Ortadoğu
Irak’taki ABD birliklerinin rotasyonu ilk kez karadan gerçekleşti: Silahlı milisler neden sessiz kaldı?

Ağusyos ayının son günlerinde ABD’nin Irak ve Suriye’deki askeri birliklerinin rotasyonu sonrası Irak’ta, Washington’un hem Irak hem de komşu Suriye’de yeni rejim değişikliği planladığına dair bir propaganda dalgası yaşandı. Üst düzey ABD’li ve Iraklı yetkililer iddiaları yalanlamak için üst üstte açıklamalar yapsalar da kargaşa ve tartışmalar uzun süre devam etti. Bugün de daha cılız olmakla birlikte tartışma sürüyor.
Bugün, 2,500 ABD askeri Irak Güvenlik Güçlerine yardım ve danışmanlık yapmak üzere Irak’ta bulunuyor ve ABD bu askerlerini düzenli bir biçimde rotasyona tabi tutuyor. Tartışmanın başlangıcı bu rutin rotasyona dayanıyor. ABD’nin Irak ya da Suriye’de herhangi bir şekilde rejimi değiştirebileceğine dair iddialar gerçeklerden uzak olsa da bu rutin rotasyonu kendisinden öncekilerden ayıran bir fark var.
Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, ABD’nin Irak’taki askeri rotasyonunu ilk kez neden ve nasıl karadan yaptığına dair bazı ipuçları veriyor. Yazarının ideolojik tutumu hesaba katılmazsa, önemli bilgiler içerin analiz, Irak hükümeti içindeki bazı silahlı grupların ABD’ye karşı pozisyonlarının neden görece yumuşadığını, ABD’nin de bu gruplara karşı neden daha “ılımlı” bir politika izlediğini açıklamaya çalışıyor. Bu açıklamanın merkezinde ise ABD ve İran arasında denge kurmaya çalışan Başbakan Sudani var:
***
İran Yanlısı Silahlı Gruplar ve Irak’taki ABD Birliklerinin Rotasyonu
Akeel Abbas
- Amerikan birliklerinin Irak’taki son rotasyonu, havadan yapılan önceki rotasyonların aksine karadan yapıldı.
- Bu hareket, Sudani hükümetinin ABD askeri konvoylarının hedef alınmayacağına dair verdiği sözü ve Şii silahlı grupların bu sözü ne ölçüde yerine getirmeye hazır olduğunu ABD’nin bilinçli bir şekilde test etmesi olabilir.
- Silahlı gruplar Sudani hükümetinin Washington’a verdiği Irak’taki ABD güçlerine ya da büyükelçiliğine saldırmama sözüne sadık kaldılar.
- Taahhüt, her grubun çıkarı, hükümetle ilişkisi, İran’la ideolojik bağları ile siyasi ve askeri yatırımları gibi hususlara göre farklılık gösteriyor.
- İran ve Iraklı müttefikleri de dahil Irak ve Suriye arasındaki stratejik iç içe geçmişlik, hükümetin Washington ile sükuneti koruma ve Irak içindeki ABD güçlerinin hedef alınmasını önleme misyonunu zorlaştırıyor.
Son haftalarda Irak’ta, ülkenin batı ve güney kesimlerindeki Amerikan askeri hareketlerinin sonuçlarına ilişkin yaşanan tartışma büyüyor. Iraklı ve Amerikalı yetkililerin bu manevraların “Doğal Kararlılık Operasyonu” çerçevesinde ülke içindeki ABD birliklerinin rutin rotasyonunun bir parçası olduğu yönündeki resmi açıklamalarına rağmen bu tartışma devam ediyor.
Siyaset, medya ve kamuoyunda hâkim beklenti iklimi, bu Amerikan askeri konuşlanmasının “gerçek amacına” ilişkin çeşitli senaryolara yol açıyor. İran’ın Irak ve Suriye’deki müttefiklerine karşı askeri harekata hazırlık amacıyla Amerikan varlığını artırmaya yönelik bir “plan” olduğu bile öne sürüldü. Diğer senaryolarda ise Washington’un iktidardaki siyasi sınıfı “devirme” ve 2003 sonrası hataları “düzeltmek” için Irak’ın siyasi sistemini “değiştirme” planı üzerinde spekülasyonlar yapıldı.
Irak’taki ABD Birliklerinin Rotasyonunda Yeni Olan Ne?
Washington, her iki ülkede de IŞİD’i karşı mücadelede ABD liderliğindeki askeri girişimlerinin adı olan “Doğal Kararlılık Operasyonu” kapsamında Suriye ve Irak’taki güçlerini dokuz ayda bir rotasyona tabi tutuyor. Rotasyon genellikle birkaç ay öncesinden duyuruluyor. Amerikalı bir askeri kaynak Mart 2023’te Irak’a gidecek birliğin ismini açıkladı. Bu rotasyonla ilgili yeni olan şey, önceki hava rotasyonlarından farklı olarak karadan yapılmasıydı.
Genellikle asker ve teçhizatın askeri nakliye uçaklarıyla taşınması kara rotasyonuna kıyasla daha maliyetli ve zordur. Irak’ta hava taşımacılığı, İran yanlısı silahlı grupların Irak’ın kara yollarında seyahat eden konvoyları hedef almasını önlemek için güvenlik gerekçeleriyle kullanıldı. Bu gruplar bu tür olayları medya ve siyasi kampanya için kullanıyorlar.
Bu gruplar iktidardaki Koordinasyon Çerçevesi’nin bir parçası olduktan ve bazıları Muhammed Şiya es- Sudani hükümetinde yönetici pozisyonunu üstlenerek “meşru” temsiliyet hakkı elde ettikten sonra sükûnet hâkim oldu. Sudani hükümeti Amerikan yönetimine, geçmişteki Mustafa Kazımi ve Adil Abdülmehdi hükümetlerinde olduğu gibi Bağdat’taki ABD güçlerinin ve büyükelçiliğinin hedef alınmayacağı konusunda güvence verdi.
Maliyet ve görece kolaylığın yanı sıra kara yoluyla rotasyonun, Sudani hükümetinin asker ve teçhizat taşıyan Amerikan kara konvoylarına saldırı düzenlenmesine izin vermeyeceği taahhüdünü test etmek ve Şii silahlı grupların bu taahhüde bağlılığını kontrol etmek için yapıldığı anlaşılıyor. Bu “test”, bazıları Amerikan terör örgütleri listesinde yer alsa da ABD’nin bu gruplarla şartlı olarak dolaylı ilişkiye girmeye hazır olduğu sinyalini verebilir. Bu örgütlerden bazıları halihazırda ABD yaptırımlarına tabi olduğundan onlarla doğrudan muhatap olmak zor olabilir.
Bu temkinli yaklaşım, ABD’nin yönetim deneyiminin zorluklarının genellikle ideolojik aşırıcılığı yumuşattığı ve sertlik yanlılarını pragmatizme ittiği ve bu süreçte fiili politikaları benimsemek adına aşırıcılıktan vazgeçmelerine yardımcı olduğu yönündeki geleneksel inancına dayanıyor.
Silahlı Grupların Pozisyonları
Şimdiye kadar silahlı gruplar Sudani hükümetinin Washington’a verdiği Irak’taki Amerikan güçlerini hedef almama sözüne sadık kaldılar. Ancak bu taahhüt her grubun çıkarlarına, hükümetle olan ilişkisinin niteliğine ve “Direniş Ekseni” içindeki veya dışındaki siyasi ve askeri yatırımları da dahil İran’la olan ideolojik bağlarının gücüne göre farklılık gösteriyor.
Örneğin, en büyük ve en etkili grup olan Asaib-i Ehli Hak (AAH), ABD ile devam eden sükunetin en çok kazananı. Geçmişteki tutumlarının aksine AAH bu kez “direniş silahını” Irak’taki Amerikan güçlerine, büyükelçiliğine ve çıkarlarına karşı kullanmakla tehdit etmedi. Bu pragmatik ve “anlayışlı” tutum, grubun gerçekçi değerlendirmeleriyle, özellikle de Sudani hükümeti içindeki artan etkisiyle ilgili.
AAH, güvenebileceği güçlü bir siyasi partisi olmayan Sudani hükümetinin siyasi hamisi haline geldi. Bu himayenin bir parçası olarak AAH lideri Kays el-Hazali son zamanlarda, Sudani’nin Ekim 2022’deki kabinesinden önce kendisinin ve hareketinin farklı, çoğunlukla şahin bir şekilde ele aldığı bazı konularda yeni, genellikle uzlaşmacı bir yaklaşım benimsedi. Bunların başında ABD askerlerinin Irak’taki varlığı geliyor.
Hazali’nin daha önce Irak’taki ABD birliklerine ilişkin söylemi tehdit, kışkırtma, abartılı yorumlar ve komplo teorilerinden oluşuyordu. Ancak yakın zamanda Irak’ın resmi televizyon kanalına verdiği bir röportajda Hazali bu rotasyonla ilgili gerçeklere dikkat çekti. Rotasyonun Irak hükümetinin bilgisi dahilinde gerçekleştiğini ve Irak’ta siyasi bir değişim için ABD ya da başka bir planla ilgisi olmadığını söyledi ve konuşulanların çoğunu doğru bir şekilde “aşırı abartı” olarak nitelendirdi.
Buna karşılık, Ketaib-i Hizbullah (KH) gibi – sözde Direniş Ekseni’nde AAH’nin yakın müttefiki olduğu varsayılan – diğer silahlı gruplar rotasyon konusunda farklı bir pozisyon aldı. KH tarafından yapılan açıklamada, “Amerikan askeri konvoylarının bazı Irak şehirlerindeki hareketleri düşmanın kibrinin ve işgalci savaş güçlerini ülkede tutma niyetinin bir göstergesidir” denildi. Açıklama, KH’nın bölgedeki “şeytanca projelerini ezmeye” hazır olduğunu ve Irak’ın çok kutuplu bir dünyada son kaleleri olacağını yineledi.
Nuceba Hareketi Irak hükümetine karşı daha meydan okuyucu bir tutum sergiledi. Grubun sözcüsü Nasır el-Şammari, grubun web sitesinde yayınlanan açıklamada şunları söyledi: “İslami direniş, Nuceba Hareketi, hangi taraflar arasında olursa olsun ABD işgal güçleriyle ateşkes ya da gerilimi azaltmayı içeren hiçbir siyasi anlaşmaya bağlı değildir.” Burada Sudani’nin ABD yönetimine verdiği söze atıfta bulunuluyor.
Bu tür açıklamalar, bazı Iraklı silahlı grupları yönlendiren ideolojik ve jeopolitik yatırımları yansıtıyor ve resmi ya da gayri resmi olarak kritik üyeleri oldukları Koordinasyon Çerçevesinin ulaşmaya çalıştığı hedeflerle çelişkiye düşürüyor. Bu gruplar, 2021 sonrası seçimlerde Çerçeve’nin Sadrcı rakiplerinin yenilgiye uğratılmasında ve mevcut hükümetin kurulmasında temel rol oynamışlardı.
Washington’un onayına dayalı uluslararası destekten yararlanan Sudani hükümetinin devamına odaklanan Irak içi hedefleri olan Çerçeve’deki çoğu siyasi partinin aksine gerilimin azaltılması bu grupların çıkarına değil.
Irak hükümetinin aksine, bu grupların İran liderliğindeki “Direniş Ekseni” ile bağlantılı daha geniş bir ideolojik ağın parçası olan ulus ötesi hedefleri var. Örneğin, bu grupların Suriye’nin çeşitli bölgelerinde askeri varlıkları bulunuyor ve bu bölgelerden bazıları özellikle de ABD birlikleri tarafından kontrol edilen petrol sahalarının bulunduğu Deyrezor gibi Amerikan güçlerinin mevzilerine yakın.
ABD’nin Suriye’deki başlıca yerel müttefiki olan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bu petrol sahalarından en çok faydalanan örgüt. Son haberler İran’ın Rusya ve Suriye hükümetleriyle koordinasyon halinde kendisine sadık silahlı grupları konuşlandırma planına işaret ediyor. Temmuz ayında Suriye birlikleri ve Iraklı silahlı gruplar ABD ve SDG birliklerine karşı “temas hattına” konuşlandırılmıştı. Ancak bu konuşlanmadan hiçbir sonuç çıkmadı.
Bu uzun temas hattı SDG, Suriye hükümet güçleri ve kuzeydoğu Suriye vilayetlerinde İran destekli milisler tarafından kontrol edilen bölgelerden Rakka, Haseke ve Deyrezor şehirlerinden geçiyor. Özellikle Rakka’da Nuceba gibi Iraklı silahlı gruplar bulunuyor. Washington, Nuceba Hareketi lideri Ekrem el-Kabi’yi, hareketin ABD birliklerine karşı aylardır sürdürdüğü silahlı eylemleri artırmasının ardından ortadan kaldırmakla tehdit etti.
ABD ve İran Arasında Sudani Hükümeti
İran ve müttefiki Iraklı silahlı grupların Irak’taki Amerikan askeri varlığına son vermenin yanı sıra stratejik hedeflerinden biri de ABD birliklerini Suriye’den çekilmeye zorlamak ya da en azından ülkedeki askeri varlığını veya etkisini azaltmaktır. Gelişmiş askeri yeteneklere sahip bu birliklerin varlığı, İran’ın “Direniş Ekseni “ni güçlendirmeye yönelik en önemli projelerinden bazılarını zorlaştırıyor.
Örneğin, Washington’un 2014 yılında IŞİD’e karşı kullanmaya başladığı Suriye’nin güneydoğusundaki Tanf askeri üssündeki Amerikan askeri varlığı, ABD’nin Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayan yolu izlemesini sağladı. İran ve Iraklı silahlı gruplar bu yolu kullanarak İran ve Irak’tan Suriye’ye askeri personel ve teçhizat taşımayı hedefliyordu.
Bu arada Irak hükümeti bu yolun geçtiği Irak-Suriye sınır kapısını (el-Kaim/el-Bukemal) kontrol altına alamadı ya da sınırın her iki tarafındaki ekipman, kaçak mal ve personel hareketini durduramadı. Tanf üssünün bu yola yakınlığı ve İranlı ve Iraklı milislerin ikmal konvoylarına karşı tekrarlanan Amerikan saldırıları nedeniyle, bu yolu kullanmak artık güvenli ya da kolay değildi.
Silahlı grupların da desteklediği İran, İran’dan Irak’a, Suriye’den, Lübnan’dan Akdeniz’e doğrudan kara bağlantısı sağlamak için Kuzey Irak ve Suriye üzerinden alternatif bir rota aramaya başladı. Bu durum İran’ın Iraklı silahlı grupların desteğiyle Suriye’nin kuzeydoğusunda, özellikle de yeni yolun geçtiği Rakka, Haseke ve Deyrezor’daki Amerikan askeri varlığını ve SDG’yi hedef alan saldırılarını artırmasını açıklıyor.
Bu stratejik iç içe geçmişlik ya da “Direniş Ekseni “ndeki silahlı grupların bazen “saha birliği” olarak adlandırdıkları durum, Irak hükümetinin Washington’la sükuneti sürdürme ve Irak içindeki Amerikan güçlerinin ya da çıkarlarının hedef alınmasını önleme misyonunu zorlaştırıyor. Eğer başarılı olursa, bu tür bir hedef alma Sudani’yi ve Koordinasyon Çerçevesi’ni önemli ölçüde utandıracak ve ABD nezdindeki güvenilirliklerini zedeleyecektir.
Sudani’nin ABD askerlerini ve büyükelçiliğini milis saldırılarına karşı koruma taahhüdünü yerine getirememe ihtimali, Washington ile olan ilişkilerini sorgulatacaktır. Bu durum onu yerel ve bölgesel olarak zayıflatacak ve hükümetinin iktidarda kalma kabiliyetini tehdit edebilecektir.
Bu nedenlerle Sudani, Iraklı silahlı gruplarla ilgilenen General İsmail Kaani aracılığıyla İran nezdinde lobi yaparak onları Amerikan güçlerini hedef almaktan vazgeçirmeye çalıştı. Görünüşe göre Irak Başbakanı bu çabasında başarılı oldu. Amerikan birliklerinin rotasyonu uzun Irak yollarından güvenli bir şekilde gerçekleştirildi ve silahlı gruplar, bazıları istemeyerek de olsa, sessiz kaldı.
Sonuç
Irak ve Suriye’deki birliklerin rotasyonu, siyasi ve milis aktörlerin sessiz tepkilerinin ardından sorunsuz bir şekilde gerçekleşti. Ancak Irak’ta, medya kuruluşları ve siyasi analistler tarafından yaygın bir şekilde dolaşıma sokulan, Amerika’nın mevcut rejimi değiştirmeye yönelik bir planı olduğu iddiasına ilişkin kamuoyu ve medya spekülasyonları dikkat çekiciydi. Bu yanlış algı aynı zamanda Iraklıların Amerika’nın bölgesel politikası ve önceliklerine dair sürekli ve derin bir yanlış anlamadan faydalanmış ve bu yanlış anlamayı beslemiştir.
Bu algı, Irak’ın Amerikan siyasi düşüncesinde “merkezi” olduğunu, ABD’nin Irak’la sözde derin bir şekilde meşgul olduğu ve Washington’un Saddam Hüseyin rejimini devirerek Şii İslamcı partilerin ülkeyi yönetmesinin önünü açtığı 2003 yılındaki “hatayı” düzeltmek istediğini varsayıyor. Bu olağan yanlış anlaşılmanın ötesinde, Irak hükümeti ve iktidardaki Çerçeve, Irak halkının büyük bir kısmının yabancı bir gücün mevcut siyasi rejimi değiştireceğine dair olabildiğince temelsiz umutlar beslediğinin farkında olmalı.
Bu durum, kötü performansı ve başarısızlıkları nedeniyle iktidardaki rejime karşı toplumda derin bir umutsuzluk ve öfke olduğunu gösteriyor. Irak’ın iktidar partileri bu meşru öfke duygularına karşı dikkatli olmalı ve bunların temel nedenlerini hızla ve ciddiyetle ele almaya çalışmalı. Aksi takdirde Irak’ın siyasi sistemi öngörülebilir gelecekte zor günler yaşayacaktır.
Ortadoğu
İran’ın Ürdün saldırısı ABD üslerinin güvenliğini tartışmaya açtı

İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin saldırılarına karşılık olarak Ürdün’de ABD Deniz Piyadeleri’nin konuşlu olduğu Titin Kampı’nı balistik füzelerle hedef aldığını duyurdu. Washington’ın Basra Körfezi’ndeki savunmasızlık nedeniyle kuvvetlerinin bir kısmını kaydırdığı Akabe Körfezi yakınındaki stratejik üssün vurulması, taraflar arasındaki çatışmanın coğrafi menzilini genişletti.
ABD ordusunun, Basra Körfezi’ndeki askeri unsurlarının giderek daha savunmasız hale gelmesi üzerine konuşlanmasının bir kısmını Hürmüz Boğazı’ndan daha uzak noktalara kaydırdığı bildirildi.
Ancak İran’ın Akabe Körfezi kıyısında yer alan Titin Kampı’nı füzelerle vurması, coğrafi mesafenin ABD askeri mevzilerini İran’ın menzilinden çıkarmaya yetmediğini gösterdi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ABD saldırılarına misilleme gerekçesiyle Ürdün’de bulunan ve ABD Deniz Piyadeleri’ne tahsis edilen Titin Kampı’nı balistik füzelerle hedef aldığını açıkladı.
DMO tarafından yapılan açıklamada, saldırı sonucunda çok sayıda Amerikan askerinin hayatını kaybettiği, üste bulunan bazı önemli tesisler ile taarruz helikopterlerinin de imha edildiği öne sürüldü.
DMO, bu adımın salı gecesi Kuhestek’te bir düğünün bombalanması dahil olmak üzere ABD’nin düzenlediği saldırılara karşılık olarak atıldığını kaydetti. İran saldırısının ardından Ürdün’deki ABD üssünde, yaralanan asker ve personeli tahliye etmek üzere bir tıbbi tahliye helikopterinin faaliyet gösterdiği aktarıldı.
Titin Kampı’nın stratejik önemi
Press TV’nin aktardığı bilgilere göre Titin Kampı’nın hedef alınması, kampın sahip olduğu coğrafi konum nedeniyle ABD, İsrail ve İran arasındaki askeri gerilimde kritik bir anlam taşıyor.
Kızıldeniz’in kuzey ucunda; Akabe Limanı ile İsrail’in Eilat Limanı yakınlarında ve Suudi Arabistan sınırına kısa bir mesafede yer alan kamp, stratejik bir kavşakta bulunuyor.
Bu konum, kampı ABD Deniz Piyadeleri’nin tatbikatları, deniz altyapısının emniyeti, amfibi harekâtlar ile askeri teçhizat ve personelin hızla konuşlandırılması açısından elverişli bir noktaya dönüştürüyor.
ABD Donanması kaynaklarında, hızlı müdahale kabiliyetine sahip Deniz Piyadeleri birimi FASTCENT’in kampta tatbikat yaptığı bilgisi de yer alıyor.
Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimin ABD’nin Basra Körfezi’ndeki lojistik operasyonlarında aksamalara yol açması, Titin Kampı’nın üstlendiği işlevi daha kritik hale getirdi.
İran’ın yarı resmi Tasnim Haber Ajansı’nda yer alan iddiaya göre Washington, Tahran’ın söz konusu tesis hakkında yeterli istihbarata sahip olmadığı ve kampı vuramayacağı varsayımıyla güçlerinin bir bölümünü buraya kaydırmıştı.
DMO’nun açıklamasında, İran’ın ABD ordusunun hareketlerine ilişkin kapsamlı istihbarat imkânlarına sahip olduğu ve Basra Körfezi’nin ötesindeki Amerikan hedeflerini vurabildiği savunuldu.
DMO’nun misillemesi, ABD’nin Sistan ve Belucistan eyaletine bağlı Çabahar ve Konarak dahil olmak üzere İran’ın güneyindeki çeşitli bölgelere yönelik yeni hava saldırılarının ardından gerçekleşti.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), söz konusu hava saldırılarının DMO’nun Hürmüz Boğazı’na deniz mayınları döşeme girişimi ile Ürdün’deki Amerikan üssüne yapılan füze saldırısına yanıt olarak icra edildiğini öne sürdü. İranlı askeri kaynaklar ise mayın döşeme iddiasını yalanladı.
Gerilim, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda bulunan İran’a ait Larak Adası’nı vurmasıyla tırmanışa geçmişti.
Washington, bu saldırının Tahran’ın boğaza mayın yerleştirmesini önleme amacını taşıdığını savunmuştu. İran buna karşılık Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde konuşlu ABD kuvvetlerine füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi.
İran Silahlı Kuvvetleri, güneydeki askeri mevzilere yönelik son ABD hava taarruzlarının ardından Washington’a ezici ve yıkıcı darbeler indirileceğini duyurdu.
Ortadoğu
İran 2025 terör raporu: Can kayıpları yarı yarıya azaldı

İran merkezli düşünce kuruluşu Habilian Topluluğu tarafından yayımlanan 2025 yılı terör raporu, ülkedeki terör saldırılarının yüzde 50, can kayıplarının ise yüzde 43 oranında azaldığını ortaya koydu. Kaydedilen 26 saldırının tamamının İran sınırları içinde gerçekleştiği belirtilen raporda, eylemlerin yüzde 84,6’sının ve can kayıplarının yüzde 86’sının Sistan-Belucistan vilayetinde yoğunlaştığı bildirildi.
İran merkezli sivil toplum ve düşünce kuruluşu Habilian Topluluğu (İran Terör Kurbanları Aileleri), ülkeye ve vatandaşlarına yönelik terör eylemlerini belgeleyen 2025 yılı yıllık terör raporunu kamuoyuna açıkladı.
Raporun bulguları, İran Dışişleri Bakanlığı Siyasi ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinin ev sahipliğinde, Habilian Topluluğu ve Bakanlığın ortak organizasyonuyla düzenlenen Terör Kurbanlarını Anma ve Saygı Günü töreninde paylaşıldı.
Törene Dışişleri Bakan Yardımcısı Dr. Said Hatibzade, Yargı Erki Başkan Yardımcısı Dr. Sirac ve Habilian Genel Sekreteri Seyyid Muhammed Cevad Haşiminejad’ın yanı sıra terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin aileleri katıldı.
İlk kez 2019 yılında yayımlanmaya başlanan ve bu yıl beşincisi hazırlanan rapor, İran’ın resmi Güneş Hicri takvimine göre 2025 yılını (21 Mart 2025 ile 20 Mart 2026 arası) kapsıyor. Farsça ve İngilizce olarak yayımlanan belgede, devlet dışı terör örgütlerinin ve devlet destekli aktörlerin faaliyetleri ayrıntılı verilerle inceleniyor.
“Saldırı sayısı yarı yarıya, can kayıpları yüzde 43 azaldı”
Raporda, İran genelinde terör göstergelerinin bir önceki yıla göre belirgin bir düşüş sergilediği vurgulandı. 2024 yılında 52 olarak kayıtlara geçen terör eylemi sayısının 2025 yılında yüzde 50 azalarak 26’ya gerilediği, can kaybı sayısının ise 100’den 57’ye inerek yüzde 43 oranında düştüğü aktarıldı.
Üç yıllık eğilimlerin karşılaştırıldığı raporda, 2024’te 2023 yılına kıyasla terör eylemlerinde yüzde 62,5 artış görüldüğü, ancak 2025 yılında 2023’e göre yüzde 18,7, 2024’e göre ise yüzde 50 oranında bir düşüş yaşandığı kaydedildi. Can kayıplarında da düzenli bir azalma eğilimi tespit edildi. Kirman Golzar kurbanlarının da dahil olduğu 2023 yılına kıyasla 2025’teki can kaybı sayısında yüzde 64,6’lık bir düşüş gerçekleştiği ifade edildi. Saldırı başına düşen ortalama can kaybı oranının ise 2024’teki 1,92 seviyesinden 2025’te 2,20’ye yükseldiği belirtildi.
Raporda, “İran’ın yaklaşık yarım yüzyıldır terör şiddetinin kurbanı olduğu, 23 bin insanın terör nedeniyle hayatını kaybettiği ve Tahran’a hasım ülkelerin terör örgütlerine sağladığı ofis, hareket serbestisi ve üst düzey temas imkanlarıyla açık bir çifte standart uyguladığı” ifadelerine yer verildi.
“Terör tehdidi neredeyse tamamen güneydoğuya sıkıştı”
2025 yılı raporunun öne çıkan en kritik bulgularından biri, terör eylemlerinin coğrafi dağılımındaki daralma oldu. 2024 yılında eylemler 6 vilayet ve 2 ülkeye yayılmışken, 2025 yılındaki 26 saldırının tamamı İran sınırları içinde gerçekleşti ve yalnızca 4 vilayette yoğunlaştı.
Sistan-Belucistan vilayeti, ülkedeki terör olaylarının ana merkezi olma konumunu korudu. Raporda, 2025 yılındaki terör saldırılarının yüzde 84,6’sının (22 operasyon) ve can kayıplarının yüzde 86’sının (49 kurban) bu vilayette kaydedildiği bildirildi. Bununla birlikte, Sistan-Belucistan’daki saldırı sayısı bir önceki yıla göre 36’dan 22’ye gerileyerek yüzde 39 düştü; ülke genelindeki toplam kurban sayısına oranı bazında da yüzde 17’lik bir iyileşme gösterdi. vilayet içinde en fazla saldırının İranşehr’de yaşandığı, bunu Zahidan’ın izlediği aktarıldı.
Ülkenin diğer bölgelerinde ise Kürdistan vilayetinde 2 saldırıda 3 kişi, Batı Azerbaycan vilayetinde 1 saldırıda 1 kişi ve Kirman vilayetinde 1 saldırıda 4 kişi hayatını kaybetti. Tahran, İsfahan, Fars ve Hürmüzgan gibi önceki yıllarda hedef alınan merkezi ve güney vilayetlerde 2025 yılında hiçbir terör eylemi kaydedilmedi.
“Hedeflerin yüzde 75’inden fazlasını güvenlik güçleri oluşturdu”
Raporda kurbanların mesleki ve demografik profili ayrıntılı biçimde analiz edildi. Hayatını kaybeden 57 kişiden 56’sının erkek, 1’inin kadın olduğu; 49’unun İran vatandaşı, 8’inin ise Pakistanlı işçilerden oluştuğu kaydedildi.
Kurbanların mesleki dağılımında kolluk kuvvetleri en büyük grubu oluşturdu. 2025 yılında terör kurbanlarının 19’unu polis memurları (yüzde 33), 11’ini Besic mensupları, 8’ini yabancı uyruklu Pakistanlı işçiler, 6’sını zorunlu askerlik yapan erler, 6’sını siviller, 3’ünü sınır muhafızları, 3’ünü güvenlik görevlileri ve 1’ini Devrim Muhafızları personeli oluşturdu. Raporda, “Güvenlik ve kolluk kuvvetlerinin toplam kurbanlar içindeki payının yüzde 75,4 olduğu, Pakistanlı işçiler hariç tutulduğunda bu oranın yüzde 88’e ulaştığı” ifade edildi.
Devrim Muhafızları mensubu can kayıplarının 2024’teki 27 seviyesinden 2025’te 1’e gerilemesi, İranlı askeri danışmanların Suriye ve Lübnan’dan çekilmesiyle açıklandı. Sivillerin doğrudan ve öncelikli hedef seçilmediği, ancak Zahidan adliye binası saldırısında hayatını kaybeden 7 aylık Nevid Beluc Şir Muhammedi ve 60 yaşındaki Beluc kadın ile Kirman Fehrec kontrol noktasında yaşamını yitiren 16 yaşındaki Mansur Lセイeccei gibi sivil kayıpların yaşandığı vurgulandı.
“Ceyşül Adl isim değiştirerek varlığını sürdürdü”
Örgüt bazlı incelemede, Ceyşül Adl örgütünün 2025 yılında da İran’daki en aktif ve en ölümcül grup olmayı sürdürdüğü saptandı. 2025 yılı sonlarında adını “Halkın Savaşçıları Cephesi” olarak duyuran grup, 14 saldırı düzenledi ve 28 kişinin ölümüne neden oldu. Bu veriler, ülkedeki eylemlerin yüzde 53,8’ine ve can kayıplarının yüzde 49,1’ine karşılık geldi. Örgütün eylem sayısı 2024’e göre yüzde 48 oranında azalsa da eylem başına ölümcüllük oranı yükseldi. Raporda, grubun isim değişikliğinin “hukuki kısıtlamalardan kaçınmak, terör listelerinden kurtulmak ve örgüte canlılık görüntüsü vermek amacıyla yapılmış biçimsel bir hamle olduğu” değerlendirmesi yapıldı.
Kürt ayrılıkçı örgüt PJAK, iki yıllık sessizliğin ardından Temmuz ve Ağustos 2025’te Kürdistan ve Batı Azerbaycan vilayetlerinde 3 saldırı düzenleyerek 4 kişinin ölümüne yol açtı. Raporda, örgütün daha önce İran-Irak güvenlik anlaşması, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi alanındaki mevzilerine yönelik İran operasyonları ve sınırdan uzaklaştırılmaları sebebiyle eylem yapamadığı hatırlatıldı. Eylemlerin, İran’ın Penjwin’deki İHA saldırısına misilleme olabileceği veya Türkiye’de PKK’nın girdiği silahsızlanma sürecinde örgütün operasyonel bağımsızlığını gösterme çabasından kaynaklanabileceği ifade edildi.
Ensar el-Furkan örgütü 2 eylemde 5 can kaybına yol açarken, Belucistan Kurtuluş Ordusu (BNA) Mihristan’da 8 Pakistanlı işçinin öldürüldüğü 1 saldırı gerçekleştirdi. Huzistan’daki sayıları 15’i bulan Arap ayrılıkçı grupların ise 2025’te hiçbir silahlı terör eylemi gerçekleştiremediği, yalnızca medya propagandası yürüttüğü kaydedildi. Faili meçhul kalan 6 eylemde ise 12 kişi öldü; bu eylemlerin tamamının Sistan-Belucistan’da vuku bulduğu belirtildi.
İsrail ve ABD’nin 2024 raporunda yer alan doğrudan terör faili listesinden 2025 yılında çıkarılmasına ilişkin olarak raporda, askeri danışmanların Suriye ve Lübnan’dan çekilmesi, yaşanan iki savaş (“12 Gün Savaşı” ve “Ramazan Savaşı”) ile Ocak ayı olayları sırasında siyasi, bilimsel ve askeri şahsiyetlere düzenlenen suikastların konvansiyonel savaş çerçevesinde ele alınması gerekçe gösterildi.
“Suikastlar ve doğrudan silahlı saldırı taktiği öne çıktı”
Raporda terör örgütlerinin taktiksel dönüşümü de incelendi. 2025 yılında eylemlerin yüzde 69’undan fazlasının (18 vaka) ateşli silahlarla doğrudan saldırı şeklinde gerçekleştiği ve bu yöntemin kurbanların yüzde 87,7’sine karşılık geldiği aktarıldı. 2024’ün aksine 2025 yılında hiçbir intihar saldırısı veya “inghimasi” tipi baskın eylemi kaydedilmedi.
Buna karşılık yerel figürlere yönelik hedef gözetilerek yapılan suikastların yeniden arttığı vurgulandı. Zahidan’da Besic komutanı Cevad Kerimkoşte’nin cami önünde, Rask’ta yerel Devrim Muhafızları mensubu İrec Şems Eskani’nin berber dükkanında, İranşehr’de Şehr-i Deraz karakol komutanı Mahmud Hakikat’ın ve Eşkelabad’da kabile lideri Muhammedrıza Şahuzehi’nin konvoyunun hedef alınması, örgütlerin sınır bölgelerindeki yerel güvenlik unsurlarını ve kanaat önderlerini zayıflatma stratejisi olarak tanımlandı. “Güvenlik Şehitleri” tatbikatları ve Çabahar’da 25 kilogram patlayıcının ele geçirilmesi gibi istihbarat operasyonlarının birçok saldırı girişimini engellediği ifade edildi.
2025-2026 Terör Olayları Kronolojisi
Raporda yer alan aylık olay dökümü ve ayrıntılar şu şekilde sıralandı:
- 27 Mart 2025: İranşehr’de 12. Karakola ait polis devriye aracına düzenlenen saldırıda Başçavuş Hüseyin Teymurpur hayatını kaybetti, 2 polis yaralandı. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 12 Nisan 2025: Sistan-Belucistan vilayetinin Mihristan ilçesine bağlı Hizabad-ı Pain köyündeki bir oto tamirhanesine düzenlenen baskında 8 Pakistanlı işçi el ve ayakları bağlanarak yakın mesafeden vurularak öldürüldü. Kurbanlardan beşinin kimliği Delşad, Naim, Cafer, Daniş ve Nasır olarak açıklandı. Saldırıyı Beluc Milliyetçi Ordusu (BNA) üstlendi.
- 18 Nisan 2025: Zahidan’ın Kurin bölgesinde düzenlenen “Güvenlik Şehitleri” operasyonunda Ceyşül Adl’ın tim lideri Veli Muhammed Şahbahş öldürüldü; operasyonda Kudüs Karargahına bağlı Besic mensubu İshak Muhtari hayatını kaybetti.
- 4 Mayıs 2025: İranşehr’de 11. Karakola ait devriye araçlarına ateş açıldı; 4 polis personeli yaralandı, 3 saldırgan yakalandı. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 17 Mayıs 2025: Seravan’da polis devriye güzergahına yerleştirilen patlayıcı düzeneği imha edildi. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 11 Temmuz 2025: Çabahar’da polis devriyesine yönelik saldırıda polis memurları Hüseyin Caferniya, Hamidrıza Mirşahi ve er Abbas Beyragifard hayatını kaybetti; 1 saldırgan öldürüldü. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 21 Temmuz 2025: Kürdistan vilayetinin Bane sınır bölgesinde çıkan çatışmada Sınır Muhafızı Kıdemli Başçavuş Sina Settarvend hayatını kaybetti. Çatışmayı PJAK unsurlarının gerçekleştirdiği bildirildi.
- 22 Temmuz 2025: Seravan’da devriye aracına bir araçtan açılan ateş sonucu Kaptan Mahmud Mutahhari yaşamını yitirdi. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 25 Temmuz 2025: Batı Azerbaycan vilayetine bağlı Serdeşt ilçesinin Aglan köyündeki askeri üsse PJAK mensuplarınca açılan ateşte Besic üyesi Meysam Kebiri hayatını kaybetti, 1 kişi yaralandı.
- 26 Temmuz 2025: Zahidan Adliyesi binasına girmeye çalışan silahlı unsurların el bombası ve silahlarla gerçekleştirdiği saldırıda 7 aylık bebek Nevid Beluc Şir Muhammedi, 60 yaşındaki Beluc bir kadın ile adliye koruma birliğinde görevli Teğmen Hüseyin Refiinasab, Teğmen Hüseyinali Nuri, er Nima Keremi ve er Ahmed Abdullahi olmak üzere 6 kişi öldü, 22 kişi yaralandı. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 27 Temmuz 2025: Zahidan’ın Şirabad bölgesindeki bir cami girişinde güvenlik nöbeti tutan Besic komutanı Cevad Kerimkoşte uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Suikastı Ensar el-Furkan üstlendi.
- 15 Ağustos 2025: İranşehr’de devriye aracına düzenlenen saldırıda Çavuş Ramin Sadıki öldü, 1 güvenlik görevlisi yaralandı. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 22 Ağustos 2025: İranşehr Haş yolunda Daman Karakoluna bağlı iki polis aracına açılan ateşte Başçavuş Muhammedrıza Rahimi, Başçavuş Muhammed Noruzi, Çavuş Hasan Tevelli, er Hadi Ruyayi ve Kaptan Golamrıza Vahdani olmak üzere 5 polis yaşamını yitirdi. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 6 Eylül 2025: Rask ilçesine bağlı Pişin’de bir berber dükkanında bulunan yerel Devrim Muhafızları personeli İrec Şems Eskani silahla vurularak öldürüldü. Eylemi Ceyşül Adl üstlendi.
- 16 Eylül 2025: Sib ve Suran ilçesine bağlı polis aracına Haş-Zahidan yolunda düzenlenen saldırıda Yunus Sayyad Erbabi ve İbrahim Piri hayatını kaybetti; ağır yaralanan Sib ve Suran Emniyet Müdürü Albay İbrahim Fazileti 18 Eylül’de hayatını kaybetti. Saldırıyı Ceyşül Adl üstlendi.
- 18 Eylül 2025: İranşehr’de yerel Besic üyesi ve kanaat önderi Rıza Azerkiş (Şahlibor) silahla vurularak öldürüldü. Saldırıyı üstlenen olmadı.
- 2 Ekim 2025: Kasr-ı Kand ilçesinde motosikletli polis devriyesine açılan ateşte 1 polis yaralandı, olay yerinden geçen bir sivil hayatını kaybetti. Eylemin failleri belirlenemedi.
- 1 Kasım 2025: Haş-Zahidan yolu Eskelabad mevkiinde Şahuzehi kabilesi lideri Muhammedrıza Şahuzehi’nin aracına düzenlenen pusuda yerel Sünni Besic mensupları İsmail Şaverzi ve Muhtar Şahuzehi aynı gün, Yakub Ferd Salarzehi ise 12 Kasım’da hayatını kaybetti. Eylemi üstlenen olmadı.
- 1 Kasım 2025: İranşehr Bampur-Delkan yolunda güvenlik personeli Muhammed (Cevad) Siahani seyir halindeki plakasız bir araçtan açılan ateşle öldürüldü.
- 30 Kasım 2025: Zahidan’ın Lar sınır bölgesinde devriye görevi yapan Devrim Muhafızları Kudüs Karargahı aracına düzenlenen saldırıda Devrim Muhafızı Seccad Maraşi ile Besic mensupları Muhammed Bezi, Alireza Nesirabadi ve Alireza Piri yaşamını yitirdi. Saldırıyı Ceyşül Adl’ın yeni yapılanması “Halkın Savaşçıları Cephesi” üstlendi.
- 16 Aralık 2025: Kirman vilayetine bağlı Fehrec kontrol noktasına düzenlenen gece saldırısında polis memuru Said Purhadi, güvenlik personelleri Murad Salihi ve İsa Bersam ile 16 yaşındaki sivil hayatını kaybetti. Eylemi Ensar el-Furkan üstlendi.
- 16 Aralık 2025: İranşehr’de iki araçtan polise ateş açıldı; saldırganlar kaçarken güvenlik güçlerinde can kaybı yaşanmadı.
- 7 Ocak 2026: İranşehr’e bağlı Şehr-i Deraz karakol komutanı Mahmud Hakikat uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Suikastı Halkın Savaşçıları Cephesi (Ceyşül Adl) üstlendi.
- 9 Şubat 2026: Haş ilçesinde İmam Humeyni Caddesi üzerinde özel kuvvetler binası önünde bir araca düzenlenen silahlı saldırıda yaralanan 20 yaşındaki Besic üyesi İman Şahnevazi birkaç gün sonra yaşamını yitirdi. Eylemi Halkın Savaşçıları Cephesi üstlendi.
- 3 Mart 2026: Zahidan’da devriye aracına açılan ateşte er Emir Muhammed Kerimi hayatını kaybetti, 3 kişi yaralandı. Saldırıyı Halkın Savaşçıları Cephesi üstlendi.
- 16 Mart 2026: Taftan ilçesinde polis devriye aracına açılan ateş sonucu Seccad Batakva, Muhammed Cevad İnsaf, Hamidrıza Şehreki, Alireza Purbakır adlı polis memurları, er Alireza Sergezi ve kimliği açıklanmayan 1 sivil olmak üzere toplam 6 kişi hayatını kaybetti. Saldırıyı üstlenen bir grup olmadı.
Ortadoğu
Suriye’deki 73 ton uranyum IAEA’nın kontrolüne geçti

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Esad döneminde yürütülen gizli nükleer programla ilgili soruşturmasını sonlandırdı.
Reuters ve AP tarafından yayınlanan gizli rapora göre, IAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, üst düzey bir denetim ekibiyle birlikte kısa süre önce Suriye’deki gizli bir tesisi ziyaret etti; denetçiler burada 73 metrik ton doğal uranyum metali buldu.
Belgeyle ilgili haberlerde bu açıkça belirtilmese de, söz konusu tesis, Axios tarafından geçen ay “Site 99” adıyla haber yapılan gizli tesisle aynı olabilir.
O habere göre, bu tesis başlangıçta Esad yönetiminin gizli nükleer programının bir parçası olarak inşa edilmiş ve İsrail’in 2007 yılında bombaladığı el-Kibar reaktörü projesiyle bağlantılı nükleer malzemelerin depolandığı yerdi.
IAEA’nın yeni raporunda söz konusu yerin “Site 99” olup olmadığı açıkça belirtilmiyor. Fakat kurum, Suriye’nin 17 Temmuz tarihli bir mektupla yeni bir tesis hakkında bilgi verdiğini ve “tesisteki güvenlik önlemleri ve doğrulama faaliyetleri ile orada bulunabilecek herhangi bir nükleer madde konusunda Suriye makamlarıyla işbirliği yapmaya” davet ettiğini belirtiyor.
Grossi’nin liderliğinde gerçekleştirilen müteakip ziyaret sırasında müfettişler, 73 metrik ton doğal uranyum metali, yani zenginleştirilmemiş uranyum buldular.
Bu miktarın 55 metrik tonu, “kaplamalı yakıt çubukları” biçiminde doğal uranyumdan oluşuyordu.
IAEA ayrıca, “tüm bu nükleer malzemenin şu anda kurumun kontrol ve gözetim tedbirleri altında olduğunu” bildirdi.
Ajans, raporunda Esad döneminde yürütülen gizli nükleer programla ilgili soruşturmasını sonlandırdığını belirterek, yıllardır bilinen bir gerçeği doğruladı: 2007 yılında İsrail tarafından bombalanan el-Kibar tesisi bir nükleer reaktördü.
Raporda, bunun 28 Ağustos’ta bir IAEA ekibinin sahaya yaptığı ziyaret sırasında doğrulandığı belirtildi. Söz konusu saha, İsrail’in saldırısının ardından Esad yönetimi tarafından kasten yıkılmıştı.
Rapora göre, müfettişler yıkılmış sahadaki kazı çalışmalarındaki ilerlemeyi incelediler ve “nükleer reaktörünkine benzeyen bir soğutma altyapısı” ortaya çıkardılar.
IAEA ayrıca, Ahmed Şara hükümetini “şeffaflığı ve işbirliği” nedeniyle övdü. Ajans, bu tutumun geçmişteki faaliyetleri netleştirmesine ve ülkede kalan malzemeleri tespit etmesine yardımcı olduğunu belirtti.
Raporda, “Ajans, Suriye’den gerekli bilgileri ve erişim imkânını elde ederek, daha önce Yönetim Kuruluna bildirilen çözülmemiş güvenlik önlemleri konularıyla ilgili sorularını netleştirebilmiş ve çözüme kavuşturabilmiştir,” denildi.
Salı akşamı yayınlanan ayrı bir raporda ise IAEA, İran’daki beyan edilmemiş nükleer tesislerle ilgili soruşturmalarında çözülmemiş sorunları gideremediğini belirtti.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Dünya Basını2 hafta önceRon Paul: Washington anayasayı çiğneyip dünyada felaket üretiyor
Avrupa1 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu









