Diplomasi
Soçi’de dört saatlik zirve: ‘Suriye’de eş güdüm’ vurgusu

Erdoğan, Soçi’de Putin ile bir araya geldi. 20 gün içindeki bu ikinci görüşme öncesi kısa açıklama yapan liderlerden Erdoğan, “Suriye’yi ele almamız bölgeye ayrıca rahatlama getirecek” dedi. Putin ise, “Avrupa, Türkiye’ye minnettar olmalı” ifadelerini kullandı. Dört saat süren görüşmenin ardından yapılan ortak açıklamada ise “Suriye’de tüm terör örgütlerine karşı mücadelede, dayanışma ve eş güdüm” vurgusu yapıldı.
En son 19 Temmuz’da İran’ın başkenti Tahran’da yapılan Astana Zirvesi’nde görüşen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bugün Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki tatil beldesi Soçi’de bir araya geldi. İki liderin gündeminde Ukrayna’da devam eden Rus harekâtı ve tahıl koridoru anlaşması ile Türkiye’nin olası Suriye operasyonu ve gerilimin yeniden yükseldiği Karabağ var. Akkuyu’da devam eden nükleer santral projesi de dahil iki ülke arasındaki enerji işbirliği de liderlerin gündeminde.
Görüşmenin basına açık bölümünde konuşan Putin, Soçi ziyareti öncesi, bir Rus hükûmet delegasyonunun Türkiye’yi ziyaret ettiği ve ülkeler arasındaki büyük projelerin hepsinin üstünde çalıştığı bilgisini verdi. Tahıl anlaşmasına varılabilmesinde üstlendiği rol için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kişisel olarak teşekkür eden Putin, “Sizin doğrudan katılımınız ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin (Antionio Guterres) ara buluculuğu ile Ukrayna’daki tahılın Karadeniz limanlarından sevkiyatı konusu çözüldü. Sevkıyat başladı bile. Size hem bunun için hem de Rus tarım ürünleri ve gübresinin dünya pazarlarına kesintisiz tedariki hususunda ‘paket karar’ alındığı için teşekkür etmek istiyorum” dedi.
‘Avrupa müteşekkir olmalı’
Türkiye ile ticaret hacmi mayıs ayına kadarki dönemde iki katına çıktığını söyleyen Putin, “TürkAkım doğalgaz boru hattı, Rus gazının Avrupa’ya sevkıyatının ana arterlerinden biri. TürkAkım kesintisiz çalışıyor. Avrupalı partnerlerimiz bunun için Türkiye’ye müteşekkir olmalı” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aylar önce sinyalini vermesine rağmen hala yapılamayan yeni Suriye operasyonu konusunda Putin’in “Erdoğan’ı ilgilendiren tüm meseleleri muhakkak ele alacağız, göz ardı etmeyeceğiz” ifadeleri dikkat çekti.
‘İki ülkenin oynadığı rol…’
Putin’e teşekkür ederek sözlerine başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan da her iki ülke heyetinin Türkiye’de yaptığı görüşmelerin de verimli geçtiğini söyledi: “Siyasi, ekonomik ve ticari alanlarda birçok konuları ele aldılar ve şimdi de bizim bu konulardan sonra buna bir adeta nokta koymamız inanıyorum ki Türkiye-Rusya ilişkilerinde çok farklı bir sayfayı da açacaktır. Gerek enerjide gerek Karadeniz hattının tarımda, tahılda buradan atılan adımlar, turizmde yapılan görüşmeler, ulaşımla ilgili olarak atılan adımlar ki bütün bunlarla beraber bölgedeki bazı adımların atılması, bunlar gerek heyetlerimizin yaptığı ama bizim de bugün başa baş ikili bu görüşmeyi yapmak suretiyle Türkiye ve Rusya’nın bölgede oynadığı rolü ortaya koyması bakımından çok önemli.”
