Ortadoğu
Irak seçimleri: Kısır taife döngüsünde patinaj

Editörün notu: Irak’ta gerçekleşen son yasama seçimleri, Amerikan işgali sonrası kurulan ve bileşenlere dayalı siyasi sürecin kısır döngü içinde devam ettiğini gösterdi. Seçimler, Asaib Eh el-Hak gibi bazı Şii silahlı grupların sandalye sayısında belirgin bir artışla sonuçlandı ve Başbakan Sudani’nin İmar ve Kalkınma İttifakı en büyük Şii blok haline geldi. Ancak, önceki seçimlerde yüzde 42 olan katılım oranının şüpheli bir şekilde yüzde 55’e fırlaması, Sadr Hareketi’nin boykotuna ve hükümetin başarısızlıklarına rağmen, seçim sonuçlarının manipüle edildiği yönünde ciddi endişeler doğurdu. Ayrıca, partilerin 100 kadar sandalyeyi peşinen garantilemesine olanak tanıyan özel oylama ve büyük partileri kayıran değiştirilmiş Sainte-Laguë hesaplama sistemi, Seçim Komisyonu’nun bağımsız olmadığı iddialarını güçlendirdi.
***
Irak seçimleri: Kısır taife döngüsünde patinaj
Alaa el-Lami, el-Ahbar
Irak’taki altıncı yasama seçimleri birkaç gün önce sona erdi. Sandıklar ve elektronik cihazlar, çoğu gözlemcinin önceden beklediği sonuçları ortaya koydu.
Bu durum, Irak’ın işgalinden iki yıl sonra başlayan “siyasi sürecin”, Amerikan işgalinin tasarladığı aynı “bileşenlere dayalı” kısır döngü içinde dönmeye devam ettiğini teyit ediyor.
Ancak bu seçimler, bazı ikincil yeni gelişmeleri de beraberinde getirdi:
Tarla ve harman yeri hesapları
Bazı Şii silahlı grupların seçim ağırlığı güçlü bir şekilde arttı. Asaib Eh el-Hak hareketi ve onun meclisteki kolu olan Sadıkun Blokunun sandalye sayısı 16’dan 27’ye fırladı.
Yani, Barzani’nin partisi Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) gibi eski bir partinin ağırlığına ulaştı ve otuz sandalyeli Nuri el-Maliki’nin “Kanun Devleti” ittifakının sonuçlarına yaklaştı. Talabani’nin partisi (KYB) meclis gücünü korudu.
Küçük Kürt partileri ve güçleri de, bölge genelindeki iki aile partisinin (KDP ve KYB) yönetimlerinin muhalefete karşı yürüttüğü şiddetli baskı ve zulüm kampanyalarına rağmen, bileşenin elde ettiğinin üçte biri oranındaki hacimlerini korudular.
Bazı analistler, Kays el-Hazali’nin (Asaib lideri) hareketinin aldığı bu iyi sonuçlarla, Hazali’nin birkaç gün önce Amerikan yönetimine yönelik uzlaşmacı açıklamaları ve Amerikan şirketlerine Irak petrol sahasında yatırım kapısını açma çağrısı arasında bağlantı kurdu.
Bu, görevden ayrılmakta olan Sudani hükümetinin birkaç hafta önce fiilen başlattığı bir adımdı. Başbakan Muhammed Sudani’nin İmar ve Kalkınma İttifakı da 45 sandalye ile Şii taifesinin partileri içinde en büyük blok haline geldi.
Mevcut seçimlerden önce, 8 Ekim’de Sudani, Irak’ta ilk kez ABD’li ExxonMobil şirketi ile “Üretim ve Kâr Paylaşımı” türünde ön sözleşmeler imzalandığını duyurmuştu.
Bu tür petrol sözleşmeleri daha önce reddediliyor ve anayasaya aykırı sayılıyordu. Çünkü Irak’ın servetini yabancı taraflarla paylaşıyordu ki bu, Irak Anayasası’nın “Petrol ve gaz yalnızca Irak halkının mülküdür” diyen 111. maddesinin ruhuna aykırıydı.
Önceki hükümetler bu şirketlerle “hizmet sözleşmeleri” olarak adlandırılan anlaşmalar imzalamaya alışkındı.
Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedir Örgütü de iki yeni sandalye daha kazanarak 19 sandalyeye ulaştı. Sünni Arap bileşenin partilerinden, eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi’nin Takaddum ittifakı on sandalye kaybetti ancak bu bileşen içindeki birincil meclis gücü olarak kaldı.
Rakibi Hamis el-Hançer’in Azm ittifakı ise iki sandalye kaybederek dokuz sandalyede kaldı. Eski Meclis Başkanı Dr. Selim el-Cuburi, mevcut başkan Mahmud el-Meşhedani ve diğer tanınmış isimler gibi birçok bilinen sima mecliste kalmayı veya meclise dönmeyi başaramadı.
İki büyük Kürt partisi (KYB ve KDP), etnik olarak karma olan Neyneva (Barzani burada sandalyelerinin yarısını kaybetti) ve Kerkük (iki parti burada meclis çoğunluğunu kaybetti) vilayetlerinde yenilgiye uğradı.
En büyük kaybeden ise (ABD vatandaşlığı taşıyan ve Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi’ne üye olan) Adnan el-Zurfi’nin liderliğindeki ve Komünist Parti’nin de içinde yer aldığı Sivil Akım olarak adlandırılan yapı oldu. Bu ittifak, adaylarından hiçbirini meclise sokamadı.
Şüpheli katılım oranı
Bu seçimlerde katılım oranında ani ve açıklanamayan bir artış kaydedildi; önceki seçimlerde yüzde 42 olan oran, son resmi rakamlara göre yüzde 55’e ulaştı.
Katılım oranındaki bu artış, şüphe ve tereddüt uyandırıcıdır ve siyasi süreci kuran nüfuz sahibi siyasi güçlerin yaptığı bir manipülasyonun sonucu olabilir.
Bunun kanıtı nedir? Sistemin ve aynı zamanda Şii bileşenin en büyük partisi olan, 2021’de 329 sandalyeli mecliste 72 sandalye (yüzde 20) kazanarak en fazla sandalyeye sahip olan Sadr Hareketi’nin boykotuna rağmen; ve mevcut hükümetin programının çoğu maddesini uygulamadaki başarısızlığına ve aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok ulusal sabite ve çıkardan taviz vermesine rağmen:
Türkiye lehine Dicle ve Fırat nehirleri üzerindeki ulusal egemenlikten, adil bir su payını açıkça garanti etmeyen ve Irak’taki su yönetimini yabancı bir devlet olan Türkiye’ye emanet eden yeni su anlaşması uyarınca taviz verilmesi.
Hor Abdullah’ın (deniz kanalı) Kuveyt’e terk edilmesi.
Tahmini 58 milyar varil ham petrol ve 38 trilyon fit küp gaz rezerviyle dünyanın en büyük petrol sahası olan güneydeki “Mecnun” sahası petrolünün Amerikan petrol devi ExxonMobil’e teslim edilmesi.
Fav Limanı’nın, daha inşası bile tamamlanmadan, içinde Siyonist varlığın (İsrail) parmağının bulunması muhtemel BAE şirketlerine teslim edilmesi.
Ve dört yıl içinde en az iki milyon yeni seçmen ekleyen yıllık nüfus artışına (yılda 1,2 milyon kişi) rağmen, seçmen kartlarını güncelleyenlerin sayısı 2021’de 22 milyondan 2025’te 20 milyona düştü, ancak katılım oranı yüzde 42’den yüzde 55’e fırladı. Bu nasıl oldu?
Katılım oranıyla ilgili olarak şunu da kaydediyoruz: Çoğulcu seçim sistemini benimseyen dünyanın tüm ülkelerinde, seçime katılım oranı “oy kullanma hakkına sahip olanların” toplamına göre hesaplanır.
Fakatmezhep kotaları (muhasasa) Irak’ında bu oran, “seçmen kartlarını güncelleyenlerin” toplamına göre hesaplanıyor!
Yukarıda belirtilenlerin anlamı, Komisyon’un resmi rakamlarını doğru kabul etsek bile -ki kesinlikle değiller- 44 milyon Iraklının hayatı ve geleceği, oy kullanan sadece 12 milyon seçmen tarafından kontrol edilecek. Üstelik bu kontrolün de içi boştur; zira mevcut yöneticilerin ne halkın iradesiyle ne de onlara meşruiyet veren seçilmiş parlamentoyla bir ilgisi vardır. Yönetim, eski ve yeni başkanların özel bahçelerinde ve çiftliklerinde yapılan uzlaşmalar, anlaşmalar ve pazarlıklarla yürütülmektedir.
“Bağımsız” seçim komisyonu hiç de bağımsız değil
Irak’taki Seçim Komisyonu’nun tanımı “profesyonel, bağımsız ve tarafsız bir Irak hükümet organı” şeklindedir. Ancak pratikte, parti meclis gruplarının başkanlarının özel toplantıları aracılığıyla meclis, komisyonun görevlerini belirler ve oluşturur.
Ardından, zaten mezhepsel kotalara (muhasasa) göre oluşturulmuş hükümet tarafından bir taslak olarak önerilen özel bir yasa tasarısını mecliste genel oylamaya sunar.
Oylama, büyük bloklar yasa tasarısının veya yürürlükteki yasanın değişikliğinin tüm detayları, komisyonun oluşumu ve yönetim kurulu üyelerinin isimleri üzerinde anlaştıktan sonra yapılır.
Bu dokuz üye, büyük bloklar tarafından “bağımsı” görünümlü ancak gizlice bu bloklara tabi veya yakın olan kişiler arasından, hakim olan “bileşenlere dayalı” kotalara göre aday gösterilir.
Bu payların, oranların ve tüm bu kotanın, son derece kötü bir anayasa olmasına rağmen, sistemin anayasasında hiçbir yeri yoktur. Ancak bunlar yerleşmiş ve bazen anayasa hukukundan daha güçlü bir teamül haline gelmiştir.
Söz konusu oranlar, büyükelçi atamalarından müdürlere, genel müdürlere, bakanlara, üç başkanlığa (Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı), Yüksek Yargı Konseyi üyelerine ve Federal Mahkeme üyelerine kadar irili ufaklı her atamada dikkate alınır hale gelmiştir.
Hatta bir yetkili bir keresinde, hiç de şaka yapmayarak, mezhepsel ve partizan kotaların, bakanlığın kapıcısından çaycısına kadar devletteki tüm makamları kapsadığını söylemiştir!
Taifeleri temsil ettiğini iddia edenler, Seçim Komisyonu üzerindeki kontrollerini pekiştirerek, gözlemcilerden, temsilcilerden ve özel oylamadan aldıkları payları bölüşerek, seçim sonuçlarını fiilen ve büyük ölçüde kontrol eder hale gelmişlerdir.
Sayın Mesud Barzani’nin, manipülasyon nedeniyle “sonuçları önceden belirlenmiş” seçimleri kınayan sözleri tamamen doğrudur. Ancak yirmi yıl boyunca altı seçim dönemine katıldıktan sonra şimdi sızlanmaya ve kınamaya hakkı yoktur; zira daha önce hiç şikayet etmemiş, itiraz etmemiş veya değişim ve reform talep etmemiştir.
Belki de şikayetinin nedenini başka bir yerde, yani partisinin ve müttefiklerinin kaydettiği zayıf sonuçlarda bulabiliriz.
Balinalar 100 sandalyeye peşinen el koyuyor
Bazıları, Mesud Barzani’nin son seçimlerin sonuçlarının “önceden belirlendiği” yönündeki açıklamasını ve Komünist aday Raid Fehmi’nin “büyük partilerin 100 parlamento sandalyesini peşinen bölüşmeyi garantilediği” yönündeki açıklamasını, kaybedenlerin güvenilmez demeçleri olarak değerlendirebilir.
Ancak Fehmi’nin (sonuçlar açıklanmadan önce) ve başkalarının sunduğu kanıtları ve rakamları incelediğimizde, dolaylı sahteciliğin ve ince bir meşruiyet kılıfıyla örtülmüş doğrudan manipülasyonun ulaştığı şaşırtıcı boyutu anlayabiliriz.
Sayın Fehmi’nin söylediği gibi siyasi paranın oy satın almada önemli bir rol oynadığı açıktır ve bu konuda ve ayrıca oyları sayan cihazları ve hesaplamaları yöneten sunucular (server’lar) aracılığıyla hile yapma olasılığı konusunda ona katılıyoruz.
Silah faktörünün müdahalesi konusuna gelince, bu konu, özellikle sadece Amerikan işgaline karşı çıkan silahlı gruplara karşı önyargılı olanlar tarafından (Kürt Peşmerge güçleri gibi Irak silahlı kuvvetleri başkomutanının emri altında olmayan tüm silahlı grupları değil) fazlasıyla abartılmış, hatta uydurulmuş olabilir. Solcu aday Raid Fehmi’nin açıklamalarına dönersek, onun, büyük ve nüfuzlu partilerin 100 parlamento sandalyesini peşinen garantilediğine inandığını görüyoruz:
“Birincisi, Bağımsız Seçim Komisyonu iki milyon seçim gözlemcisinin adaylığını onayladığında -bu resmi bir rakam- bunlar aynı zamanda oy veren kişilerdir ve bu, oy satmanın bir biçimidir ve onlara yaklaşık 40 ila 50 parlamento sandalyesi garantiler.”
Genellikle bilgileriyle bilinen konuşmacının burada abartıp abartmadığını veya istemeden bir hata mı yaptığını, yoksa benim ulaşamadığım özel bir kaynağa mı sahip olduğunu bilmiyorum.
Gözlemci sayısını Komisyon’un web sitesinde ve dışında aradım ancak Komisyon sözcüsü Cumana el-Galay’ın şu açıklamasından başka bir şey bulamadım:
“Oylamayı denetlemek için 1500’den fazla uluslararası gözlemcinin yanı sıra yaklaşık 150 bin yerel gözlemci ve yarışan farklı siyasi partilerin temsilcilerinden (ajanlarından) yaklaşık yarım milyon gözlemci katılacak.”
Yani, yerel gözlemcilerin ve parti temsilcilerinin toplamı 650 bindir ve bunların hepsi, kendilerini gözlemci ve temsilci olarak atayan partilerine ve ikna edebildikleri kişilere otomatik olarak oy vermektedir.
Bu rakam, özellikle seçmen katılımının düşük olduğu durumlarda hala büyüktür. Bana göre gözlemci ve parti temsilcisi sayısının bir milyona ulaşması muhtemeldir.
Konuşmacı şöyle devam ediyor:
“İkincisi, büyük partilere 50’den fazla sandalye garantileyen özel oylama var. Bu, nüfuzlu partilerin, oylar sayılmadan ve sonuçlar açıklanmadan önce 100’den fazla sandalyeyi garantilediği anlamına geliyor. Bunlar, görünüşte meşru kabul edilen ve onlara belirli bir düzeyde bir güvence ağı sağlayan, oy sonuçlarında sahtecilik ve manipülasyon yapmaya ihtiyaç duymamalarını sağlayan yöntemlerdir.”
Özel oylamaya genellikle ordu ve polis mensupları katılır ki bunların ezici çoğunluğu partilere entegre edilmiş (partizan) veya partizan ve sadık olanlardır ve sayıları bir milyon üç yüz bin oya ulaşmaktadır ve aralarındaki oy kullanma oranı yüzde sekseni aşmıştır.
Mezhep dişli Sainte-Laguë
“Sainte-Laguë” mekanizması, seçimlerde yarışan listelere sandalyelerin dağıtılma yöntemlerinden biri olarak tanımlanır.
Bu mekanizma 1912 yılında Fransız matematikçi André Sainte-Laguë tarafından icat edilmiş ve 1950’lerde Norveç ve İsveç’te uygulanmaya başlanmış ancak Fransa seçimlerinde hiç uygulanmamıştır.
Irak seçim yasasını hazırlayanlar, dünyada hiçbir ülkenin kullanmadığı (1.7) oranına göre değiştirilmiş Sainte-Laguë hesaplama yönteminin uygulanmasında ısrar ettiler.
Oysa orijinal yöntem (1.0) oranını veya Yeni Zelanda, Norveç ve İsveç’te olduğu gibi (1.4) oranını kullanıyordu. Bu (1.4) oranı Irak’ta sondan bir önceki seçimlerde kullanılmış, ardından küçük bağımsız güçlerin yolunu tamamen kesmek, büyük partilerin payını artırmak ve daha fazla seçmen oyunu heba etmek için oran (1.7)’ye yükseltilmiştir.
Küçük bir incelemeyle ve her seçim listesinin aldığı seçim sonuçlarını önce (1) faktörüne, sonra (1.7) faktörüne bölüp aradaki farkı karşılaştırarak, büyük partilerin neden kazandığını, küçük listelerin ve bağımsız şahsiyetlerin neden kaybettiğini, bunun sonucunda ne kadar oyun boşa gittiğini ve -örneğin- aday Raid el-Maliki’nin 12 binden fazla oy almasına rağmen nasıl olup da bir parlamento sandalyesi kazanamadığını, buna karşılık partili aday Hanan el-Fetlavi’nin yedi bin oy almasına rağmen nasıl meclis koltuğu kazandığını kolayca anlarız.
Görünüşe göre iktidar sahipleri, bu basit demokratik “lüksü” bölme faktörünü (1.7)’ye yükselterek ortadan kaldırmaya karar verdiler, böylece küçük rakipleri elediler ve “Amerikan yüzme havuzunda” balinalar yalnız kaldı.
Sonuç
Irak’taki yönetici sistem, ömrünü uzatan ve yönetim üzerindeki egemenliğini sürdürmesini garanti eden bu seçim mekanizmaları ve yasaları üzerinde karar kılmış görünüyor. Bu, diğerlerinden önce Batı’ya olan dışa bağımlılığın ve siyasi mezhepçiliğin pekişmesi anlamına gelir.
Irak’ta siyasi mezhepçilik ne kadar kökleşirse, fiilen sahada var olan ve aralarında sadece karşılıklı tanımaların eksik olduğu mezhepçi devletçiklere bölünme uçurumuna ve ardından tarihi Irak’ın medeniyet olarak yok oluşuna o kadar yaklaşacaktır.
Bağımsızlıkçı ve ilerici güçlerin ve onların öncüsü olan gerçek devrimci sosyalistlerin önündeki tek mümkün seçenek, yabancılar tarafından korunan bu gerici, uzlaşmacı mezhepçi yönetim sistemini sökmek ve Irak’ı ve halkını bozulma, bölünme ve servetlerinin sistematik olarak yağmalanması pençesinden kurtarmak için bileşenlere dayalı anayasayı yeniden yazmak amacıyla geniş çaplı, barışçıl halk mücadelesine ve çalışmasına devam etmektir.
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi











