Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Muhammed bin Selman, Kaşıkçı cinayetinden sonra ilk kez Washington’da

Yayınlanma

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinden bu yana ilk kez yarın Washington’u ziyaret ederek ABD Başkanı Trump ile görüşecek. Zirvenin merkezinde, İsrail ile normalleşme şartına bağlanan kapsamlı bir savunma anlaşmasının yanı sıra yapay zekâ ve sivil nükleer program alanındaki işbirliği yer alıyor.

Suudi Arabistan’ın fiili lideri Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın, yarın ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmek üzere Beyaz Saray’a yapacağı ziyaretin, iki ülke arasındaki mevcut petrol ve güvenlik işbirliğini derinleştirmesi bekleniyor.

Ziyaret, aynı zamanda ticaret, teknoloji ve nükleer enerji alanlarında ilişkileri genişletmeyi hedefliyor.

Bu ziyaret, Veliaht Prens’in 2018’de Suudi ajanlar tarafından İstanbul’da öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinden bu yana ABD’ye yapacağı ilk ziyaret olma niteliğini taşıyor.

ABD istihbaratı, kamuoyunda MBS olarak anılan Muhammed bin Selman’ın Kaşıkçı’nın yakalanmasına veya öldürülmesine onay verdiği sonucuna varmıştı.

Veliaht Prens ise operasyon emrini verdiğini reddetmiş, ancak ülkenin fiili yöneticisi olarak nihai sorumluluğu üstlendiğini kabul etmişti.

Aradan geçen yedi yılı aşkın sürenin ardından dünyanın en büyük ekonomisi ile en büyük petrol üreticisi, ilişkilerde ileriye dönük bir adım atmak istiyor.

Reuters‘ın aktardığına göre Trump, mayıs ayında krallığa yaptığı ziyarette açıklanan 600 milyar dolarlık Suudi yatırım taahhüdünü somutlaştırmayı amaçlıyor.

O ziyaret esnasında insan hakları konularına değinmekten kaçınan Trump’ın, bu kez de benzer bir tutum izlemesi öngörülüyor.

Suudi lider ise güvenlik garantileri, yapay zekâ teknolojilerine erişim ve sivil nükleer program konusunda ilerleme arayışında.

Naif Arap Güvenlik Bilimleri Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler dersleri veren Aziz Algaşian, Kaşıkçı cinayetiyle ilgili, “Artık yeni bir sayfa açıldı” değerlendirmesini yaptı.

Gündemin merkezinde savunma anlaşması var

ABD ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler, uzun süredir krallığın uygun koşullarda petrol satması ve Washington’ın buna karşılık güvenlik şemsiyesi sağlaması üzerine kurulu bir dengeye dayanıyordu.

Bu denge, Washington’ın 2019’da İran’ın Suudi petrol tesislerine yönelik saldırılarına askeri yanıt vermemesiyle sarsıldı.

Kaygılar, eylül ayında İsrail’in, Hamas üyesi olduğu belirtilen kişileri hedef aldığını açıklayarak Katar’ın başkenti Doha’yı vurmasıyla yeniden gündeme geldi.

Bu saldırının ardından Trump, Katar ile bir savunma anlaşmasını başkanlık kararnamesiyle imzaladı. Pek çok analist, diplomat ve bölge yetkilisi, Suudi Arabistan’ın da benzer bir düzenleme elde edebileceğini düşünüyor.

Riyad, son müzakerelerde muhtemel bir savunma anlaşmasının ABD Kongresi tarafından onaylanmasını talep etti. Ancak Washington, bunu krallığın İsrail’le ilişkileri normalleştirmesi şartına bağladı.

Riyad ise normalleşme için İsrail tarihinin en sağcı hükümetiyle görevde olan Tel Aviv’den Filistin devletine yönelik bir taahhüt alınmasını şart koştu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’la iki yıllık savaşın ardından geçen ay Trump arabuluculuğunda Gazze’de ateşkese onay vermiş olmasına rağmen, pazar günü yaptığı açıklamada Filistin’in bağımsızlığına karşı sert tutumunu yineledi.

Katar ile imzalanan anlaşmaya benzer bir savunma kararnamesi, Suudilerin talep ettiği tam kapsamlı savunma paktının gerisinde kalacak.

Ancak Algaşian, bunun “yolun sonu değil sadece bir parçası olacağını” ileri sürdü.

Körfez’de görev yapan Batılı bir diplomat, tabloyu şu sözlerle özetledi:

“Trump normalleşme istiyor, Suudi Arabistan ise tam bir savunma paktı. Ama koşullar buna izin vermiyor. Sonuçta iki taraf da istediğinden daha azını alacak. Diplomasi bu.”

Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi yönetimlerde müzakereci olarak görev yapmış olan ve halihazırda Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nde çalışan Dennis Ross, Trump’ın imzalayabileceği bir başkanlık kararnamesinin detaylarını paylaştı.

Ross, kararnamenin ABD ile Suudi Arabistan’ın “tehditlere karşı ne yapılacağı konusunda derhal istişare etmesini” öngöreceğini, ancak Washington’ı Riyad’ı fiilen savunma yükümlülüğü altına sokmayacağını belirtti.

Ross, böyle bir düzenlemenin “farklı türde yardımlar sağlanmasından, silah tedarikinin yenilenmesine, THAAD veya Patriot gibi füze savunma sistemlerinin konuşlandırılmasına, deniz kuvvetleri ve bir deniz piyade birimi gönderilmesine kadar uzanabileceğini” söyledi.

Ross ayrıca, “Bu, zaman zaman sadece savunma değil, saldırı niteliğinde operasyonel katılımı da içerebilir” diye ekledi.

Bölgesel rekabetin gölgesinde nükleer ve yapay zekâ hedefleri

Riyad, iddialı Vizyon 2030 programı çerçevesinde ekonomisini çeşitlendirme ve bölgesel rakiplerine karşı konumunu güçlendirme hedefi doğrultusunda, nükleer enerji ve yapay zekâ alanlarında da anlaşmalar için bastırıyor.

İleri seviye bilgisayar çipleri tedarikine onay alınması, krallığın küresel yapay zekâ ekosisteminde bir merkez olma planlarının temel unsuru olarak görülüyor.

Suudi Arabistan bu alanda, haziran ayında ABD ile milyarlarca dolarlık veri merkezi anlaşması imzalayarak üst düzey çiplere erişim sağlayan Birleşik Arap Emirlikleri ile rekabet ediyor.

MBS, petrol dışı gelirleri artırma çabasının bir parçası olarak Washington’la, Suudi Arabistan’da sivil amaçlı bir nükleer program geliştirilmesine yönelik bir anlaşma yapmak istiyor.

Böyle bir mutabakat, Suudi Arabistan’a ABD nükleer teknolojisine erişim ve ilave güvenlik güvenceleri sağlayacak. Bu durum, kendi nükleer programına sahip BAE ile geleneksel rakibi İran karşısında denge kurmasına da yardımcı olacak.

Ancak ABD ile bu konuda ilerleme kaydetmek zor oldu. Zira Suudi tarafı, uranyum zenginleştirilmesini veya kullanılmış yakıtın yeniden işlenmesini kategorik olarak dışlayan bir şartı kabul etmek istemedi. Bu iki faaliyet de nükleer silah edinmeye giden muhtemel yollar arasında görülüyor.

Dennis Ross, nükleer enerji konusunda bir anlaşmanın duyurulmasını ya da en azından bu alanda kaydedilen ilerlemeye ilişkin ortak bir açıklama yapılmasını beklediğini ifade etti.

Ortadoğu

Umman, Hürmüz Boğazı’nda geçici transit koridor açtı

Yayınlanma

Umman, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açtığını duyurdu. Geçişlerden ücret alınmayacağı belirtilirken, uygulamanın ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında hayata geçirildiği ifade edildi. Yeni güzergahı kullanmak isteyen gemilerin IMO ve Umman makamlarıyla koordinasyon sağlaması gerekiyor.

Umman Ulaştırma Bakanlığı, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’nda gemiler için geçici bir transit koridor açıldığını duyurdu.

Bakanlığın X hesabında yayımlanan açıklamada, koridordan yapılacak geçişlerden ücret alınmayacağı belirtildi.

Açıklamada, “Bu adım, ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında atılmıştır. Yeni rota üzerinden boğazdan geçmek isteyen gemiler, örgüt ve Umman makamları tarafından belirlenen koordinatlar doğrultusunda IMO ile koordinasyon sağlamalıdır” ifadelerine yer verildi.

Bakanlık, Umman’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin sorumluluğunun ve boğazın küresel ekonomi açısından taşıdığı önemin farkında olduğunu belirterek, uluslararası hukuk kurallarına ve seyrüsefer serbestisine bağlılığını teyit etti.

Financial Times’ın daha önce aktardığına göre, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptının imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği yeniden başlamasına rağmen, armatörler Tahran, Washington ve sigorta şirketlerinden gelen çelişkili yönlendirmeler nedeniyle belirsizlik yaşamayı sürdürüyor.

Gazetenin haberine göre İran, gemilerin İran kıyılarına yakın rotaları kullanmasını ve mayıs ayında kurulan Basra Körfezi Boğaz İşleri İdaresi’nden izin almasını talep ediyor. Bu şartlara uyulmaması halinde gemi sahiplerini para cezası bekliyor.

ABD ve bazı Batılı sigorta şirketleri ise gemilere, Amerikan güçlerinin hava koruması altında boğazın Umman tarafındaki güzergahını kullanmalarını tavsiye ediyor. Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi (UKMTO) de denizcilere, boğazdan geçiş sırasında bölgede bulunan mayınları ve askeri deniz unsurlarını dikkate almaları çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail ve Lübnan, ‘pilot bölgeler’ planını görüşüyor

Yayınlanma

İsrail basınında yer alan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da “pilot bölgeler” oluşturulmasını ele alıyor. Taslağa göre Lübnan ordusunun Hizbullah’ın sınır hattına dönmesini engellemesi karşılığında İsrail ordusu bazı noktalardan kademeli olarak çekilecek. Görüşmelerde güvenlik denetimleri, çekilme takvimi ve sahadaki uygulama mekanizmaları da değerlendiriliyor.

İsrail basınında diplomatik kaynaklara dayandırılan haberlere göre İsrail ve Lübnan heyetleri, ABD’nin başkenti Washington’da yürütülen görüşmelerde Güney Lübnan’da kurulacak “pilot bölgeler” üzerinden yeni bir güvenlik düzenlemesini ele alıyor. Görüşmelerde, Lübnan Silahlı Kuvvetleri’nin sınır hattında Hizbullah’ın yeniden konuşlanmasını engellemesi karşılığında İsrail ordusunun işgal altında tuttuğu bazı stratejik noktalardan sınırlı ölçüde çekilmesini öngören plan ve buna ilişkin uygulama mekanizmaları değerlendiriliyor.

Maariv gazetesinin haberine göre taraflar, planın operasyonel ayrıntıları üzerinde kapsamlı değerlendirmelerde bulunuyor. Pilot uygulamaya dahil edilecek bölgeler, askeri tahliye takvimi, sınır boyunca kurulacak gözlem ve takip mekanizmaları ile planın başarısını ölçmeye yönelik kriterler görüşmelerin gündeminde yer alıyor.

Üç aşamalı görüşmeler sürüyor

Washington’da gerçekleştirilen ve üç aşamadan oluşan görüşmeler 23 Haziran’da siyasi konuların ele alınmasıyla başladı. Müzakereler 24 Haziran’da askeri ve güvenlik başlıklarıyla devam ederken, 25 Haziran’da siyasi ve güvenlik heyetlerinin ortak katılımıyla nihai uzlaşmaya ulaşılması hedefleniyor.

Habere göre İsrailli askeri heyetin, pilot uygulamanın sınırlarını gösteren ayrıntılı haritalar ve operasyonel bir plan sunması bekleniyor. Tarafların uzlaşması halinde İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki konuşlanma düzeninde önemli değişikliklere gitmeyi planladığı belirtiliyor.

Yedioth Ahronoth gazetesi ile Reuters‘ın aktardığına göre süreçte öne çıkan unsurlardan biri de bölgede görev yapacak Lübnan askerlerine ilişkin güvenlik prosedürleri. Haberlere göre söz konusu askerler, Hizbullah ile bağlantılarının bulunmadığından emin olunması amacıyla ABD tarafından askeri eğitim ve güvenlik taramasından geçirilecek. Bu süreçte İsrail güçlerinin sınır boyunca uzanan tampon bölgedeki askeri varlığını ve denetimini sürdürmesi öngörülüyor.

Lübnan tarafı çekilme takvimine vurgu yaptı

İsrail basınında yer alan bilgiler hakkında görüşü sorulan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Washington’daki diplomatik temasların yoğun şekilde sürdüğünü doğruladı. Yetkili, çarşamba günü yapılacak oturumlarda pilot bölgeler de dahil olmak üzere bazı askeri teknik konuların ele alınacağını söyledi.

Müzakerelerin esas olarak İsrail ordusunun Lübnan topraklarından çekilme takvimine odaklandığını belirten yetkili, somut bir planın ancak perşembe günü yapılacak son değerlendirme toplantısının ardından netleşeceğini ifade etti. Aynı kaynak, Lübnan askerlerinin ABD tarafından güvenlik taramasından geçirileceği yönündeki iddialar hakkında yorum yapmadı.

ABD arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, iki ülke sınırındaki gerilimin azaltılması ve uzun vadeli bir güvenlik mekanizması oluşturulması amacıyla sürdürülen daha geniş kapsamlı diplomatik girişimin parçası olarak değerlendiriliyor. İsrail ile Lübnan arasında resmi diplomatik ilişki bulunmuyor. İki ülke hukuken halen savaş halinde bulunurken, Lübnan yasaları düşman ülke olarak tanımlanan İsrail ile doğrudan teması yasaklıyor.

İsrail çekilme için şartlarını sıraladı

Lübnan merkezli El Ahbar gazetesinin aktardığına göre İsrail yönetimi, işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmeden önce bir dizi şartın yerine getirilmesini talep ediyor.

Israel Hayom’un hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Tel Aviv yönetimi üç asgari koşul belirledi. Bunlar, Hizbullah unsurlarının derhal Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesi, nehrin güneyindeki tüm Hizbullah askeri altyapısının ortadan kaldırılması ve İsrail ordusuna olası tehditlere karşı sınır ötesinde müdahale serbestisi tanınması olarak sıralanıyor.

Habere göre üst düzey İsrailli yetkililer, bu koşulların eksiksiz yerine getirilmesi durumunda dahi sınır hattında tampon görevi görecek stratejik bir “savunma hattının” İsrail ordusunun kontrolünde kalacağını belirtiyor.

Ron Arad dosyası da gündemde

El Ahbar’a göre müzakerelerin en hassas başlıklarından biri geçmiş dönemlere ilişkin esir ve kayıp dosyaları. İsrail tarafı, ileride Lübnan hükümetiyle yapılabilecek herhangi bir esir takası anlaşmasını, 1986 yılında Lübnan’da Hizbullah bağlantılı gruplar tarafından esir alındıktan sonra kaybolan İsrailli Hava Kuvvetleri subayı Ron Arad’ın naaşının iadesiyle ilişkilendiriyor.

Haberde yer alan mevcut formüle göre İsrail, Arad’ın akıbetine ilişkin somut ve belgelenmiş ilerleme sağlanmadan İsrail cezaevlerinde bulunan Lübnanlı mahkumların serbest bırakılmasını değerlendirmeye almayacak.

Doğrudan koordinasyon mekanizması önerisi

İsrail’in gündeme getirdiği bir diğer talep ise iki ülke ordusu arasında sahada doğrudan ve aracısız bir koordinasyon mekanizması kurulması. Bu çerçevede Lübnan ordusunun hareket alanı ve konuşlanma noktalarına belirli sınırlamalar getirilmesi öngörülüyor.

Ayrıca Lübnan askerlerinin İsrail mevzileri ve sınır hattına yakın bölgelerde gerçekleştireceği rutin operasyonlar ile devriyelerin önceden İsrail tarafıyla koordine edilmesi talep ediliyor.

El Ahbar’ın değerlendirmesine göre İsrail’in sunduğu öneriler aşamalı bir stratejiye dayanıyor. Plan, ilk aşamada Hizbullah altyapısının yerel düzeyde ortadan kaldırılmasını, ardından belirlenen pilot alanlardan sınırlı çekilmelerin gerçekleştirilmesini ve modelin başarılı olması halinde uygulamanın zamanla Güney Lübnan’ın daha geniş bölgelerine yayılmasını öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İstihbarat sorgusunda İran İHA’larına ‘uzaylı işi’ benzetmesi

Yayınlanma

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen F-15E Strike Eagle savaş uçağının pilotu, istihbarat yetkililerine verdiği ifadede kendisini çevreleyen İran İHA’larının “denizanası” benzeri bir formasyon oluşturduğunu anlattı. ABD medyasında yer alan istihbarat kayıtlarına göre pilot, bu görüntüyü “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” sözleriyle tarif etti.

Nisan ayında İran hava sahasında düşürülen ve daha sonra düzenlenen özel operasyonla kurtarılan ABD’li savaş pilotunun istihbarat raporlarına yansıyan ifadeleri ABD medyasında yer aldı.

Pilot, uçaktan atlamadan hemen önce etrafını saran İran insansız hava araçlarının “denizanası” şeklinde bir formasyon oluşturduğunu belirterek, “Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.

İran güçleri, 3 Nisan’da ABD Hava Kuvvetleri’ne ait 31 milyon dolar değerindeki F-15E Strike Eagle savaş uçağını hedef aldı. İran üzerinde düşürülen ilk ABD uçağı olduğu belirtilen F-15E’nin nasıl vurulduğuna ilişkin incelemeler sürerken, ABD basınında yayımlanan istihbarat kayıtları pilotun sorgudaki anlatımını ortaya koydu.

CNN’nin haberine göre pilot, istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmede gökyüzünde denizanasını andıran, tek bir bütün halinde hareket eden ve kendisinde şok etkisi yaratan bir İHA formasyonu gördüğünü anlattı.

Pilotun ifadesine vakıf dört kaynaktan biri, “Çok sayıda İHA birbirine bağlı şekilde, tek bir organizma gibi hareket ediyordu; daha küçük İHA’lar, büyük İHA’ların altından adeta bacaklar gibi sarkıyordu. Gerçekten uzaylı işi gibiydi” dedi.

Kaynaklar, bu manevranın İran’ın savaş alanında İHA’ları kitlesel ve koordineli biçimde kullanma kapasitesinde önemli bir gelişmeye işaret ettiğini değerlendirdi.

Aynı kaynaklar, her türlü hava koşulunda görev yapabilen gelişmiş bir savaş uçağı olan F-15E’nin bu karmaşık “denizanası” formasyonu sayesinde vurulmuş olabileceğini belirtti.

İran yeni hava savunma sistemi kullandığını açıkladı

Olayın yaşandığı gün İran Hatemül Enbiya Merkez Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, yerli imkanlarla geliştirilen yeni bir hava savunma mimarisinin devreye alındığı duyuruldu.

İranlı askeri yetkililer, bu sistemle bir ABD savaş uçağı, üç İHA ve iki seyir füzesinin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

İranlı askeri sözcü, “Düşman bilmelidir ki, ülkenin genç ve gururlu mühendisleri tarafından üretilen yeni savunma sistemlerini sahada birbiri ardına sergilemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

CIA kurtarma operasyonunda yanıltma taktiği kullandı

Uçağın düşürülmesinin ardından bölgede kurtarma operasyonu başlatıldı. Fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrılan pilot, aynı gün hafif silah ateşine maruz kalan iki askeri helikopterin düzenlediği operasyonla kurtarıldı.

Ancak uçaktaki diğer personel olan Silah Sistemleri Subayı (WSO), dağlık ve zorlu arazide tek başına mahsur kaldı. Yanında yalnızca bir silah bulunduğu belirtilen subayın kurtarılması için Pentagon ve CIA ortak operasyon yürüttü.

CBS’in istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre CIA, İran içindeki arama faaliyetlerini sekteye uğratmak amacıyla küresel basına ikinci havacının zaten kurtarıldığı yönünde gerçeği yansıtmayan bilgiler sızdırdı.

Haberde, bu yöntem sayesinde zaman kazanan komandoların dağlık bölgede saatlerce direnen subaya İran güçlerinden önce ulaştığı belirtildi.

Olaydan iki gün sonra açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, ikinci askeri personelin de sağ olarak kurtarıldığını duyurdu. Trump, subayın operasyon sırasında yaralandığını ancak genel sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi.

Pilotun “denizanası” benzetmesi ise askeri ve istihbarat çevrelerinde, bunun bir beyin sarsıntısının etkisi mi yoksa yeni bir askeri doktrinin işareti mi olduğu yönündeki tartışmaların odağında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English