Bizi Takip Edin

ASYA

Güney Kore’den ilk kez nükleer silah çıkışı

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol ilk kez, Pyongyang’dan gelen nükleer tehdit büyürse, Güney Kore’nin kendi nükleer silahlarını yapmayı düşüneceğini veya ABD’den bunları Kore Yarımadası’nda yeniden konuşlandırmasını isteyeceğini söyledi.

Çarşamba günü savunma ve dışişleri bakanlıkları tarafından düzenlenen ortak politika brifinginde konuşan Yoon, diğer yandan nükleer silah üretmenin henüz resmi bir politika olmadığını belirtti. Yoon, Güney Kore’nin şimdilik ABD ile ittifakını güçlendirerek Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC)’nin nükleer tehdidiyle başa çıkacağını vurguladı.

Yoon’un açıklamaları, Amerika Birleşik Devletleri’nin 1991’de Güney Kore’deki tüm nükleer silahlarını geri çekmesinden bu yana ilk kez, bir Güney Kore başkanının ülkeye nükleer silahlar konuşlandırılmasından resmen bahsetmesi anlamına geliyor.

Yoon, sorunun daha da kötüye gitmesi halinde ülkenin, taktik nükleer silahlara başvurmasının veya bunları kendi başına üretmesinin olası olduğunu söyledi ve şunları ekledi: “Eğer durum buysa, bilimsel ve teknolojik yeteneklerimiz göz önüne alındığında oldukça hızlı bir şekilde kendi nükleer silahlarımıza sahip olabiliriz.”

Ülkenin nükleer silah arayışını yasaklayan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın imzacısı olan Güney Kore, ayrıca 1991’de KDHC ile ortak bir deklarasyon imzalamış ve bu bildiride her iki Kore de “nükleer silahları test etmemeyi, üretmemeyi, teslim almamayı, bulundurmamayı, depolamamayı, konuşlandırmamayı veya kullanmamayı” kabul etmişti.

ABD’nin bölgeyi silahlandırması karşısında KDHC’nin artan nükleer faaliyetlerinden tedirgin olan Güney Kore’de analistler arasında ve Yoon’un iktidardaki muhafazakar Halkın Gücü Partisi içinde, Seul’u nükleer bir seçeneği yeniden gözden geçirmeye çağıran sesler arttı. ABD’nin nükleer koruma şemsiyesinin artık caydırıcı olmadığını söyleyen kesimler Güney Kore’nin kendi nükleer silahlarını üretmesi gerektiğini savunuyor.

‘Dönüm noktası’

Japan Times’ta çıkan bir makalede Seul’de hükümet tarafından finanse edilen bir düşünce kuruluşu olan Kore Ulusal Birleşme Enstitüsü’nün eski başkanı Cheon Seong-whun’un Yoon’un nükleer açıklamalarıyla ilgili değerlendirmesine yer verildi.

“Başkan Yoon’un yorumu, Güney Kore’nin ulusal güvenlik tarihinde bir dönüm noktası olabilir” diyen Cheon, ülkenin KDHC’den gelen nükleer tehdidiyle nasıl başa çıkılacağı konusundaki paradigmasını değiştirebileceğini söyledi.

‘Şimdilik nükleer anlaşmaya bağlıyız’

Güney Kore’de nükleer silah çağrıları son yıllarda artsa da, bazı analistler ve sağcı politikacılar dışında pek ilgi görmemişti. Başkan Yoon’un çıkışı ise, ilk defa konuyu bu düzeyde gündeme taşıdı.

Tartışmanın büyümesi üzerine dün bir açıklama daha yapan Yoon ülkesinin, “en azından şimdilik” NPT’ye bağlı kaldığını yineledi ve KDHC tehdidine karşı koymanın daha “gerçekçi yolu”nun ABD ile ortak caydırıcılıktan geçeceğini vurguladı.

ASYA

Japon ilaç üreticisinin yöneticileri şüpheli ölümlerin ardından istifa etti

Yayınlanma

Japon ilaç firması Kobayashi Pharmaceutical Başkanı ve yönetim kurulu başkanı, onlarca kişinin şüpheli ölümünün ardından istifa ediyor.

Japonya’nın en büyük takviye üreticilerinden biri olan Osaka merkezli şirketten salı günü yapılan açıklamada, Başkan Akihiro Kobayashi ve Yönetim Kurulu Başkanı Kazumasa Kobayashi’nin kenara çekileceği ve İcra Kurulu Başkanı Satoshi Yamane’nin başkanlık görevini devralacağı belirtildi.

Kobayashi Pharmaceutical geçtiğimiz ay, bilimsel adı monascus purpureus olan ve bin yıldan uzun bir süredir pigment olarak ve kırmızı pirinç şarabı ve yiyecek yapımında kullanılan mayayı içeren hapları yutan 76 kişinin ölümünü araştırdığını söyledi.

Şirket mart ayında takviyeyi ve bu bileşeni kullanan diğer ürünleri geri çektiğini duyurdu. Üçüncü taraf bir komite tarafından hazırlanan bir raporda, firmanın ocak ayında ürünle bağlantısı olduğundan şüphelenilen bir müşterinin ölümüne ilişkin bir rapor aldıktan sonra daha erken harekete geçmesi gerektiği belirtildi.

Şirketin hisseleri salı günü Tokyo’daki işlemlerde %2,3’e kadar düştü ve hisse senedi bu yıl %18’den fazla değer kaybetti.

Açıklamaya göre, Akihiro Kobayashi mağdurlara tazminat ödenmesiyle ilgilenmek üzere görevine devam edecek ve hem kendisi hem de Yamane son altı aydaki tazminatlarının yaklaşık yarısını iade edecek.

Okumaya Devam Et

ASYA

Çin neden Microsoft’taki kesintiden etkilenmedi?

Yayınlanma

ABD ve Avrupa’daki işletmeler cuma gününe havaalanlarını ve otelleri kesintiye uğratan küresel bir BT kesintisiyle uyanırken, Çin hafta sonuna büyük ölçüde etkilenmeden girdi.

Sorun, gelirinin yarısından fazlasını ABD’den elde eden Teksas merkezli siber güvenlik şirketi CrowdStrike’ın bir yazılım güncellemesinden kaynaklandı. Şirketin teknolojisi dünyanın en büyük bankaları, sağlık ve enerji şirketlerinin birçoğu tarafından kullanılıyor.

Gartner’da kıdemli araştırma direktörü olan Gao Feng, CNBC tarafından tercüme edilen Çince açıklamasında, “Cuma günkü CrowdStrike olayının Çin üzerindeki etkisi çok küçüktü ve yerel kamu yaşamı üzerinde neredeyse hiçbir etkisi olmadı,” dedi ve ekledi: “Sadece Çin’deki bazı yabancı şirketler etkilendi.”

Gao, “Bunun ana nedeni, yerel Çinli şirketlerin temelde CrowdStrike ürünlerini kullanmaması, dolayısıyla etkilenmemeleridir. CrowdStrike’ın müşterileri öncelikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yoğunlaşmış durumda” diye belirtti.

Çin’deki araç çağırma, e-ticaret ve diğer internet bağlantılı sistemlerin hepsinin cuma günü sorunsuz çalıştığı kaydedildi. Çin devlet medyası da cuma akşamı Pekin’in iki havalimanındaki uluslararası uçuşların normal şekilde devam ettiğini ve Air China, China Eastern Airlines ve China Southern Airlines’ın büyük ölçekli teknik sistem arızalarından etkilenmediğini söyledi.

Çin de dahil olmak üzere BT kesintisinin en dikkat çekici etkilerinden biri, CrowdStrike’ın Falcon ürününün bir güncellemesini entegre etmeye çalışan Microsoft Windows cihazlarında mavi ekran ve bilgisayarın yeniden başlatılması döngüsüyle sonuçlandı.

Canalys’e göre Microsoft ürünleri Çin’de yaygın olarak kullanılıyor – Windows geçen yıl anakaradaki kişisel bilgisayar sevkiyatlarının yaklaşık %87’sine sahipti. Araştırma şirketine göre bu oran, bu yılın ilk çeyreğinde dünyanın geri kalanındaki %79’luk paydan daha yüksek.

Çin sosyal medya platformu Weibo’da “Teşekkürler Microsoft, erken çıkabilirim” başlıklı etiket kesintiler yerel saatle cuma günü öğleden sonra artmaya başladığında ikinci sırada yer aldı.

Ancak bu etiketin popülaritesinin kısa sürede yerini Çinli akıllı telefon şirketi Xiaomi’nin o akşam Pekin’de yapacağı ürün lansmanı da dahil olmak üzere yerel konularla ilgili diğer paylaşımlara bıraktığı kaydedildi.

Microsoft ürünleri Office 365 ve Azure bulutu Çin’de 21Vianet adlı yerel bir şirket tarafından işletiliyor. Yerelleştirmenin cuma günkü sınırlı etkiye katkıda bulunup bulunmadığı hemen anlaşılamadı. İki şirket CNBC’nin yorum taleplerine hemen yanıt vermedi.

Çinli şirketler neden CrowdStrike kullanmıyor?

ABD ve Çin hükümetleri son yıllarda ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle yerli şirketleri yerel teknoloji kullanmaya ve verileri yerel olarak depolamaya teşvik etti.

Canalys, Windows’un hala yerel kişisel bilgisayar pazarına hakim olmasına rağmen, Çin yapımı UOS ya da Unity Operating System’in devlete ait işletmeler ve hükümet sektörleri arasında giderek daha fazla benimsendiğine dikkat çekti.

Çin’de uluslararası yazılım yayınlayan AppInChina’nın CEO’su Rich Bishop, CNBC’ye yaptığı değerlendirmede, “CrowdStrike Çin’de neredeyse hiç kullanılmadığı için çok az etkisi oldu” dedi ve Çinli şirketlerin genellikle Tencent, 360 ve diğer işletmelerin ürünlerini kullandığını sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

ASYA

Pasifik ülkeleri Japonya’yı İkinci Dünya Savaşı batıklarını temizlemeye çağırdı

Yayınlanma

80 yıl önceki şiddetli savaşlar sonucunda batan petrol tankerleri, savaş uçakları ve Japonya ile müttefik güçlere ait savaş gemileri Pasifik Okyanusu’nda deniz dibinde yatıyor ve okyanusa petrol sızdırıyor.

Uzmanlar, Pasifik Okyanusu’na dağılmış 3,000’den fazla batık gemi olduğunu ve bunların yaklaşık 1,000’inin Melanezya ve Mikronezya bölgelerindeki sularda, Solomon Adaları, Papua Yeni Gine, Palau ve Mikronezya Federal Devletleri gibi ada ülkelerinin yakınlarında bulunduğunu tahmin ediyor.

Konu geçtiğimiz hafta Tokyo’da düzenlenen 10. Pasifik Adaları Liderler Toplantısı’nda (PALM10 ) da vurgulandı. Perşembe günü açıklanan Ortak Eylem Planında, Japonya ve Pasifik ada ülkelerinin, geleceğe yönelik ilişkileri geliştirmeye yönelik daha geniş bir çabanın parçası olarak “batık Japon gemilerinden kaynaklanan petrol sızıntısı” ile başa çıkmak için işbirliği yapacakları belirtildi.

Nikkei Asia’nın haberine göre, yıllar süren çürüme, bazı enkazların yakıt tanklarının ve gövdelerinin yırtılmasına ve binlerce ton petrol ve yakıtın denize dökülmesine neden oldu. Bu durum önemli bir çevresel tehdit oluşturuyor ve büyük ölçüde balıkçılık ve turizme bağımlı olan Pasifik ada toplumlarının geçim kaynaklarını potansiyel olarak tahrip ediyor.

Uzmanlar ayrıca bu gemilerden salınan petrolün mercan resiflerini öldürebileceğini ve mangrovları boğarak balık üreme alanlarının ve hammaddelerinin tükenmesine neden olabileceğini söylüyor.

Bölgenin başlıca hükümetler arası örgütü olan Pasifik Adaları Forumu Başkanı Mark Brown, PALM 10’un oturum aralarında Nikkei Asia’ya şunları söyledi: “Bu gemilerin sahibi olan ülkelerin, herhangi bir ekolojik felakete yol açmadan önce bunların temizlenmesi için destek sağlama sorumluluğu vardır.”

Papua Yeni Gine Başbakanı James Marape de aynı fikirde olduğunu belirterek, bu “İkinci Dünya Savaşı kalıntılarından” sorumlu ülkelerin “temizliğe yardımcı olmak için ahlaki bir yükümlülükleri ve görevleri” olduğunu söyledi.

Şu anda Pasifik’teki batıkları tespit edip temizleyen, kar amacı gütmeyen bir deniz araştırma ve koruma kuruluşu olan Avustralya merkezli Major Projects Foundation’ın direktörü olan Adams, bunu “kimsenin duymadığı en büyük sorun” olarak tanımlıyor. Vakıf denizaltı mühendisleri, deniz arkeologları, tarihçiler ve biyoremediasyon uzmanlarından oluşan bir ekiple çalışıyor.

Adams’ın ekibi, gemilerin durumlarına ilişkin tarihi kayıtlara ve görgü tanıklarının ifadelerine dayanarak, Pasifik’te acil müdahale gerektiren 60 civarında kritik enkaz olduğunu tahmin ediyor.

Bu enkazları özellikle tehlikeli kılan şey, yerel topluluklara yakın olmaları ve yakıt tanklarının kötü durumunun petrol tutma kabiliyetlerini tehlikeye atması.

İklim değişikliğinin neden olduğu daha şiddetli hava olayları, enkazlardan petrol sızması riskini daha da artırıyor.

Nikkei’ye konuşan Adams, “Ne zaman buralardan bir hava olayı geçse, enkazlarda bir bozulma meydana geliyor,” dedi.

Adams, “önümüzdeki yıllarda çok sayıda küçük ve orta ölçekli petrol sızıntısı beklediğini” ancak sorunun büyüklüğü nedeniyle Pasifik ada ülkelerinin mali açıdan bununla başa çıkacak donanıma sahip olmadığını söyledi. Solomon Adaları gibi nakit sıkıntısı çeken ülkeler saha çalışması yapacak ve riskleri ortadan kaldıracak kaynak, insan gücü, bilgi birikimi ve ekipmandan yoksun.

Adams, “Büyük bir petrol sızıntısını onarmak on milyonlarca dolar tutarken, önleyici tedbirleri uygulamak bu miktarın yaklaşık onda birine mal olacaktır” dedi.

Japonya’nın “konuya ilgi göstermeye ve ciddiyetini anlamaya başlamasından” memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Mayın temizleme ve patlamamış mühimmat imhası konusunda uzmanlaşmış Tokyo merkezli kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Japonya Mayın Eylem Servisi, Japonların bozulmuş gemilerinden sızan petrolü temizlemek için bölgeye gönüllü dalgıçlar gönderdi. Ayrıca Palau sularında batan Japon petrol tankeri Amatsu Maru’dan sızan petrol borularının onarılmasına da yardımcı oldu.

Palau Devlet Başkanı Surangel Whipps Jr. Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada “Bunu takdir ediyoruz ve devam etmesini istiyoruz” dedi ve ekledi: “Eminim bizim bilmediğimiz daha pek çok enkaz vardır.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English