Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran’da ‘rejim değişikliği’ ne kadar mümkün?

Yayınlanma

Editörün notu: El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, bugünkü köşe yazısında, İran’a yönelik kapsamlı bir savaş ve rejim değişikliği planı içinde olduğunu gizlemeyen ABD ve İsrail’in yaptığı planın sağlam bir mantıksal zeminden yoksun olduğunu ifade ediyor. El-Emin Trump’ın “Kovboy” diplomasisi ve “ilahi görev” sanrısıyla hareket ettiği, vekalet savaşlarının başarısız olması nedeniyle şimdi doğrudan rejimin karar merkezini hedef aldığını belirtiyor. İsrail’in tek başına yetersiz kalması üzerine kurgulanan bu yeni strateji, Hamaney suikastı ve iç kaos yaratarak rejimi içeriden çökertmeyi, yani “başı koparmayı” amaçlıyor. Ancak el-Emin, hava saldırılarının ve dış desteğin tek başına yeterli olmayacağını, içeriden güçlü bir darbe girişimi ve yerel işbirliği gerektiğini vurguluyor.


Eldivensiz yüzleşme

İbrahim el-Emin

El-Ahbar

14 Ocak 2026

ABD’nin İran’a karşı geniş çaplı bir savaş başlatması için mantıklı nedenler aramak gerçekçi sonuçlara ulaştırmaz. Donald Trump’ın altı ay önceki açıklamalarına bakanlar, tek bir hava saldırısıyla İran’a karşı “mutlak zafer” kazandığını düşünen ve Husilerin teslim olmayı talep ettiği gerekçesiyle onlara karşı savaşı durdurduğunu ilan eden adamın, bugün “Büyük İran’ı inşa etmek”[1] adına rejimi devirmek için kendisini “ilahi bir görev” ile karşı karşıya bulduğunu görür.

Trump’ın lügatindeki “büyüklük”, ABD içindeki uygulamalarını da kapsar; zira kastettiği büyük bir ülke değil, süper güçtür. Görünen o ki böylesine fevri bir kişilik, büyük ölçüde kendi şahsi düşünce yapısını yansıtan tercihlerin esiri haline geliyor. Tüm dünyanın iradesini kırabilecek “Kovboy” imajı peşini bırakmıyor ve onu sürekli cezbediyor. Münasip bir tokat yiyene kadar da ateşten atını sürmeye ve tüm beşeriyetin suratına kılıcını savurmaya devam edecek.

İsrail ile birlikte, ekonomik durum gerekçesiyle İran’daki tüccar zümresinin[2] başlattığı protestoları çalmakta acele ettikleri açıkça görülse de bu protestoların sönümlenmesini hazmedemedi. Bu noktada, ister İran hükümeti ile eylemlerin arkasındaki taraflar arasındaki uzlaşma olsun, ister ABD ve İsrail adına çalışan casusların İran sahnesini bir kıyıdan diğerine taşıma konusundaki başarısızlığı olsun, nedenlere hiç aldırmıyor. Bu yüzden Trump, doğrudan veya İsrail üzerinden dünyanın bu bölgesinde mutlak hakimiyet kurmaya dayalı asıl projesine hızla geri dönüyor.

Trump bu kez İsrail’in isteneni gerçekleştirme kapasitesinin kalmadığını kavradı. Düşmanın İran’ı bitirmeye hazır olduğuna dair iddialarının hiçbiri artık kullanıma uygun değil. Dolayısıyla ABD, geniş çaplı savaşlar ve benzeri görülmemiş imha operasyonları bölgede tam kontrol sağlamaya yetmediyse, Amerikan mantığına göre “uygun gücün” henüz kullanılmadığı, yani daha yüksek seviyede bir gücün devreye sokulması gerektiği sonucuna vardı. Trump, İran’a açacağı gelecek savaş için herhangi bir bahane veya gerekçe sunma zorunluluğu da hissetmiyor. Esasen her türlü geleneksel gerekçeden sıkılmış durumda ve “Karakas Seferi”nin[3] ardından bariz biçimde, kendisi için uygun gördüğünü yaptığını, başkalarının görüşlerini veya eleştirilerini dinlemeye tenezzül etmediğini söyledi.

Pratikte, yılbaşından önceki toplantılarda Trump ile bir numaralı müttefiki Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat, İran’a nasıl olağandışı bir darbe indirileceği üzerine kuruluydu. Hedef sadece boyun eğdirmek değil, diğer savaşların istenen sonuçları vermediği kanaatiydi. İki yıllık yıkım ve katliam sürecinin ardından İsrail, bugün yeniden “Hamas’ı silahsızlandırma” sloganına dönüyor, aynı zamanda Hizbullah’ın toparlandığını kabul ediyor; Suriye’deki değişim ise bölgenin geneline yeterince yansımadı. Buna ek olarak, Arap dünyasında resmi ve toplumsal düzeyde şekillenmekte olan dönüşümler, benimsenen şiddet stratejisine hizmet etmiyor.

Bununla birlikte, diğer sahalarda hasat toplamaya girişmeden önce yok edilmesi gereken bir direniş güçleri merkezi varlığını koruyor. İran’a yönelik büyük saldırı fikri, 12 günlük[4] turun onu farklı bir siyasi konuma itmek için yeterli olmadığı ve İran’ın belirli bir toparlanma düzeyini korumasının direniş güçlerine daha geniş bir hareket ve gelecek çatışmalara hazırlık alanı sağladığı varsayımına dayanıyor. Böylece Trump, İsrail’in kanaatiyle uyumlu olarak şu sonuca ulaşıyor: İstenen şey “başı koparmak”,[5] yani İran’daki rejimi vurmak; böylece bölgenin tamamında her şey daha kolay hale gelecek.

Amerika’nın yeni stratejisi bu bağlamda anlaşılabilir. Fakat rejimi devirme hedefi, geleneksel bir askeri harekatla sınırlı kalamayacak kadar çok unsur gerektirir. Trump, devasa bir ateş gücüyle desteklenen hava harekatının İran’daki yönetim sistemini değiştirmeye yeteceğini sanıyorsa da generalleri onu bu seçeneğin verimsizliği konusunda erkenden uyardı. İsraillilerin de desteklediği bu değerlendirmeye göre, herhangi bir askeri harekatın kendisini yarı yolda karşılayacak birilerini bulması şart. Bundan kasıt, ister içerideki güçlerden ister muhaliflerden olsun, İran içinden rejime karşı darbe talep edenlerin çıkmasıdır; savaş ancak o zaman kesin bir fayda sağlayabilir. Bu yüzden Trump’ın İranlılara yüksek sesle şöyle seslenmesi gerekiyordu: Sokaklara dökülün ve İran yönetimine saldırın, biz size yardım etmeye geliyoruz.

ABD’nin İran’a karşı atabileceği adımlara dair resim bulanık görünmüyor. Askeri veya güvenlik odaklı “sürprizlerden” dem vurulması, operasyonun temel amacının İran’daki karar merkezini zayıflatmak, otoriteyi sahadaki işleri yönetemez hale getirmek ve farklı türde bir müdahaleye imkan verecek geniş çaplı bir isyanın kapısını aralamak olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Bu anlamda, herhangi bir Amerikan-İsrail askeri veya güvenlik harekatının merkezi hedefleri, bizzat İran karar merkezini hedef almaya odaklanacak. Bu da Lider Ali Hamaney’e suikast senaryosunun birinci madde olarak gündemde olduğu, haziran savaşında Milli Güvenlik Konseyi üyelerine yönelik başarısız suikast girişiminin tekrarlanacağı ve kapsamlı bir kaos ortamı yaratmak amacıyla polis ve iç güvenlik merkezlerine ağır ve geniş çaplı darbeler indirileceği anlamına geliyor; elbette Amerikalıların askeri mevzi ve merkezlere hava saldırıları düzenlemesi de ihmal edilmiyor.

Yine de rejimin teslim olması veya değiştirilmesi şeklindeki ana hedef, farklı türde bir yerel unsura ihtiyaç duyuyor. Bu unsur, olağanüstü hal koşullarında hareket etmesi son derece zor olacak onlarca vatandaştan oluşan basit topluluklar olamaz. Yani herhangi bir saldırının öncelikli hedefi, İran’ı geniş çaplı bir kaos ve silahlı şiddet sarmalına sokmak. İsrail, olayları bu yöne itebileceğini, bu kaosu güvenlik ve istihbarat açısından yönetebileceğini düşünüyor; ayrılıkçı gruplar da kendilerini harekete geçmek için olağanüstü bir fırsatın önünde bulabilir.

Tüm bu anlatılanlar, yapılabileceklerin bir provası olmaktan öteye gitmiyor. Ancak temel soru, ilk ve son tahlilde, İran’ın siyasi dayanma gücü değil, Amerikalılara, İsraillilere ve bölgedeki müttefiklerine karşı vereceği askeri ve güvenlik cevabının niteliği etrafında düğümleniyor. Buna, İran sokağının genelinin ve özellikle rejim taraftarlarının, içeriden yönlendirilen herhangi bir isyan veya darbe girişimine vereceği tepkinin ne olacağı sorusu da ekleniyor.

Hesapta olmayan bir şey yaşanmazsa, cevabı almak için birkaç saat veya gün yeterli olacak.


[1] İbrahim el-Emin, burada ABD Başkanı Donald Trump’ın dün kendi sosyal medya platformu Truth Social’dan yaptığı açıklamaya işaret ediyor. Trump, mesajında sembolleşmiş “MAGA” (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) sloganını, “MIGA” (Make Iran Great Again – İran’ı Yeniden Harika Yap) olarak güncellemiş, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin! Kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin! Katillerin ve tacizcilerin isimlerini kaydedin. Ağır bir bedel ödeyecekler. Göstericilerin anlamsızca katledilmesi sona erene kadar İranlı yetkililerle tüm görüşmeleri iptal ettim. Yardım yolda!” demişti. (ç.n.)

[2] Metinde “tüccar zümresi” olarak çevirilen ifade, İran sosyopolitiğinde çok kritik bir öneme sahip olan “Bazaari” (Çarşı Esnafı) kesimine atıftır. Geleneksel tüccarlar, İran’da hem ekonomik gücü hem de muhafazakâr din adamlarıyla olan ittifakları nedeniyle hükümetin belkemiği sayılır. Yazar, bu sınıfın ekonomik nedenlerle sokağa dökülmesinin ABD ve İsrail tarafından rejimi devirmek için bir fırsat olarak görüldüğüne, ancak bu “çalınan” protestoların sürdürülemediğine dikkat çekmektedir. (ç.n.)

[3] Venezuela Devlet Başkanı ve eşi Cilia Flores’in 3 Ocak’ta Karakas’taki konutlarında ABD özel kuvveti Delta Force tarafından kaçırılarak New York’a götürüldüğü operasyon. (ç.n.)

[4] Geçtiğimiz yıl haziran ayında İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük karşılıklı saldırı dalgası. (ç.n.)

[5] Bu ifade, İsrail güvenlik doktrininde İran’a karşı sıkça kullanılan “Ahtapot Doktrini”ne (Octopus Doctrine) bir göndermedir. (ç.n.)

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’de teknoloji sektörü altı ayda yüzde 30 küçülebilir

Yayınlanma

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi Hedva Ber, güçlü şekelin teknoloji faaliyetlerini yurt dışına itmesi nedeniyle yüksek teknoloji sektörünün altı ay içinde yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebileceği uyarısında bulundu. Kudüs’teki Eli Hurvitz Konferansı’nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron ise enflasyon beklentilerindeki düşüşle birlikte daha hızlı faiz indirimlerine açık olduklarının sinyalini verdi.

İsrail Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron, Kudüs’te düzenlenen Eli Hurvitz Ekonomi ve Toplum Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Enflasyon beklentileri gerileyip hedef aralığın alt sınırına yaklaştıkça, bu durum daha genişleyici bir para politikasının daha hızlı bir tempoda uygulanmasını haklı kılmaktadır” dedi.

Yaron’un salı günü gerçekleştirdiği bu konuşma, Merkez Bankası Başkanı’nın para politikasını gevşetmeye ve faiz oranlarını önceden tahmin edilenden daha erken düşürmeye yönelik daha açık bir tutum benimsediğinin işareti olarak değerlendirildi.

Yaron’un verdiği bilgilere göre, ekonomik görünümdeki bu değişim son birkaç gün içinde meydana geldi.

İsrail’de yayın yapan ekonomi gazetesi Calcalist’in aktardığına göre Yaron, “Son faiz kararından bu yana, İran ile bir anlaşmaya varılması yönündeki beklentiler arttı. Bu beklentiler enerji fiyatlarında sert bir düşüşe yol açtı. Aynı zamanda İsrail’in risk primi düşmeye devam etti, şekel daha da güçlendi ve bu gelişmeler enflasyon beklentilerini geriletti” ifadelerini kullandı.

İsrail Merkez Bankası Başkanı, perakende sektöründeki rekabetin hâlâ yetersiz olmasına rağmen, yaşanan bu gelişmelerin kümülatif etkisinin enflasyonun düşmesine kesinlikle katkıda bulunabileceğini ve bu durumun gerileyen enflasyon beklentilerine de yansıdığını sözlerine ekledi.

Konuşmasında yüksek faiz oranlarının mevcut durumda ekonomik büyümenin önündeki temel engel olmadığını yineleyen Yaron, İsrail ekonomisinde bir kredi sıkışıklığı yaşandığına dair hiçbir işaret bulunmadığını savundu.

Yaron, büyümenin önündeki birincil kısıtlayıcı unsur olarak iş gücü açığına işaret etti.

Şekelin değer kazanmasına da değinen Yaron, bu değer artışının büyük bir kısmının İsrail Merkez Bankası’nın kontrolü dışında olduğunu ileri sürdü.

Yaron, “Şekelin güçlenmesi üç faktörden kaynaklanıyor: İsrail’in risk primindeki düşüş, ABD hisse senedi piyasalarının performansı ile bunun kurumsal yatırımcılar üzerindeki etkisi ve ABD dolarının küresel ölçekte zayıflaması. Bunlar öncelikle finansal faktörlerdir” dedi.

Yaron ayrıca ithalat engelleri, İsrail’deki yüksek emeklilik tasarruf oranları ve İsrail devlet tahvillerine yatırımı teşvik eden vergi avantajları dahil olmak üzere para birimini destekleyen bazı yapısal faktörlere de değindi.

Aynı zamanda ihracatçılar üzerindeki baskıyı da kabul eden Yaron, “İhracatçılar üzerindeki etkiyi anlıyoruz. Bunu hafife almıyoruz. Bu konu üzerinde önemle duruyoruz” şeklinde konuştu.

Yaron’un selefi Profesör Karnit Flug da döviz kuru konusuna değinerek Merkez Bankası’nın pozisyonunu savundu.

Flug, “Döviz kuru, faiz oranlarına karşı özellikle hassas değil. Geçmişte İsrail Merkez Bankası, değer artışının keskin ve hızlı olduğu dönemlerde müdahale ediyordu ancak bugünkü uluslararası atmosfer bu tür müdahaleleri çok daha az destekler nitelikte. Temel çözüm, ithalat engellerinin kaldırılması ve ithalatın artırılmasıdır; bu durum şekelin zayıflamasına yardımcı olacaktır” dedi.

Teknoloji sektöründe küçülme uyarısı

Konferans boyunca öne çıkan temel temalardan biri, İsrail para biriminin gücü ve bunun ekonomi üzerindeki etkileri oldu.

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi ve şu anda fintech şirketi eToro’nun Genel Müdür Yardımcısı olan Dr. Hedva Ber, teknoloji sektörü için ciddi sonuçlar doğabileceği konusunda uyardı.

Ber, “Altı ay içinde, İsrail’in yüksek teknoloji sektörü yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebilir. Tüm parasal ve mali politika seçeneklerini inceleyecek acil bir görev gücü kurulmazsa, sektörün daha fazlasının İsrail’den ayrıldığını göreceğiz. Bir kısmı zaten bugün ayrılıyor. Yüksek teknoloji şirketlerinin alternatifleri var ve İsrail ekonomisinin lokomotifi başka yerlere doğru hareket etmeye başlıyor” dedi.

Konferanstaki diğer konuşmacılar da doğrudan Merkez Bankası Başkanı’na faiz indirimlerini hızlandırma çağrısında bulundu.

Yatırım Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nimrod Sapir, “Ekonomik koşullar bir faiz indirimini haklı çıkarıyor. Bu adım atıldıktan sonra ek önlemleri inceleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Yaron’un yaptığı açıklamalar, önceki aylara kıyasla daha yumuşak bir tona işaret ederken, İsrail Merkez Bankası’nın faiz indirimi için koşulların giderek olgunlaştığına inandığını gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English