Bizi Takip Edin

Avrupa

Grönland krizi Alman iç siyasetini de karıştırdı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland krizi sürerken ortaya attığı son gümrük vergisi tehditleri, Almanya ve AB’de uygun bir yanıt konusunda hararetli tartışmalara yol açıyor.

German Foreign Policy’de yer alan habere göre Alman ekonomisindeki güçlü gruplar, AB’nin “ticaret bazukası” gibi kararlı karşı önlemler alınmasını savunurken, CDU/CSU parlamento grubu başkanı Jens Spahn “soğukkanlı bir yanıt” çağrısında bulunuyor.

Avrupa Parlamentosu ise ilk karşı önlemi çoktan belirledi ve şimdilik ABD ile gümrük anlaşmasını onaylamayı düşünmüyor. Bu, ABD’nin AB’ye yaptığı ihracata uygulanan gümrük vergilerinin planlandığı gibi sıfıra indirilmeyeceği anlamına geliyor.

“Yardımcı olacak tek şey baskıdır”

Berlin ve Brüksel’e, yeni tehdit edilen ABD gümrük vergilerine karşı kararlı önlemler alması için önemli baskı, Alman sanayisinin güçlü kesimlerinden geliyor.

Örneğin, Alman Mühendislik Federasyonu (VDMA) Başkanı Bertram Kawlath, “Avrupa şantaja boyun eğmemeli,” derken, Avrupa Komisyonu’ndan, Zorlama Önleme Aracını (“ticaret bazukası”) kullanıp kullanamayacağını incelemek zorunda olduğunu savundu. Kawlath’a göre AB pes ederse, Trump yakında “bir sonraki saçma talebini” dile getirecek.

Alman mühendislik endüstrisi, bugüne kadar uygulanan ABD gümrük vergilerinden özellikle ağır bir şekilde etkilendi, çünkü ihracatının çoğu yüzde 50’lik özel çelik gümrük vergisine tabi. 

Ayrıca iktisatçılar ve yorumcular da alarm zilleri çalıyor. Alman İktisat Uzmanları Konseyi Başkanı Monika Schnitzer, nihayetinde mevcut çatışmanın “siyasi olarak bağımsız Avrupa devletleri olarak egemenliğimizi korumak”la ilgili olduğunu söylüyor ve bu nedenle kararlı bir yanıt verilmesi gerektiğini savunuyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesindeki bir yorumda, “Trump’ın tehdit politikasına karşı yardımcı olacak tek şey baskıdır” deniyor.

Uzmanlar, yüzde 10’luk ek gümrük vergilerinin Alman iktisadi üretiminin yüzde 0,08 oranında düşmesine neden olacağını tahmin ediyor.

“Arktikten daha önemli”

AB’nin ABD’den yapılan ithalata uyguladığı misilleme gümrük vergilerinden etkilenecek diğer Alman sanayi sektörleri daha ihtiyatlı davranıyor.

Bu durum, örneğin bazı modellerini ABD’de üreten ve oradan AB’ye teslim eden Alman otomotiv endüstrisi için geçerli. Federal Şansölye Friedrich Merz, özel olarak kullandığı BMW’nin de bu durumda olduğunu birkaç kez bildirdi.

Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA) Başkanı Hildegard Müller, hafta sonu yaptığı açıklamada, “düşünmeden verilen tepkilerin” “sadece kaybedenler üretecek bir tırmanışa ve olası bir sarmala” yol açacağını söyledi.

CDU/CSU parlamento grubu başkanı Jens Spahn (CDU) da benzer bir görüşü dile getirdi. Spahn, bazı açılardan “MAGA” ile bağlantılı olarak görülüyor; örneğin, ABD’nin eski Almanya büyükelçisi Richard Grenell ile yakın ilişkisi vardı.

Spahn, “soğukkanlı bir tepki” verilmesini savunuyor ve “Birbirimize ihtiyacımız var. Tartışmalarımızda bunu tekrar tekrar açıkça belirtmeliyiz,” diyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung’un dış politika şefi Nikolas Busse, Grönland’dan vazgeçme siyali vererek, “Arktik önemlidir, fakat Avrupa’nın güvenliği için daha da önemli olan doğu kanadıdır,” diye yazıyor.

Merz tereddütlü

Şansölye Merz ise tereddüt ediyor. Geçen hafta, ABD’nin “kendimizi küçülttüğümüzde, kaçtığımızda bize bakmadığını” söyledi ve bu nedenle Almanya’nın “güçlü bir konuma gelmesini” istedi.

Pazartesi günü, CDU federal yürütme komitesi toplantısının ardından, çarşamba günü Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda Trump ile görüşeceğini açıkladı.

Merz, “Bu anlaşmazlığın mümkün olduğunca tırmanmasını önlemek istediğimiz konusunda hemfikiriz,” dedi.

Şansölye ayrıca, Almanya’nın ABD’nin gümrük vergisi tehditlerine sakin bir şekilde yanıt vereceğini söyledi.

AP’den karşı hamle

Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa Halk Partisi (EPP) grubunun başkanı Manfred Weber (CSU), ilk somut adımı açıkladı.

Weber, “diğer grup liderleriyle birlikte” AP’nin bu hafta yapılması planlanan ABD ile gümrük anlaşmasının onaylanmasını süresiz olarak erteleyeceğine karar verdiklerini açıkladı.

Bu, Trump yönetiminin anlaşmada öngörülen ABD sanayi ürünlerinin “Avrupa tek pazarına” “gümrüksüz erişim” hakkını elde edemeyeceği anlamına geliyor.

Weber’e göre “kurallara dayalı” bir işbirliği mümkün değilse, onaylama anlamsız.

Öte yandan, Pazar akşamı Brüksel’de bir araya gelerek ilk karşı önlemleri başlatmak için toplanan AB büyükelçileri, “ticaret bazukası”nın kullanılması da dahil olmak üzere sert önlemler konusunda anlaşmaya varamadılar.

Bunun yerine, geçen yıl hazırlanan ancak nihayetinde uygulanmayan 93 milyar avro değerindeki bir dizi misilleme gümrük vergisinin yeniden yürürlüğe konmasını savundular.

Trump yönetiminin 1 Şubat’ta gerçekten gümrük vergisi uygulayıp uygulamayacağına karar verilebileceğini söylediler. Ayrıntılar perşembe günü Brüksel’de yapılacak özel AB zirvesinde kararlaştırılacak.

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Yayınlanma

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.

Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”

Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.

CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.

Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.

Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.

Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.

Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:

“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”

Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”

Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.

Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.

Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.

Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:

“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”

Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.

Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor. 

Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.

Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi. 

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English