaşanıyor.
Eski HTŞ lideri, Başkan Donald Trump’ın kendisine Golan Tepeleri’nin İsrail’e ait olduğunu söylediğinde kendisinin şöyle karşılık verdiğini aktardı:
“Neden New Jersey’i İsraillilere vermiyorsun? Golan Tepeleri’ni verecek kadar sana ait değil, ama New Jersey sana ait.”
Şara daha sonra bu şakayı biraz daha detaylandırarak şöyle dedi:
“Sanırım New Jersey Demokratlarla dolu ve onlar Trump’a oy vermiyorlar, bu yüzden orayı İsraillilere vermek iyi olur. En azından bu senin malın. Trump’ın Golan Tepeleri’nde sahipliği yok.”
Tartışma daha sonra Şara’nın geçmişine, özellikle de El Kaide ile geçirdiği döneme geldi.
Bu örgüte bağlılığını ve bunun arkasındaki ideolojiyi artık açıkça reddedip reddetmediği sorulduğunda doğrudan bir reddetme yapmadı fakat o dönemde “farklı bir yaşta olduğunu ve bölgedeki koşulların farklı olduğunu” iddia ederek, yaşam deneyimlerinin Esad yönetimine karşı mücadelede yer almasından kaynaklandığını açıkladı.
Özellikle 11 Eylül saldırıları hakkında sorulduğunda, Şara “bununla hiçbir ilgisi olmadığını” hemen vurguladı ve o dönemde 13 yaşında olduğunu söyleyerek, “Bu konulardan hiç haberim yoktu,” dedi.
Ortadoğu
Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor

Başta BAE ve Katar olmak üzere Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) “yeni bir zihniyet” çağrısında bulunurken, Katar ise savaşın İran saldırılarına karşı savunmasızlıklarını ortaya çıkarması ve ABD’nin bölgedeki itibarını zedelemesinin ardından Tahran ile bölgesel bir “güvenlik çerçevesi” kurulmasını savundu.
BM Genel Kurulu’nun yan etkinliklerinden birinde konuşan Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman es-Sani, ABD ve İsrail’in Şubat ayında başlattığı İran’a karşı savaşı bir “uyarı sinyali” olarak nitelendirdi.
Körfez ülkelerinin “bölge olarak sorumlu bir şekilde birlikte hareket etmesi ve İran ile iyi ilişkiler kurduğumuzdan emin olması” gerektiğini söyleyen Başbakan, “Bu yönde çalışıyoruz. Bölgesel ortaklarımız buna inanıyor,” dedi.
Ayrı bir etkinlikte konuşan BAE Cumhurbaşkanı’nın diplomatik danışmanı Enver Gergeş, Arap devletlerinin İran’la diyalog kurması yönündeki çağrılara katılarak, Tahran’ın Washington’la yürüttüğü görüşmelerin “gerçek anlamda ilerlemediğini” ekledi.
Gergeş, “Hepimizin nasıl bir bölge istediğimize dair bu tür tartışmalarda yeni bir zihniyete ihtiyacımız var,” dedi.
Bölgenin gelecekteki istikrarı konusunda ABD ile İran arasında görüşmeler yapılabilse de, Gergeş bu görüşmelerin “İran-Arap düzeyinde de gerçekleştirilmesi gerektiğini” belirtti.
Bu açıklamalar, Körfez bölgesinde, ABD’yi savaşa girmemesi için uyarmış olan bölgesel devletlerin, Washington’un çatışmada çıkmaza girmesinin ardından Tahran ile ilişkileri yönetmek zorunda kalacağına dair artan bir farkındalığı yansıtıyor.
Şeyh Muhammed, “Körfez ülkeleri olarak bizi İran’la bir araya getirecek ve hiçbirimizin diğerine tehdit oluşturmadığından emin olacak bir güvenlik çerçevesi olmadan, bu bölge eskisi gibi devam edemeyecek,” dedi.
Bu ay yaptığı başka bir konuşmada Gergeş de şunları söylemişti:
“İran hâlâ komşumuz ve bir noktada geri kazanılabilecek olanı geri kazanmanın bir yolunu bulmak zorunda kalacağız . . . Coğrafya, bize ilişki kurmaktan başka bir seçenek bırakmıyor.”
Diplomatlar ve analistler, savaşın patlak vermesinden bu yana Suudi Arabistan’ın da, çatışma sona erdiğinde bölgesel gerilimlerin nasıl yönetileceğine dair müttefiklerle yapılan görüşmelerin bir parçası olarak, Orta Doğu ülkeleri ile İran arasında bir saldırmazlık paktı fikrini tartıştığını belirtti.
Financial Times’a (FT) konuşan Chatham House’tan Sanam Vakil şu yorumları yaptı:
“Savaşın ertesi günü hakkında düşünürken Körfez liderleri, dış garantörlerinin eskisi kadar güvenilir olmadığını, İran ile gergin bir ilişki içinde olduklarını ve güvenilir bir ABD dayanağının yokluğunda kendi güvenliklerini kendileri yönetmeleri gerektiğini kabul ediyorlar. Bu bir zorunluluk ama aynı zamanda bir fırsat da; çünkü İran zayıfladı ve Orta Doğu ülkeleri kendi güvenlik düzenlemeleri üzerinde inisiyatif alabilirler.”
Yemen direnişinin son haftalarda Suudi Arabistan ile on yılı aşkın süredir devam eden çatışmayı yeniden alevlendirmesi ve krallığa neredeyse her gün füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemesi üzerine Riyad yeni bir krizin ortasında kaldı.
ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Ensarullah’a (Husiler) karşı saldırılar düzenlemek üzere Amerikan kuvvetlerinin Riyad’a katılması yönündeki çağrılarına şu ana kadar direndi.
Savaşın ilk aylarında İran’ın Arap komşularına yönelik saldırılarının en ağır yükünü BAE üstlendi.
Körfez devletine yaklaşık 3.000 füze ve insansız hava aracı fırlatıldı. BAE, Körfez güçleri arasında en şahin tutumu benimsedi ve İran’a onlarca hava saldırısıyla misilleme yaptı.
Fakat o zamandan beri, bölgenin önde gelen finans, ticaret ve turizm merkezi konumunu korumak amacıyla gerilimi azaltmaya çalışıyor.
Bu ay, Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed el-Nahyan, Hindistan’da düzenlenen BRICS ülkeleri zirvesi kapsamında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya geldi.
Arap devletleri için daha geniş kapsamlı endişe, zayıflamış ama hâlâ bir tehdit oluşturduğu öne sürülen savaş sonrası İran’ı yönetmek zorunda olmaları.
Tahran, bölge genelinde saldırı düzenleyebilme ve Körfez’in ihracat ve ithalatı için hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını kesintiye uğratabilme yeteneğini kanıtladı.
Katar, ABD-İran savaşını durdurmaya yönelik diplomatik çabalarda merkezi bir rol oynuyor.
Washington ile Tahran arasında doğrudan görüşmeler yapılmasa da, arabulucular gizli kanalları açık tutuyor.
Arap liderlerin, krizi görüşmek üzere bu hafta New York’ta düzenlenecek BM zirvesi sırasında Trump ile görüşmeler yapması bekleniyor.
Pezeşkiyan ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı’nın de BM zirvesine katılması planlanıyor.
Trump, hafta sonu Fox News’e yaptığı açıklamada, İran Cumhurbaşkanı ile görüşmeye “muhtemelen” açık olacağını söyledi.
ABD’li haber kanalının aktardığına göre, Trump “karar verme aşamasında” olduğunu ve seçeneklerinin “İran’ı ortadan kaldırmak”, “iktisadi olarak çürümeye terk etmek” ya da bir anlaşma yapmak olduğunu belirtti.
Ortadoğu
Ensarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’

Ensarullah lideri Abdülmelik Husi, Yemen güçlerinin Mekke şehrine SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi iddiasını kesin biçimde reddetti.
Husi, Riyad’ın Mekke’nin kutsallığını Yemen’e yönelik saldırı ve ablukayı meşrulaştırmak için istismar ettiğini söyledi.
Yemen’deki Ensarullah hareketinin lideri Abdülmelik Husi, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Mekke’ye SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi Arabistan iddiasını “büyük, çirkin ve iğrenç bir yalan” olarak nitelendirerek reddetti.
Perşembe akşamı El-Mesire televizyonunda yayımlanan konuşmasında Husi, Riyad’ın bu suçlamayı Yemen’e yönelik saldırılarını ve ablukayı meşrulaştırmak amacıyla ortaya attığını söyledi.
“Halkımıza yönelik yalanlarla başkalarını kandırmak amacıyla Mekke’nin kutsallığını istismar ettiklerinde, onun kutsallığına saygı göstermemiş olurlar” diyen Husi, Müslümanların Mekke’nin kutsallığının bu şekilde kullanılmasını kınaması gerektiğini belirtti.
Husi, “Suudi Arabistan, Müslüman halkımıza yönelik saldırganlığını ve haksız ablukasını meşrulaştırmak için Mekke ile bağlantılı asılsız suçlamalara başvuruyor” dedi.
“Mekke uğruna her şeyimizi feda etmeye hazırız”
Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin İslam’ın kutsal mekânlarına derin bir saygı beslediğini vurgulayan Husi, Suudi Arabistan’ın suçlamasının Yemen halkının İslami, insani ve ahlaki onuruna yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu söyledi.
Husi şöyle devam etti:
“Kutsal mekânlara en derin saygıyı besleyen, Mekke’yi korumaya en bağlı ve kutsal mekânlar tehlikeyle karşılaştığında harekete geçmeye en hazır halklardan biriyiz. Canlarımız, ruhlarımız, mallarımız ve sahip olduğumuz her şey Mekke ve bütün İslami kutsal mekânlar uğruna feda edilmeye hazırdır.”
İslami kimliğine saygı duyan hiçbir Müslümanın, Hz. Muhammed’in “iman ve hikmet ehli” olarak nitelendirdiği Yemen halkına yöneltilen bu suçlamayı kabul edemeyeceğini söyleyen Husi, Yemenlilerin İslam’a, Kur’an’a ve kutsal mekânlara yönelik saldırılar karşısında daima ilk harekete geçen halklardan biri olduğunu hatırlattı.
Husi, “Bu asılsız suçlamayı kendine bayrak edinen Suudi rejimi, fitne ve yalanın kaynağıdır. Mekke’nin kutsallığına hakaret eden büyük yalanları ve uydurmaları istismar edecek kadar alçalmıştır”, ifadelerini kullandı.
Yemen halkına yöneltilen suçlamanın “asrın yalanı” olarak nitelenmeyi hak ettiğini belirten Husi, Suudi Arabistan’ın iddialarının doğrulanmadan kabul edilmemesi gerektiğini söyledi.
“Suudi Arabistan, insanların hemen inanması gereken bir kaynak değildir. Tüm İslam dünyasında ve küresel ölçekte yolsuzluk, adaletsizlik ve suçlulukla tanınmaktadır” diyen Husi, Riyad’ı Yemen halkına karşı suç işlemek, “eğlence adı altında yozlaşmayı yaymak” ve Siyonizmle ittifakı çerçevesinde İslam dünyasında bölünmeyi körüklemekle suçladı.
Doğrulamadan kınayanlara tepki
Ensarullah lideri, Suudi Arabistan’ın iddiasını araştırmadan kınama açıklaması yayımlayan hükümetler, devlet başkanları, din adamları ve siyasi şahsiyetlere de sert tepki gösterdi.
Husi, “Bu tür vahim suçlamalar karşısında takınılması gereken doğru tavır; doğrulamak, araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır,” dedi.
Kur’an’ın güvenilir olmayan kaynaklardan gelen haberlerin araştırılmasını emrettiğini hatırlatan Husi, “Suudi Arabistan’ın iddialarını reddetmeli ya da en azından kabul etmeden önce doğrulamalıydılar. Suudi rejimi asılsız bir haber ve büyük bir iftira ortaya attı. Asgari yükümlülük, yalancıyla birlikte yalancı durumuna düşmemek için bu iddiayı doğrulamaktı,” ifadelerini kullandı.
Husi, suçlamayı araştırmadan tekrarlayanların “yalana ve ahlaki çöküşe ortak olduğunu” belirterek şunları söyledi:
“Halkımıza yönelik bu iftirayı benimseyenler, Allah katında Suudi Arabistan’la birlikte bütün sorumluluğu taşımaktadır. Halkımıza iftira atmak, İslam’daki en büyük suçlardan biridir. Bu suçlamayı dillendiren devlet başkanları, krallar, prensler, hükümetler, din adamları ve siyasi şahsiyetler rezilliği, utancı ve kınanmayı hak ediyor. Batıla kulak verip yalancı şahitlik yaptılar.”
“Petrodolar ve mali çıkarlar”
Bazı devletlerin Suudi Arabistan’la mali ilişkilerinin tepkilerinde belirleyici olduğunu savunan Husi, “Onlar için önemli olan petrodolarlar ve mali çıkarlardır,” dedi.
Bazı hükümetlerin İslam’ın kutsal mekânlarını ve ümmeti yüzüstü bırakmalarına rağmen kutsal mekânları savunduklarını ileri sürdüğünü söyleyen Husi, bu çevrelerin tepkilerini “gerçek ve açık düşmana” yöneltmesi gerektiğini belirtti.
Siyonist rejimin açıklama, yayın ve siyasi planlarında Mescid-i Aksa, Mekke ve Medine’ye yönelik tehditlerin açıkça yer aldığını kaydeden Husi, İslam dünyasına Suudi Arabistan’ın anlatılarına kapılmak yerine bu tehditle mücadele etme çağrısı yaptı.
Husi, Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin kendilerine yöneltilen iftiraya ve süregelen haksızlıklara karşılık verme konusunda hukuki, ahlaki ve dini haklarını saklı tuttuğunu vurguladı.
Suudi Arabistan, Yemen’e yönelik askeri harekâtın başladığı 2015’ten bu yana Yemen Silahlı Kuvvetlerini çeşitli dönemlerde Mekke’ye ve diğer Suudi kentlerine balistik füze ve SİHA göndermekle suçladı.
Yemenli yetkililer ise askeri operasyonlarının savunma amaçlı olduğunu; Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonu saldırılarını durdurmaya, Yemen’in egemenliğine saygı göstermeye ve ülkeye uygulanan kara, deniz ve hava ablukasını kaldırmaya zorlamayı hedeflediğini belirtiyor.
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor
Rusya1 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi










