Diplomasi
İran, Rusya arabuluculuğunda ABD ile nükleer müzakerelere başlayacak mı?

ABD, İran ile nükleer programı konusunda olası müzakerelerde Rusya’nın arabulucu olmasını talep etti. Bloomberg‘in haberine göre, bu talep, ABD Başkanı Donald Trump tarafından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e 12 Şubat’taki telefon görüşmesinde iletildi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, ülkelerin bu tür önemli bir konuda yardım teklif etmesini “doğal” olarak nitelendirirken, İran içinde nükleer müzakerelere ilişkin görüş ayrılıkları yaşandığı belirtiliyor.
ABD ile İran arasında, Tahran’ın nükleer programı üzerine yapılacak olası müzakerelerde, Rusya’nın arabulucu rolü üstlenmesi gündemde.
Bloomberg, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den, 12 Şubat’ta, üç yıl aradan sonra yapılan ilk Rusya-ABD telefon görüşmesinde bu yönde bir talepte bulunduğunu, Moskova’daki kaynaklara dayandırarak duyurdu.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, ilk olarak Krasnaya Zvezda televizyon kanalına Rusya’nın bu arabuluculuğa hazır olduğunu “genel olarak evet, durum bu” sözleriyle teyit etse de, daha sonra daha temkinli bir açıklama yaptı.
Peskov, 4 Mart’taki resmi açıklamada, “Bunu teyit edemem. Ancak Putin, İran’ın nükleer dosyasındaki sorunun barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini defalarca dile getirdi. Rusya, İran’ın müttefiki ve ortağı olarak, bu sürece katkıda bulunmak için elinden geleni yapmaya hazırdır,” ifadelerini kullandı.
18 Şubat’ta Riyad’da gerçekleşen Rusya-ABD görüşmelerinde konunun gündeme geldiği kesin olarak biliniyor.
Görüşmeye katılan Putin’in Yardımcısı Yuri Uşakov, “ayrı görüşmeler” yapılması konusunda mutabakata varıldığını açıkladı.
Peskov, Bloomberg‘e yaptığı açıklamada, Moskova’nın, ABD ile İran arasındaki anlaşmazlıkların müzakereler yoluyla giderilmesine yardımcı olmak için “elinden geleni yapacağını” belirtti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai ise 3 Mart’ta düzenlediği basın toplantısında, Moskova’nın arabuluculuk teklif edip etmediği sorusuna, ülkelerin böylesine önemli bir konuda yardım teklif etmelerinin “doğal” olduğunu söyleyerek yanıt verdi.
İran’ın nükleer programı konusu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, 25 Şubat’ta Tahran’da İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmelerde de ele alındı.
Lavrov, görüşmede, yeni bir nükleer anlaşma için diplomatik araçların, güç kullanma tehdidi olmaksızın hala mevcut olduğunu belirtti.
Arakçi ise, Tahran’ın Amerikalılarla baskı altında müzakere masasına oturmayacağını vurguladı.
Trump, 20 Ocak’ta Beyaz Saray’a döndüğünden beri İran’a yönelik çelişkili mesajlar veriyor.
Bir yandan, şubat ayı başında, ilk döneminde uyguladığı “maksimum baskı” politikasını sürdüreceğini belirtirken, diğer yandan İran ile yeni bir Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) anlaşması yapmayı, “bombalamaktan” daha çok tercih edeceğini ifade etti.
İran’da nükleer programla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması ihtimali, yönetici elitler arasında görüş ayrılıklarına neden olmuş durumda.
Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 2 Mart’ta parlamentoda Ekonomi ve Maliye Bakanı Abdünnasır Himmeti ve Stratejik İşlerden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Zarif hakkında verilen güvensizlik oylaması görüşmeleri sırasında, ülkenin dini lideri Ali Hamaney’in bu konuda ABD ile diyaloğa karşı olduğunu, kendisinin ise diplomasiye inandığını belirtti.
IRNA’nın aktardığına göre Pezeşkiyan, “Sorunları çözmek için uygun yollar bulmalıyız. Kendi inançlarım olabilir, ancak dini lider bir yön belirlediğinde, ona uyum sağlamalıyız,” dedi.
KOEP (Kapsamlı Ortak Eylem Planı), İran, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ve Almanya tarafından onaylanarak 2015 yılında, ABD Başkanı Barack Obama döneminde imzalandı.
Anlaşma, İran’a, ekonomik yaptırımların kaldırılması karşılığında, düşük seviyede zenginleştirilmiş uranyum stoklarını (yüzde 3,67 seviyesine kadar) 10 tondan 300 kilograma düşürme yükümlülüğü getiriyordu.
Ayrıca, 15 yıl boyunca nükleer program için yeni araştırma ve üretim tesisleri kurmama şartı içeriyordu.
Ancak, üç yıl sonra Trump anlaşmadan çekildiğini ve İslam Cumhuriyeti’ne yönelik tüm ekonomik yaptırımları yeniden uygulamaya koyduğunu açıkladı.
20 Ocak’tan önce, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, Batılı ülkelerin Tahran’a karşı BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarını geri getirecek olan “snapback” mekanizmasını kullanması halinde, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan çekilebileceği tehdidinde bile bulunmuştu.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) raporuna göre, İran şu anda yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş 182 kilogram uranyuma sahip.
Uzmanların tahminlerine göre, bu uranyum kolaylıkla yüzde 90’a kadar zenginleştirilebilir, bu da teorik olarak dört nükleer silah üretmek için yeterli.
Vedomosti gazetesine konuşan İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Kıdemli Uzmanı Yelena Dunayeva, Moskova ile Washington arasında diyaloğun yeniden başlamasıyla birlikte, İran’ın Rusya ile ilişkilerinin kötüleşmesinden endişe duyduğunu belirtiyor.
Dunayeva’ya göre, Tahran açısından bu durum, iki ülkenin, ulaşım ve enerji alanları da dahil olmak üzere, ortak ekonomik projeleri hayata geçirmesini engelleyebilir:
“Elbette, Moskova’nın İran-ABD müzakerelerinde arabuluculuk yapması, İranlıların bu endişelerini kısmen giderebilir.”
Dunayeva, daha önce KOEP müzakere sürecinde yer alan Zarif’in istifasının, Hamaney’in baskısıyla gerçekleştiği görüşünde.
Hamaney, Trump’ın başkanlığı döneminde İran-ABD nükleer anlaşmasıyla ilgili diyaloğun yeniden başlamasında bir anlam görmüyor.
Öte yandan Dunayeva, Moskova’nın, kontrol ve uygulama mekanizmalarını içeren yeni KOEP’in koşulları önermesi halinde, tarafların müzakere masasına oturabileceğini belirtiyor:
“İran için ekonomik yaptırımların kaldırılması önemli. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’daki (GSYİH) yüzde 3,4’lük artışa rağmen, yüksek enflasyon ve ulusal para biriminin değer kaybetmesi nedeniyle ülkenin ekonomik durumu kötüleşti. Ancak, İsrail’in Orta Doğu’daki politikası ve bölgedeki genel durum da belirleyici olacak.”
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Uzmanı Stanislav Lazovskiy ise, Trump’ın, Obama döneminde imzalanan JCPOA anlaşmasını ABD için dezavantajlı bulduğunu ve anlaşmadan çekildiğini hatırlatıyor.
Ardından, İran’a yönelik daha fazla yaptırım uyguladığını ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesi emrini verdiğini, Süleymani’nin “direniş ekseninin” mimarı olduğunu belirtiyor.
Lazovskiy’e göre, şu anda İran’ın pozisyonu zayıfladığı ve İsrail’in pozisyonu güçlendiği için, Trump anlaşma için daha fazla şart öne sürebilir ve “muhtemelen, nükleer programdan vazgeçilmesi, Hamas, Hizbullah ve Yemen’deki Husilere desteğin kesilmesi gibi her şeyi aynı anda talep edecek, ki İran kesinlikle buna yanaşmayacaktır”.
Rusya ise, hem İsrail hem de İran’ın yanı sıra, bu bağlamda önemli bir ülke olan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile de iyi ilişkilere sahip olduğu için etkili bir arabulucu olabilir.
Bu nedenle Moskova, her bir tarafın pozisyonlarını iletmeye yardımcı olabilir. Fakat, İran muhtemelen UAEA denetimleri ve şeffaf bir nükleer program içeren eski anlaşma formatını önerecektir, bu da ABD’yi tatmin etmeyebilir.
Benzer şekilde İran’ın, Trump’ın Gazze Şeridi’ni bir tatil beldesine dönüştürme planını asla kabul etmeyeceğine dikkat çeken Lazovskiy, teorik olarak, müzakereler sırasında, siyasi irade olması halinde, tarafların bir konuda anlaşmaya varabileceğini vurguladı.
İran elitleri içinde hem anlaşmayı destekleyenler (Zarif gibi) hem de karşı çıkanlar (görünüşe göre Hamaney ve DMO) bulunuyor.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı








