Ortadoğu
İran, Hamas ve Hizbullah koordinasyonu İsrail’i endişelendiriyor

İsrail’de Ramazan ayı boyunca Batı Şeria’da artan gerilim ve İsrail baskınlarına yanıt olarak Lübnan’ın güneyinden ateşlenen roketler, İsrail’de yeni bir endişeyi gün yüzüne çıkardı: Direniş ekseni arasındaki koordinasyon artıyor mu?
İran’ın, İsrail’in potansiyel “müttefiki” olan Arap dünyasıyla normalleşme girişimleri tüm hızıyla sürerken Tel Aviv; Irak’tan Yemen’e Lübnan’dan Filistin’e uzanan “direniş ekseni” arasında artan koordinasyonu tartışıyor. İsrail’in yarı resmi düşünce kuruluşu Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde (INSS) yayınlanan bir analiz İsrail sınırlarındaki son gerilim ve İsrail’e karşı çeşitli hamlelerin Hizbullah ve İran başta olmak üzere direniş ekseninin bileşenlerince ne ölçüde koordine edildiği tartışıldı. Analizde bu koordinasyonun İran’ın gelecekte İsrail’le olası bir çatışmayı zorlu, çok cepheli bir savaşa dönüştürmesine olanak sağlayabileceğine dikkat çekildi ve “İran ile Arap komşuları arasındaki gerilimin azalması Tahran’a, İsrail’e karşı kabiliyetlerini geliştirme ve stratejik caydırıcılığını artırma fırsatı verecektir” değerlendirmesi yapıldı.
Analizin tamamı:
***
İran-Arap Uzlaşması ve İsrail’e Yönelik Artan Tehditler
Son aylarda İslam Cumhuriyeti iki paralel savaş ve barış sürecinden geçti. Bir yandan daha önce Tahran’a düşman olan Sünni Arap devletleriyle yeni anlaşmalara varırken ve diğer yandan İsrail’e karşı faaliyetlerinde özgüvenini artırırken direniş eksenini güçlendirdi. Kudüs nasıl hareket etmeli?
İran son birkaç aydır ve son haftalarda daha da yoğun bir şekilde Sünni Arap ülkeleriyle, özellikle de Körfez ülkeleriyle ikili ilişkilerini geliştiriyor. Geçen ay Çin’in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile ilişkilerin yenilenmesi bu bağlamda özellikle dikkate değer. Anlaşmanın duyurulmasından kısa bir süre sonra iki ülkenin dışişleri bakanları Pekin’de bir zirve düzenledi. Sonuç olarak, İran Cumhurbaşkanı ileri bir tarihte Riyad’ı ziyaret etmeye davet edildi ve her iki ülkeden teknik ekipler diplomatik misyonların yeniden açılmasına zemin hazırlamak için karşılıklı ziyaretlerde bulundu. Ayrıca Umman, Yemen’de yıllardır süren Suudi saldırısını sona erdirecek bir anlaşmaya varma umuduyla Riyad’dan bir heyet ile Yemen’deki Husi isyancılar arasında arabuluculuk görüşmelerini yeniden başlattı. Bu arada İran da Bahreyn ile görüşmeler yürütüyor ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden başlaması muhtemel görünüyor. Bu gerçekleştiğinde İran’ın tüm Körfez ülkeleriyle ilişkileri yenilenmiş olacak.
İran ile Arap dünyası arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi eğilimi sadece Körfez ülkeleriyle sınırlı değil. Son aylarda İran’ın Mısır ve Ürdün ile birkaç yıldır oldukça düşük düzeyde seyreden ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı bildiriliyor. İran ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın duyurulmasının ardından İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kanaani, bunun İslam Cumhuriyeti’nin Mısır, Ürdün ve Bahreyn ile olan ilişkilerine de olumlu yansımaları olacağını açıkladı. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan da Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi hükümetinin bölgesel gerilimleri azaltma çabalarının bir parçası olarak ülkesinin Mısır ve Ürdün ile ilişkilerinde önemli bir atılımın elinin kulağında olduğunu açıkladı. Aralık 2022’de Emirabdullahiyan, Amman’da düzenlenen Irak konulu uluslararası bir konferans sırasında Ürdün Kralı Abdullah ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile bir araya geldi. Arap dünyasından gelen haberler de Irak’ın İran, Mısır ve Ürdün arasındaki arabuluculuk çabalarına dahil olduğunu gösteriyor. Nisan ayı başında Reuters, Mısır Turizm Bakanlığı’ndan kaynakların iddialarına dayanarak Kahire’nin yakında organize İranlı turist gruplarının Sina’yı ziyaret etmeleri için vize almalarına ve daha sonraki aşamada da ülkenin daha fazla bölgesine girmelerine izin vereceğini bildirdi. Ürdün ve Mısır, İran ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşılayarak bunun bölgede güvenlik ve istikrarın artmasına katkıda bulunacağı umudunu dile getirdiler.
İran ve Arap devletleri arasındaki gerginliğin azaldığı bir ortamda, İslam Cumhuriyeti ve İsrail arasında süregelen çatışmada, özellikle de 13 Mart 2023’te Megiddo Kavşağı’ndaki terör saldırısına karşılık İsrail’in Suriye’de düzenlediği yoğun hava saldırıları göz önüne alındığında, belirgin bir tırmanma yaşandı. İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan iki subay 30 Mart’ı 31 Mart’a bağlayan gece İsrail’e atfedilen bir hava saldırısında öldürülmüştü. Bunun üzerine İran intikam tehdidinde bulundu ve İran’ın BM Daimi Temsilcisi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderdiği mektupta Suriye’deki İran güçlerinin Şam rejiminin açık daveti üzerine orada bulunduğunu ve Tahran’a onları koruma hakkı verdiğini vurguladı. İran’ın bu güçleri Suriye’den çıkarmak gibi bir niyeti olmadığını da sözlerine ekledi. 2 Nisan’da IDF, Suriye’den İsrail hava sahasına giren bir İran insansız hava aracını düşürdü. Bununla birlikte, Suriye’den fırlatılan insansız hava aracı Tahran için muhtemelen yeterli bir yanıt değil. Bu bağlamda Washington’un Umman Denizi ve Umman Körfezi’ndeki gemilere yaptığı uyarılar ve nükleer bir denizaltı olan USS Florida’nın Basra Körfezi’ne konuşlandırıldığını kamuoyuna duyurma kararı da önemli.
İsrail’in Tapınak Dağı çevresinde gerilimin artması ve Lübnan ile Suriye’den gelen saldırılar İran’da büyük bir memnuniyetle karşılandı. İsrail’in Gazze Şeridi ve Lübnan’a verdiği yanıtlar, İran’da devlet kontrolündeki medya tarafından, özellikle ülkedeki iç siyasi kriz göz önüne alındığında, ileride eş zamanlı birkaç cepheden gelen roket saldırılarıyla baş edemeyeceğinin kanıtı olarak gösterildi. Örneğin, sertlik yanlısı Vatan Emrooz gazetesi “Filistin direnişinin” İsrail ile birden fazla cephede çatışma başlatma başarısını övdü ve İsrail’in Pesah Bayramı’nı kutladığı hassas bir dönemde direniş eksenindeki operasyonel ve medya dayanışmasının İsrailliler arasında korku uyandıran yeni bir denklem yarattığını vurguladı. Devrim Muhafızlarına bağlı Tasnim Haber Ajansı, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin ve İsrail güvenlik güçlerinin gerilimin arttığı sıradaki tutumunun İsrail’in aynı anda iki cephede birden çatışma ihtimalinden bile endişe duyduğunu kanıtladığını savundu. İsrail’in, direniş ekseninin diğer bileşenlerinin çok cepheli bir savaşa katılmasından endişe ettiği ve bunun da İsrail’i yıkıma götürebileceği belirtildi. Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Ramazan Şerif de 14 Nisan Dünya Kudüs Günü münasebetiyle düzenlediği basın toplantısında bu konuya değinerek “Güney Lübnan ve Golan Tepeleri’nden Gazze ve Batı Şeria’ya uzanan birleşik bir anti-Siyonist cephenin” oluşmasının, özellikle de içinde bulunduğu siyasi kriz göz önüne alındığında, İsrail için kısa sürede büyük bir zorluk yarattığını söyledi.
İran Cumhurbaşkanı Reisi ayrıca Suriye, Türkiye, Cezayir ve Türkmenistan liderleriyle telefonda görüşerek Filistin’in kurtuluşu için İsrail’e karşı ortak bir cephe oluşturmanın önemini vurguladı. Reisi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede, İsrail’in Tapınak Dağı’nda aldığı önlemlere verilecek yanıtı görüşmek üzere İslam İşbirliği Teşkilatı’nı acil toplantıya çağırdı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile yaptığı görüşme, Suriye topraklarında son dönemde yaşanan saldırılar ve 8 Nisan’da Lübnan’ın güneyinden İsrail’e, Filistinli örgütler tarafından ateşlendiği anlaşılan üç roket saldırısının ışığında daha da önem kazandı. Reisi Esad’a dünya düzeninin “direniş ekseninin” lehine değişmekte olduğunu ve “Siyonist rejimin işlediği suçların” onun zayıflığının ve çaresizliğinin yanı sıra “direniş güçlerini” bekleyen altın çağın göstergesi olduğunu söyledi. Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin 8 Nisan’da Suriye’ye yaptığı ziyaret de İran’ın Suriye’ye hava savunma sistemleri sağladığına dair haberlerin arttığı bir dönemde, Suriye Devlet Başkanı’nı güçlendirmek ve iki ülke arasındaki koordinasyonu geliştirmek için tasarlanmıştı.
Tapınak Dağı’nın merkezde olduğu ve Hamas’ın Gazze, Lübnan ve Golan Tepeleri’ndeki durumu daha da kötüleştirdiği İsrail sınırlarındaki son gerilim ve İsrail’in Suriye’de İran hedeflerine yönelik saldırılarını takip eden olaylar dizisi, farklı cephelerdeki çeşitli hamlelerin Hizbullah ve İran başta olmak üzere direniş ekseninin bileşenlerince ne ölçüde koordine edildiği sorusunu gündeme getiriyor.
Son yıllarda İran, İsrail’in Suriye ve İran’ın içindeki hedeflerine yönelik artan faaliyetlerine daha iyi yanıt verebilmek için bölgesel vekilleri de dahil olmak İsrail’e karşı stratejik kabiliyetlerini geliştirme çabalarını artırdı. İsrail’in saldırılarına rağmen İran; Suriye ve Hizbullah’a çeşitli yollardan silah ve mühimmat sevk etmeye devam ediyor. Yakın zamanda, şubat ayında Suriye’yi vuran depremin ardından ülkeye insani yardım taşıyan konvoyları bile kullandı. Benzer şekilde İran, Suriye’de ve Suriye-Irak sınırında faaliyet gösteren İran yanlısı milisleri güçlendirmeye ve silahlandırmaya devam ederken, genel olarak Filistin cephesindeki ve özel olarak Batı Şeria’daki müdahalesini de yoğunlaştırdı. Tüm bunlar direniş ekseninin bileşenleri arasındaki koordinasyonu artırmak için tasarlandı. Hizbullah ve Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, İsrail’le uzun yıllara dayanan deneyimleri ve aşinalıkları ve örgütün Ocak 2020’de Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden bu yana Tahran’da önemli ölçüde artan statüsü ve etkisi nedeniyle bu kampanyada merkezi bir rol oynuyor. İran’ın bölgesel vekilleri kullanma yöntemi, Tahran’a dokunulmazlık ve inkar edilebilirlik sağlarken, bölgesel müttefiklerine silah, cephane ve kendi silahlarını üretme yeteneği de dahil, teknoloji sağlayarak Tahran’ın nüfuzunu koruyor ve gücünü artırıyor.
Dahası, son dönemdeki gerilimi artırma girişiminin doğrudan İran’la değil, başta Tapınak Dağı olmak üzere Filistin cephesindeki gelişmelerle bağlantılı olduğu açık olsa da, direniş ekseni bileşenleri arasında uzun süredir devam eden koordinasyon temelinde, İran ve vekilleri İsrail’e karşı yeni bir caydırıcılık dengesi kurmak için bir fırsat olarak gördükleri bu durumdan sonuna kadar faydalanıyor. Hamas’ın Siyasi Şefi İsmail Haniye ve Filistin İslami Cihad’ın Genel Sekreteri Ziyad en-Nahale’nin Nasrallah’la görüşmek üzere Beyrut’a yaptıkları son ziyaretler ve Kudüs Gücü Komutanı’nın Şam’a ve muhtemelen Beyrut’a yaptığı ziyaret bu açıdan önemli. Bu olaylar İran koordinasyonunun bir sonucu olmasa ve Tahran tarafından düzenlenmemiş olsa bile, İslam Cumhuriyeti açısından sevindirici bir gelişme ve İsrail ile gelecekteki herhangi bir çatışmayı zorlu, çok cepheli bir savaşa dönüştürmesine olanak sağlayabilir. İran’ın bu değerlendirmesi, Tahran’ın bir savaşta İsrail’le daha başarılı bir şekilde başa çıkabileceğine dair güvenini artırabilir ve İran ve vekillerinin, şu anda topyekûn bir savaşla ilgilenmediğine inandıkları İsrail’e karşı daha agresif bir yaklaşım benimseme isteklerini artırabilir.
Sonuç olarak, İran özellikle Körfez’deki Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye çalışırken, İsrail ile İran ve direniş eksenindeki ortakları arasındaki gerilimde belirgin ve süregelen bir tırmanma ve aynı zamanda eksen bileşenleri arasında artan bir koordinasyon söz konusu. Bu koordinasyon, Mayıs 2021’de Duvarların Muhafızı Operasyonu sırasında Beyrut’ta İran, Hizbullah, Hamas ve Filistin İslami Cihad için ortak bir komuta odası kurulduğunda zaten belliydi.
İsrail, Tahran söz konusu olduğunda direniş ekseninin en geniş anlamıyla ve kapsamlı bölgesel çatışma bağlamında Irak’taki İran yanlısı milisleri ve Yemen’de gelişmiş askeri kabiliyetlere sahip Husileri de içerdiğini dikkate almalı. Belki de İran ile Arap komşuları arasındaki gerilimin azalması Tahran’a, İsrail’e karşı kabiliyetlerini geliştirme ve stratejik caydırıcılığını artırma fırsatı verecektir.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak












