Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Irak’taki ABD birliklerinin rotasyonu ilk kez karadan gerçekleşti: Silahlı milisler neden sessiz kaldı?

Yayınlanma

abd ırak asker

Ağusyos ayının son günlerinde ABD’nin Irak ve Suriye’deki askeri birliklerinin rotasyonu sonrası Irak’ta, Washington’un hem Irak hem de komşu Suriye’de yeni rejim değişikliği planladığına dair bir propaganda dalgası yaşandı. Üst düzey ABD’li ve Iraklı yetkililer iddiaları yalanlamak için üst üstte açıklamalar yapsalar da kargaşa ve tartışmalar uzun süre devam etti. Bugün de daha cılız olmakla birlikte tartışma sürüyor.

Bugün, 2,500 ABD askeri Irak Güvenlik Güçlerine yardım ve danışmanlık yapmak üzere Irak’ta bulunuyor ve ABD bu askerlerini düzenli bir biçimde rotasyona tabi tutuyor. Tartışmanın başlangıcı bu rutin rotasyona dayanıyor. ABD’nin Irak ya da Suriye’de herhangi bir şekilde rejimi değiştirebileceğine dair iddialar gerçeklerden uzak olsa da bu rutin rotasyonu kendisinden öncekilerden ayıran bir fark var.

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, ABD’nin Irak’taki askeri rotasyonunu ilk kez neden ve nasıl karadan yaptığına dair bazı ipuçları veriyor. Yazarının ideolojik tutumu hesaba katılmazsa, önemli bilgiler içerin analiz, Irak hükümeti içindeki bazı silahlı grupların ABD’ye karşı pozisyonlarının neden görece yumuşadığını, ABD’nin de bu gruplara karşı neden daha “ılımlı” bir politika izlediğini açıklamaya çalışıyor. Bu açıklamanın merkezinde ise ABD ve İran arasında denge kurmaya çalışan Başbakan Sudani var:

***

İran Yanlısı Silahlı Gruplar ve Irak’taki ABD Birliklerinin Rotasyonu

Akeel Abbas

  • Amerikan birliklerinin Irak’taki son rotasyonu, havadan yapılan önceki rotasyonların aksine karadan yapıldı.
  • Bu hareket, Sudani hükümetinin ABD askeri konvoylarının hedef alınmayacağına dair verdiği sözü ve Şii silahlı grupların bu sözü ne ölçüde yerine getirmeye hazır olduğunu ABD’nin bilinçli bir şekilde test etmesi olabilir.
  • Silahlı gruplar Sudani hükümetinin Washington’a verdiği Irak’taki ABD güçlerine ya da büyükelçiliğine saldırmama sözüne sadık kaldılar.
  • Taahhüt, her grubun çıkarı, hükümetle ilişkisi, İran’la ideolojik bağları ile siyasi ve askeri yatırımları gibi hususlara göre farklılık gösteriyor.
  • İran ve Iraklı müttefikleri de dahil Irak ve Suriye arasındaki stratejik iç içe geçmişlik, hükümetin Washington ile sükuneti koruma ve Irak içindeki ABD güçlerinin hedef alınmasını önleme misyonunu zorlaştırıyor.

Son haftalarda Irak’ta, ülkenin batı ve güney kesimlerindeki Amerikan askeri hareketlerinin sonuçlarına ilişkin yaşanan tartışma büyüyor. Iraklı ve Amerikalı yetkililerin bu manevraların “Doğal Kararlılık Operasyonu” çerçevesinde ülke içindeki ABD birliklerinin rutin rotasyonunun bir parçası olduğu yönündeki resmi açıklamalarına rağmen bu tartışma devam ediyor.

Siyaset, medya ve kamuoyunda hâkim beklenti iklimi, bu Amerikan askeri konuşlanmasının “gerçek amacına” ilişkin çeşitli senaryolara yol açıyor. İran’ın Irak ve Suriye’deki müttefiklerine karşı askeri harekata hazırlık amacıyla Amerikan varlığını artırmaya yönelik bir “plan” olduğu bile öne sürüldü. Diğer senaryolarda ise Washington’un iktidardaki siyasi sınıfı “devirme” ve 2003 sonrası hataları “düzeltmek” için Irak’ın siyasi sistemini “değiştirme” planı üzerinde spekülasyonlar yapıldı.

Irak’taki ABD Birliklerinin Rotasyonunda Yeni Olan Ne?

Washington, her iki ülkede de IŞİD’i karşı mücadelede ABD liderliğindeki askeri girişimlerinin adı olan “Doğal Kararlılık Operasyonu” kapsamında Suriye ve Irak’taki güçlerini dokuz ayda bir rotasyona tabi tutuyor. Rotasyon genellikle birkaç ay öncesinden duyuruluyor. Amerikalı bir askeri kaynak Mart 2023’te Irak’a gidecek birliğin ismini açıkladı. Bu rotasyonla ilgili yeni olan şey, önceki hava rotasyonlarından farklı olarak karadan yapılmasıydı.

Genellikle asker ve teçhizatın askeri nakliye uçaklarıyla taşınması kara rotasyonuna kıyasla daha maliyetli ve zordur. Irak’ta hava taşımacılığı, İran yanlısı silahlı grupların Irak’ın kara yollarında seyahat eden konvoyları hedef almasını önlemek için güvenlik gerekçeleriyle kullanıldı. Bu gruplar bu tür olayları medya ve siyasi kampanya için kullanıyorlar.

Bu gruplar iktidardaki Koordinasyon Çerçevesi’nin bir parçası olduktan ve bazıları Muhammed Şiya es- Sudani hükümetinde yönetici pozisyonunu üstlenerek “meşru” temsiliyet hakkı elde ettikten sonra sükûnet hâkim oldu. Sudani hükümeti Amerikan yönetimine, geçmişteki Mustafa Kazımi ve Adil Abdülmehdi hükümetlerinde olduğu gibi Bağdat’taki ABD güçlerinin ve büyükelçiliğinin hedef alınmayacağı konusunda güvence verdi.

Maliyet ve görece kolaylığın yanı sıra kara yoluyla rotasyonun, Sudani hükümetinin asker ve teçhizat taşıyan Amerikan kara konvoylarına saldırı düzenlenmesine izin vermeyeceği taahhüdünü test etmek ve Şii silahlı grupların bu taahhüde bağlılığını kontrol etmek için yapıldığı anlaşılıyor. Bu “test”, bazıları Amerikan terör örgütleri listesinde yer alsa da ABD’nin bu gruplarla şartlı olarak dolaylı ilişkiye girmeye hazır olduğu sinyalini verebilir. Bu örgütlerden bazıları halihazırda ABD yaptırımlarına tabi olduğundan onlarla doğrudan muhatap olmak zor olabilir.

Bu temkinli yaklaşım, ABD’nin yönetim deneyiminin zorluklarının genellikle ideolojik aşırıcılığı yumuşattığı ve sertlik yanlılarını pragmatizme ittiği ve bu süreçte fiili politikaları benimsemek adına aşırıcılıktan vazgeçmelerine yardımcı olduğu yönündeki geleneksel inancına dayanıyor.

Silahlı Grupların Pozisyonları

Şimdiye kadar silahlı gruplar Sudani hükümetinin Washington’a verdiği Irak’taki Amerikan güçlerini hedef almama sözüne sadık kaldılar. Ancak bu taahhüt her grubun çıkarlarına, hükümetle olan ilişkisinin niteliğine ve “Direniş Ekseni” içindeki veya dışındaki siyasi ve askeri yatırımları da dahil İran’la olan ideolojik bağlarının gücüne göre farklılık gösteriyor.

Örneğin, en büyük ve en etkili grup olan Asaib-i Ehli Hak (AAH), ABD ile devam eden sükunetin en çok kazananı. Geçmişteki tutumlarının aksine AAH bu kez “direniş silahını” Irak’taki Amerikan güçlerine, büyükelçiliğine ve çıkarlarına karşı kullanmakla tehdit etmedi. Bu pragmatik ve “anlayışlı” tutum, grubun gerçekçi değerlendirmeleriyle, özellikle de Sudani hükümeti içindeki artan etkisiyle ilgili.

AAH, güvenebileceği güçlü bir siyasi partisi olmayan Sudani hükümetinin siyasi hamisi haline geldi. Bu himayenin bir parçası olarak AAH lideri Kays el-Hazali son zamanlarda, Sudani’nin Ekim 2022’deki kabinesinden önce kendisinin ve hareketinin farklı, çoğunlukla şahin bir şekilde ele aldığı bazı konularda yeni, genellikle uzlaşmacı bir yaklaşım benimsedi. Bunların başında ABD askerlerinin Irak’taki varlığı geliyor.

Hazali’nin daha önce Irak’taki ABD birliklerine ilişkin söylemi tehdit, kışkırtma, abartılı yorumlar ve komplo teorilerinden oluşuyordu. Ancak yakın zamanda Irak’ın resmi televizyon kanalına verdiği bir röportajda Hazali bu rotasyonla ilgili gerçeklere dikkat çekti. Rotasyonun Irak hükümetinin bilgisi dahilinde gerçekleştiğini ve Irak’ta siyasi bir değişim için ABD ya da başka bir planla ilgisi olmadığını söyledi ve konuşulanların çoğunu doğru bir şekilde “aşırı abartı” olarak nitelendirdi.

Buna karşılık, Ketaib-i Hizbullah (KH) gibi – sözde Direniş Ekseni’nde AAH’nin yakın müttefiki olduğu varsayılan – diğer silahlı gruplar rotasyon konusunda farklı bir pozisyon aldı. KH tarafından yapılan açıklamada, “Amerikan askeri konvoylarının bazı Irak şehirlerindeki hareketleri düşmanın kibrinin ve işgalci savaş güçlerini ülkede tutma niyetinin bir göstergesidir” denildi. Açıklama, KH’nın bölgedeki “şeytanca projelerini ezmeye” hazır olduğunu ve Irak’ın çok kutuplu bir dünyada son kaleleri olacağını yineledi.

Nuceba Hareketi Irak hükümetine karşı daha meydan okuyucu bir tutum sergiledi. Grubun sözcüsü Nasır el-Şammari, grubun web sitesinde yayınlanan açıklamada şunları söyledi: “İslami direniş, Nuceba Hareketi, hangi taraflar arasında olursa olsun ABD işgal güçleriyle ateşkes ya da gerilimi azaltmayı içeren hiçbir siyasi anlaşmaya bağlı değildir.” Burada Sudani’nin ABD yönetimine verdiği söze atıfta bulunuluyor.

Bu tür açıklamalar, bazı Iraklı silahlı grupları yönlendiren ideolojik ve jeopolitik yatırımları yansıtıyor ve resmi ya da gayri resmi olarak kritik üyeleri oldukları Koordinasyon Çerçevesinin ulaşmaya çalıştığı hedeflerle çelişkiye düşürüyor. Bu gruplar, 2021 sonrası seçimlerde Çerçeve’nin Sadrcı rakiplerinin yenilgiye uğratılmasında ve mevcut hükümetin kurulmasında temel rol oynamışlardı.

Washington’un onayına dayalı uluslararası destekten yararlanan Sudani hükümetinin devamına odaklanan Irak içi hedefleri olan Çerçeve’deki çoğu siyasi partinin aksine gerilimin azaltılması bu grupların çıkarına değil.

Irak hükümetinin aksine, bu grupların İran liderliğindeki “Direniş Ekseni” ile bağlantılı daha geniş bir ideolojik ağın parçası olan ulus ötesi hedefleri var. Örneğin, bu grupların Suriye’nin çeşitli bölgelerinde askeri varlıkları bulunuyor ve bu bölgelerden bazıları özellikle de ABD birlikleri tarafından kontrol edilen petrol sahalarının bulunduğu Deyrezor gibi Amerikan güçlerinin mevzilerine yakın.

ABD’nin Suriye’deki başlıca yerel müttefiki olan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bu petrol sahalarından en çok faydalanan örgüt. Son haberler İran’ın Rusya ve Suriye hükümetleriyle koordinasyon halinde kendisine sadık silahlı grupları konuşlandırma planına işaret ediyor. Temmuz ayında Suriye birlikleri ve Iraklı silahlı gruplar ABD ve SDG birliklerine karşı “temas hattına” konuşlandırılmıştı. Ancak bu konuşlanmadan hiçbir sonuç çıkmadı.

Bu uzun temas hattı SDG, Suriye hükümet güçleri ve kuzeydoğu Suriye vilayetlerinde İran destekli milisler tarafından kontrol edilen bölgelerden Rakka, Haseke ve Deyrezor şehirlerinden geçiyor. Özellikle Rakka’da Nuceba gibi Iraklı silahlı gruplar bulunuyor. Washington, Nuceba Hareketi lideri Ekrem el-Kabi’yi, hareketin ABD birliklerine karşı aylardır sürdürdüğü silahlı eylemleri artırmasının ardından ortadan kaldırmakla tehdit etti.

ABD ve İran Arasında Sudani Hükümeti

İran ve müttefiki Iraklı silahlı grupların Irak’taki Amerikan askeri varlığına son vermenin yanı sıra stratejik hedeflerinden biri de ABD birliklerini Suriye’den çekilmeye zorlamak ya da en azından ülkedeki askeri varlığını veya etkisini azaltmaktır. Gelişmiş askeri yeteneklere sahip bu birliklerin varlığı, İran’ın “Direniş Ekseni “ni güçlendirmeye yönelik en önemli projelerinden bazılarını zorlaştırıyor.

Örneğin, Washington’un 2014 yılında IŞİD’e karşı kullanmaya başladığı Suriye’nin güneydoğusundaki Tanf askeri üssündeki Amerikan askeri varlığı, ABD’nin Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayan yolu izlemesini sağladı. İran ve Iraklı silahlı gruplar bu yolu kullanarak İran ve Irak’tan Suriye’ye askeri personel ve teçhizat taşımayı hedefliyordu.

Bu arada Irak hükümeti bu yolun geçtiği Irak-Suriye sınır kapısını (el-Kaim/el-Bukemal) kontrol altına alamadı ya da sınırın her iki tarafındaki ekipman, kaçak mal ve personel hareketini durduramadı. Tanf üssünün bu yola yakınlığı ve İranlı ve Iraklı milislerin ikmal konvoylarına karşı tekrarlanan Amerikan saldırıları nedeniyle, bu yolu kullanmak artık güvenli ya da kolay değildi.

Silahlı grupların da desteklediği İran, İran’dan Irak’a, Suriye’den, Lübnan’dan Akdeniz’e doğrudan kara bağlantısı sağlamak için Kuzey Irak ve Suriye üzerinden alternatif bir rota aramaya başladı. Bu durum İran’ın Iraklı silahlı grupların desteğiyle Suriye’nin kuzeydoğusunda, özellikle de yeni yolun geçtiği Rakka, Haseke ve Deyrezor’daki Amerikan askeri varlığını ve SDG’yi hedef alan saldırılarını artırmasını açıklıyor.

Bu stratejik iç içe geçmişlik ya da “Direniş Ekseni “ndeki silahlı grupların bazen “saha birliği” olarak adlandırdıkları durum, Irak hükümetinin Washington’la sükuneti sürdürme ve Irak içindeki Amerikan güçlerinin ya da çıkarlarının hedef alınmasını önleme misyonunu zorlaştırıyor. Eğer başarılı olursa, bu tür bir hedef alma Sudani’yi ve Koordinasyon Çerçevesi’ni önemli ölçüde utandıracak ve ABD nezdindeki güvenilirliklerini zedeleyecektir.

Sudani’nin ABD askerlerini ve büyükelçiliğini milis saldırılarına karşı koruma taahhüdünü yerine getirememe ihtimali, Washington ile olan ilişkilerini sorgulatacaktır. Bu durum onu yerel ve bölgesel olarak zayıflatacak ve hükümetinin iktidarda kalma kabiliyetini tehdit edebilecektir.

Bu nedenlerle Sudani, Iraklı silahlı gruplarla ilgilenen General İsmail Kaani aracılığıyla İran nezdinde lobi yaparak onları Amerikan güçlerini hedef almaktan vazgeçirmeye çalıştı. Görünüşe göre Irak Başbakanı bu çabasında başarılı oldu. Amerikan birliklerinin rotasyonu uzun Irak yollarından güvenli bir şekilde gerçekleştirildi ve silahlı gruplar, bazıları istemeyerek de olsa, sessiz kaldı.

Sonuç

Irak ve Suriye’deki birliklerin rotasyonu, siyasi ve milis aktörlerin sessiz tepkilerinin ardından sorunsuz bir şekilde gerçekleşti. Ancak Irak’ta, medya kuruluşları ve siyasi analistler tarafından yaygın bir şekilde dolaşıma sokulan, Amerika’nın mevcut rejimi değiştirmeye yönelik bir planı olduğu iddiasına ilişkin kamuoyu ve medya spekülasyonları dikkat çekiciydi. Bu yanlış algı aynı zamanda Iraklıların Amerika’nın bölgesel politikası ve önceliklerine dair sürekli ve derin bir yanlış anlamadan faydalanmış ve bu yanlış anlamayı beslemiştir.

Bu algı, Irak’ın Amerikan siyasi düşüncesinde “merkezi” olduğunu, ABD’nin Irak’la sözde derin bir şekilde meşgul olduğu ve Washington’un Saddam Hüseyin rejimini devirerek Şii İslamcı partilerin ülkeyi yönetmesinin önünü açtığı 2003 yılındaki “hatayı” düzeltmek istediğini varsayıyor. Bu olağan yanlış anlaşılmanın ötesinde, Irak hükümeti ve iktidardaki Çerçeve, Irak halkının büyük bir kısmının yabancı bir gücün mevcut siyasi rejimi değiştireceğine dair olabildiğince temelsiz umutlar beslediğinin farkında olmalı.

Bu durum, kötü performansı ve başarısızlıkları nedeniyle iktidardaki rejime karşı toplumda derin bir umutsuzluk ve öfke olduğunu gösteriyor. Irak’ın iktidar partileri bu meşru öfke duygularına karşı dikkatli olmalı ve bunların temel nedenlerini hızla ve ciddiyetle ele almaya çalışmalı. Aksi takdirde Irak’ın siyasi sistemi öngörülebilir gelecekte zor günler yaşayacaktır.

Ortadoğu

Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor

Yayınlanma

Başta BAE ve Katar olmak üzere Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) “yeni bir zihniyet” çağrısında bulunurken, Katar ise savaşın İran saldırılarına karşı savunmasızlıklarını ortaya çıkarması ve ABD’nin bölgedeki itibarını zedelemesinin ardından Tahran ile bölgesel bir “güvenlik çerçevesi” kurulmasını savundu.

BM Genel Kurulu’nun yan etkinliklerinden birinde konuşan Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman es-Sani, ABD ve İsrail’in Şubat ayında başlattığı İran’a karşı savaşı bir “uyarı sinyali” olarak nitelendirdi.

Körfez ülkelerinin “bölge olarak sorumlu bir şekilde birlikte hareket etmesi ve İran ile iyi ilişkiler kurduğumuzdan emin olması” gerektiğini söyleyen Başbakan, “Bu yönde çalışıyoruz. Bölgesel ortaklarımız buna inanıyor,” dedi.

Ayrı bir etkinlikte konuşan BAE Cumhurbaşkanı’nın diplomatik danışmanı Enver Gergeş, Arap devletlerinin İran’la diyalog kurması yönündeki çağrılara katılarak, Tahran’ın Washington’la yürüttüğü görüşmelerin “gerçek anlamda ilerlemediğini” ekledi.

Gergeş, “Hepimizin nasıl bir bölge istediğimize dair bu tür tartışmalarda yeni bir zihniyete ihtiyacımız var,” dedi.

Bölgenin gelecekteki istikrarı konusunda ABD ile İran arasında görüşmeler yapılabilse de, Gergeş bu görüşmelerin “İran-Arap düzeyinde de gerçekleştirilmesi gerektiğini” belirtti.

Bu açıklamalar, Körfez bölgesinde, ABD’yi savaşa girmemesi için uyarmış olan bölgesel devletlerin, Washington’un çatışmada çıkmaza girmesinin ardından Tahran ile ilişkileri yönetmek zorunda kalacağına dair artan bir farkındalığı yansıtıyor.

Şeyh Muhammed, “Körfez ülkeleri olarak bizi İran’la bir araya getirecek ve hiçbirimizin diğerine tehdit oluşturmadığından emin olacak bir güvenlik çerçevesi olmadan, bu bölge eskisi gibi devam edemeyecek,” dedi.

Bu ay yaptığı başka bir konuşmada Gergeş de şunları söylemişti:

“İran hâlâ komşumuz ve bir noktada geri kazanılabilecek olanı geri kazanmanın bir yolunu bulmak zorunda kalacağız . . . Coğrafya, bize ilişki kurmaktan başka bir seçenek bırakmıyor.”

Diplomatlar ve analistler, savaşın patlak vermesinden bu yana Suudi Arabistan’ın da, çatışma sona erdiğinde bölgesel gerilimlerin nasıl yönetileceğine dair müttefiklerle yapılan görüşmelerin bir parçası olarak, Orta Doğu ülkeleri ile İran arasında bir saldırmazlık paktı fikrini tartıştığını belirtti.

Financial Times’a (FT) konuşan Chatham House’tan Sanam Vakil şu yorumları yaptı:

“Savaşın ertesi günü hakkında düşünürken Körfez liderleri, dış garantörlerinin eskisi kadar güvenilir olmadığını, İran ile gergin bir ilişki içinde olduklarını ve güvenilir bir ABD dayanağının yokluğunda kendi güvenliklerini kendileri yönetmeleri gerektiğini kabul ediyorlar. Bu bir zorunluluk ama aynı zamanda bir fırsat da; çünkü İran zayıfladı ve Orta Doğu ülkeleri kendi güvenlik düzenlemeleri üzerinde inisiyatif alabilirler.”

Yemen direnişinin son haftalarda Suudi Arabistan ile on yılı aşkın süredir devam eden çatışmayı yeniden alevlendirmesi ve krallığa neredeyse her gün füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemesi üzerine Riyad yeni bir krizin ortasında kaldı.

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Ensarullah’a (Husiler) karşı saldırılar düzenlemek üzere Amerikan kuvvetlerinin Riyad’a katılması yönündeki çağrılarına şu ana kadar direndi.

Savaşın ilk aylarında İran’ın Arap komşularına yönelik saldırılarının en ağır yükünü BAE üstlendi.

Körfez devletine yaklaşık 3.000 füze ve insansız hava aracı fırlatıldı. BAE, Körfez güçleri arasında en şahin tutumu benimsedi ve İran’a onlarca hava saldırısıyla misilleme yaptı.

Fakat o zamandan beri, bölgenin önde gelen finans, ticaret ve turizm merkezi konumunu korumak amacıyla gerilimi azaltmaya çalışıyor.

Bu ay, Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed el-Nahyan, Hindistan’da düzenlenen BRICS ülkeleri zirvesi kapsamında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya geldi.

Arap devletleri için daha geniş kapsamlı endişe, zayıflamış ama hâlâ bir tehdit oluşturduğu öne sürülen savaş sonrası İran’ı yönetmek zorunda olmaları.

Tahran, bölge genelinde saldırı düzenleyebilme ve Körfez’in ihracat ve ithalatı için hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını kesintiye uğratabilme yeteneğini kanıtladı.

Katar, ABD-İran savaşını durdurmaya yönelik diplomatik çabalarda merkezi bir rol oynuyor.

Washington ile Tahran arasında doğrudan görüşmeler yapılmasa da, arabulucular gizli kanalları açık tutuyor.

Arap liderlerin, krizi görüşmek üzere bu hafta New York’ta düzenlenecek BM zirvesi sırasında Trump ile görüşmeler yapması bekleniyor.

Pezeşkiyan ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı’nın de BM zirvesine katılması planlanıyor.

Trump, hafta sonu Fox News’e yaptığı açıklamada, İran Cumhurbaşkanı ile görüşmeye “muhtemelen” açık olacağını söyledi.

ABD’li haber kanalının aktardığına göre, Trump “karar verme aşamasında” olduğunu ve seçeneklerinin “İran’ı ortadan kaldırmak”, “iktisadi olarak çürümeye terk etmek” ya da bir anlaşma yapmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Ensarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’

Yayınlanma

Ensarullah lideri Abdülmelik Husi, Yemen güçlerinin Mekke şehrine SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi iddiasını kesin biçimde reddetti.

Husi, Riyad’ın Mekke’nin kutsallığını Yemen’e yönelik saldırı ve ablukayı meşrulaştırmak için istismar ettiğini söyledi.

Yemen’deki Ensarullah hareketinin lideri Abdülmelik Husi, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Mekke’ye SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi Arabistan iddiasını “büyük, çirkin ve iğrenç bir yalan” olarak nitelendirerek reddetti.

Perşembe akşamı El-Mesire televizyonunda yayımlanan konuşmasında Husi, Riyad’ın bu suçlamayı Yemen’e yönelik saldırılarını ve ablukayı meşrulaştırmak amacıyla ortaya attığını söyledi.

“Halkımıza yönelik yalanlarla başkalarını kandırmak amacıyla Mekke’nin kutsallığını istismar ettiklerinde, onun kutsallığına saygı göstermemiş olurlar” diyen Husi, Müslümanların Mekke’nin kutsallığının bu şekilde kullanılmasını kınaması gerektiğini belirtti.

Husi, “Suudi Arabistan, Müslüman halkımıza yönelik saldırganlığını ve haksız ablukasını meşrulaştırmak için Mekke ile bağlantılı asılsız suçlamalara başvuruyor” dedi.

“Mekke uğruna her şeyimizi feda etmeye hazırız”

Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin İslam’ın kutsal mekânlarına derin bir saygı beslediğini vurgulayan Husi, Suudi Arabistan’ın suçlamasının Yemen halkının İslami, insani ve ahlaki onuruna yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu söyledi.

Husi şöyle devam etti:

“Kutsal mekânlara en derin saygıyı besleyen, Mekke’yi korumaya en bağlı ve kutsal mekânlar tehlikeyle karşılaştığında harekete geçmeye en hazır halklardan biriyiz. Canlarımız, ruhlarımız, mallarımız ve sahip olduğumuz her şey Mekke ve bütün İslami kutsal mekânlar uğruna feda edilmeye hazırdır.”

İslami kimliğine saygı duyan hiçbir Müslümanın, Hz. Muhammed’in “iman ve hikmet ehli” olarak nitelendirdiği Yemen halkına yöneltilen bu suçlamayı kabul edemeyeceğini söyleyen Husi, Yemenlilerin İslam’a, Kur’an’a ve kutsal mekânlara yönelik saldırılar karşısında daima ilk harekete geçen halklardan biri olduğunu hatırlattı.

Husi, “Bu asılsız suçlamayı kendine bayrak edinen Suudi rejimi, fitne ve yalanın kaynağıdır. Mekke’nin kutsallığına hakaret eden büyük yalanları ve uydurmaları istismar edecek kadar alçalmıştır”, ifadelerini kullandı.

Yemen halkına yöneltilen suçlamanın “asrın yalanı” olarak nitelenmeyi hak ettiğini belirten Husi, Suudi Arabistan’ın iddialarının doğrulanmadan kabul edilmemesi gerektiğini söyledi.

“Suudi Arabistan, insanların hemen inanması gereken bir kaynak değildir. Tüm İslam dünyasında ve küresel ölçekte yolsuzluk, adaletsizlik ve suçlulukla tanınmaktadır” diyen Husi, Riyad’ı Yemen halkına karşı suç işlemek, “eğlence adı altında yozlaşmayı yaymak” ve Siyonizmle ittifakı çerçevesinde İslam dünyasında bölünmeyi körüklemekle suçladı.

Doğrulamadan kınayanlara tepki

Ensarullah lideri, Suudi Arabistan’ın iddiasını araştırmadan kınama açıklaması yayımlayan hükümetler, devlet başkanları, din adamları ve siyasi şahsiyetlere de sert tepki gösterdi.

Husi, “Bu tür vahim suçlamalar karşısında takınılması gereken doğru tavır; doğrulamak, araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır,” dedi.

Kur’an’ın güvenilir olmayan kaynaklardan gelen haberlerin araştırılmasını emrettiğini hatırlatan Husi, “Suudi Arabistan’ın iddialarını reddetmeli ya da en azından kabul etmeden önce doğrulamalıydılar. Suudi rejimi asılsız bir haber ve büyük bir iftira ortaya attı. Asgari yükümlülük, yalancıyla birlikte yalancı durumuna düşmemek için bu iddiayı doğrulamaktı,” ifadelerini kullandı.

Husi, suçlamayı araştırmadan tekrarlayanların “yalana ve ahlaki çöküşe ortak olduğunu” belirterek şunları söyledi:

“Halkımıza yönelik bu iftirayı benimseyenler, Allah katında Suudi Arabistan’la birlikte bütün sorumluluğu taşımaktadır. Halkımıza iftira atmak, İslam’daki en büyük suçlardan biridir. Bu suçlamayı dillendiren devlet başkanları, krallar, prensler, hükümetler, din adamları ve siyasi şahsiyetler rezilliği, utancı ve kınanmayı hak ediyor. Batıla kulak verip yalancı şahitlik yaptılar.”

“Petrodolar ve mali çıkarlar”

Bazı devletlerin Suudi Arabistan’la mali ilişkilerinin tepkilerinde belirleyici olduğunu savunan Husi, “Onlar için önemli olan petrodolarlar ve mali çıkarlardır,” dedi.

Bazı hükümetlerin İslam’ın kutsal mekânlarını ve ümmeti yüzüstü bırakmalarına rağmen kutsal mekânları savunduklarını ileri sürdüğünü söyleyen Husi, bu çevrelerin tepkilerini “gerçek ve açık düşmana” yöneltmesi gerektiğini belirtti.

Siyonist rejimin açıklama, yayın ve siyasi planlarında Mescid-i Aksa, Mekke ve Medine’ye yönelik tehditlerin açıkça yer aldığını kaydeden Husi, İslam dünyasına Suudi Arabistan’ın anlatılarına kapılmak yerine bu tehditle mücadele etme çağrısı yaptı.

Husi, Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin kendilerine yöneltilen iftiraya ve süregelen haksızlıklara karşılık verme konusunda hukuki, ahlaki ve dini haklarını saklı tuttuğunu vurguladı.

Suudi Arabistan, Yemen’e yönelik askeri harekâtın başladığı 2015’ten bu yana Yemen Silahlı Kuvvetlerini çeşitli dönemlerde Mekke’ye ve diğer Suudi kentlerine balistik füze ve SİHA göndermekle suçladı.

Yemenli yetkililer ise askeri operasyonlarının savunma amaçlı olduğunu; Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonu saldırılarını durdurmaya, Yemen’in egemenliğine saygı göstermeye ve ülkeye uygulanan kara, deniz ve hava ablukasını kaldırmaya zorlamayı hedeflediğini belirtiyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Yemen ile görüştü iddiası

Yayınlanma

İddiaya göre ABD’li diplomatlar hafta sonu Umman’daki ABD büyükelçiliğinde Yemen direnişinin temsilcileriyle bir araya geldi.

Axios’a konuşan bölgeden bir kaynak, Umman hükümetinin yardımıyla düzenlenen Maskat’taki toplantının, ABD ile Ensarullah arasındaki ateşkesi sürdürmeye ve Bab el-Mendeb Boğazı’nın açık kalmasını sağlamaya odaklandığını belirtti.

ABD, Yemen direnişine karşı Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü savaşa çekilmeden hayati önem taşıyan bir deniz ticaret yolunu açık tutmak istediği için hassas bir konumda bulunuyor.

Washington, Suudi Arabistan’ın askeri müdahale taleplerini şu ana kadar reddetti.

Kaynak, toplantıda ABD’yi büyükelçilikten diplomatların temsil ettiğini fakat büyükelçinin toplantıya katılmadığını belirtti.

Söz konusu kişi, Yemenli temsilcilerin toplantı sırasında ABD ile Mayıs 2025’te imzalanan ateşkesin devam etmesini istediklerini açıkça ifade ettiklerini ekledi.

Suudi Arabistan, Yemen direnişine karşı İngiltere’den askeri yardım istedi

Kaynak ayrıca, Yemen temsilcilerinin, iki taraf arasında yeniden alevlenen çatışmalar kapsamında saldırılarının yalnızca Suudi gemilerini hedef aldığını vurguladıklarını belirtti.

Temsilciler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan geçen diğer tüm gemilerin serbestçe seyrüsefer etmesine izin vereceklerini taahhüt ettiler.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, “ABD’nin Orta Doğu’daki temel çıkarları arasında Kızıldeniz ve bölgede seyir özgürlüğünün sağlanması ve terörizmin yayılmasının önlenmesi yer almaktadır. Trump Yönetimi, İran ve onun vekillerinden gelen saldırılara karşı bu çıkarları savunma konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koymuştur,” dedi.

Açıklama şöyle devam etti:

“Söz konusu toplantı hakkında yorum yapmayacağı. Fakat Yemen konusunda bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımızla düzenli iletişim halindeyiz ve bölgede kaos yaratan Husi milisleri ve diğer terörist gruplara karşı ortak terörle mücadele hedeflerimize odaklanıyoruz.”

Toplantıdan bir gün sonra, Başkan Yardımcısı JD Vance gazetecilere, ABD’nin Ensarullah ile müzakere halinde olduğunu söyledi.

Bin Selman, Trump’tan Husilere saldırmasını talep etti

Vance, “Husilerle de doğrudan görüşmeler yürütüyoruz; bu nedenle durumun kontrolümüz altında olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Marco Rubio salı günü Umman Dışişleri Bakanı Seyyid Bedr el-Busaydi ile bölgedeki gerginliği azaltmaya yönelik çabalar hakkında görüştü.

Bu görüşme, ABD ile Umman arasında haftalarca süren gerginliğin ardından gerçekleşti.

Başkan Trump, Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda İran ile yürüttüğü görüşmeler nedeniyle ülkeyi bombalamakla tehdit etmişti.

Son günlerde Yemen direnişi ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar şiddetleniyor. Yemenliler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki kıyı şeridini ve birkaç adayı hâlâ kontrol altında tutuyor.

Suudiler, Yemen’deki direniş güçlerine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Ne var ki Yemen’de destekledikleri güçler, şu ana kadar etkili bir kara karşı saldırısı başlatamadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English