‘Bölgeye rahatlama getirecek’
Erdoğan, Suriye konusunda şunları kaydetti: “Suriye’deki gelişmeleri bu vesileyle özellikle ele almamız inanıyorum ki bölgeye ayrıca rahatlama getirecektir. Terörle mücadelede dayanışmamız büyük önem arz ediyor ve bu konuyla ilgili olarak da atacağımız adımlar, yapacağımız görüşmelerle inanıyorum ki bir güç kazanacaktır. Yine bugün tabii dünyanın gözü Soçi’de. ‘Acaba Soçi’de ne görüştüler, ne yaptılar?’ Burayı takip ediyorlar. Bizim de yapacağımız bu görüşmelerden sonra da bunlara verilecek olan cevaplar onları belli istikamette yönlendirecektir.”
Erdoğan, Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesi ile ilgili de şöyle konuştu: “Enerji alanında Akkuyu konusunu bugün sizlerle bir noktaya getirmemiz onu belli bir yerde gerçekten değerlendirerek, karara bağlanmamız Akkuyu’daki süreci ertelemeye fırsat vermeyecektir. Çünkü belirlenen takvimin işlemesi ve Akkuyu’nun belirlenen zamanda bitirilmesi çok çok büyük önem arz ediyor. Zira Türkiye’nin enerji temininde yüzde 10 enerji potansiyelini Akkuyu Enerji Santrali halledecek ve bu konuyla ilgili olarak da etraflıca bir görüşme yapmamızın faydalı olacağına inanıyorum. Ben de bugün böyle bir fırsatı bulduğumuz için memnuniyetimi özellikle ifade etmek istiyorum.”
Ortak açıklama yapıldı
Açıklamaların ardından görüşmelere geçildi ve Rus Sanatoryumu’nda yapılan görüşme 4 saat sürdü. Görüşmenin sonunda iki lider, ortak basın açıklaması yayımladı.
İki liderin, Türkiye-Rusya ilişkilerinin, mevcut bölgesel ve küresel tüm sınamalara rağmen, karşılıklı saygı ve mütekabil çıkarların tanınması temelinde ve uluslararası yükümlülüklerle uyumlu olarak ilerletilmesi yönündeki ortak iradelerini teyit ettiklerinin belirtildiği açıklamaya göre, bu anlayış çerçevesinde Türkiye-Rusya ikili ilişkilerinin gündeminde yer alan konular üzerinde kapsamlı istişarelerde bulunan liderler, iki ülke arasındaki ticaret hacminin tespit edilen hedefler doğrultusunda ve dengeli bir temelde artırılması, ekonomi ve enerji alanlarında iki ülkenin birbirlerinden beklentilerinin mütekabiliyet çerçevesinde karşılanması, ulaştırma, ticaret, tarım, sanayi, finans, turizm ve inşaat gibi sektörlerde uzun süredir iki ülke gündeminde bulunan konularda iş birliğinin güçlendirilmesi yönünde somut adımlar atılması üzerinde mutabık kaldı.
İstanbul Mutabakatı vurgusu
Bölgesel konular bağlamında, liderler, Türkiye ile Rusya arasında var olan samimi, açık sözlü ve güvene dayalı ilişkilerin bölgesel ve uluslararası istikrarın tesisi açısından taşıdığı kilit öneme işaret etti. İki lider bu çerçevede, Ukrayna limanlarından tahıl ve gıda ürünlerinin emniyetli taşınmasına yönelik İstanbul Mutabakatına varılmasında iki ülke arasındaki yapıcı ilişkilerin rol oynadığını teyit etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin, Rusya’nın tahıl, gübre ve gübre üretimi için gerekli ham maddenin kesintisiz ihracı dahil, İstanbul Mutabakatının lafzı ve ruhuna uygun şekilde tam olarak uygulanması lazım geldiğinin önemini vurguladı.
Suriye’nin birliği ve terörle mücadele
Suriye’deki son gelişmeler üzerinde durulan görüşmede Erdoğan ve Putin, ülkede kalıcı çözüme ulaşılması için siyasi sürecin ilerletilmesine atfettikleri önemin altını çizdi. Liderler, Suriye’nin siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasına atfettikleri öneme işaretle, Suriye’de tüm terör örgütlerine karşı mücadelede, dayanışma ve eş güdüm içinde hareket etme kararlılıklarını teyit etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin, Libya’nın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve ulusal birliğine olan güçlü bağlılıklarını vurguladı. Libyalılar arasında mümkün olan en geniş mutabakat temelinde serbest, adil ve muteber seçimlerin düzenlenmesinin önemini vurgulayan iki lider, BM himayesinde yürütülen Libya liderliğindeki ve Libya sahipliğindeki siyasi sürece desteklerini yineledi.
Erdoğan ve Putin, Türkiye-Rusya Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin müteakip toplantısının Türkiye’de gerçekleştirilmesi üzerinde mutabık kaldı.
Erdoğan’a kalabalık heyet eşlik etti
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Ticaret Bakanı Mehmet Muş, Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir de Soçi ziyaretinde Erdoğan’a eşlik etti.
Diplomasi
FT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir

Çalışma, ABD ve AB’nin stratejik tedarik zincirlerinde Çin’e bağımlılığı azaltmaya çalışırken karşı karşıya olduğu güçlüğü ortaya koyuyor.
Bir ekonomik analize göre Avrupa ve ABD’nin, imalat ve teknoloji gibi kritik sektörlerde Çin’e bağımlılıklarını sona erdirebilmeleri için önümüzdeki 25 yıl boyunca ilave 23,6 trilyon dolar yatırım yapmaları gerekecek.
Danışmanlık şirketi EY-Parthenon, hâlihazırda Çin’e bağımlı olan altyapı, araştırma, yazılım, imalat ve tedarik zincirlerinin yeniden oluşturulmasının 2050’ye kadar ABD’ye 13,7 trilyon dolar, Avro Bölgesi’ne 9,1 trilyon dolar ve Birleşik Krallık’a 800 milyar dolara mal olacağını hesapladı.
ABD hükümeti ile Amerikan şirketlerinin Çin’den ayrışmak için yıllık 550 milyar dolar yatırım yapması gerekecek. Bu tutar, büyük ABD teknoloji şirketlerinin 2025 yılında veri merkezlerine yaptığı 600 milyar dolarlık yatırıma yaklaşık olarak eşit. EY-Parthenon’a göre AB açısından gerekli harcama, birliğin yıllık bütçesinin neredeyse iki katına çıkarılması anlamına gelecek.
Gelişmiş ekonomilerin hâlihazırda bağımlı olduğu Çin kaynak ve malzemelerini ikame etmek için gereken devasa yatırım, Batılı hükümetlerin stratejik tedarik zincirlerindeki Çin hâkimiyetini azaltmaya çalışırken karşı karşıya bulunduğu güçlüğün boyutunu ortaya koyuyor.
Eski bir Başbakanlık danışmanı olan ve şu anda EY-Parthenon’da çalışan Mats Persson, “Vergi mükellefleri ve tüketiciler üzerinde katlanılamaz maliyetler yaratmadan tedarik zincirlerini yerelleştirmek, önümüzdeki yıllarda hem şirketlerin hem de hükümetlerin karşılaşacağı en zorlu meselelerden biri olacak” dedi.
EY-Parthenon analistleri, 25 yıl boyunca yıllık ortalama 940 milyar dolarlık ilave ortak yatırımın teoride “aşılamaz olmadığını” yazdı. Ancak bu yatırımın enerji, teknoloji, savunma ve altyapı alanlarındaki mevcut yatırımlara ek olarak yapılması gerekecek. Persson, başlangıçtaki yıllık harcamaların daha düşük olacağını, ancak süreç genişledikçe maliyetlerin artacağını belirtti.
Avrupa ve ABD ekonomilerinin Çin’in baskı araçlarına karşı ne ölçüde kırılgan olduğu, Pekin’in geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’den yapılan ithalata yüzde 145 gümrük vergisi uygulama tehdidine karşılık kritik nadir toprak metalleri üzerinde ihracat kontrolleri getirmesiyle ortaya çıktı.
Pekin ile Washington arasında ateşkes sağlanmadan önce her iki ekonomideki otomotiv üretim hatları neredeyse durma noktasına geldi. Bu gelişme, nadir toprak elementlerinin stoklanmasına yönelik bir AB planı da dahil olmak üzere ABD ve Avrupa’nın Çin’le ilişkilerde risk azaltma çabalarına hız kazandırdı.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın değerlendirmesine göre Çin’in, daha temiz enerji kaynaklarına geçiş açısından hayati öneme sahip rafine lityum ve kobaltın dünya arzının yüzde 60’ından fazlasını, batarya kalitesindeki grafit ile nadir toprak elementlerinin ise yaklaşık yüzde 80’ini 2035 yılına kadar sağlaması bekleniyor.
Natixis yatırım bankasının Asya-Pasifik başekonomisti Alicia García-Herrero, Pekin’in birçok kritik sanayi malzemesi üzerindeki sıkı hâkimiyeti nedeniyle Batı’nın devasa yatırımlar yapılsa bile kısa vadede Çin’den ayrışamayacağını söyledi.
García-Herrero, “Mesele yalnızca bunun ne kadara mal olacağı değil. Çin’in, nadir toprak elementlerinin işlenmesinden etkin farmasötik bileşenlere kadar her alandaki mevcut tedarik kontrolü sayesinde böyle bir ayrışmayı engellemek için müdahale edebilme kapasitesi de önemli” dedi.
EY-Parthenon analizine göre Çin yapımı ürünler, Batılı rakiplerine kıyasla fabrika çıkış fiyatlarında genellikle yüzde 20 ila yüzde 100 arasında avantaj sağlıyor. Bu nedenle Çin imalatına bağımlılığın azaltılması fiyatları yükseltecek ve enflasyonu artıracak.
EY-Parthenon raporunda, Avrupa’nın Çin’e bağımlılığını kesmesinin kritik sektörlerde fiyatları yüzde 1 ila yüzde 2,5 oranında yükseltebileceği ve Avrupa Merkez Bankası ile İngiltere Merkez Bankası’nın enflasyon oranlarının kalıcı olarak yüzde 2’lik hedeflerinin üzerinde kalmasına yol açabileceği belirtildi. Raporda bu değerlendirme için Avrupa Merkez Bankası’nın bir analizine atıfta bulunuldu.
Rapora göre Çin’e bağımlılığı anlamlı ölçüde azaltmak isteyen Batılı ekonomilerin fabrika ve fiziksel altyapı yatırımlarının yanı sıra iş gücünün eğitilmesine ve üretim süreçlerinin otomasyonuna da yoğun biçimde yatırım yapması gerekecek.
Persson, karşılaşılan güçlüklerin boyutu dikkate alındığında Çin’den “kısmi ayrışmanın” daha muhtemel olduğunu söyledi. Buna göre şirketlerin, Çin’in oluşturabileceği olası darboğazlara karşı direnç geliştirmek için kaynaklarını hangi alanlara yönlendirecekleri konusunda seçici davranmaları gerekecek.
Diplomasi
Polonya ile Fransa arasında nükleer caydırıcılık zirvesi

Polonya ile Fransa, nükleer caydırıcılık alanında işbirliği sağlamak amacıyla ilk resmi istişare toplantısını gerçekleştirdi. Paris’te yapılan görüşmelerde iki ülkenin ve Avrupa’nın güvenliğini artırmaya yönelik somut adımlar ele alındı.
Polonya ve Fransa, nükleer caydırıcılık alanında işbirliği tesis etmek üzere kurulan yönlendirme grubunun ilk istişare toplantısını gerçekleştirdi.
Polonya Dışişleri Bakanlığının resmi internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, iki ülkeden heyetler pratik işbirliği adımlarını ele almaya başladı.
Bakanlık açıklamasında, görüşmeler esnasında her iki delegasyonun öncelikli olarak Avrupa’daki güncel güvenlik durumuna odaklandığı aktarıldı.
Açıklamada ayrıca, yönlendirme grubunun Polonya, Fransa ve genel olarak Avrupa’nın güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan somut müzakerelerin ve ikili işbirliğinin gelecekteki istikametini belirlediği kaydedildi.
Paris’te 10 Temmuz tarihinde düzenlenen bu görüşmeler, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un nükleer caydırıcılık konularında Avrupalı ortaklarıyla stratejik diyalog başlatma girişiminin devamı niteliğini taşıyor.
Macron, mart ayında ülkesinin yeni bir nükleer caydırıcılık konseptine geçeceğini duyurmuştu. Bu yeni konsept, Fransa’nın nükleer savaş başlığı sayısını artırmasını ve Avrupalı müttefiklerle ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirmesini öngörüyor.
Gelişmelerin ardından Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, nükleer felaket riskinin Soğuk Savaş döneminden bu yana en yüksek seviyeye ulaştığına dikkat çekerek Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPYA) rejiminin korunması gerektiğini vurgulamıştı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise bu açıklamaların ardından Moskova’nın söz konusu antlaşma kapsamındaki yükümlülüklerine harfiyen uymayı sürdürdüğünü ifade etmişti.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, nisan ayı başında yaptığı açıklamada Avrupa’ya özgü müstakil bir nükleer şemsiye oluşturulması fikrine mesafeli yaklaşmıştı.
Sikorski, nükleer caydırıcılık mekanizmasının halihazırda NATO bünyesinde işlediğini, aynı zamanda İngiltere ve Fransa’nın askeri kapasitelerine dayandığını belirtmişti.
Diğer yandan, Polonya’da yayın yapan Wirtualna Polska portalının Polonya ordusundaki kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Varşova ve Paris, nükleer silah taşıma kabiliyetine sahip Fransız Rafale savaş uçaklarının katılımıyla ortak bir askeri tatbikata hazırlanıyor.
Haberde, manevraların Baltık Denizi bölgesinde ve Polonya’nın kuzeyinde gerçekleştirileceği iddia edildi.
Planlanan senaryoya göre Fransız uçakları Rusya ve Belarus’taki hedeflere yönelik saldırı simülasyonları yaparken, Polonya Hava Kuvvetleri ise keşif ve hedef belirleme faaliyetlerini üstlenecek.
Konuya aşina kaynaklar, bu ortaklığın NATO yapılarından bağımsız hareket edecek bir Polonya-Fransa askeri birliğinin kurulmasına zemin hazırlayabileceğini ileri sürdü.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Fransa ve Polonya arasında nükleer silahların kullanılacağı ortak tatbikatlara ilişkin olası görüşmelerin detaylarının netleştirilmesi gerektiğini belirtti.
Peskov, bu tür girişimlerin Avrupa’nın daha fazla askerileşme ve nükleerleşme eğiliminde olduğunu bir kez daha gösterdiğini ifade etti. Bu durumun Avrupa kıtasında istikrar ve öngörülebilirliğe katkı sağlamadığını vurgulayan Peskov, gelişmelere tepki gösterdi.
Öte yandan, mayıs ayının sonlarında Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store de ülkesinin Fransa’nın nükleer şemsiyesine dahil olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev, Avrupa nükleer şemsiyesini güçlendirme planlarının Rusya için doğrudan bir stratejik tehdit oluşturduğunu beyan etti.
Rusya Dışişleri Bakanlığının Özel Yetkili Büyükelçisi Andrey Belousov da ABD, İngiltere ve Fransa’nın, NPYA ilkelerini dikkate almaksızın kendi nükleer kapasitelerini genişletmeyi sürdürdüklerini kaydetti.
Diplomasi
Çin ve Rus denizaltıları tatbikatta ilk kez birlikte görüntülendi

Çin ve Rus denizaltılarının tatbikatta ilk kez birlikte görüntülenmesi, uzmanlara göre su altı koordinasyonunda atılım ve üst düzey karşılıklı güven işareti.
Çin ile Rusya’nın düzenlediği “Ortak Deniz-2026” tatbikatının deniz safhası cumartesi günü sona erdi. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (ÇHKO) haber ve medya merkezine bağlı resmî yayın organı China Bugle’a göre tatbikat sırasında Çin ve Rus donanmalarına ait denizaltılar ilk kez aynı görüntü karesinde birlikte yer aldı.
Bir askerî ilişkiler uzmanı Global Times’a yaptığı açıklamada, bunun iki ülke arasındaki sıradan düzeyin ötesine geçen yüksek karşılıklı güveni ortaya koyduğunu söyledi.
Tatbikat sırasında Çin ve Rus donanma unsurları; denizaltı kurtarma, su üstü hedeflerine taarruz, hava savunma ve füzesavar operasyonlarını kapsayan eğitimler gerçekleştirdi. China Bugle, iki tarafın etkili koordinasyon sayesinde karşılıklı güveni derinleştirdiğini ve müşterek operasyon kabiliyetlerini daha da geliştirdiğini bildirdi.
Tatbikatta esnek planlama anlayışı benimsendi ve operasyonel koordinasyon konusunda yüksek standartlar uygulandı. Müşterek tatbikatlar önceden belirlenmiş sabit senaryolar olmadan yürütüldü; operasyonlar muharebe sahasındaki koşullar, hidrometeorolojik faktörler ve diğer değişkenler doğrultusunda dinamik biçimde uyarlandı.
Tatbikata katılan kuvvetler aynı zamanda karma formasyonlar halinde düzenlendi. Deniz, hava ve denizaltı platformlarından yararlanılarak çok alanlı ve bütünleşik bir muharebe sistemi oluşturuldu.
China Bugle’a göre bu yapı, iki tarafın karmaşık elektromanyetik ortamlardaki müşterek keşif ve erken uyarı, komuta koordinasyonu ve ateş gücüyle taarruz kabiliyetlerini etkili biçimde sınadı.
Hava savunma ve füzesavar tatbikatları sırasında Çin ve Rus gemileri, görevleri net biçimde paylaşarak ve yakın koordinasyon içinde hareket etti. Taraflar, sahip oldukları silah platformlarının farklı güçlü yönlerinden yararlanarak yaklaşan hedefleri mümkün olan en kısa sürede başarıyla önledi ve Çin-Rus deniz gücünün müşterek muharebe kabiliyetini ortaya koydu.
2012’den bu yana düzenlenen “Ortak Deniz” tatbikatları, Çin ile Rusya arasındaki deniz kuvvetleri işbirliği açısından önemli bir platform haline geldi.
Resmî açıklamaya göre bu tatbikatta her iki taraf da su üstü, su altı, hava ve destek unsurlarını kapsayan seçkin kuvvetlerini görevlendirdi. Özellikle denizaltılar ile denizaltı kurtarma gemilerinin katılımı, ikili deniz kuvvetleri işbirliğinin “su üstü operasyonlarından” “su üstü ve su altı bütünleşik muharebe” aşamasına doğru genişlemeyi sürdürdüğünü gösterdi.
Çin ve Rus denizaltılarının ilk kez aynı görüntü karesinde yer aldığının bildirilmesinin ardından Çinli askerî ilişkiler uzmanı Wang Yunfei, pazar günü Global Times’a yaptığı açıklamada bunun yaygın biçimde görülmeyen bir karşılıklı güven düzeyine işaret ettiğini söyledi.
Wang, denizaltıların birlikte faaliyet göstermesinin dünya genelinde nadir görüldüğünü belirtti. Denizaltıların doğaları gereği gizlilik esasına göre faaliyet gösterdiğini ve akustik izlerinin her ülke tarafından son derece gizli bilgiler olarak korunduğunu vurguladı.
Bu tür deniz araçlarının genellikle birbirlerine yakın mesafede gösterilmediğini kaydeden Wang, iki denizaltının birlikte görülmesinin yakın mesafede faaliyet gösterdikleri anlamına geldiğini söyledi.
Uzman, bu durumda yalnızca gürültü seviyeleri değil, frekans özellikleri de dahil olmak üzere denizaltıların akustik izlerinin karşılıklı olarak açığa çıkabileceğine işaret etti.
Tatbikata ilişkin resmî görüntüler, Rusya’nın geliştirilmiş Kilo sınıfı konvansiyonel denizaltısı Ufa’nın tatbikata katıldığını, Çin tarafının ise geliştirilmiş Tip 039B konvansiyonel denizaltıyı görevlendirdiğini gösterdi.
Wang’a göre geçmişte Çin, Rus yapımı Kilo sınıfı denizaltıları aynı tip Rus deniz araçlarıyla birlikte kullandığında durum farklı bir anlam taşıyordu çünkü bu araçların akustik izleri taraflarca zaten biliniyordu.
Ancak Wang, Çin’in bu kez yerli olarak geliştirdiği ve dünya çapında ileri düzey kabul edilen Tip 039B denizaltısını Rusya’ya gösterdiğini ve bunun sıradan düzeyin ötesine geçen bir karşılıklı güveni yansıttığını söyledi.
Wang ayrıca denizaltıların müşterek tatbikatlara katılımının iletişim ve veri alışverişini de kapsadığını, bunun da yüksek düzeyli karşılıklı güvenin sergilenmesi bakımından önemli bir başka unsur olduğunu ifade etti.
Denizaltılar arasındaki iletişimin karmaşık olduğunu belirten Wang, yöntemlerden birinin iletişim derinliğinde anteni su yüzeyinin üzerine çıkarmak olduğunu söyledi. Diğer yöntemin ise özel ekipman kullanılarak bağlantının sürdürüldüğü su altı akustik iletişimi olduğunu ve bunun teknik açıdan daha zor bir yöntem teşkil ettiğini kaydetti.
Wang, hangi yöntemin kullanıldığına bakılmaksızın iki tarafın teknik iletişim özelliklerini, yöntemlerini ve taktiklerini birbirleriyle paylaşması gerektiğini söyledi.
Uzman, bunun tarafların ortak hasımlarla karşı karşıya kaldıkları durumlarda yüksek düzeyde taktik koordinasyon sağlamasına imkân tanıdığını belirtti.
Her iki denizaltının birlikte tatbikata katılması, iletişim verilerini paylaşması ve hedeflere yönelik saldırıları koordine etmesi son derece nadir görülen bir durum.
Wang, Çin ile Rusya’nın bunu gerçekleştirebilmesinin iki taraf arasındaki yüksek karşılıklı güvenin yanı sıra Çin ordusunun kendi kabiliyetlerine duyduğu güçlü özgüveni de yansıttığını söyledi.
Uzman, bunun gelecekteki müşterek tatbikatların derinliğini ve yoğunluğunu artırmak açısından olumlu bir başlangıç teşkil ettiğini de sözlerine ekledi.
China Bugle, tatbikatın sona ermesinin ardından katılımcı kuvvetlerden bazılarının Pasifik Okyanusu’nun ilgili bölgelerinde müşterek deniz devriyesi gerçekleştireceğini ve bölgesel ve uluslararası barış ile istikrara katkıda bulunmayı sürdüreceğini bildirdi.
Çin’in resmî haber ajansı Xinhua’ya göre Çin ve Rusya, “Ortak Deniz-2026” tatbikatını 6 Temmuz’da Çin’in doğusundaki Şandong eyaletinin Qingdao kentinde bulunan bir askerî limanda başlattı.
Tatbikat için iki ülkenin donanmalarına bağlı görev kuvvetlerinden oluşan müşterek bir komutanlık kuruldu.
Xinhua, tatbikatın kuvvetlerin toplanması, liman merkezli planlama ve deniz operasyonları olmak üzere üç aşamada gerçekleştirileceğini bildirdi.
Çin-Rusya “Ortak Deniz-2026” tatbikatının deniz operasyonları safhası sona erdi.
Çin Savunma Bakanlığı pazar günü yaptığı açıklamada, tarafların bundan sonraki süreçte açıklık, şeffaflık ve karşılıklı güven ilkelerine bağlı kalmayı sürdüreceğini, müşterek eğitimlerin kapsamını ve derinliğini daha da genişleteceğini bildirdi.
Bakanlık, iki ülkenin ortak geleceğe sahip bir denizcilik topluluğunun inşa edilmesine ve dünya barışı ile istikrarının korunmasına daha fazla katkı sağlayacağını kaydetti.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Diplomasi2 hafta önceAB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti












