Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Hamas, Muhammed Sinvar liderliğinde küllerinden doğuyor

Yayınlanma

Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan habere göre Hamas, Muhammed Sinvar önderliğinde yeniden yapılanmaya ve İsrail’i bir yıpratma savaşına çekmeye çalışıyor.

Geçen sonbaharda İsrail’in, Hamas lideri ve 7 Ekim saldırılarının stratejik planlayıcısı Yahya Sinvar’ı öldürmesi, örgüt için ağır bir darbe oldu ancak örgütü çökertemedi ve liderlik koltuğunu Yahya Sinvar’ın kardeşi Muhammed Sinvar devraldı. Sinvar örgütü yeniden yapılandırmaya çalışıyor.

İsrail’in 15 ay süren harekâtı, Gazze’deki Hamas kalesini büyük ölçüde tahrip etti. Binlerce savaşçı ve lider öldürüldü, örgütün yeniden silahlanmasını engellemek için sınır kapıları kapatıldı. 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldıran Hamas’ın donanımlı kadroları ciddi şekilde zayıfladı. Buna rağmen Gazze’deki çatışmalar yeni gönüllü militanların ortaya çıkmasına yol açtı. WSJ’ye göre patlamamış mühimmatlar, Hamas’ın savaşçıları tarafından el yapımı bombalara dönüştürülerek İsrail’e yönelik saldırılarda kullanılıyor.

Geçen hafta Beyt Hanun bölgesinde düzenlenen bir saldırıda 10 İsrail askeri hayatını kaybetti. Hamas, son iki hafta içinde İsrail’e yaklaşık 20 roket fırlattı.

Hamas’ın yeni militan toplama hızı Sinvar yönetiminde devam eden çatışmaların İsrail için yeni bir zorluk teşkil ettiğine dikkat çekilen haberde “(İsrail) Ordusu Gazze’de örgütü vurdu ama aylardır daha önce militanlardan temizlediği bölgelere dönüp yeni çatışmalarda militanları tekrar karşısına almak zorunda kalıyor. Bu döngü, İsrail askerlerini yoran ve Gazze’de hala rehin tutulan kişileri tehlikeye atmaya devam eden bir savaşı sona erdirmenin zorluğuna işaret ediyor” denildi.

İsrail Savunma Kuvvetleri’nden emekli Tuğgeneral Amir Avivi, “Hamas’ın kendini yeniden inşa etme hızının, İsrail ordusunun onları yok etme hızından daha yüksek olduğu bir durumdayız. Muhammed Sinvar her şeyi yönetiyor” dedi.

Yahya Sinvar’ın ölümünün ardından Doha’daki Hamas liderleri kolektif bir liderlik önerdi, ancak Gazze’deki militanlar bu kararı tanımadı. Şu anda liderlik koltuğunda bulunan Muhammed Sinvar, 50 yaşlarında ve genç yaşta Hamas’a katılmış bir isim. Yirmi yıldan fazla bir süreyi İsrail hapishanesinde geçiren abisinin aksine Muhammed Sinvar, İsrail hapishanesinde önemli bir süre geçirmedi ve İsrail’in güvenlik kurumları tarafından daha az tanınıyor. Haberde, İsrail’e karşı birçok saldırıdan sorumlu olduğu belirtilen Sinvar’ın, örgüt içinde “Gölge” lakabıyla anıldığı ifade ediliyor.

Gazze’deki savaşı yöneten Güney Komutanlığı’ndan üst düzey bir İsrailli yetkili “Onu bulmak için çok çalışıyoruz” dedi.

Habere göre İsrail ordusu Hamas’ın son birkaç ay içinde yüzlerce kişiyi silah altına aldığını ve silah altına almaların başta kuzey olmak üzere tüm Gazze’de gerçekleştiğini söylüyor. Arap yetkililer ise İsrail’in kendilerine bu sayının binlerle ifade edilebileceğini söylediğini belirtiyor. Yeni savaşçılar deneyimsiz olsalar da sadece birkaç savaşçıdan oluşan küçük hücreler halinde vur-kaç saldırıları düzenliyorlar. Çok az askeri eğitim gerektiren silahlar ve tanksavar kullanıyorlar.

Militanların bazen insani yardımları çaldığını ya da sivilleri militan grupla birlikte çalışmaya ikna ettiğini iddia eden Arap yetkililere göre Hamas yeni militanları, aileleri için daha fazla gıda, yardım ve tıbbi bakım vaatleriyle saflarına katıyor. WSJ, cenaze ve dua toplantılarının da genç erkekleri örgüte çekmek için kullanıldığını öne sürüyor.

Öte yandan Doha’da yürütülen ateşkes ve esir takası müzakerelerine aracılık eden Arap yetkililere göre Muhammed Sinvar, kalıcı bir ateşkes konusunda en az abisi kadar inatçı olduğunu kanıtladı.

Muhammed Sinvar geçen yılın sonlarında arabuluculara gönderdiği bir mesajında “Hamas kendi şartlarını dikte edebilecek çok güçlü bir konumda” demişti. Bir başka mesajında da şöyle yazmıştı: “Eğer tüm Gazzelilerin acılarını sona erdirecek, kanlarını ve fedakarlıklarını haklı çıkaracak kapsamlı bir anlaşma olmazsa Hamas mücadelesine devam edecektir.”

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Hamas yok edilene kadar savaşın devam edeceğini söylüyor.  Ancak WSJ’nin değerlendirmesine göre, İsrail ordusu ve uluslararası gözlemciler, Hamas’ın yeniden organize olma kapasitesine dikkat çekiyor.

“İsrail’in Hamas’ın kökünü kazımakta yaşadığı zorluk, örgütün hem Gazze’de hem de yurtdışındaki birçok üst düzey liderini öldürme başarısı ve Lübnan’da Hizbullah’ı yenilgiye uğratmasıyla tezat oluşturuyor” ifadelerinin kullanıldığı haberde ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew’in “Hamas’ın yok edilmesini hedef olarak belirlemenin hata olduğu” açıklamasına da yer verildi.

Tel Aviv merkezli düşünce kuruluşu Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Yoel Guzansky de “Hamas çok büyük bir darbe aldı ama hala orada. Adam toplayacaklar, yeniden silahlanacaklar” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Hamas’ı saf dışı bırakmak için İsrail’i savaştan sonra Gazze Şeridi’ni yönetmek için bir plan hazırlamaya zorladığının hatırlatıldığı haberde İsrail’in güvenlik kurumlarındaki pek çok kişinin de aynı fikirde olduğuna dikkat çekildi: “Hükümetin Hamas’ın Gazze’nin bazı bölümleri üzerindeki kontrolüne karşı koyabilecek yeni bir yönetim oluşturmasını istiyorlar ve Filistin Yönetimi tek gerçekçi seçenek olarak görülüyor.”

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English