Görüş
Hindistan’ın Afganistan açmazı

Hindistan’da bu aralar diplomatik cephede büyük değişiklikler yaşanıyor. Tüm dikkatler Khalistan Sih ayrılıkçılığı üzerine Kanada ile yükselen tansiyonda iken Afganistan ile ilgili de önemli bir gelişme söz konusu. Aylar süren belirsizlikten sonra Yeni Delhi’deki Afgan büyükelçiliği 1 Ekim’den itibaren faaliyetlerini kalıcı olarak durdurdu.
İlk olarak 25 Eylül’de Hindistan Dışişleri Bakanlığı’na sözlü nota veya imzasız diplomatik yazışma yoluyla iletilen kararda büyükelçiliğin kapatılma gerekçeleri olarak ev sahibi hükümetin desteğinin olmayışı, personel ve kaynaklardaki azalma, Afganistan çıkarlarına hizmet etme konusundaki beklentilerin karşılanamaması, Kabil’de meşru bir hükümetin bulunmaması gibi faktörler sıralandı. Notada ayrıca Yeni Delhi’nin 2021’de Hindistan’a seyahat etmesi planlanan ancak seyahat belgeleri verilmeyen 3 bine yakın Afgan öğrencinin vizesini uzatmayı, burslarını ödemeyi ve çalışmalarına izin vermeyi reddettiği ve ayrıca tüccarlar ve diğerleri için yapılan vize taleplerinin de sonuç vermediği belirtildi.
Ancak Afgan büyükelçiliğinin açıklamasını başta yanıtsız bırakan Hindistan hükümeti yetkililerinden Afgan misyonlarına yardımcı olmak ve faaliyetlerini kolaylaştırmak için ellerinden geleni yaptıkları, bu kararın Afgan tarafının kendi kararı olduğu savunması geldi. Ayrıca Ashraf Ghani hükümeti tarafından atanan Afganistan’ın Hindistan Büyükelçisi Farid Mamundzay’ın kimliğinin gizli kalması kaydıyla aylardır Hindistan dışında olduğu ve Afgan diplomatların sığınma aldıktan sonra sürekli olarak üçüncü ülkelere gittikleri ve elçilik personeli arasında da iç sürtüşmelerin yaşandığı ve bunların gerçekliğinin Hint yetkililerce incelendiği söyleniyor. Ayrıca Mamundzay da 18 Haziran’dan bu yana Hindistan’da bulunmadığını, büyükelçi vekilinin misyonun operasyonlarını aktif olarak denetlediğini doğruladı. Dahası diğer Afgan personelinin Hindistan’ı Taliban’ın Afganistan’daki ailelerine yönelik tehditleri ve Hindistan’ın destek eksikliği nedeni ile ortaya çıkan ve giderek savunulamaz hâle gelen zorlu durum nedeni ile terk ettiği söyleniyor.
Yeni Delhi’deki büyükelçilik Ağustos 2021’de Taliban rejimi Afganistan İslam Emirliği tarafından devrilen demokratik olarak seçilmiş Ashraf Ghani hükümetine mensup diplomatlar tarafından yönetiliyordu. Ev sahibi ülkenin, Hindistan’ın fonları ile yürütülüyordu ve sürgündeki Afganistan İslam Cumhuriyeti hükümetini meşrulaştırıyordu. Yeni Delhi devrik Afgan lider Ashraf Ghani’nin Batı destekli hükümeti tarafından atanan büyükelçi ve misyon personelinin vize vermesine ve önemli ticari işlemleri yapmasına izin veriyordu.
Afganistan’ın Hindistan Büyükelçisi Farid Mamundzay, eski Cumhurbaşkanı Ashraf Ghani liderliğindeki önceki Afganistan İslam Cumhuriyeti tarafından atanmıştı. Kendisi haziran ayından bu yana Londra’da ve mayıs ayından bu yana da Hint bir şirket ile yapılan arazi kiralama anlaşması ile ilgili yolsuzlukla suçlanıyor. Diğer diplomatların da ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelere sığınma hakkı aldığı söyleniyor. Ancak iddiaları reddeden Mamundzay bunların Taliban’ın misyonu devralma amacını destekleyen daha geniş bir gündemin parçası olduğunu söylüyor. Afgan büyükelçiliği nisan-mayıs aylarında Taliban’ın Mamundzay’ın yerine misyonun başına bir maslahatgüzâr atadığı yönündeki haberler üzerine iç çatışmalarla sarsılmıştı. Büyükelçilikte 2020’den bu yana ticaret konseyi üyesi olarak çalışan Qadir Shah nisan ayı sonlarında Hindistan Dışişleri Bakanlığı’na Taliban tarafından seçildiğini iddia eden bir mektup yazmıştı. Mamundzay bunun üzerine mayıs ayında Londra’dan geri dönmüş ve ticaret konseyi üyesinin binaya girmesi yasaklanmış ve büyükelçilik liderliğinde herhangi bir değişiklik olmadığı yönünde bir açıklama yapılmıştı. Ancak kısa bir süre sonra Londra’ya geri dönen Mamundzay üç aydır Hindistan’a dönmedi.
Hindistan ise Ağustos 2021’de Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinin ardından Kabil’deki büyükelçiliğini boşaltmış, diplomatlar ve güvenlik personelinden oluşan insani yardımı koordine edecek bir teknik ekip ile Haziran 2022’de Kabil’e geri dönmüştü. Taliban ile etkileşimlerini yardım dağıtımıyla sınırlayan Hindistan hükümetinin Kabil’e bir teknik ekip yerleştirmesi Taliban ile etkileşime yönelik attığı ilk açık adımlardan biriydi. Bu adım Hindistan’ın sahadaki politik gerçekleri tanıdığını ve Afganistan’daki varlığına Taliban kanalı ile aracılık edilmesi gerektiğini kabul ettiğini gösteriyor. Ancak uluslararası toplumun geri kalanı gibi Taliban rejimini resmi olarak tanımadığı için fiili bir büyükelçilik olarak çalışmalarını yürütüyor. Her ne kadar diğer tüm ülkeler gibi Hindistan da Taliban hükümetini tanımayarak yerine Kabil’de kapsayıcı bir hükümetin kurulması ve kadınların, çocukların ve azınlıkların haklarının korunması için baskı yapmış olsa da aynı zamanda Kabil’de varlık göstermek ve Hindistan’ın güvenlik çıkarlarını korumak için Taliban tarafından atanan büyükelçi ve misyon personelinin görevlendirilmesine sessizce izin vermişti.
Taliban’ın Kabil’deki dışişleri bakanlığı ile ilişkiler kuran Mumbai ve Haydarabad’daki konsolosluklar faaliyetlerine devam ederken Yeni Delhi’deki Afgan büyükelçiliği bu konsoloslukların gayri meşru bir rejimin çıkarlarına hizmet ettiğini iddia ediyor. Hindistan hükümetinin temmuz 2023’te Taliban hükümeti büyükelçisinin güven mektubunu kabul etmeyi reddetmiş ve Ghani rejimi tarafından atanan Mamundzay’ı desteklemeye devam etmiş olsa da Afgan büyükelçiliğini kapatma hamlesinin Kabil’deki Taliban yapılanmasına yakın olduğu düşünülen Yeni Delhi’deki unsurların misyonu devralma yönündeki hamleleri arka planında gerçekleştiği ifade ediliyor. Mumbai ve Haydarabad’daki Afgan konsolosluklarının yetkililerinin önceki Ghani hükümeti tarafından atanmasına karşın Kabil’deki Taliban rejimi ile çalışmaya başladığı belirtiliyor.
Eski Afgan diplomatlar dünya başkentlerinin çoğunda büyükelçilikleri kapatırken Pakistan, Çin, Rusya ve İran da dâhil olmak üzere birkaç ülkedeki misyonlar Taliban temsilcilerine devredildi. Bu büyükelçiliklerde demokratik olarak seçilmiş önceki Afganistan İslam Cumhuriyeti yerine Taliban veya Afganistan İslam Emirliği bayrağı göndere çekiliyor. Afganistan İslam Cumhuriyeti Büyükelçiliği ise Hindistan Dışişleri Bakanlığı’na verdiği notada Hindistan’a Yeni Delhi’deki misyonda üç renkli Afgan ulusal bayrağını taşımaya devam etmesi çağrısında bulunuyor ve Taliban’ı gayri meşru olarak niteliyor.
Ancak Taliban rejiminin Hindistan ile ilişkilerin resmileştirilmesinin ön koşulu olarak İslam Cumhuriyeti’nin tüm kalıntılarının ortadan kaldırılmasını belirlediği ve Hindistan’ın Taliban hükümeti ile diplomatik ilişkilerin yenilenmesi zorunluluğu ile Afganistan’ın Delhi’deki büyükelçiliğini Taliban’a devretmeye hazırlandığı yönünde spekülasyonlar şimdiden duyulmaya başladı. Yeni Delhi’deki Afganistan Büyükelçiliği’nin kapatılması Taliban’ın Afgan büyükelçiliğini ele geçireceği anlamına mı geliyor? Bu şimdilik belirsizliğini koruyor.
Yeni Delhi’deki Afganistan Büyükelçiliği’nin kapatılması Hint-Afgan ilişkilerinde önemli bir zorluğun altını çiziyor. Operasyonların aniden durdurulması mevcut jeopolitik koşullar bağlamında Hindistan ile Afganistan arasındaki diplomatik ilişkilerin geleceğine ilişkin belirsizlikleri daha da artırıyor. Durumun devam eden projeler veya ikili anlaşmalar üzerindeki etkisi belirsizliğini koruyor ve bu sorunlar tatmin edici bir biçimde çözülene kadar gelecekteki işbirliklerine gölge düşürüyor.
Afganistan Hindistan yarımadasına açılan kapı olduğundan Hindistan her zaman Afganistan’da varlık göstermek zorunluluğu hissediyor. İstikrarlı bir Afganistan Hindistan’ı Orta Asya ve Rusya’ya bağlayacak, ancak bu şu anda gerçekleşmiyor.
Afganistan Hindistan’ın bölgedeki stratejik çıkarları için hayati önemde. Bu nedenle başlarda Yeni Delhi Ghani hükümetinin sıkı destekçisi olmuştu. Taliban’ın zaferi sonrasındaki belirsizlik hem Hindistan’ın Afganistan’daki diplomatik çıkarlarını hem de 500’den fazla proje ile 3 milyar doların üzerindeki 20 yıllık Hint yatırımını hâlâ tehdit ediyor. Amerikan varlığının koruyucu şemsiyesi altında 2001’den bu yana Hindistan Afganistan’a yol, baraj, elektrik iletim hattı, trafo merkezi, okul ve hastane inşası ile çeşitli restorasyonlar olmak üzere birçok kalkınma yardımında bulundu. Hindistan’ın Afganistan ile kalkınma ortaklığının belirtilen dört bileşeni var: altyapı projeleri, insani yardım, küçük ve toplum temelli kalkınma projeleri ve eğitim ve kapasite geliştirme girişimleri. 2011 Stratejik Ortaklık Anlaşması Afganistan’ın altyapısı ile kurumlarının yeniden inşası için Hint yardımı başta olmak üzere kapasite gelişimi için eğitim ve teknik yardımı, Afganistan’da yatırımı teşvik etmeyi ve Hindistan pazarına gümrüksüz erişimi yeniden taahhüt etmişti. Bu arada Hindistan ve Afganistan arasındaki ikili ticaret Taliban rejimi söz konusu olana kadar 1 milyar dolar değerinde idi.
Hindistan’ın Afganistan’daki çok önemli yatırımlarından biri 218 km’lik Zaranj-Delaram Otoyolu. Yol İran’ın Chabahar Limanı üzerinden karayla çevrili Afganistan’a alternatif bir rota sağlıyor. Bu nedenle Hindistan için büyük stratejik öneme sahip. Ancak devasa Chabahar Limanı projesi de şimdi ölü bir yatırım gibi görünüyor. O da ayrı bir konu…
Hindistan’ın Afganistan’daki bir başka önemli projesi 2016’da açılan Afgan-Hint Dostluk Barajı olarak bilinen Salma Barajı. Ayrıca 2015’te Kabil’de açılan Afgan Parlamentosu Hindistan’a 90 milyon dolara mâl olmuştu. Binadaki bir blok eski Hint Başbakan Atal Bihari Vajpayee’nin adını taşıyor.
Dışişleri Bakanlığı’na göre Hindistan şehir içi ulaşım için 400 otobüs ve 200 minibüs, belediyeler için 105 ticari araç, Afgan Ulusal Ordusu için 285 askeri araç, 5 şehirde kamu hastaneleri içn 10 ambulans ve Afgan ulusal havayolu şirketi Ariana’ya üç Air India uçağı hediye etmişti.
Hindistan’ın Afganistan’da devam eden iki önemli projesi ise Kabil’deki Shahtoot Barajı inşası ile restorasyonu için 1 milyon dolar taahhüt ettiği Kabil’deki Bala Hisar Kalesi. Ayrıca 80 milyon dolar değerinde 100 toplumsal kalkınma projesi de taahhütler arasındaydı. Geçtiğimiz yıl Taliban da Hindistan’dan Afganistan’daki en az 20 tamamlanmamış altyapı geliştirme ve kalkınma projelerini tamamlamasını istemişti.
Afgan halkının insani ihtiyacına ve Birleşmiş Milletler tarafından yapılan acil çağrılara yanıt olarak Hindistan ayrıca Afganistan’a çok sayıda insani yardım sevkiyatı gerçekleştirdi. Bu, yaşam kurtaran temel ilaçlar, tüberküloza karşı ilaçlar ve 500 bin doz COVID-19 aşısı da dâhil olmak üzere 13 parti halinde 45 tonluk tıbbi yardımı da içeriyor. Bu tıbbi sevkiyatlar Dünya Sağlık Örgütü’ne ve Kabil’deki Indira Gandhi Çocuk Hastanesi’ne teslim edilirken Hindistan ayrıca son iki yılda Afganistan’a 60 bin metrik tondan fazla buğday gönderdi.
Taliban’ın 15 Ağustos 2021’de Kabil’e girerek ABD destekli Ashraf Ghani hükümetinin istifa etmesine neden olurken Afganistan şu anda Taliban’ın iktidara gelmesinin ardından derinleşen ekonomik, insani ve güvenlik kriziyle boğuşuyor. Hindistan her ne kadar Taliban rejimi ile etkileşim kurmamaya direnç göstermiş olsa da insani yardımın tarafsızlık ve bağımsızlığa dayanması gerektiği yönündeki savı nedeni ile etkileşim kuruyor. Kazan’da 29 Eylül’de Rusya, Çin, Pakistan, İran, Hindistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan’dan özel temsilciler ile üst düzey yetkililerin ve ayrıca Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Türkiye temsilcilerinin davetli olarak katılımı ile gerçekleşen Afganistan konulu Moskova formatının beşinci toplantısında da Afganistan’a insani yardım sağlamaya devam edileceğine ilişkin bir kez daha güvence verildi.
Öte yandan Taliban da Hindistan ile etkileşime girmek için ciddi çaba harcıyor. Diplomatik olarak dışlanan ve ekonomik olarak izole edilen rejim Hindistan’dan sürekli kalkınma yardımı istiyor. Yeni Delhi Afganistan’a yönelik yardım miktarını 2022-23 için yaklaşık 24 milyon dolar düzeyinde sabit tutarak yardım sağlamaya devam etmiş ve 2023-24 Mali Yılı bütçesinde Dışişleri Bakanlığı ülkeye yardım olarak yaklaşık 25 milyon dolar ayırmış olsa da bu durum aynı zamanda Hindistan’daki bazı kesimlerde Hindistan’ın Taliban’a para aktardığına ilişkin kaygıların da artmasına yol açıyor.
Hindistan hükümeti ise Gurudwara’ya (Sih ibadethânesi) düzenlenen terör saldırısı gibi olaylardan da görüldüğü üzere bölgeden kaynaklanan güvenlik tehditleri veya Afganistan’daki terörist örgütlerin Hindistan’ın çıkarlarına zarar verebileceği konusunda kaygılarını sürdürüyor. Yeni Delhi için bir diğer önemli kaygı ise Taliban rejiminin Pakistan’a yakınlığı. Ancak Pakistan ile Taliban arasındaki derin tarihi bağlar göz önüne alındığında bu geçerli bir kaygı olsa da İki aktör arasında tartışmalı sınır konusundaki anlaşmazlıklar ve Pakistan’ın Tehreek-e-Taliban Pakistan’a (TTP) ilişkin kaygıları ve Taliban’ın bu grupla bağları da dahil olmak üzere bazı önemli sorunlar da yaşandı.
Dahası ABD ve müttefiklerinin Afganistan’dan çekildiği dönemde ABD ile Çin arasında büyüyen rekabet yoğunlaşıyor, Rusya Washington için bir güvenlik tehdidi olarak yeniden ortaya çıkıyor, Rusya ve Çin’in artık bölgede İran ile birlikte iki önemli oyuncu hâline geliyor ve Moskova ile Pekin’in Washington’ın bıraktığı boşluğu doldurma ve nüfuzlarını genişletme niyetinde olduklarına ilişkin spekülasyonlar artıyor. Her ikisi de Afganistan’da bölgesel hegemonik hedeflerini ilerletmek istiyor ve en az 2015’ten bu yana Taliban ile aktif olarak ilgileniyorlar.
Tüm bu kaygıları ve korkuları ekseninde Yeni Delhi Şanghay İşbirliği Örgütü gibi bölgesel örgütlere ve Moskova Formatı istişareler gibi çerçevelere aktif olarak katılarak bu ülkelerle Afganistan sorununa ilişkin görüşmelerini sürdürüyor. Ayrıca geçtiğimiz yıl ilk Hindistan-Orta Asya Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Yeni Delhi Kasım 2021’de de ulusal güvenlik danışmanları düzeyinde Rusya, İran ve Orta Asya Cumhuriyetlerinden katılımcıların yer aldığı üçüncü Afganistan Delhi Bölgesel Güvenlik Diyaloğu’na ev sahipliği yapmıştı.
Afganistan’daki barış süreci başladığından bu yana Hindistan’ın Taliban ile doğrudan temasa geçme ihtiyacını kabul etmekten duyduğu rahatsızlık onu Rusya veya Çin’in gölgesine itti. Yeni Delhi belirsiz ve çelişkili Afganistan politikası nedeni ile hem ulusal hem de uluslararası alanda zorluklar yaşıyor. Yurt içinde Afgan halkına olan bağlılığından vazgeçtiği için eleştirilerin odağı olurken Taliban’a yönelik yardımları da ilke ve ideallerinden bir sapma olarak görülüyor. Uluslararası alanda Yeni Delhi terörle mücadelede başta Rusya, İran ve Orta Asya Cumhuriyetleri olmak üzere bölge ülkeleri ile çalışmanın öneminin farkında, ancak hem onun ABD ile ilişkileri bölgede büyüyen ABD karşıtı duygularla karşı karşıya hem de hâlihazırda Rusya ile ilişkileri Ukrayna’daki savaştan bu yana yeni bir sınavdan geçiyor.
Kısacası Hindistan her anlamda uzun süredir bir Afganistan açmazı yaşıyor. Ve belirleyemediği bir Afganistan politikası var. Yeni Delhi politik iradesi açısından Taliban ile görüşüldüğüne ilişkin yapılan resmi bir beyanın Hindistan’ın sahip olduğu iyi niyete verebileceği itibar kaybının ötesinde konu aynı zamanda Hindistan’ın bir terörist grupla ilişki kurma konusundaki kendi ilkeli tutumu ve kırmızı çizgileri ile ilgili kaygıları gündeme getiriyor. Dolayısıyla daha kaçamak bir tutum sergiliyor ve belki de dış politika hesabındaki ilkeler ve reelpolitik değerlendirmeler arasındaki çelişkili durumdan kurtulmanın bir yolu olarak ilkelere ve ahlâka verdiği önemi tamamen terk etmemiş olsa da artık daha pragmatik bir söylemle yumuşatılıyor.
Tarihsel olarak Hindistan, kalkınma işbirliğine rağmen Afganistan’da ve ülkedeki uzlaşma sürecinde büyük ölçüde marjinal bir oyuncu olmuştur; bunun temel nedeni Taliban ile müzakerelere girmemesi. Ancak 2010 yılında Londra’da düzenlenen ve 70 ülkenin katılım gösterdiği Afganistan konferansı ülkelerin Taliban’a nasıl tepki vereceğini bir anlamda değiştirmiş ve uzlaşma sorununda bir dönüm noktasının habercisi olmuşken bu Hindistan’ın Taliban ile uzlaşmaya varmanın görüşmelere hâkim olan Pakistan’a üstün bir rol kazandıracağı yönündeki korkularını artırmıştı. Bunun üzerine Yeni Delhi alternatif bir uzlaşma sürecinin planlanması için farklı paydaşlarla lobi faaliyetlerine başlamış ve Hindistan’ın değişen tutumu Taliban’ı Afgan hükümetiyle eşitlemeyi bıraktığı ancak artık onları terörist olarak görmediği BM’deki bir oylamada da açıkça görülmüştü. Ayrıca 2005 yılında Hindistan’ın Afganistan’da çalışan işçi ve personeline yönelik saldırıların arttığı bir dönemde Yeni Delhi hem saldırıları durdurmayı hem de istihbârat paylaşımı için Taliban ile iletişim kurmayı amaçlayan arka kanal diplomasisi yürütmüştü. Sonraki yıllarda özellikle Rusya, Çin ve İran’ın 2010’dan sonra artan angajmanı göz önüne alındığında bölgede yalnız kalmak istemedi. Dolayısıyla Hindistan’ın Afganistan’daki tüm paydaşlarla her zaman etkileşim hâlinde olduğunu kabul eden mevcut muafiyetin de vurguladığı bir nokta olarak Taliban ile ilişkiler Hindistan’ın geçmiş politikalarından çok önemli bir kopuş anlamına gelmiyor. Belki de değişim olarak söylenebilecek şey, bu etkileşimin düzeyi ve bunun Hindistan’ın stratejik topluluğu arasında zımni olarak kabul edilmesi.
Son olarak Afgan halkı arasında Hindistan’a karşı hatırı sayılır bir iyi niyet söz konusu, ancak Hindistan’ın ciddi bir insani kriz sırasında sınırlarını Afgan vatandaşlarına kapatması Afganlar tarafından fark edilmiyor değil. Yeni Delhi politik iradesi uzun süreli çıkarlarını gözeterek halklar arası bağları güçlendiren mekanizmaların yenilenmesini Kabil’de gücü kimin elinde tuttuğuna bakılmaksızın Hindistan için yalnızca statükoya bir dönüş olarak sunabilir.
Görüş
Fotoğraf altı yazısı ve davetli listesi: Batı’nın ŞİÖ haberlerinin açıklayamadığı Türkiye

Thomas Karat, davranış analisti
Batılı ajansların Bişkek’ten geçtiği fotoğraf, anlamı baştan tayin edilmiş bir paket halinde ulaştı. Kırgızistan Cumhurbaşkanı’nın tören kıtası önünde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e refakat ettiği karenin üzerinde, fotoğraf altı yazısı ABD GÜCÜNE KARŞI KOYMAK şeklindeydi. Karenin kendisi bildik bir diplomatik seremoniyi, kırmızı halıda yürüyen iki devlet başkanını gösteriyordu yalnızca. Fotoğraf altı yazısı ise karenin sunmadığı unsurları tamamlıyordu: bir hasım, bir amaç ve Batılı okurun endişesini yöneltmesi gereken istikamet. Tarafsız görüntü ile peşin hükümlü sözcükler arasındaki bu açı, söze başlamak için elverişli bir zemin; zira henüz tek bir analiz satırı kaleme alınmadan önce, zirvenin çerçevesi tam da burada belirlendi.
Şanghay İşbirliği Örgütü, 1 Eylül’de Kırgızistan’ın başkentinde on üye devlet, bir düzineden fazla hükümet başkanı ve davetliler arasında yer alan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile birlikte yirmi beşinci kuruluş yıl dönümünü geride bıraktı. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki yayın organlarının çoğu, örgütü Batı’ya denge unsuru olmayı amaçlayan bir blok olarak niteleyen tek bir Agence France-Presse bültenini sayfalarına taşıdı. France 24, Rus ve Çinli liderlerin Orta Asya’ya Batı nüfuzuna karşı koymak üzere gittiğini bildirdi. Aynı yapının daha önceki bir oturumuna dair İngiliz basını, toplantıyı bir “kargaşa ekseninin” kapalı kapılar ardındaki zirvesi olarak andı. Bu kurguların her birinde Batı, katılmadığı bir toplantının dilbilgisel merkezine yerleşiyor. Örgüte, Washington ve Brüksel’e atıfta bulunmadan ifade edilebilecek hiçbir bağımsız gaye tanınmıyor; varlığı bütünüyle onlara verilen bir tepkiden ibaret sayılıyor.
Fotoğraf altı yazısındaki gedik: Türkiye
Bu anlatı kurgusu, ilk ve en büyük engeline davetli listesinde, bilhassa masadaki bir NATO üyesinin varlığında tosluyor. Türkiye, örgüt bünyesinde diyalog ortağı statüsünü koruyor ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zirvelere bizzat katılıyor. ŞİÖ’nün kendi ittifakına karşı kurulmuş bir eksen olduğu söylenen Batılı okur, o ittifakın kurucu bir üyesinin neden o masada yer tuttuğunu sorgulamaya teşvik edilmiyor. Örgütü Batı’ya karşı bir denge unsuru olarak adlandıran aynı AFP bülteni, giriş paragrafının birkaç satır altında, örgütün Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar dahil on beş diyalog ortağı bulunduğunu kaydediyor. Türkiye NATO üyesi. Suudi Arabistan ve Katar ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın ileri karargâhına ve bölgedeki en büyük Amerikan hava üssüne ev sahipliği yapıyor. Batı’ya karşı durmak üzere kurulan bir örgüt böylesi bir katılımcı profilini bir araya getiremez; örgütü bu şekilde yaftalayan bir fotoğraf altı yazısı da ancak kendi iddiasını yalanlayan paragrafa kadar inmeyen okurlar nezdinde ayakta kalabilir.
Türkiye’nin konumu, Batı basınının anlamlandırmakta en yetersiz kaldığı parçayı oluşturuyor; zira zihinlerdeki hâkim harita yalnızca iki takıma izin veriyor. Ankara, ŞİÖ’yü NATO’ya tercih ediyor değil. Bu iki takımlı modelin kavrayamayacağı bir tutum sergiliyor: Örgüte ne tam üye olarak katılıyor ne de ona bütünüyle sırt çeviriyor; burayı işlenecek, değerlendirilecek bir zemin olarak görüyor. Bir yandan Atlantik’teki ahdi yükümlülüklerini korurken diğer yandan Avrasya güvenlik platformunda ağırlık kazanan bir devlet, Atlantik düzeninin kuralları artık tek başına koyamayacağı bir geleceğe karşı risklerini dağıtıyor. Bu hamle İstanbul’dan bakıldığında gayet berrak görünürken, Bişkek fotoğrafına o yazıyı iliştiren yayın merkezlerinden bakıldığında büyük ölçüde okunaksız kalıyor. Tam da bu yüzden, o merkezlerin zirveye dair aktardıkları, buradan bakıldığında çoktan geride kalmaya yüz tutmuş bir dünyanın tasviri gibi duruyor.
Söz dağarcığı ve ele verdikleri
Haberlerde tercih edilen dil, yakından incelenmeyi hak ediyor. Sürekli yinelenen terimler şunlar: “karşı”, “aleyhinde”, “Batı karşıtı” ve “eksen”… Örgüte kendine ait hiçbir muhteva tanımayan bir karşıtlık söz dağarcığı. Buradaki en ağır yükü “eksen” sözcüğü taşıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, yakın dönemde ise “şer ekseni” retoriğinin ahlaki mimarisini devralıp üyeleri arasında bir NATO hükümetinin de bulunduğu bir ticaret ve güvenlik platformunun üzerine boca ediyor. Bu kavramsal aktarım, bizzat kendisini temelsiz kılan olguların birkaç satır ötesinde gerçekleşiyor; aradaki bu yakınlıksa niyetin asıl ele vereni niteliğinde.
Adını koymaya değer yapısal bir alışkanlık daha var. AFP metni, örgütün kuruluş bildirgesinde kendisini başka devletleri hedef alan bir ittifak olmadığını ilan ettiğini belirtiyor; fakat hemen ardından gelen cümlede, Rus ve Çinli liderlerin geçmiş zirvelerde Batı karşıtı konuşmalar yaptığını aktarıyor. Yapının kendi öz tanımı kayda geçirildiği an, hemen geri alınıyor. Burada sergilenen şüphecilik son derece seçici. Bir NATO bildirisi ittifakı “savunma amaçlı” olarak nitelendirdiğinde, aynı ajanslar geçmişteki taarruz harekâtlarını hatırlatmayı akıllarına getirmiyor. Kuşku, hasımlar için hemen devreye girerken ortaklar söz konusu olduğunda devreden çıkıyor; kanıta değil, peşin kabullere yaslanan bir ayrım bu. Batılı ajans ağının dışındaki yayın organları ise aynı malzemeyi çok daha soğukkanlı ele alıyor. Al Jazeera’nin görüşüne başvurduğu bölge uzmanı, ŞİÖ’yü yalın bir ifadeyle tutarlı bir yapı oluşturmayan bir Batı karşıtı ittifak olarak niteledi; hiçbir Batı manşetinde kendine yer bulamayan bu sade ve isabetli tespit, o meşhur fotoğraf altı yazısına uymadığı için dışarıda bırakıldı.
Baskıyla doğru orantılı büyüyen bir blok
Örgütün tarihi, kendi retoriğinden çok daha fazlasını açıklıyor. 1996’da Çin, Rusya ve üç Orta Asya cumhuriyeti arasında sınır hatlarının belirlenmesiyle ilgilenen teknik bir uzlaşma olarak başladı. Batı’nın üyelerine uyguladığı baskıyla doğru orantılı biçimde ivme kazandı. Hindistan ve Pakistan 2017’de örgüte katıldı. Yıllar süren yaptırımların tam üyeliği hem Tahran hem de örgüt için cazip kılmasının ardından İran kabul edildi. ABD’nin ikincil yaptırımları ve gümrük tarifeleri, giderek genişleyen bir hükümetler halkasına Washington’ın erişim alanı dışındaki bir platformun kıymetini gösterdikçe, diyalog ortaklarının sayısı on beşe dayandı. Bişkek’te dönem başkanlığı, Amerika’nın bir diğer köklü güvenlik ortağı olan Pakistan’a devredildi. Manzara gayet tutarlı: Örgüt, yeni üye kazanmaktan ziyade, Batı politikalarının çıkış kapısına doğru ittiği devletlerin istikrarlı yönelimiyle büyüdü.
En çarpıcı örneği İran sunuyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Bişkek’teki yerine Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan bir savaşın altıncı ayında oturdu. Zirveden bir hafta önce ABD Hazine Bakanlığı, Ekonomik Tecrit Operasyonu adını verdiği bir yaptırım harekâtı ilan ederek ikincil yaptırımları İran ekonomisinin beş sektörüne daha (havacılık, dijital varlıklar, altın, deniz taşımacılığı ve teknoloji) genişletti; ayrıca yayımladığı ayrı bir uyarıda, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için İran’a ödeme yapan herhangi bir ülke vatandaşının veya kuruluşunun Amerikan cezalarına maruz kalacağını duyurdu. İkincil yaptırımlar yalnızca hedefi vurmakla kalmaz; o hedefle ticaret yürüten her hükümeti veya şirketi de kapsar. Bu durum, dolar sisteminden dışlanma tehdidiyle dayatılan, diğer devletlerin egemenlik kararlarına yöneltilmiş açık bir talimattır. İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin, çıkarlarını kararlılıkla savunacağını belirterek karşılık verdi. Tahran’a yönelen bir tedbir, pratikte Pekin’e iletilen bir dayatma işlevi gördü; Pekin de heyetini toplayıp Bişkek’in yolunu tuttu. İkinci örneği Hindistan veriyor. Başbakan Narendra Modi, Yeni Delhi’nin Rus petrolü alımları gerekçe gösterilerek Washington’ın Hint mallarına yüzde 50 gümrük vergisi getirmesinden birkaç gün sonra Devlet Başkanı Vladimir Putin ile önceden planlanmış ikili bir görüşme yaptı. Hindistan’ı terbiye etmesi amaçlanan araç, onu uzak tutmaya çalıştığı masanın tam ortasına kadar eşlik etti.
Görüş ayrılıkları gerçek ve asıl mesele de bu
Zirveyi hakkıyla değerlendirmek, örgütün sınırları konusunda da aynı açıklıkta olmayı gerektiriyor; zira buradaki dürüstlük, sahici bir analizi eleştirilen kalıpların bir ayna yansıması olmaktan ayıran yegâne unsurdur. ŞİÖ yekpare bir blok değil. Rusya ve Çin, aynı Orta Asya coğrafyasında nüfuz rekabeti yürütüyor. Hindistan ile Çin, ihtilaflı ve zaman zaman şiddete sahne olan bir sınırı paylaşıyor; Modi ve Şi’nin aynı platformda yer alıp resmi bir ikili görüşme yapmamasının nedeni de bu. Hindistan ve Pakistan, hasımlıklarını korurken aynı çatının altında üyelik sürdürüyor. Kurulması önerilen kalkınma bankası, yıllardır tartışılmasına rağmen işler bir kuruma dönüşebilmiş değil. Örgütün temsil ettiğini ileri sürdüğü insanlığın yüzde 40’ı, ortak bir gayenin değil, yalnızca fiziki bir cüsseliğin göstergesi.
Ne var ki bu derin ayrılıklar, Batı’nın çizdiği çerçeveyi kurtarmaya yetmiyor; bilakis o çerçevenin üzerini örttüğü hakikati daha da berraklaştırıyor. Bu hükümetler arasında mutlak bir uzlaşı yok ve zirveyi kayda değer kılan da bu tür bir uzlaşma değil. Asıl dikkat çekici olan, birbirine güvenmeyen devletlerin anlaşmazlıklarını ABD’nin kontrol etmediği bir çatı altında yönetmeyi tercih etmesidir. Reddettikleri seçenek ise Washington’ın denetimindeki bir yapının hakemliğidir. Bu tercih, Amerikan öncülüğündeki düzenin konumuna dair hiçbir ortak bildirinin üretemeyeceği ağırlıkta bir tespittir. Bunun için resmi bir ittifaka veya ortak bir ideolojiye gerek yok; gereken tek şey, kritik bir devletler toplamının Batı düzenini artık çevresinden dolaşılması gereken bir unsur olarak görmesi. Üstelik bu etrafından dolanma süreci, Batılı okurlara risklerini dağıtmaya çalışan bir yapının durduğu yerde hasım bir eksen görmelerini buyuran fotoğraf altı yazısının tam gölgesinde, artık devlet başkanları düzeyinde ve alenen işliyor.
Daralan merkez
Batılı yetkililer dünya kamuoyuna atıfta bulunduklarında dillerinden düşürmedikleri bir ifade var: “Uluslararası toplum.” Bişkek, bu ifadenin nelerin üstünü örttüğünü bir kez daha hatırlattı. Bahsi geçen “toplum”, 1991 sonrasındaki tartışmasız Amerikan üstünlüğünün hüküm sürdüğü kısa dönemde kendi uzlaşısını insanlığın ortak mutabakatı sanmaya alışmış, giderek daralan muayyen bir başkentler zümresinden ibaret. Kırgızistan’ın başkentindeki zirve; bir NATO üyesini, Batı’nın yakın markajındaki ortak Hindistan’ı, ABD’nin Körfez’deki güvenlik himayesinde bulunan müttefiklerini ve yeryüzünün en ağır yaptırımlarına maruz kalan iki devletini, üstelik Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin nezaretinde bir araya getirdi. O salondaki tabloyu “Batı karşıtı bir eksen” olarak tarif etmek, odadaki bileşimin çıplak gerçeğiyle asla bağdaşmıyor. Bu nitelemenin ısrarla sürdürülmesi ise yalnızca seslendiği kitleye hizmet etmesinden kaynaklanıyor; daralan bir merkeze, dünyanın hâlâ etrafında döndüğü sabit nokta olduğu tesellisini fısıldıyor.
Ankara’dan ve 1991 sonrası kurulan düzenin tekelini yitirişine tanıklık eden devletlerin daha geniş ufkundan bakıldığında, bu teselli ancak geriden gelen bir göstergeden ibaret kalıyor. Fotoğraftaki iki adam öğle yemeğine yürüyordu. O yemeğin yenmesini engelleyemeyen, Hintli ortağını Moskova’dan mesafeli tutamayan, bilfiil savaştığı devleti tecrit edemeyen ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin katılımının önüne geçemeyen güç, kendi basını marifetiyle bu zirvenin sırf kendisine karşı kurulmuş bir cephe olduğu yanılsamasıyla avutuluyor. Oysa daha isabetli okuma, Türkiye’nin kendi tutumunda çoktan karşılık bulmuş olanıdır: Dünya kendisini Batı’ya karşı konumlandırmaktan ziyade, artık onu beklemeden kendi nizamını kuruyor. Fotoğrafın üzerine iliştirilen o meşhur başlık ise bu hakikatin kabullenileceği en son yerdir.
Görüş
Bişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor

Ahmed Moustafa, Mısır Asya Çalışmaları ve Çeviri Merkezi Kurucusu ve Direktörü
On devlet ve hükümet başkanı ile Avrasya coğrafyasının yarısına yayılan geniş bir ortaklar heyeti, Batı tahakkümünün ötesinde bir dünya vaadiyle Kırgızistan’ın başkentinde bir araya geliyor. Zirvenin paraya, medyaya ve kulübün kendi iç çelişkilerine dair sessiz mücadeleleri, yayımlanacak nihai bildiriden çok daha belirleyici olacak.
BİŞKEK, Kırgızistan: Burası büyük güçleri yakından tanıyan bir şehir. Sokak planını Sovyet mühendisleri çizdi; ekonomisi ise büyük ölçüde Rusya’daki Kırgız işçilerin gönderdiği parayla dönüyor. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) yıllık zirvesini 31 Ağustos – 1 Eylül 2026 tarihlerinde burada topladığında, dağlarla çevrili bu başkent, 48 saatliğine çağımızın en hayati açık sorusuna ev sahipliği yapacak: Batı hâkimiyetinin ardından dünya nasıl görünecek?
Batı tahakkümünün ötesinde bir dünya nasıl görünecek?
Yalnızca katılımcı listesi dahi bahsin büyüklüğünü anlatmaya yetiyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan; insanlığın yaklaşık yüzde 40’ını temsil eden on asil üyeye liderlik edecek. Bu halkada Hindistan, Pakistan, Belarus ve Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev önderliğindeki Kazakistan başta olmak üzere dört Orta Asya cumhuriyeti yer alırken, Kahire’den Körfez’e ve Ankara’ya kadar uzanan diyalog ortakları da heyete eşlik ediyor.
Hiçbir Batılı kurum bugüne kadar böylesi bir topluluğu aynı çatı altında ağırlamak zorunda kalmadı. Hiçbir Amerikan yönetimi de bu manzarayı dışarıdan izleme durumunda bırakılmadı.
Kâğıt üzerinde gündem, bilinçli olarak sıradan tutulmuş: Örgütün Taşkent merkezli koordinasyon organı aracılığıyla terörle mücadele iş birliği, Afganistan’daki istikrarsızlık, ticaretin kolaylaştırılması, enerji, dijital kalkınma ve “Şanghay Ruhu”nun -karşılıklı güven, ortak fayda ve medeniyetler arası saygı- alışılagelmiş tekrarı. Temel ilke her zamanki gibi oydaşma; bu da genel kurul salonunda dile getirilen hiçbir sözün kimseyi incitmeyeceği anlamına geliyor.
Asıl zirve ise satır aralarında, sonuç bildirisinde yer bulamayacak üç ayrı temasta gerçekleşecek.
İlk temas: Para ve onu Washington’ın erişemeyeceği yerlerde dolaştırmanın yolları
Yayımlanacak hiçbir bildiride “yaptırım” kelimesi geçmeyecek. Yine de hazırlık müzakerelerini aktaran üç üye devlet diplomatı, gizlilik kaydıyla yaptıkları açıklamalarda, finans dosyasının diğer tüm başlıklardan daha fazla mesai tükettiğini belirtti: Geçtiğimiz yılki Tientsin Zirvesi’nde yeniden ivme kazanan ve uzun süredir ertelenen ŞİÖ Kalkınma Bankası projesi, yerel para birimleriyle ticaretin genişletilmesi ve üyelerin Belçika merkezli SWIFT ağına -dolayısıyla ABD finans hukukuna- temas etmeden hesaplaşmasını sağlayacak ulusal ödeme sistemlerinin birbirine bağlanması.
Bu arayışın aciliyeti soyut bir heves değil. Rusya Merkez Bankası kapsamlı kısıtlamalar altında faaliyet gösteriyor; İran ise neredeyse bir kuşaktır dolar sisteminin dışına itilmiş durumda. Batı’nın ortağı konumundaki Hindistan bile seçeneklerini çoğaltmak adına Rus petrolünü dolar dışı para birimleriyle alıyor. Gümrük tarifeleri ve ikincil yaptırımlar, örgütün diplomatik dilindeki “finansal kapsayıcılık” ifadesini bu yazın örtük parolasına dönüştürdü.
Karşılaşılan engeller de bir o kadar somut. Kalkınma bankası, kurulmaksızın on yılı aşkın süredir tartışılıyor; zira kurucu üyelerin her biri sermaye yapısının, genel merkezinin ve kullanılacak para biriminin kendi şartlarına göre belirlenmesini istiyor. Üye devletlerden birinin hükümetine danışmanlık yapan bir iktisatçı durumu şöyle özetledi: “O salondaki hiç kimse dolarsızlaşmaya karşı değil; fakat herkes Çin’in kontrol edeceği bir bankaya karşı.”
İkinci temas: Masada olmayan ama varlığı her köşede hissedilen ABD
Zirve öncesindeki aylarda, büyük ölçüde aracılar üzerinden yürütülen yoğun bir Amerikan diplomasisi trafiği gözlendi: CIA Direktörü ile Rus istihbaratı arasındaki temas haberleri, Pakistan Genelkurmay Başkanı’nın Tahran ziyaretleri, Körfez ülkeleri dışişleri bakanlarının ve bir yoruma göre Ürdün Kralı’nın Pekin’e ilettiği mesajlar. Washington bu hareketliliği karmaşık bir dünyanın olağan yönetimi olarak nitelendirirken, Bişkek’te toplanan başkentlerde bu durum farklı okunuyor; süper gücün bir uzlaşma arayışında olduğunun işareti olarak görülüyor.
Pekin’de görev yapan ve diğerleri gibi ismini vermek istemeyen Avrupalı bir büyükelçi, “Aracılar eliyle yürütülen diplomasi ya yüksek bir maharetin ya da tükenmişliğin göstergesidir” dedi. “Amerikalılar bunun ilk seçenek olduğunu söylüyor. Bu zirve ise iki gün boyunca ikincisini sahneleyecek.”
Zamanlama dramatik gerilimi daha da tırmandırıyor. Liderlerin Bişkek’ten ayrılmasından on hafta sonra ABD ara seçimleri yapılacak; siyasi kimliğini savaşları bitirmek ve ticaret ihtilaflarını kazanmak üzerine kuran bir başkan ise henüz iki alanda da kalıcı bir netice alabilmiş değil. Danışmanlar, Temsilciler Meclisi’nin kaybedilmesinin muhalefete soruşturma yetkisi ve azil mekanizmasını işletme imkânı vereceğinden açıkça endişe duyuyor. Uzmanlar, zirvenin koreografisinin buna göre ayarlanacağını öngörüyor: Alternatif bir düzeni yansıtan el sıkışmalar ve aile fotoğrafları sergilenecek, ancak Washington’a en kırılgan anında açık bir cephe açmayacak bir dikkat gözetilecek.
Fakat zirvenin kendi kurgusu, “gerileyen Amerika” anlatısının sınırlarını da ortaya koyuyor. Hindistan, örgütün yalnızca bir Çin-Rusya aracına dönüşmesini engellemek gayesiyle masada yer alıyor; nitekim daha önce Batı karşıtı ifadelere set çekmişti ve bunu tekrarlaması bekleniyor. Orta Asya devletleri ise Rusya’nın sunduğu güvenlik, Çin finansmanı ve Batı pazarları arasında denge gözetiyor. Kaldı ki her üyenin yaptırımlara direnç geliştirme çabası, en nihayetinde dolar merkezli dünyanın hâlâ ne denli ağırlık taşıdığının bir göstergesi.
Üçüncü temas: Bir Mısırlının başlattığı tartışma
Tientsin’de masaya gelen en somut önerilerden biri bir devlet başkanından değil; Asya ve Avrasya meseleleri uzmanı, Kahire merkezli Asya Araştırma ve Çeviri Merkezi Direktörü Mısırlı akademisyen Dr. Ahmed Moustafa’dan geldi. Ülkesi ŞİÖ diyalog ortağı olarak örgütün dış çeperini yoklamayı sürdürürken toplantıya katılan Moustafa’nın tespiti şu: Teşkilatın en derin açığı askeri ya da mali değil, enformasyonel nitelikte.
Batı’nın asıl üstünlüğü, örgütün sözcülüğünü üstlendiğini iddia ettiği gençliğin hedeflerini biçimlendiren medya platformlarından ve profesyonel ağlardan kaynaklanıyor. Moustafa’nın sunduğu teklif -üye ülkelerin düşünce kuruluşları ile medyasını birbirine bağlayan daimi ve kurumsal bir mekanizmanın teşkil edilmesi, bölge gençliği için de “LinkedIn ayarında ya da ondan daha güçlü” profesyonel bir sosyal ağ kurulması- bu yaz zirve çalışma gruplarında elden ele dolaştı.
Bu fikir, bir iş planı olmasından ziyade Pekin ve Moskova’nın daha çetin yollardan ulaştığı bir teşhisi yansıtması bakımından önem taşıyor. Örgüt üyesi ülkelerin vatandaşları, sahip olunan tüm demografik ağırlığa rağmen, fiilen Batı platformlarının ve Batı dillerinin hâkimiyetindeki bir bilgi evreninde yaşıyor. Üye devletlerin buna yanıtı ise güvenlik duvarları, taklit uygulamalar ve her yıl düzenlenen bir medya forumuyla sınırlı kaldı; henüz kimsenin kendi tercihiyle yöneleceği bir dijital ekosistem inşa edilemedi.
Kuşkucular bu durumu yapısal bir nedene bağlıyor: Profesyonel ağlar değerini serbest bilgi akışından üretir; oysa kimi üye hükümetler tam da bu akışı kısıtlama ilkesine bağlı. Bir diplomatın kinayeli ifadesiyle: “Şanghay Ruhu için bir LinkedIn kurabilirsiniz; fakat insanları orada birbiriyle temas kurmaya ikna etmekte başarılar dilerim.”
Son temas: Örgütün kendi iç çelişkileriyle yüzleşmesi
Aile fotoğrafı, perde arkasındaki çekişmeleri yansıtmayacak: Hindistan ile Çin, Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimler; İsrail ile yaşadığı savaşın ardından Tientsin’den somut bir güvenlik garantisi alamadan yalnızca taziye ve destek sözleriyle ayrılan İran ve aynı anda tüm taraflarca el üstünde tutulmayı ulusal bir stratejiye dönüştüren ev sahibi yönetim. Kuruluşunun üzerinden geçen çeyrek asrın ardından örgütün en belirgin başarısı, zirvenin bizzat toplanabilmiş olması: Rakiplerin bir araya gelebildiğinin kanıtı, fakat henüz birlikte inşa edebildiklerinin değil.
Avrasya kurumlarını yakından izleyen kıdemli bir analist, “Bişkek kusursuzca sahnelenecek” dedi. “Asıl soru, araç konvoyları dağıldıktan sonra geriye bir şey kalıp kalmayacağı.”
Liderler 1 Eylül’de uçaklarıyla Bişkek semalarından ülkelerine dönerken arkalarında flamalar, yayımlanmış bir bildiri ve bir iddia bırakacak: Yeni bir düzenin yalnızca arzu edilmekle kalmayıp işlerlik kazandığı iddiası.
Bu zirvenin fısıldadığı daha yalın gerçek ise şu: Bir düzen, varlığı ilan edilerek kurulamaz. Ödeme sistemi ödeme sistemiyle, platform platformla ve Şanghay Ruhu’nun rakamların katılığıyla sınandığı, kameraların girmediği odalarda adım adım inşa edilmek zorundadır.
Görüş
Hindistan’ın uzay sektörü: Küresel ortaklıklar için bir fırlatma rampası

Gurjit Singh, Hindistan’ın eski Almanya, Endonezya, Etiyopya Büyükelçisi; ASEAN ve Afrika Birliği Misyonları Temsilcisi

Uzaydaki rekabetin kızışması, Hindistan’a uzay araştırmalarını çatışma yerine iş birliğinin yönlendirdiği yeni bir anlayış geliştirme fırsatı sunuyor. Güvenilir ve maliyet etkin bir uzay gücü olarak kabul gören Hindistan; teknolojik kazanımlarını bilimsel ilerlemeye, ekonomik büyümeye ve sürdürülebilir kalkınmaya hizmet eden kalıcı uluslararası ortaklıklara dönüştürebilecek yetkinliğe sahip.
Hindistan’ın uzay serüveni kendine has bir rota izledi. Soğuk Savaş çekişmelerinden doğan birçok uzay programının aksine, Hindistan’ın hamlesi ulusal kalkınmanın bir aracı olarak tasarlandı. Dr. Vikram Sarabhai, ülkenin uzay vizyonunu sıradan insanların hayatını iyileştirecek pratik uygulamalar üzerine kurdu. Sarabhai’nin öncülüğünde geliştirilen uydular haberleşmeyi, hava tahminini, afet yönetimini, sağlık hizmetlerini, tarımı ve eğitimi güçlendirmeye odaklandı. Kalkınma eksenli bu felsefe, bugün de Hindistan’ın uzay programının merkezinde yer alıyor; sadece prestij peşinde koşmayıp uzay teknolojisinin somut faydalarını arayan Küresel Güney ülkelerinin ihtiyaçlarıyla da birebir örtüşüyor.
Günümüzde Hindistan’ın başarıları kalkınma odaklı uygulamaların çok ötesine geçiyor. Chandrayaan görevleri, Mars Yörünge Görevi, Aditya-L1 güneş gözlemevi ve yakında icra edilecek insanlı uzay uçuşu programı Gaganyaan; Hindistan’ı karmaşık ve güvenilir uzay görevlerini başarıyla yürüten bir ülke konumuna taşıdı. Chandrayaan-3’ün Ay’ın güney kutbu yakınına gerçekleştirdiği yumuşak iniş, Hindistan’ı seçkin uzay güçleri arasına sokarken dünya çapında bir inovasyonun görece mütevazı bütçelerle de başarılabileceğini kanıtladı.
Hindistan’ın pekişen saygınlığı, küresel uzay ekonomisinin hızla büyüdüğü bir döneme denk geliyor. Bugün 600 milyar doları aşan ve 2035’e kadar 1,8 trilyon dolara yaklaşması öngörülen sektör; uydu haberleşmesi, Dünya gözlemi, seyrüsefer, iklim hizmetleri, geniş bant bağlantı ile yörüngede bakım-onarım ve Ay araştırmaları gibi yeni alanlardaki ticari faaliyetlerin ivmesiyle genişliyor. Birçok ülke bu ekosistemde yer almak istese de yerli imkânlardan yoksun. Bu ülkeler yalnızca fırlatma hizmeti sunan sağlayıcılar değil, uzun vadeli ve güvenilir ortaklar arıyor.
Hindistan bu talepleri karşılayabilecek yetkinliğe sahip. Uzay sektörünün 2020 yılında serbestleştirilmesi, kapıları özel sektöre açarak tüm ekosistemi dönüştürdü. Hindistan Ulusal Uzay Geliştirme ve Yetkilendirme Merkezinin (IN-SPACe) kurulması, NewSpace India Limited’in genişleyen ticari rolü ve özel teşebbüslerin büyümesi, dünyanın en dinamik uzay ekosistemlerinden birini ortaya çıkardı. Hint girişimleri küresel yatırımları ve müşterileri cezbeden fırlatma araçları, uydu platformları, coğrafi bilgi sistemleri ve itki teknolojileri geliştiriyor. Skyroot Aerospace, Pixxel ve Agnikul Cosmos gibi şirketler, Hindistan özel sektörünün ileri uzay teknolojilerinde uluslararası ölçekte rekabet edebileceğini sahada gösterdi.
Sıradaki adım, bu ekosistemi uluslararası alana taşımak.
Hindistan, kendini yalnızca düşük maliyetli bir fırlatma merkezi olarak konumlandırmak yerine; uydu tasarımı, fırlatma hizmetleri, görev operasyonları, yer istasyonları, astronot eğitimi, kapasite geliştirme ile tarım, afet yönetimi ve deniz güvenliğine yönelik veri uygulamalarını kapsayan bütüncül ortaklıklar sunmayı hedefliyor. Bu tür entegre iş birlikleri, kalkınma önceliklerini karşılamak adına uygun maliyetli, amaca özel ve güvenilir teknolojiler arayan Küresel Güney ve Hint-Pasifik ülkeleri için kıymetli imkânlar barındırıyor.
Hindistan, bu tür bir iş birliğinin diplomatik değerini daha önce de ortaya koydu. Güney Asya Uydusu aracılığıyla komşu ülkelere haberleşme ve kalkınma desteği sağladı. Hint fırlatma araçları, dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, üniversiteler ve ticari işletmeler adına yüzlerce yabancı uyduyu başarıyla yörüngeye yerleştirdi. Hindistan’ın Artemis Anlaşmalarına katılma kararı, Ay’ın uluslararası iş birliğiyle barışçıl amaçlarla keşfedilmesine katkı sunma iradesini yansıtıyor. NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve JAXA ile yürütülen ortaklıklar da Hindistan’ın bilimsel ve teknolojik kapasitesini tahkim etti.
Bu ortaklıklar Hindistan’ın Küresel Güney’in güçlü sesi olma konumunu pekiştiriyor. Ülke, teknolojik bağımlılık yaratmak yerine erişilebilirlik, güvenilirlik ve karşılıklı saygı temeline dayanan kalkınma iş birlikleri öneriyor. Bu sayede uzay alanındaki iş birlikleri, bir yandan ikili ilişkileri güçlendirirken diğer yandan somut kalkınma çıktıları üreterek Hindistan diplomasisinin etkili araçlarından birine dönüşüyor.
Hindistan, potansiyelini bütünüyle hayata geçirmek için reform sürecini kararlılıkla sürdürmeyi hedefliyor. Yasal onay süreçlerinin hızlandırılması, risk sermayesine erişimin artırılması, fikri mülkiyet haklarının daha güçlü korunması; araştırma kurumları, sanayi ve akademi arasındaki bağların sıkılaştırılması bu süreçte belirleyici olacak. Kamu alım politikaları da Hint girişimlerini desteklemeye devam ederek onların ölçek kazanmalarına, yenilik üretmelerine ve küresel tedarik zincirine entegre olmalarına zemin hazırlayacak.
Hindistan, uzayın yönetişimine yön vermede daha etkin bir rol üstlenecek konumda bulunuyor. Yörünge yoğunluğu, uzay enkazı, kaynakların sorumlu kullanımı ve gelişen uzay fırsatlarına adil erişim gibi meseleler giderek daha acil uluslararası gündem maddeleri haline geliyor. Uzay faaliyetleri çeşitlendikçe, sorumlu ilke ve teamüller üzerinde uzlaşı tesis edebilecek ülkelere duyulan ihtiyaç da artacak. Hindistan’ın uzayın barışçıl kullanımına yönelik köklü taahhüdü, gelişen teknolojik kabiliyetleriyle birleştiğinde; şeffaflığı, sürdürülebilirliği ve adil erişimi gözeten kuralların oluşturulmasına anlamlı katkılar sunmasını sağlayacak güçte.
Gelecek on yıl, yalnızca uzayda hangi ülkelerin öne çıkacağını değil, uzayın nasıl yönetileceğini de belirleyecek. Bilimsel birikimi, girişimci ekosistemi ve uluslararası güvenilirliğiyle Hindistan; yerleşik uzay güçleri ile sektöre yeni adım atan ülkeler arasındaki mesafeyi kapatabilecek müstesna bir konumda duruyor. Kapsayıcılık, karşılıklı fayda ve inovasyon üzerine inşa edilen iş birlikleri sayesinde Hindistan, uzay programını küresel angajmanının ana sütunlarından birine dönüştürebilir.
Kutuplaşmanın derinleştiği bir dünyada Hindistan’ın uzay sektörü, uzaydaki en büyük başarıların ulusları bir araya getiren adımlar olduğunu güçlü bir biçimde hatırlatıyor. Bu yaklaşım, Hindistan’ın insanlığın yeni sınırına yapacağı en kalıcı katkı olabilir.
Avrupa4 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa3 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa4 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya1 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek









