Bizi Takip Edin

DİPLOMASİ

İran ve Suudi Arabistan, Çin arabuluculuğunda anlaştı

Yayınlanma

İran ve Suudi Arabistan arasında Pekin’de günlerce süren üçlü müzakereler uzlaşmayla sonuçlandı. İki ülke, diplomatik ilişkilerini sürdürmeye ve önümüzdeki iki ay içinde büyükelçiliklerini yeniden açmaya karar verdi.

Press TV’nin bildirdiğine göre, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Shamkhani, Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Musaid Al Aiban ile Tahran ve Riyad arasındaki anlaşmazlığın çözümü konusunda yoğun müzakereler yapmak üzere 6 Mart’tan bu yana Pekin’de bulunuyordu.

Günlerce süren yoğun müzakerelerin ardından, İran, Suudi Arabistan ve Çin, Pekin’de cuma günü ortak bir bildiri imzaladı.

İran İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı ortak bildiride, 2021 ve 2022’de müzakerelere ev sahipliği yaptıkları için Irak ve Umman’a ve son müzakere turuna ev sahipliği yaptıkları için Çin Halk Cumhuriyeti’ne şükranlarını ifade ettiler.

Yapılan müzakerelere göre, İran İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı en geç iki ay içinde diplomatik ilişkilerini yeniden başlatma ve büyükelçiliklerini ve (diplomatik) misyonlarını yeniden açma konusunda anlaştılar.

İran ve Suudi Arabistan dışişleri bakanlarının yeni kararı uygulamak ve büyükelçi değişimi için düzenlemeler yapmak üzere bir araya gelmeleri bekleniyor.

İran ve Suudi Arabistan’ın ayrıca, birbirlerinin egemenliğine saygı duyma ve iç işlerine karışmamaya özen göstermeyi vurguladıkları, 17 Nisan 2001’de imzalanan güvenlik işbirliği anlaşmasını ve 27 Mayıs 1998’de ekonomi, ticaret, bilim, kültür, teknik vb. alanlara ilişkin imzalanan anlaşmayı uygulamayı kabul ettikleri belirtildi.

İran, Suudi Arabistan ve Çin ortak bildiride, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği güçlendirmek için her türlü çabayı göstermeye kararlı olduklarını ifade ettiler.

İran ve Suudi Arabistan temsilcileri geçtiğimiz yıl Bağdat’ta birkaç tur görüşme gerçekleştirmişti. Ancak görüşmelerden somut bir sonuç elde edilememişti.

İran-Suudi Arabistan müzakereleri

Suudi Arabistan’da 2 Ocak 2016’da aralarında Şii din adamı Nimr en-Nimr’in de bulunduğu 47 kişi “terör” suçlamasıyla idam edilmişti.

İdamlara tepki gösteren İranlı yetkililerin peş peşe yaptığı açıklamaların ardından Suudi Arabistan’ın Tahran Büyükelçiliği ve Meşhed kentindeki konsolosluk binaları İran’daki göstericiler tarafından ateşe verilmişti.

Mart 2015’te başlayan Yemen’deki kriz nedeniyle iki ülke arasındaki gergin diplomatik ilişkiler tamamen kesilmişti.

İran ile Suudi Arabistanlı yetkililer, Nisan 2021’de Bağdat’ta doğrudan görüşmeler yapmak üzere bir araya gelmiş ve Irak’ın ara buluculuğundaki görüşmeler daha sonra da devam etmişti.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, 23 Aralık 2021’de yaptığı açıklamada, Riyad’la müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini belirtmiş ve bunun bir göstergesi olarak Suudi Arabistan’ın Cidde’deki İslam İşbirliği Teşkilatında görevli üç İranlı diplomata vize verdiği bilgisini aktarmıştı.

İki ülke arasında 16 Mart 2022’de yapılması planlanan görüşmeler ise Suudi Arabistan’da birçoğu Şii olmak üzere 81 kişinin bir günde idam edilmesinin ardından Tahran tarafından geçici olarak ertelenmişti.

DİPLOMASİ

AB ve ABD’den İran’a yeni yaptırım hazırlığı

Yayınlanma

Geçen cumartesi gecesi İran’ın İsrail’e yaptığı misillemenin ardından batılı ülkeler Tahran’a karşı yeni yaptırımlar için hazırlık yapıyor.

ABD Temsilciler Meclisi dün (15 Nisan), İran’ın İsrail’e yönelik misillemesine tepki olarak gündeme getirilen yasa tasarısı paketinin bir parçası olarak, Çin’in İran’dan ham petrol alımına karşı koymayı amaçlayan yasayı ezici bir çoğunlukla kabul etti.

Yasa 383’e karşı 11 oyla onaylandı ve başkanlık vetosunu aşmak için gereken sayıyı aştı. Tasarı şimdi Senato’da oylanacak.

‘H.R. 5923’ adlı yasa tasarısının özetine göre, 2023 İran-Çin Enerji Yaptırımları Yasası, İran’a yönelik ikincil yaptırımları, Çin finans kurumları ile yaptırım uygulanan İran bankaları arasında petrol ve petrol ürünleri alımında kullanılan tüm işlemleri kapsayacak şekilde genişletiyor. Yasa ayrıca ABD’nin her yıl Çinli finans kuruluşlarının yaptırım uygulanabilir davranışlarda bulunup bulunmadığına dair bir tespit yapmasını gerektiriyor.

Özete göre İran’ın günde yaklaşık 1,5 milyon varil petrol ihracatının %80’ Çin’de ‘çaydanlık’ olarak bilinen bağımsız rafinerilere gönderiliyor. New York Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Mike Lawler tarafından sunulan tasarı, Çinli bir finans kuruluşunun İran’dan petrol satın almak için yaptığı herhangi bir işlemin, yaptırım amaçları doğrultusunda ‘önemli bir finansal işlem’ olarak nitelendirileceğini açıklığa kavuşturuyor.

Kasım ayında Temsilciler Meclisi Finansal Hizmetler Komitesi tarafından oybirliğiyle onaylanan tasarı, genellikle iki partinin desteğini alan yasaları geçirmek için kullanılan hızlandırılmış bir prosedür kapsamında pazartesi günü ele alınması planlanan İran’la ilgili birkaç tasarıdan biri.

Danışmanlık firması ClearView Energy Partners pazartesi günü müşterilerine gönderdiği bir notta, yaptırımların yasalaşması ve uygulanması halinde benzin fiyatlarında galon başına 20 sente varan bir artışa neden olabileceğini söyledi.

Öte yandan Bloomberg’in haberine göre Avrupa Birliği de, İsrail’e yönelik saldırılarının ardından İran’a uygulanan yaptırımların nasıl genişletilebileceğini araştırıyor.

Haberde konunun önümüzdeki hafta AB dışişleri bakanlarının oturumunda ele alınacağı belirtildi.

Okumaya Devam Et

DİPLOMASİ

Reuters: Ukrayna, Karadeniz’de seyrüsefer konusunda Rusya ve Türkiye ile yaptığı müzakereden çekildi

Yayınlanma

Rusya, Ukrayna ve Türkiye iki aydır Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğine ilişkin bir anlaşmayı müzakere ediyordu ve metin üzerinde uzlaşmaya yakınlaşılmıştı.

Reuters‘ın dört kaynağa dayandırdığı haberine göre Kiev yönetimi, son anda anlaşmadan vazgeçti.

Haberde, tarafların taslak metin üzerinde geçen ay mutabakata vardığını bildirdi.

Habere göre Ukrayna belgeyi imzalamadı, ancak Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Mart’ta anlaşmayı kamuoyuna duyurmasına da karşı çıkmadı.

Kaynaklardan biri “Ukrayna, son anda beklenmedik bir şekilde anlaşmadan çekildi ve anlaşma rafa kaldırıldı,” dedi.

Anlaşma, ticaret gemilerinin Karadeniz’de serbest ve güvenli seyrüseferini garanti altına almayı amaçlıyordu.

Rusya ve Ukrayna, askeri olmayan mallar taşıyan gemileri hedef almayacaklarına dair teminat vermek zorundaydı. Türkiye ise arabulucu konumundaydı.

Şubat ayında BM Genel Sekreteri António Guterres, Rusya ve Ukrayna liderleri Vladimir Putin ve Valdimir Zelenskiy ile Erdoğan’a birer mektup göndererek ticaret ve gıda tedarikinin devam edebilmesi için Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğinin sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Güvenlik garantileri, Rusya’nın tahıl anlaşmasından çekildiği Temmuz 2023’te geçerliliğini yitirmişti.

Okumaya Devam Et

DİPLOMASİ

Politico: Scholz ve Nehammer, Borrell’in Gazze tutumuna çıkıştı

Yayınlanma

Politico’nun iddiasına göre, mart ayında AB liderlerinin bir araya geldiği bir toplantıda Almanya Şansölyesi Olaf Scholz ve Avusturyalı mevkidaşı Karl Nehammer, AB diplomasi şefi Josep Borrell’i Gazze’de ölü sayısı artarken İsrail’e yönelik aylardır sürdürdüğü açık eleştirileri nedeniyle eleştirdi.

Yine de aynı zirvede grup, 27 AB hükümet başkanı arasında nadir görülen bir oybirliği ile Gazze’de ateşkes çağrısında bulundu.

Borrell’in görevi dış politika ve güvenlik konularında Avrupa Birliği’ni temsil etmek olduğundan, bloğun en üst düzey diplomatının liderler tarafından azarlanması oldukça sıra dışı bir durum. Yetkililerden biri ifadelerin ‘açık’ olduğunu ve diğer Avrupalı liderlerin önünde gerçekleştiğini söyledi. Scholz ve Borrell’in Avrupa Parlamentosu’nda (AP) aynı ‘Sosyalist’ aileye mensup olmaları durumu daha da garip hale getirdi.

Politico’ya konuşan diğer iki AB diplomatı, Berlin ve Borrell arasındaki ilişkilerin, 2021 yılında Moskova’daki bir basın toplantısında, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Rus muhalefet lideri Aleksey Navalnıy’ın askeri düzeyde bir sinir gazı ile zehirlendiğine dair şüphe duyduğu açıklamalarına AB dış politika şefinin tepki vermemesinden bu yana kötüleştiğini söyledi.

Savaşın başlamasından bu yana Avusturya, AB karar alma süreçlerinde, örneğin İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımlar konusunda Almanya’ya kıyasla daha İsrail yanlısı bir tutum sergiledi.

Ekim saldırısından sonraki aylar boyunca 27 AB lideri savaş konusunda bölünmüş durumdaydı. Avusturya ve Almanya’nın yanı sıra Macaristan ve Çek Cumhuriyeti İsrail yanlısı seslerin yükseldiği ülkeler oldu. Borrell’in ülkesi İspanya, İrlanda ve Belçika ise Avrupa’daki tartışmalarda İsrail’e karşı daha eleştirel bir tutum sergiledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English