Diplomasi
İran’ın ABD’ye karşı zaferi üzerine düşünceler

Editörün notu: Aşağıda tercümesi verilen makalede Peter Hanseler ve René Zittlau, ABD ile İran arasında imzalanan Versay Mutabakat Muhtırası’nın küresel ve bölgesel düzeydeki jeopolitik yansımalarını ele alıyor. Yazarlar, İran’ın kısıtlı kaynaklarını rasyonel ve vakur bir diplomasiyle yöneterek ABD ve müttefiki İsrail karşısında tescillenmiş bir zafer kazandığını belirtiyor. Anlaşmanın nihai bir barışa dönüşmesinin önündeki temel engeller olarak da İsrail’in Lübnan’dan çekilmeme yönündeki direnci ve Trump’ın taahhütlerine sadık kalma konusundaki kronik güvensizliği öne çıkıyor.
İran’ın ABD’ye karşı zaferi üzerine düşünceler
Peter Hanseler, René Zittlau
Forum Geopolitica
18 Haziran 2026
Donald Trump’ın Mutabakat Muhtırası’nı (MOU) -üstelik Versay’da- imzalayacağını kimse tahmin etmiyordu. İran, küresel güçlerin yer aldığı o büyük masadaki yerini alırken dünya artık başka bir çehreye bürünüyor; zihnimizde, pek çoğu henüz yanıtsız kalan sorular uyanıyor.
Giriş
10 Ocak 1920’de Versay’da imzalanan “Barış Antlaşması”, birkaç büyük imparatorluğun -Çarlık Rusyası, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Alman İmparatorluğu ve uçsuz bucaksız Osmanlı İmparatorluğu’nun- resmen sonunu ilan etmişti. 17 Haziran 2026 Çarşamba günü, buna benzer tarihsel ağırlıkta bir gelişme yaşandı: İnsanlık tarihinin en köklü ve en güçlü medeniyetlerinden biri olan İran’ın, hegemon güçleri dört aydan kısa sürede mağlup ederek dünya devlerinin masasına eşit ortak olarak geri dönmesi. Hak edilmiş bir yer bu; nitekim daha 1 Mart 2026’da, İran’ın bu çatışmadan galip çıkacağını ileri sürdüğümüzde, sesimizi duyuran azınlığın arasındaydık.
Bu yazıda birtakım soruları gündeme getirecek, bunları sıkı bir süzgeçten geçirmeye çalışacak, hatta yer yer cevaplar sunacağız.
Mutabakat muhtırası (MOU) nedir?
Taraflar henüz nihai sözleşmeyi imzalamaya hazır olmadığında mutabakat muhtırası yoluna gitmek en doğru yöntemdir: Bu yolla taraflar müzakereleri sürdürmeyi kabul eder, temel ilkeleri ve çerçeveyi belirlerler. Ardından resmi sözleşme gelmedikçe belgenin hukuki bağlayıcılığı yoktur; işin hukuki boyutu böyledir.
Ne var ki yeni imzalanan bu muhtıranın yarattığı etki, tam anlamıyla jeopolitik bir bombadır. Müzakerelere verilen arada, 28 Şubat 2026’da uluslararası hukuku açıkça çiğneyerek İsrail ile birlikte İran’a ikinci kez saldıran “en büyük” küresel gücün, İran’ın şartlarına boyun eğmek zorunda kaldığını tüm dünya gördü. Elbette ABD, önümüzdeki 60 günlük müzakerelerden dilediği gerekçeyle çekilmekte serbesttir; ancak böyle bir adım, nihayetinde verilen sözden dönmek, hatta bir tür ahde vefasızlık anlamına gelecek ve şüphesiz diplomatik bir hüsranla sonuçlanacaktır.
Dolayısıyla, Versay’da imzalanan bu belgenin salt hukuki açıdan önemi sınırlı kalsa da jeopolitik ve diplomatik düzlemde ABD’ye giydirilmiş adeta bir deli gömleğidir; Amerikan tarihinde eşine rastlanmamış bir durumdur bu.
Muhtıra metni
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti ile mevcut savaştaki müttefikleri, bu muhtırayı imzalayarak Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulduğunu beyan eder; bundan böyle birbirlerine karşı herhangi bir savaş veya askeri harekat başlatmamayı, birbirlerine karşı güç kullanmaktan veya tehdidinden kaçınmayı ve Lübnan’ın toprak bütünlüğü ile egemenliğini güvence altına almayı taahhüt ederler. Nihai anlaşma, Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın kalıcı olarak sona erdirildiğini ve bu fıkranın diğer hükümlerini teyit edecektir.
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi, birbirlerinin iç işlerine karışmaktan kaçınmayı taahhüt ederler.
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, karşılıklı rızayla uzatılabilecek şekilde, en fazla 60 gün içinde nihai anlaşmayı müzakere edip tamamlamayı taahhüt ederler.
- Bu muhtıranın imzalanmasıyla birlikte ABD, deniz ablukasını ve İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik tüm engellemeleri kaldırma sürecini başlatacak ve 30 gün içinde ablukaya tamamen son verecektir. Bu süre zarfında gemi trafiği, savaş öncesindeki düzeylerin İran İslam Cumhuriyeti tarafından yeniden tesis edilmesine uygun oranda seyredecektir. ABD ayrıca nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde kuvvetlerini İran İslam Cumhuriyeti yakınlarından çekmeyi taahhüt eder.
- Bu muhtıranın imzalanması üzerine İran İslam Cumhuriyeti, Basra Körfezi’nden Umman Denizi’ne ve tersi istikametteki ticari gemilerin sadece 60 gün boyunca ücretsiz ve güvenli geçişini sağlamak amacıyla elinden gelen en iyi çabayı gösterecektir. Ticari gemi trafiği derhal başlayacak, İran İslam Cumhuriyeti’nin mayın temizleme ve teknik/askeri engelleri kaldırma ihtiyacı göz önünde bulundurularak 30 gün içinde tamamen düzene girecektir. İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı’ndaki geleceğe yönelik yönetimi ve denizcilik hizmetlerini tanımlamak amacıyla, diğer Basra Körfezi kıyıdaş devletleriyle görüşerek, yürürlükteki uluslararası hukuk ve boğaz kıyıdaşlarının egemenlik hakları çerçevesinde Umman Sultanlığı ile diyalog yürütecektir.
- ABD, İran İslam Cumhuriyeti’ne ait alanların yeniden imarı ve ekonomik kalkınması amacıyla bölgesel ortaklarıyla birlikte en az 300 milyar dolarlık, karşılıklı olarak mutabık kalınmış kesin bir plan geliştirmeyi taahhüt eder. Bu planın uygulanmasına yönelik mekanizma, 60 gün içinde nihai anlaşmanın parçası olarak netleştirilecektir. İlgili finansal işlemler için gerekli tüm lisans, muafiyet ve izinler ABD tarafından sağlanacaktır.
- ABD; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu kararları ile ABD’nin tüm birincil ve ikincil tek taraflı yaptırımları dahil olmak üzere, İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik her türlü yaptırımı nihai anlaşmanın parçası olarak belirlenecek takvim çerçevesinde sona erdirmeyi taahhüt eder. İran İslam Cumhuriyeti ve ABD, yukarıda belirtilen yaptırımların kaldırılması konusunun hayati önemini kabul eder ve karşılıklı mutabakata varmak amacıyla bu hususları müzakerelerde derhal ele alma niyetlerini beyan ederler.
- İran İslam Cumhuriyeti, nükleer silah edinmeyeceğini veya geliştirmeyeceğini yeniden teyit eder. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, stoklanmış zenginleştirilmiş malzemenin tasfiyesini, yedinci paragrafta belirtilen takvime uygun olarak karşılıklı belirlenecek mekanizmayla çözüme kavuşturmayı kabul etmiştir; buradaki asgari yöntem, UAEA denetiminde yerinde seyreltme (down-blending) olacaktır. İki taraf ayrıca, nihai anlaşmada tatmin edici çerçeve üzerinde mutabık kalınması temelinde, İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer ihtiyaçlarına ilişkin zenginleştirme konusunu ve karşılıklı kabul edilen diğer meseleleri görüşmeyi kararlaştırmıştır. Nihai anlaşma, bu paragrafın hükümlerini teyit edecektir. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, yukarıda belirtilen nükleer konuların can alıcı önemini kabul eder ve karşılıklı mutabakata varmak amacıyla bu hususları müzakerelerde derhal ele alma niyetlerini ifade ederler.
- Nihai anlaşmaya kadar ABD ve İran İslam Cumhuriyeti mevcut durumu (statükoyu) korumayı kabul eder. İran İslam Cumhuriyeti nükleer programının mevcut durumunu muhafaza edecek, ABD ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgeye ek kuvvet sevk etmeyecektir.
- ABD, bu muhtıranın imzalanmasıyla birlikte ve yaptırımlar tamamen kaldırılana kadar, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran ham petrolü, petrol ürünleri ve türevlerinin ihracatı ile bankacılık işlemleri, sigorta, taşımacılık dahil ilgili tüm hizmetler için muafiyetler tanımlayacağını taahhüt eder.
- ABD, bu muhtıranın uygulanmaya başlamasıyla birlikte İran İslam Cumhuriyeti’nin dondurulmuş veya kısıtlanmış fonlarını ve varlıklarını tamamen kullanıma sunmayı taahhüt eder. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, bu fonların serbest bırakılmasına ilişkin prosedürler üzerinde müzakereler sırasında karşılıklı mutabakata varacaktır. Söz konusu fonlar, ister orijinal hesapta tutulsun ister transfer edilsin, İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından belirlenen herhangi bir nihai alıcıya ödeme yapılması için tamamen kullanılabilir hale getirilecektir. ABD bu doğrultuda gerekli tüm lisans ve izinleri vermeyi taahhüt eder.
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, bu muhtıranın başarıyla uygulanmasını ve gelecekte nihai anlaşmaya uyulmasını denetlemek üzere yürütücü bir mekanizma kurulmasını kabul ederler.
- Bu muhtıranın imzalanmasının ardından ve 1, 4, 5, 10 ve 11. paragrafların uygulanmaya başlanması ile bu tedbirlerin kesintisiz sürdürülmesi kaydıyla, ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, nihai anlaşmaya ilişkin müzakereleri yalnızca diğer paragraflar üzerinden başlatacaktır.
- Nihai anlaşma, bağlayıcı bir BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacaktır.
Öncelik sırasının önemi: Temel meselelerden başlamak
Muhtıradaki 14 maddenin tamamını tartışmak bu yazının sınırlarını aşar. Bu nedenle şimdilik yalnızca bugünkü değerlendirmemiz açısından hayati önem taşıyan birkaç maddeyle yetinecek, daha derinlemesine analizi sonraya bırakacağız.
Böylesine diplomatik öneme sahip bir belgede hiçbir şey tesadüfe bırakılmaz. En önemli maddenin ilk sırada yer alması da bundandır. Anlaşma, yalnızca ABD ile İran arasındaki askeri çatışmanın sona ermesini kapsamıyor; birinci madde, “tüm cephelerdeki askeri operasyonların” durdurulacağını belirterek açıkça Lübnan’ı zikrediyor. Muhtıra sadece ABD ve İran’ı değil, “müttefiklerini” de tüm düşmanca eylemleri sonlandırmakla yükümlü kılıyor; bu da kaçınılmaz olarak İsrail’i de kapsadığı anlamına geliyor. Belgenin en büyük sürprizi ise şu: ABD, İran’ın temel talebine boyun eğiyor ve İran, ABD’yi ortağı ve dostu olan İsrail’i yarı yolda bırakmaya zorluyor.
Bu durum aynı zamanda İsraillilerin muhtıranın resmi suretini dahi almadığını gösteriyor. Amerikalılar, İsrail’in başının üzerinden atlayarak İranlılarla birlikte karar aldılar. Böylece İsraillilere, hiçbir koşulda yerine getirmek istemedikleri yükümlülük dayatılmış oldu: Lübnan’ı ele geçirme hedefinden vazgeçmek. Müzakerelere katılmayan İsrail -ABD’yi de yanına alarak İran’a karşı savaşı başlatan taraf olmasına rağmen- kuruluşundan bu yana en büyük yenilgisini İran karşısında aldı.
İsrailliler ne müzakerelerin tarafı ne de belgenin imzacısı; buna rağmen anlaşmaya uymak zorundalar. Sözleşmeye taraf olmadıkları halde sözleşmesel yükümlülüklerle bağlanmış durumdalar. Kendilerine danışılmadan, asla istemedikleri şeyi yapmaya zorlanıyorlar. Özel hukuk penceresinden bakılsa İsrail bu duruma dönüp bakmaz bile: “Bizi ilgilendirmez, biz hiçbir şeye onay vermedik.”
İsrailliler öfkeden deliye dönmüş durumda; Smotrich ve Ben-Gvir’in açıklamalarına bakılırsa belgenin hükümlerine uymaya ve dolayısıyla Lübnan’dan çekilmeye hiç de niyetli değiller. Bu satırların kaleme alındığı sırada Netanyahu henüz resmi açıklama yapmamıştı.
Şayet beklenen gerçekleşir ve İsrailliler Lübnan’daki savaşı ve Gazze’deki soykırımı sürdürürse, İran’ın önünde temelde iki yol kalacaktır: Ya müzakerelerden çekilmek ya da meşru müdafaa hakkını kullanarak İsrail’i vurmak. Genel paketin şartları kendisi için son derece elverişli olduğundan, İran’ın müzakereleri masada bırakmasını beklemiyoruz. Bunun yerine muhtemelen İsrail’i ve/veya Lübnan’daki kuvvetlerini hedef alacaktır. İsrail buna misillemeyle karşılık vermek isteyecektir ancak ABD desteği olmadan bunu başarması imkansızdır; zira yakıt ikmal uçakları ve uydu desteği gibi Amerikan lojistik yardımları olmaksızın İsrail’in İran’a bomba ve füze yağdırması mümkün değildir. İşte o an, Trump’ın anlaşmaya bağlılığı ve kararlılığı çetin sınavdan geçecektir. Buna şüpheyle yaklaşmak için en güçlü gerekçe ise Trump’ın anlaşmalara sadık kalma konusundaki kronik yetersizliğidir (örneğin bkz. Scott Ritter’ın “Anlaşma Özürlü” veya Peter Hanseler’in “Ölüm Döşeğindeki Diplomasi: Barış Başkanlığından Savaş Tellallığına” başlıklı yazıları).
Dolayısıyla belgenin birinci paragrafı, Ortadoğu barışının mihveridir ve pek çok meslektaşımızın haklı olarak derin şüphecilik içinde olması boşuna değildir.
Trump’ı bu aceleye sevk eden ne?
Başkan Trump dün gece bu sorunun cevabını son derece net biçimde verdi: “… Rezervlerimiz yaklaşık dört hafta içinde tükenecek.” (Paris, Basın Toplantısı, 17 Haziran 2026, Saat 2.35). Bu ifadenin durumu hafiflettiği bile söylenebilir; nitekim imza töreni iki gün öne çekilmiştir. Oysa daha bir gün önce, belgenin 19 Haziran 2026 Cuma günü İsviçre’de imzalanması kararlaştırılmıştı. Demek ki o iki günün dahi hayati önemi vardı.
Muhtıranın diğer lehte şartlarına girmeden dahi, 10. madde enerji piyasasındaki vahim durumun açık göstergesidir: ABD bu maddeyle, henüz yaptırımlar kalkmadan, İran petrol ve gazının serbest ticaretini derhal güvence altına almaktadır. İmzaların atılmasının hemen ardından, aynı gece bu engeller ortadan kaldırılmıştır.
18 Nisan’da “ABD: ‘Neden Kaybediyoruz’” başlıklı yazımızda şöyle demiştik:
“Başlarda Trump, Hürmüz Boğazı’nın ABD için önemsiz olduğunu iddia etmişti. Bu iddia açıkça gerçek dışıdır; zira ABD net ihracatçı olsa da petrolünün yaklaşık yüzde 40’ını ithal etmektedir.” – Forum Geopolitica, 18 Nisan 2026
Batı medyası da bir bütün olarak bu sorunu görmezden geldi; ancak Trump’ın bu telaşı, enerji piyasasındaki durumun iki ay önce tasvir ettiğimiz kadar karanlık olduğunun yalnızca göstergesi değil, adeta kanıtıdır.
Son dört aydır Batı medyasının finans piyasalarına dair yaptığı yayınlara bakıldığında, piyasalardaki bu yapay coşku şaşkınlık uyandırıyor. Trump’ın petrol kıtlığına dair itirafı, finans piyasalarının diğer alanlarında da işlerin çığırından çıktığının güçlü işaretidir. Basın ise suskunluğunu koruyor. Karamsar öngörülerimizin, pek çok kişinin temenni ettiğinden çok daha erken gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini yakında hep birlikte göreceğiz.
Sonuç
İran’ın ABD’ye karşı kazandığı zafer artık tescillenmiş gerçektir. Ülke, yeniden güçlü devletler arasındaki yerini almıştır. Askeri açıdan sarsılmaz konuma ulaşmış, ağır yaptırımlar altında bu çatışmaya yıllardır yaptığı hazırlıkların meyvesini toplamıştır. Dahası, diplomatik cephede de tüm müzakere ortaklarına üstünlük sağlamıştır.
Diplomat adaylarının ve halihazırda bu mesleği icra edenlerin, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “Müzakerenin Gücü: Siyasi ve Diplomatik Müzakerelerin İlke ve Kuralları” kitabını baş uçlarından ayırmamaları, Trump’ın “Anlaşma Sanatı” adlı kalın kitabını ise doğrudan çöpe atmaları yerinde karar olacaktır.
Kadim Pers İmparatorluğu’nun varisi İran, yüzlerce yıldır uzak kaldığı yere; küresel güçlerin masasına geri dönüyor.
Muhtıranın şartları, İran için hak edilmiş zafer niteliğindedir; zira çatışmaların başladığı 28 Şubat 2026’dan bu yana dile getirdiği taleplerden pek farklı değildir. Bu durum, İran’ın süreci ne denli başarıyla yönettiğinin açık kanıtıdır: Gerilimi yalnızca karşı taraftan gelen saldırılara yanıt olarak tırmandırmış, çiğ ve saldırgan söylemlerden kaçınmış, diplomatik vakarını korumuştur. Hava ve deniz kuvvetleri neredeyse hiç bulunmayan İran, kısıtlı kaynaklarını son derece planlı ve ustaca seferber etmiştir.
Bugün küresel askeri güçlerin yuvarlak masası şu aktörlerden oluşuyor: ABD, Çin, Rusya, Hindistan ve İran. İsrail kendi askeri gücünü gözünde aşırı büyüterek kaybetti; Amerika’nın desteği olmaksızın gücü esamesi okunmayacak düzeydedir.
Bu belgenin, daha sonra BM kararına da dönüştürülecek şekilde (bkz. 14. paragraf) nihai anlaşmaya başarıyla dönüştürülmesi iki etkene bağlıdır: Birincisi, Trump İsrail’i dizginlemeyi başarabilecek midir? Şahsen bu konuda derin şüphelerimiz var. İkincisi, Trump müzakereleri muhtıranın lafzına ve ruhuna uygun biçimde yürütüp sonuçlandıracak iradeyi gösterebilecek midir? Nitekim muhtıra şartları ABD açısından adeta teslimiyet belgesi niteliğindedir ve Trump’ın bunu zafer gibi sunması oldukça güçtür.
İran yeniden küresel güçtür; ABD ise utanç verici olarak nitelenebilecek yenilgiye uğramıştır. Öte yandan ABD’de İsrail’e yönelik hava değişmektedir: 50 yaş altı Amerikalıların yüzde 50’sinden fazlası, yıkım savaşı ve soykırımın bedeli olarak artık İsrail yerine Filistinlileri desteklemektedir. İsrail, 1982 ve 2006 savaşlarının ardından Lübnan’da yenilmezlik efsanesini bir kez daha yitirmiştir. Trump’ın Netanyahu’yu barışa zorlayıp zorlayamayacağını ise yakın zamanda göreceğiz.
Diplomasi
UEFA, FIFA’nın özelleştirilmesi halinde Dünya Kupası’nı boykot edecek

Avrupa futbolunun yönetim organı olan UEFA, FIFA’nın ticari faaliyetlerinin bir kısmını özelleştirmeye yönelik öneriyi kabul etmesi halinde, oybirliğiyle Dünya Kupası’nı boykot etme kararı aldı.
FIFA salı günü, ticari faaliyetlerini özel bir kuruluşa devretmeyi öngören bir öneri yayınladı.
Bu öneride, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın kardeşi Josh Kushner’ın CEO’su olduğu Thrive Capital’in baş yatırımcı olarak adı geçti.
UEFA, yaptığı açıklamada, “Dünya Kupası bir yatırım ürünü olarak değerlendirilemez. Hiçbir kısmı asla özel yatırımcılara devredilmemelidir. Dünya Kupası satılık değildir,” demişti.
Teklifin kabul edilmesi için FIFA’nın 211 üye federasyonunun çoğunluğunun desteği gerekiyor.
Fakat teklif Avrupa genelinde yoğun eleştirilere maruz kaldı. UEFA, yalnızca 55 üye federasyondan oluşuyor.
Açıklamada, “FIFA Dünya Kupası futbola aittir. Her zaman da öyle kalacaktır. Avrupa’nın söz hakkı olduğu sürece, Dünya Kupası asla satılık olmayacaktır,” denildi.
Avrupa Birliği Spor Komiseri Glenn Micallef, X’te yaptığı açıklamada, “UEFA’nın bu açıklamasını memnuniyetle karşılıyorum ve tutumunu tam olarak destekliyorum,” dedi ve “Avrupa futbol federasyonlarının yönetişim konusunda öncülük etmesinden gurur duyduğunu” ekledi.
Çarşamba günü komisyon üyesi, “rekabet hukuku hususları” gerekçesiyle FIFA’nın önerisini soruşturma tehdidinde bulunmuştu.
Kadınlar U-20 Dünya Kupası eylül ayında düzenlenecek ve FIFA planlarından vazgeçmezse, bu turnuva Avrupa futbol federasyonlarının boykotu sonuna kadar sürdürme kararlılığının ilk sınavı olabilir.
Kadınlar ve erkekler U-17 Dünya Kupaları da 2026’nın ilerleyen aylarında düzenlenecek.
En son 2023’te İspanya’nın kazandığı tam kadro Kadınlar Dünya Kupası ise 2027’de Brezilya’da gerçekleştirilecek.
POLITICO Çarşamba günü yayınladığı haberde, Avrupa futbolunun yönetim organındaki bir dizi üst düzey yetkilinin, mevcut görev süresi gelecek yıl sona erecek olan FIFA Başkanı Gianni Infantino’ya karşı Katarlı Nasır el-Halifi’yi aday çıkarmayı planladığını bildirmişti.
Diplomasi
ABD, BAE destekli çip üreticisi GlobalFoundries’e fon sağlayacak

GlobalFoundries, ABD hükümetinin daha verimli yapay zeka veri merkezlerini desteklemek amacıyla silikon fotonik teknolojisinin araştırma ve geliştirme çalışmalarını güçlendirmek üzere çip üreticisine 300 milyon dolarlık bir hibe vereceğini duyurdu.
Bu hibe, Washington’un Çin ile arasındaki küresel rekabette konumunu güçlendirmeye çalıştığı bir dönemde, ABD Başkanı Donald Trump’ın CHIPS Yasası kapsamındaki araştırma fonlarını kritik yarı iletken teknolojilerine yöneltme çabasının bir parçası.
Yönetim daha önce yarı iletken üretim ekipmanları için 150 milyon dolar ve kuantum bilişim için 2 milyar dolar tahsis etmişti.
Silikon fotonik, çipler arasında veri aktarımı için elektrik sinyalleri yerine ışığı kullanır ve bu sayede yapay zeka sistemleri için daha yüksek bant genişliği ve daha düşük güç tüketimi sağlar.
ABD Ticaret Bakanlığı’ndan sağlanan bu fon, veri aktarım hızlarını ve enerji verimliliğini daha da artırmak amacıyla silikon fotoniği yapay zeka işlemcileriyle doğrudan entegre eden bir teknoloji olan “ortak paketlenmiş optik” alanındaki gelişmeleri desteklemeyi de amaçlıyor.
Silikon fotoniği ve gelişmiş optik paketleme tedarik zincirinin büyük bir kısmı şu anda ABD dışında yoğunlaşmış durumda.
Bu alandaki başlıca üreticiler arasında Tayvanlı TSMC ve İsrailli Tower Semiconductor yer alıyor.
Çarşamba günü açıklanan 300 milyon dolarlık fon, GlobalFoundries’e 2024 yılında Malta (New York) ve Burlington’da (Vermont) fabrikalar kurması için tahsis edilen 1,5 milyar dolarlık önceki fonu tamamlayacak.
Teknoloji Direktörü Gregg Bartlett, Reuters’a verdiği demeçte yeni fonun, GlobalFoundries’in halihazırda ürettiği çiplerin yanı sıra optik bileşenlerin üretimi ve paketlenmesi için bu tesislerde kullanılacak yeni malzemeler ve teknikler üzerine yapılacak araştırmalara destek olacağını söyledi.
Bartlett, “Çıplak silikon yonga plakasından başlayarak, ABD’de kalitesi kanıtlanmış ve test edilmiş bir optik modül sevk edebilme yeteneğine sahip, uçtan uca hizmet sunan tek bir şirketin olması, bizim için benzersiz bir yetkinlik olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
GlobalFoundries, veri aktarım hızlarını saniyede 400 gigabite çıkarmayı ve mevcut nesil uygulamalara kıyasla enerji verimliliğini beş katına çıkarmayı hedeflediğini açıkladı.
Abu Dabi varlık fonu Mubadala, GlobalFoundries’in yaklaşık %73’üne sahip. ABD Ticaret Bakanlığı ise ayrı bir anlaşma kapsamında bu çip üreticisinin yaklaşık %1’lik hissesini alacak.
Diplomasi
Kiev’de vurulan İHA fabrikasının ABD’li şirkete ait olduğu bildirildi

Rusya’nın Kiev’de imha ettiğini açıkladığı insansız hava aracı fabrikasının ABD’nin Delaware eyaletinde kayıtlı bir şirkete ait olduğu bildirildi. The Guardian gazetesi, Terminal Autonomy adlı firmanın Rusya topraklarının derinliklerine saldırı düzenlemek amacıyla yüksek hassasiyetli İHA’lar ürettiğini aktardı. Şirket, yapay zeka kontrollü mühimmatların cephede aktif olarak kullanıldığını belirtiyor.
Rusya ordusunun Ukrayna’nın başkenti Kiev’de düzenlediği hava saldırılarında imha edilen insansız hava aracı (İHA) fabrikasının, ABD’nin Delaware eyaletinde kayıtlı bir Amerikan şirketine ait olduğu bildirildi.
The Guardian gazetesinin kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Terminal Autonomy adlı şirket, yönlendirme sistemleri parazit ve sinyal kesicilere karşı korumalı olan ve Rusya topraklarının derinliklerine saldırı düzenlemek amacıyla tasarlanan yüksek hassasiyetli İHA’lar üretiyor.
ABD’de 2023 yılında tescil edilen Terminal Autonomy şirketinin internet sitesinde, firmanın yapay zeka ile kontrol edilen dolanan mühimmatlar ve yüksek hassasiyetli mühimmatlar kullandığı, bunların “ön cephede düşman kuvvetlerine karşı halihazırda aktif biçimde uygulandığı” bilgisi yer alıyor.
Rusya Savunma Bakanlığı tesisin hedef alındığını duyurmuştu
Rusya Savunma Bakanlığı, 26 Temmuz’a bağlanan gece Kiev’in güneybatısında İHA montaj ve depolama alanının vurulduğunu açıklamıştı. Bakanlık, Ukraynalı ve Amerikalı uzmanların katılımıyla bu tesiste aylık bin adede kadar İHA üretimi yapıldığını bildirdi.
Bakanlığın açıklamasında, bu tesiste AQ-400 Scythe (“Kosa”) ve AQ-100 Bayonet (“Ştık”) tipi saldırı İHA’ları ile RQ-100 Scout (“Skaut”) tipi keşif İHA’larının üretildiği kaydedildi.
Aynı gece Kiev’de İHA ve yedek parça üretimi yapan “Smart Intelligent Systems” (“Smart intellidjent sistem”) işletmesinin de vurulduğu aktarıldı. Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna başkenti ile Odessa bölgesindeki Çernomorsk liman altyapı tesislerine grup saldırısı düzenlendiğini duyurdu.
Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıların yalnızca Ukrayna’nın askeri ve enerji tesisleri ile bunlarla bağlantılı altyapıya yönelik gerçekleştirildiğini vurguluyor.
Öte yandan Financial Times gazetesi, Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD ve Fransa’nın Rusya topraklarına yönelik İHA saldırılarının planlanmasında Ukrayna’ya istihbarat sağladığını yazmıştı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü










