Bizi Takip Edin

Diplomasi

Dördüncü sondaj gemisi Akdeniz’e açılıyor

Yayınlanma

Türkiye’nin hidrokarbon arama çalışmalarına katılacak dördüncü sondaj gemisi “Abdülhamid Han” yarın Mersin’in Taşucu Limanı’ndan Akdeniz’e açılacak.

9 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılacağı törenle Akdeniz’deki göreve çıkacağı açıklanan gemi, teknik donanımı ve fiziki özellikleri bakımından ‘Mavi Vatan’daki filonun en güçlüsü. Fatih, Kanuni ve Yavuz’un ardından Türkiye’nin dördüncü sondaj gemisi olarak kayıtlara giren Abdülhamid Han, 12 bin 200 metreye kadar sondaj yapabilme yeteneğine sahip. 238 metre uzunluğu, 42 metre genişliği ve çift güvenlik sistemi bulunuyor. 200 mürettebat kapasiteli gemi, yedinci nesil teknolojiye sahip dünyanın beşinci büyük gemisi olma özelliğini taşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Abdülhamid Han gemisinin kolaylaştırıcı bir teknolojiye sahip olduğunu ifade etmiş, dokuz katlı olan gemide bir helikopter pisti de bulunduğunu kaydetmişti.

180 milyon dolara satın alındı

2013’te ABD’li sondaj şirketi Vantage Drilling tarafından sipariş edilen geminin ilk adı Cobalt Explorer. Yapımını Daewoo Shipbuilding & Marine Engineering’in üstlendiği gemi, Güney Kore’deki Okpo tersanesinde inşa edilmeye başlandı. Ancak Vantage Drilling 2015’te gemi sözleşmesini iptal etti. Mayıs 2019’da uluslararası Northern Drilling şirketi gemiyi satın aldı ve geminin adını West Cobalt olarak değiştirdi, ancak bu sözleşme de Ekim 2019’da sonlandırıldı.

Kasım 2021’de TPAO tarafından Daewoo’dan 180 milyon Amerikan doları karşılığında satın alınan ve Güney Kore’deki Okpo Limanı’ndan 7 Mart’ta yolculuğa başlayan gemi, 19 Mayıs’ta Mersin’in Taşucu NATO Limanı’na vardı. Buradaki sistem ve ekipman güncelleme işlemlerinin tamamlanmasıyla göreve hazır hale geldi.

Gemi yarın Akdeniz’e açılacak ancak sondajın nerede yapılacağı ile ilgili NAVTEX ilanı yayınlanmadı. Türkiye, tartışmalı bölgelerdeki son sondaj aramasını 2020’nin yaz aylarında Meis ve Rodos adasının güney açıklarında yapmıştı. Sondaj gemisi Oruç Reis’e iki savaş gemisi de eşlik etmişti. “Yunan adalarının kendi kıta sahanlıklarına ve MEB (Münhasır ekonomik bölge) alanlarına sahip olduğunu” savunan Yunanistan, Türkiye’yi Meis adasının kıta sahanlığını ihlal etmekle suçluyor. Ancak Atina yönetimi bugüne dek varsaydığı kıta sahanlığının koordinatlarını Birleşmiş Milletler (BM)’e bildirmiyor. Sondaj yapılan bölge, Türkiye’nin BM’ye bildirdiği kıta sahanlığının koordinatları içinde yer alıyor.

Abdülhamid Han gemisi ile ilgili gelişmeler Yunanistan’da da yakından takip ediliyor. Yunanistan merkezli Kathimerini gazetesi, “Türk sondaj gemisinin olası rotası” başlıklı haberinde,  Abdülhamid Han’ın Doğu Akdeniz’deki seyrine ilişkin üç farklı rota masaya yatırıldı. Gazeteye göre, Abdülhamid Han’ın faaliyetlerine Kıbrıs’ın kuzeyinde başlaması en olası alan olarak değerlendiriliyor. İkinci senaryo ise Kıbrıs’ın güneybatısı olarak gösteriliyor. Üçüncü rota ise Rodos’un güneyi olarak gösteriliyor. Gazeteye göre, üçüncü senaryo gerçekleşirse, 2020 yılında yaşanan Oruç Reis krizi tekrarlanabilir. Bu yüzden Rodos ve çevresindeki olası bir faaliyet, Yunanistan için en kötü senaryo olarak öne çıkıyor. Bu durumda, Atina yönetiminin ‘kıta sahanlığımızı ihlal ettiler’ demek üzere harekete geçmesine olası gözüyle bakılıyor.

Türkiye, Yunanistan ile gerilimin zirve yaptığı 2020 sonbaharında, Atina ile istikşafi görüşmeler gündeme gelince “iyi niyet” gösterisi olarak sismik arama ve sondaj gemilerini Akdeniz’den çekmişti. O zamandan beri Türkiye sismik arama ve sondaj faaliyetlerini Karadeniz’de yürütüyor. Ancak Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçatokis’in Mayıs ayında ABD Kongresi’nde yaptığı konuşmada Türkiye aleyhine sert ifadeler kullanması bir buçuk yıllık sakinliğin sonu oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “Artık benim için Miçotakis diye birisi yok” çıkışı aradaki pamuk ipliğine bağlı köprüleri tamamen yıktı.

Diplomasi

FT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir

Yayınlanma

Çalışma, ABD ve AB’nin stratejik tedarik zincirlerinde Çin’e bağımlılığı azaltmaya çalışırken karşı karşıya olduğu güçlüğü ortaya koyuyor.

Bir ekonomik analize göre Avrupa ve ABD’nin, imalat ve teknoloji gibi kritik sektörlerde Çin’e bağımlılıklarını sona erdirebilmeleri için önümüzdeki 25 yıl boyunca ilave 23,6 trilyon dolar yatırım yapmaları gerekecek.

Danışmanlık şirketi EY-Parthenon, hâlihazırda Çin’e bağımlı olan altyapı, araştırma, yazılım, imalat ve tedarik zincirlerinin yeniden oluşturulmasının 2050’ye kadar ABD’ye 13,7 trilyon dolar, Avro Bölgesi’ne 9,1 trilyon dolar ve Birleşik Krallık’a 800 milyar dolara mal olacağını hesapladı.

ABD hükümeti ile Amerikan şirketlerinin Çin’den ayrışmak için yıllık 550 milyar dolar yatırım yapması gerekecek. Bu tutar, büyük ABD teknoloji şirketlerinin 2025 yılında veri merkezlerine yaptığı 600 milyar dolarlık yatırıma yaklaşık olarak eşit. EY-Parthenon’a göre AB açısından gerekli harcama, birliğin yıllık bütçesinin neredeyse iki katına çıkarılması anlamına gelecek.

Gelişmiş ekonomilerin hâlihazırda bağımlı olduğu Çin kaynak ve malzemelerini ikame etmek için gereken devasa yatırım, Batılı hükümetlerin stratejik tedarik zincirlerindeki Çin hâkimiyetini azaltmaya çalışırken karşı karşıya bulunduğu güçlüğün boyutunu ortaya koyuyor.

Eski bir Başbakanlık danışmanı olan ve şu anda EY-Parthenon’da çalışan Mats Persson, “Vergi mükellefleri ve tüketiciler üzerinde katlanılamaz maliyetler yaratmadan tedarik zincirlerini yerelleştirmek, önümüzdeki yıllarda hem şirketlerin hem de hükümetlerin karşılaşacağı en zorlu meselelerden biri olacak” dedi.

EY-Parthenon analistleri, 25 yıl boyunca yıllık ortalama 940 milyar dolarlık ilave ortak yatırımın teoride “aşılamaz olmadığını” yazdı. Ancak bu yatırımın enerji, teknoloji, savunma ve altyapı alanlarındaki mevcut yatırımlara ek olarak yapılması gerekecek. Persson, başlangıçtaki yıllık harcamaların daha düşük olacağını, ancak süreç genişledikçe maliyetlerin artacağını belirtti.

Avrupa ve ABD ekonomilerinin Çin’in baskı araçlarına karşı ne ölçüde kırılgan olduğu, Pekin’in geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’den yapılan ithalata yüzde 145 gümrük vergisi uygulama tehdidine karşılık kritik nadir toprak metalleri üzerinde ihracat kontrolleri getirmesiyle ortaya çıktı.

Pekin ile Washington arasında ateşkes sağlanmadan önce her iki ekonomideki otomotiv üretim hatları neredeyse durma noktasına geldi. Bu gelişme, nadir toprak elementlerinin stoklanmasına yönelik bir AB planı da dahil olmak üzere ABD ve Avrupa’nın Çin’le ilişkilerde risk azaltma çabalarına hız kazandırdı.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın değerlendirmesine göre Çin’in, daha temiz enerji kaynaklarına geçiş açısından hayati öneme sahip rafine lityum ve kobaltın dünya arzının yüzde 60’ından fazlasını, batarya kalitesindeki grafit ile nadir toprak elementlerinin ise yaklaşık yüzde 80’ini 2035 yılına kadar sağlaması bekleniyor.

Natixis yatırım bankasının Asya-Pasifik başekonomisti Alicia García-Herrero, Pekin’in birçok kritik sanayi malzemesi üzerindeki sıkı hâkimiyeti nedeniyle Batı’nın devasa yatırımlar yapılsa bile kısa vadede Çin’den ayrışamayacağını söyledi.

García-Herrero, “Mesele yalnızca bunun ne kadara mal olacağı değil. Çin’in, nadir toprak elementlerinin işlenmesinden etkin farmasötik bileşenlere kadar her alandaki mevcut tedarik kontrolü sayesinde böyle bir ayrışmayı engellemek için müdahale edebilme kapasitesi de önemli” dedi.

EY-Parthenon analizine göre Çin yapımı ürünler, Batılı rakiplerine kıyasla fabrika çıkış fiyatlarında genellikle yüzde 20 ila yüzde 100 arasında avantaj sağlıyor. Bu nedenle Çin imalatına bağımlılığın azaltılması fiyatları yükseltecek ve enflasyonu artıracak.

EY-Parthenon raporunda, Avrupa’nın Çin’e bağımlılığını kesmesinin kritik sektörlerde fiyatları yüzde 1 ila yüzde 2,5 oranında yükseltebileceği ve Avrupa Merkez Bankası ile İngiltere Merkez Bankası’nın enflasyon oranlarının kalıcı olarak yüzde 2’lik hedeflerinin üzerinde kalmasına yol açabileceği belirtildi. Raporda bu değerlendirme için Avrupa Merkez Bankası’nın bir analizine atıfta bulunuldu.

Rapora göre Çin’e bağımlılığı anlamlı ölçüde azaltmak isteyen Batılı ekonomilerin fabrika ve fiziksel altyapı yatırımlarının yanı sıra iş gücünün eğitilmesine ve üretim süreçlerinin otomasyonuna da yoğun biçimde yatırım yapması gerekecek.

Persson, karşılaşılan güçlüklerin boyutu dikkate alındığında Çin’den “kısmi ayrışmanın” daha muhtemel olduğunu söyledi. Buna göre şirketlerin, Çin’in oluşturabileceği olası darboğazlara karşı direnç geliştirmek için kaynaklarını hangi alanlara yönlendirecekleri konusunda seçici davranmaları gerekecek.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Polonya ile Fransa arasında nükleer caydırıcılık zirvesi

Yayınlanma

Polonya ile Fransa, nükleer caydırıcılık alanında işbirliği sağlamak amacıyla ilk resmi istişare toplantısını gerçekleştirdi. Paris’te yapılan görüşmelerde iki ülkenin ve Avrupa’nın güvenliğini artırmaya yönelik somut adımlar ele alındı.

Polonya ve Fransa, nükleer caydırıcılık alanında işbirliği tesis etmek üzere kurulan yönlendirme grubunun ilk istişare toplantısını gerçekleştirdi.

Polonya Dışişleri Bakanlığının resmi internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, iki ülkeden heyetler pratik işbirliği adımlarını ele almaya başladı.

Bakanlık açıklamasında, görüşmeler esnasında her iki delegasyonun öncelikli olarak Avrupa’daki güncel güvenlik durumuna odaklandığı aktarıldı.

Açıklamada ayrıca, yönlendirme grubunun Polonya, Fransa ve genel olarak Avrupa’nın güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan somut müzakerelerin ve ikili işbirliğinin gelecekteki istikametini belirlediği kaydedildi.

Paris’te 10 Temmuz tarihinde düzenlenen bu görüşmeler, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un nükleer caydırıcılık konularında Avrupalı ortaklarıyla stratejik diyalog başlatma girişiminin devamı niteliğini taşıyor.

Macron, mart ayında ülkesinin yeni bir nükleer caydırıcılık konseptine geçeceğini duyurmuştu. Bu yeni konsept, Fransa’nın nükleer savaş başlığı sayısını artırmasını ve Avrupalı müttefiklerle ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirmesini öngörüyor.

Gelişmelerin ardından Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, nükleer felaket riskinin Soğuk Savaş döneminden bu yana en yüksek seviyeye ulaştığına dikkat çekerek Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPYA) rejiminin korunması gerektiğini vurgulamıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise bu açıklamaların ardından Moskova’nın söz konusu antlaşma kapsamındaki yükümlülüklerine harfiyen uymayı sürdürdüğünü ifade etmişti.

Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, nisan ayı başında yaptığı açıklamada Avrupa’ya özgü müstakil bir nükleer şemsiye oluşturulması fikrine mesafeli yaklaşmıştı.

Sikorski, nükleer caydırıcılık mekanizmasının halihazırda NATO bünyesinde işlediğini, aynı zamanda İngiltere ve Fransa’nın askeri kapasitelerine dayandığını belirtmişti.

Diğer yandan, Polonya’da yayın yapan Wirtualna Polska portalının Polonya ordusundaki kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Varşova ve Paris, nükleer silah taşıma kabiliyetine sahip Fransız Rafale savaş uçaklarının katılımıyla ortak bir askeri tatbikata hazırlanıyor.

Haberde, manevraların Baltık Denizi bölgesinde ve Polonya’nın kuzeyinde gerçekleştirileceği iddia edildi.

Planlanan senaryoya göre Fransız uçakları Rusya ve Belarus’taki hedeflere yönelik saldırı simülasyonları yaparken, Polonya Hava Kuvvetleri ise keşif ve hedef belirleme faaliyetlerini üstlenecek.

Konuya aşina kaynaklar, bu ortaklığın NATO yapılarından bağımsız hareket edecek bir Polonya-Fransa askeri birliğinin kurulmasına zemin hazırlayabileceğini ileri sürdü.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Fransa ve Polonya arasında nükleer silahların kullanılacağı ortak tatbikatlara ilişkin olası görüşmelerin detaylarının netleştirilmesi gerektiğini belirtti.

Peskov, bu tür girişimlerin Avrupa’nın daha fazla askerileşme ve nükleerleşme eğiliminde olduğunu bir kez daha gösterdiğini ifade etti. Bu durumun Avrupa kıtasında istikrar ve öngörülebilirliğe katkı sağlamadığını vurgulayan Peskov, gelişmelere tepki gösterdi.

Öte yandan, mayıs ayının sonlarında Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store de ülkesinin Fransa’nın nükleer şemsiyesine dahil olduğunu açıklamıştı.

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev, Avrupa nükleer şemsiyesini güçlendirme planlarının Rusya için doğrudan bir stratejik tehdit oluşturduğunu beyan etti.

Rusya Dışişleri Bakanlığının Özel Yetkili Büyükelçisi Andrey Belousov da ABD, İngiltere ve Fransa’nın, NPYA ilkelerini dikkate almaksızın kendi nükleer kapasitelerini genişletmeyi sürdürdüklerini kaydetti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin ve Rus denizaltıları tatbikatta ilk kez birlikte görüntülendi

Yayınlanma

Çin ve Rus denizaltılarının tatbikatta ilk kez birlikte görüntülenmesi, uzmanlara göre su altı koordinasyonunda atılım ve üst düzey karşılıklı güven işareti.

Çin ile Rusya’nın düzenlediği “Ortak Deniz-2026” tatbikatının deniz safhası cumartesi günü sona erdi. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (ÇHKO) haber ve medya merkezine bağlı resmî yayın organı China Bugle’a göre tatbikat sırasında Çin ve Rus donanmalarına ait denizaltılar ilk kez aynı görüntü karesinde birlikte yer aldı.

Bir askerî ilişkiler uzmanı Global Times’a yaptığı açıklamada, bunun iki ülke arasındaki sıradan düzeyin ötesine geçen yüksek karşılıklı güveni ortaya koyduğunu söyledi.

Tatbikat sırasında Çin ve Rus donanma unsurları; denizaltı kurtarma, su üstü hedeflerine taarruz, hava savunma ve füzesavar operasyonlarını kapsayan eğitimler gerçekleştirdi. China Bugle, iki tarafın etkili koordinasyon sayesinde karşılıklı güveni derinleştirdiğini ve müşterek operasyon kabiliyetlerini daha da geliştirdiğini bildirdi.

Tatbikatta esnek planlama anlayışı benimsendi ve operasyonel koordinasyon konusunda yüksek standartlar uygulandı. Müşterek tatbikatlar önceden belirlenmiş sabit senaryolar olmadan yürütüldü; operasyonlar muharebe sahasındaki koşullar, hidrometeorolojik faktörler ve diğer değişkenler doğrultusunda dinamik biçimde uyarlandı.

Tatbikata katılan kuvvetler aynı zamanda karma formasyonlar halinde düzenlendi. Deniz, hava ve denizaltı platformlarından yararlanılarak çok alanlı ve bütünleşik bir muharebe sistemi oluşturuldu.

China Bugle’a göre bu yapı, iki tarafın karmaşık elektromanyetik ortamlardaki müşterek keşif ve erken uyarı, komuta koordinasyonu ve ateş gücüyle taarruz kabiliyetlerini etkili biçimde sınadı.

Hava savunma ve füzesavar tatbikatları sırasında Çin ve Rus gemileri, görevleri net biçimde paylaşarak ve yakın koordinasyon içinde hareket etti. Taraflar, sahip oldukları silah platformlarının farklı güçlü yönlerinden yararlanarak yaklaşan hedefleri mümkün olan en kısa sürede başarıyla önledi ve Çin-Rus deniz gücünün müşterek muharebe kabiliyetini ortaya koydu.

2012’den bu yana düzenlenen “Ortak Deniz” tatbikatları, Çin ile Rusya arasındaki deniz kuvvetleri işbirliği açısından önemli bir platform haline geldi.

Resmî açıklamaya göre bu tatbikatta her iki taraf da su üstü, su altı, hava ve destek unsurlarını kapsayan seçkin kuvvetlerini görevlendirdi. Özellikle denizaltılar ile denizaltı kurtarma gemilerinin katılımı, ikili deniz kuvvetleri işbirliğinin “su üstü operasyonlarından” “su üstü ve su altı bütünleşik muharebe” aşamasına doğru genişlemeyi sürdürdüğünü gösterdi.

Çin ve Rus denizaltılarının ilk kez aynı görüntü karesinde yer aldığının bildirilmesinin ardından Çinli askerî ilişkiler uzmanı Wang Yunfei, pazar günü Global Times’a yaptığı açıklamada bunun yaygın biçimde görülmeyen bir karşılıklı güven düzeyine işaret ettiğini söyledi.

Wang, denizaltıların birlikte faaliyet göstermesinin dünya genelinde nadir görüldüğünü belirtti. Denizaltıların doğaları gereği gizlilik esasına göre faaliyet gösterdiğini ve akustik izlerinin her ülke tarafından son derece gizli bilgiler olarak korunduğunu vurguladı.

Bu tür deniz araçlarının genellikle birbirlerine yakın mesafede gösterilmediğini kaydeden Wang, iki denizaltının birlikte görülmesinin yakın mesafede faaliyet gösterdikleri anlamına geldiğini söyledi.

Uzman, bu durumda yalnızca gürültü seviyeleri değil, frekans özellikleri de dahil olmak üzere denizaltıların akustik izlerinin karşılıklı olarak açığa çıkabileceğine işaret etti.

Tatbikata ilişkin resmî görüntüler, Rusya’nın geliştirilmiş Kilo sınıfı konvansiyonel denizaltısı Ufa’nın tatbikata katıldığını, Çin tarafının ise geliştirilmiş Tip 039B konvansiyonel denizaltıyı görevlendirdiğini gösterdi.

Wang’a göre geçmişte Çin, Rus yapımı Kilo sınıfı denizaltıları aynı tip Rus deniz araçlarıyla birlikte kullandığında durum farklı bir anlam taşıyordu çünkü bu araçların akustik izleri taraflarca zaten biliniyordu.

Ancak Wang, Çin’in bu kez yerli olarak geliştirdiği ve dünya çapında ileri düzey kabul edilen Tip 039B denizaltısını Rusya’ya gösterdiğini ve bunun sıradan düzeyin ötesine geçen bir karşılıklı güveni yansıttığını söyledi.

Wang ayrıca denizaltıların müşterek tatbikatlara katılımının iletişim ve veri alışverişini de kapsadığını, bunun da yüksek düzeyli karşılıklı güvenin sergilenmesi bakımından önemli bir başka unsur olduğunu ifade etti.

Denizaltılar arasındaki iletişimin karmaşık olduğunu belirten Wang, yöntemlerden birinin iletişim derinliğinde anteni su yüzeyinin üzerine çıkarmak olduğunu söyledi. Diğer yöntemin ise özel ekipman kullanılarak bağlantının sürdürüldüğü su altı akustik iletişimi olduğunu ve bunun teknik açıdan daha zor bir yöntem teşkil ettiğini kaydetti.

Wang, hangi yöntemin kullanıldığına bakılmaksızın iki tarafın teknik iletişim özelliklerini, yöntemlerini ve taktiklerini birbirleriyle paylaşması gerektiğini söyledi.

Uzman, bunun tarafların ortak hasımlarla karşı karşıya kaldıkları durumlarda yüksek düzeyde taktik koordinasyon sağlamasına imkân tanıdığını belirtti.

Her iki denizaltının birlikte tatbikata katılması, iletişim verilerini paylaşması ve hedeflere yönelik saldırıları koordine etmesi son derece nadir görülen bir durum.

Wang, Çin ile Rusya’nın bunu gerçekleştirebilmesinin iki taraf arasındaki yüksek karşılıklı güvenin yanı sıra Çin ordusunun kendi kabiliyetlerine duyduğu güçlü özgüveni de yansıttığını söyledi.

Uzman, bunun gelecekteki müşterek tatbikatların derinliğini ve yoğunluğunu artırmak açısından olumlu bir başlangıç teşkil ettiğini de sözlerine ekledi.

China Bugle, tatbikatın sona ermesinin ardından katılımcı kuvvetlerden bazılarının Pasifik Okyanusu’nun ilgili bölgelerinde müşterek deniz devriyesi gerçekleştireceğini ve bölgesel ve uluslararası barış ile istikrara katkıda bulunmayı sürdüreceğini bildirdi.

Çin’in resmî haber ajansı Xinhua’ya göre Çin ve Rusya, “Ortak Deniz-2026” tatbikatını 6 Temmuz’da Çin’in doğusundaki Şandong eyaletinin Qingdao kentinde bulunan bir askerî limanda başlattı.

Tatbikat için iki ülkenin donanmalarına bağlı görev kuvvetlerinden oluşan müşterek bir komutanlık kuruldu.

Xinhua, tatbikatın kuvvetlerin toplanması, liman merkezli planlama ve deniz operasyonları olmak üzere üç aşamada gerçekleştirileceğini bildirdi.

Çin-Rusya “Ortak Deniz-2026” tatbikatının deniz operasyonları safhası sona erdi.

Çin Savunma Bakanlığı pazar günü yaptığı açıklamada, tarafların bundan sonraki süreçte açıklık, şeffaflık ve karşılıklı güven ilkelerine bağlı kalmayı sürdüreceğini, müşterek eğitimlerin kapsamını ve derinliğini daha da genişleteceğini bildirdi.

Bakanlık, iki ülkenin ortak geleceğe sahip bir denizcilik topluluğunun inşa edilmesine ve dünya barışı ile istikrarının korunmasına daha fazla katkı sağlayacağını kaydetti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English