Diplomasi
İran’ın ABD’ye karşı zaferi üzerine düşünceler

Editörün notu: Aşağıda tercümesi verilen makalede Peter Hanseler ve René Zittlau, ABD ile İran arasında imzalanan Versay Mutabakat Muhtırası’nın küresel ve bölgesel düzeydeki jeopolitik yansımalarını ele alıyor. Yazarlar, İran’ın kısıtlı kaynaklarını rasyonel ve vakur bir diplomasiyle yöneterek ABD ve müttefiki İsrail karşısında tescillenmiş bir zafer kazandığını belirtiyor. Anlaşmanın nihai bir barışa dönüşmesinin önündeki temel engeller olarak da İsrail’in Lübnan’dan çekilmeme yönündeki direnci ve Trump’ın taahhütlerine sadık kalma konusundaki kronik güvensizliği öne çıkıyor.
İran’ın ABD’ye karşı zaferi üzerine düşünceler
Peter Hanseler, René Zittlau
Forum Geopolitica
18 Haziran 2026
Donald Trump’ın Mutabakat Muhtırası’nı (MOU) -üstelik Versay’da- imzalayacağını kimse tahmin etmiyordu. İran, küresel güçlerin yer aldığı o büyük masadaki yerini alırken dünya artık başka bir çehreye bürünüyor; zihnimizde, pek çoğu henüz yanıtsız kalan sorular uyanıyor.
Giriş
10 Ocak 1920’de Versay’da imzalanan “Barış Antlaşması”, birkaç büyük imparatorluğun -Çarlık Rusyası, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Alman İmparatorluğu ve uçsuz bucaksız Osmanlı İmparatorluğu’nun- resmen sonunu ilan etmişti. 17 Haziran 2026 Çarşamba günü, buna benzer tarihsel ağırlıkta bir gelişme yaşandı: İnsanlık tarihinin en köklü ve en güçlü medeniyetlerinden biri olan İran’ın, hegemon güçleri dört aydan kısa sürede mağlup ederek dünya devlerinin masasına eşit ortak olarak geri dönmesi. Hak edilmiş bir yer bu; nitekim daha 1 Mart 2026’da, İran’ın bu çatışmadan galip çıkacağını ileri sürdüğümüzde, sesimizi duyuran azınlığın arasındaydık.
Bu yazıda birtakım soruları gündeme getirecek, bunları sıkı bir süzgeçten geçirmeye çalışacak, hatta yer yer cevaplar sunacağız.
Mutabakat muhtırası (MOU) nedir?
Taraflar henüz nihai sözleşmeyi imzalamaya hazır olmadığında mutabakat muhtırası yoluna gitmek en doğru yöntemdir: Bu yolla taraflar müzakereleri sürdürmeyi kabul eder, temel ilkeleri ve çerçeveyi belirlerler. Ardından resmi sözleşme gelmedikçe belgenin hukuki bağlayıcılığı yoktur; işin hukuki boyutu böyledir.
Ne var ki yeni imzalanan bu muhtıranın yarattığı etki, tam anlamıyla jeopolitik bir bombadır. Müzakerelere verilen arada, 28 Şubat 2026’da uluslararası hukuku açıkça çiğneyerek İsrail ile birlikte İran’a ikinci kez saldıran “en büyük” küresel gücün, İran’ın şartlarına boyun eğmek zorunda kaldığını tüm dünya gördü. Elbette ABD, önümüzdeki 60 günlük müzakerelerden dilediği gerekçeyle çekilmekte serbesttir; ancak böyle bir adım, nihayetinde verilen sözden dönmek, hatta bir tür ahde vefasızlık anlamına gelecek ve şüphesiz diplomatik bir hüsranla sonuçlanacaktır.
Dolayısıyla, Versay’da imzalanan bu belgenin salt hukuki açıdan önemi sınırlı kalsa da jeopolitik ve diplomatik düzlemde ABD’ye giydirilmiş adeta bir deli gömleğidir; Amerikan tarihinde eşine rastlanmamış bir durumdur bu.
Muhtıra metni
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti ile mevcut savaştaki müttefikleri, bu muhtırayı imzalayarak Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulduğunu beyan eder; bundan böyle birbirlerine karşı herhangi bir savaş veya askeri harekat başlatmamayı, birbirlerine karşı güç kullanmaktan veya tehdidinden kaçınmayı ve Lübnan’ın toprak bütünlüğü ile egemenliğini güvence altına almayı taahhüt ederler. Nihai anlaşma, Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın kalıcı olarak sona erdirildiğini ve bu fıkranın diğer hükümlerini teyit edecektir.
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi, birbirlerinin iç işlerine karışmaktan kaçınmayı taahhüt ederler.
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, karşılıklı rızayla uzatılabilecek şekilde, en fazla 60 gün içinde nihai anlaşmayı müzakere edip tamamlamayı taahhüt ederler.
- Bu muhtıranın imzalanmasıyla birlikte ABD, deniz ablukasını ve İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik tüm engellemeleri kaldırma sürecini başlatacak ve 30 gün içinde ablukaya tamamen son verecektir. Bu süre zarfında gemi trafiği, savaş öncesindeki düzeylerin İran İslam Cumhuriyeti tarafından yeniden tesis edilmesine uygun oranda seyredecektir. ABD ayrıca nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde kuvvetlerini İran İslam Cumhuriyeti yakınlarından çekmeyi taahhüt eder.
- Bu muhtıranın imzalanması üzerine İran İslam Cumhuriyeti, Basra Körfezi’nden Umman Denizi’ne ve tersi istikametteki ticari gemilerin sadece 60 gün boyunca ücretsiz ve güvenli geçişini sağlamak amacıyla elinden gelen en iyi çabayı gösterecektir. Ticari gemi trafiği derhal başlayacak, İran İslam Cumhuriyeti’nin mayın temizleme ve teknik/askeri engelleri kaldırma ihtiyacı göz önünde bulundurularak 30 gün içinde tamamen düzene girecektir. İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı’ndaki geleceğe yönelik yönetimi ve denizcilik hizmetlerini tanımlamak amacıyla, diğer Basra Körfezi kıyıdaş devletleriyle görüşerek, yürürlükteki uluslararası hukuk ve boğaz kıyıdaşlarının egemenlik hakları çerçevesinde Umman Sultanlığı ile diyalog yürütecektir.
- ABD, İran İslam Cumhuriyeti’ne ait alanların yeniden imarı ve ekonomik kalkınması amacıyla bölgesel ortaklarıyla birlikte en az 300 milyar dolarlık, karşılıklı olarak mutabık kalınmış kesin bir plan geliştirmeyi taahhüt eder. Bu planın uygulanmasına yönelik mekanizma, 60 gün içinde nihai anlaşmanın parçası olarak netleştirilecektir. İlgili finansal işlemler için gerekli tüm lisans, muafiyet ve izinler ABD tarafından sağlanacaktır.
- ABD; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu kararları ile ABD’nin tüm birincil ve ikincil tek taraflı yaptırımları dahil olmak üzere, İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik her türlü yaptırımı nihai anlaşmanın parçası olarak belirlenecek takvim çerçevesinde sona erdirmeyi taahhüt eder. İran İslam Cumhuriyeti ve ABD, yukarıda belirtilen yaptırımların kaldırılması konusunun hayati önemini kabul eder ve karşılıklı mutabakata varmak amacıyla bu hususları müzakerelerde derhal ele alma niyetlerini beyan ederler.
- İran İslam Cumhuriyeti, nükleer silah edinmeyeceğini veya geliştirmeyeceğini yeniden teyit eder. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, stoklanmış zenginleştirilmiş malzemenin tasfiyesini, yedinci paragrafta belirtilen takvime uygun olarak karşılıklı belirlenecek mekanizmayla çözüme kavuşturmayı kabul etmiştir; buradaki asgari yöntem, UAEA denetiminde yerinde seyreltme (down-blending) olacaktır. İki taraf ayrıca, nihai anlaşmada tatmin edici çerçeve üzerinde mutabık kalınması temelinde, İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer ihtiyaçlarına ilişkin zenginleştirme konusunu ve karşılıklı kabul edilen diğer meseleleri görüşmeyi kararlaştırmıştır. Nihai anlaşma, bu paragrafın hükümlerini teyit edecektir. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, yukarıda belirtilen nükleer konuların can alıcı önemini kabul eder ve karşılıklı mutabakata varmak amacıyla bu hususları müzakerelerde derhal ele alma niyetlerini ifade ederler.
- Nihai anlaşmaya kadar ABD ve İran İslam Cumhuriyeti mevcut durumu (statükoyu) korumayı kabul eder. İran İslam Cumhuriyeti nükleer programının mevcut durumunu muhafaza edecek, ABD ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgeye ek kuvvet sevk etmeyecektir.
- ABD, bu muhtıranın imzalanmasıyla birlikte ve yaptırımlar tamamen kaldırılana kadar, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran ham petrolü, petrol ürünleri ve türevlerinin ihracatı ile bankacılık işlemleri, sigorta, taşımacılık dahil ilgili tüm hizmetler için muafiyetler tanımlayacağını taahhüt eder.
- ABD, bu muhtıranın uygulanmaya başlamasıyla birlikte İran İslam Cumhuriyeti’nin dondurulmuş veya kısıtlanmış fonlarını ve varlıklarını tamamen kullanıma sunmayı taahhüt eder. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, bu fonların serbest bırakılmasına ilişkin prosedürler üzerinde müzakereler sırasında karşılıklı mutabakata varacaktır. Söz konusu fonlar, ister orijinal hesapta tutulsun ister transfer edilsin, İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından belirlenen herhangi bir nihai alıcıya ödeme yapılması için tamamen kullanılabilir hale getirilecektir. ABD bu doğrultuda gerekli tüm lisans ve izinleri vermeyi taahhüt eder.
- ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, bu muhtıranın başarıyla uygulanmasını ve gelecekte nihai anlaşmaya uyulmasını denetlemek üzere yürütücü bir mekanizma kurulmasını kabul ederler.
- Bu muhtıranın imzalanmasının ardından ve 1, 4, 5, 10 ve 11. paragrafların uygulanmaya başlanması ile bu tedbirlerin kesintisiz sürdürülmesi kaydıyla, ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, nihai anlaşmaya ilişkin müzakereleri yalnızca diğer paragraflar üzerinden başlatacaktır.
- Nihai anlaşma, bağlayıcı bir BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacaktır.
Öncelik sırasının önemi: Temel meselelerden başlamak
Muhtıradaki 14 maddenin tamamını tartışmak bu yazının sınırlarını aşar. Bu nedenle şimdilik yalnızca bugünkü değerlendirmemiz açısından hayati önem taşıyan birkaç maddeyle yetinecek, daha derinlemesine analizi sonraya bırakacağız.
Böylesine diplomatik öneme sahip bir belgede hiçbir şey tesadüfe bırakılmaz. En önemli maddenin ilk sırada yer alması da bundandır. Anlaşma, yalnızca ABD ile İran arasındaki askeri çatışmanın sona ermesini kapsamıyor; birinci madde, “tüm cephelerdeki askeri operasyonların” durdurulacağını belirterek açıkça Lübnan’ı zikrediyor. Muhtıra sadece ABD ve İran’ı değil, “müttefiklerini” de tüm düşmanca eylemleri sonlandırmakla yükümlü kılıyor; bu da kaçınılmaz olarak İsrail’i de kapsadığı anlamına geliyor. Belgenin en büyük sürprizi ise şu: ABD, İran’ın temel talebine boyun eğiyor ve İran, ABD’yi ortağı ve dostu olan İsrail’i yarı yolda bırakmaya zorluyor.
Bu durum aynı zamanda İsraillilerin muhtıranın resmi suretini dahi almadığını gösteriyor. Amerikalılar, İsrail’in başının üzerinden atlayarak İranlılarla birlikte karar aldılar. Böylece İsraillilere, hiçbir koşulda yerine getirmek istemedikleri yükümlülük dayatılmış oldu: Lübnan’ı ele geçirme hedefinden vazgeçmek. Müzakerelere katılmayan İsrail -ABD’yi de yanına alarak İran’a karşı savaşı başlatan taraf olmasına rağmen- kuruluşundan bu yana en büyük yenilgisini İran karşısında aldı.
İsrailliler ne müzakerelerin tarafı ne de belgenin imzacısı; buna rağmen anlaşmaya uymak zorundalar. Sözleşmeye taraf olmadıkları halde sözleşmesel yükümlülüklerle bağlanmış durumdalar. Kendilerine danışılmadan, asla istemedikleri şeyi yapmaya zorlanıyorlar. Özel hukuk penceresinden bakılsa İsrail bu duruma dönüp bakmaz bile: “Bizi ilgilendirmez, biz hiçbir şeye onay vermedik.”
İsrailliler öfkeden deliye dönmüş durumda; Smotrich ve Ben-Gvir’in açıklamalarına bakılırsa belgenin hükümlerine uymaya ve dolayısıyla Lübnan’dan çekilmeye hiç de niyetli değiller. Bu satırların kaleme alındığı sırada Netanyahu henüz resmi açıklama yapmamıştı.
Şayet beklenen gerçekleşir ve İsrailliler Lübnan’daki savaşı ve Gazze’deki soykırımı sürdürürse, İran’ın önünde temelde iki yol kalacaktır: Ya müzakerelerden çekilmek ya da meşru müdafaa hakkını kullanarak İsrail’i vurmak. Genel paketin şartları kendisi için son derece elverişli olduğundan, İran’ın müzakereleri masada bırakmasını beklemiyoruz. Bunun yerine muhtemelen İsrail’i ve/veya Lübnan’daki kuvvetlerini hedef alacaktır. İsrail buna misillemeyle karşılık vermek isteyecektir ancak ABD desteği olmadan bunu başarması imkansızdır; zira yakıt ikmal uçakları ve uydu desteği gibi Amerikan lojistik yardımları olmaksızın İsrail’in İran’a bomba ve füze yağdırması mümkün değildir. İşte o an, Trump’ın anlaşmaya bağlılığı ve kararlılığı çetin sınavdan geçecektir. Buna şüpheyle yaklaşmak için en güçlü gerekçe ise Trump’ın anlaşmalara sadık kalma konusundaki kronik yetersizliğidir (örneğin bkz. Scott Ritter’ın “Anlaşma Özürlü” veya Peter Hanseler’in “Ölüm Döşeğindeki Diplomasi: Barış Başkanlığından Savaş Tellallığına” başlıklı yazıları).
Dolayısıyla belgenin birinci paragrafı, Ortadoğu barışının mihveridir ve pek çok meslektaşımızın haklı olarak derin şüphecilik içinde olması boşuna değildir.
Trump’ı bu aceleye sevk eden ne?
Başkan Trump dün gece bu sorunun cevabını son derece net biçimde verdi: “… Rezervlerimiz yaklaşık dört hafta içinde tükenecek.” (Paris, Basın Toplantısı, 17 Haziran 2026, Saat 2.35). Bu ifadenin durumu hafiflettiği bile söylenebilir; nitekim imza töreni iki gün öne çekilmiştir. Oysa daha bir gün önce, belgenin 19 Haziran 2026 Cuma günü İsviçre’de imzalanması kararlaştırılmıştı. Demek ki o iki günün dahi hayati önemi vardı.
Muhtıranın diğer lehte şartlarına girmeden dahi, 10. madde enerji piyasasındaki vahim durumun açık göstergesidir: ABD bu maddeyle, henüz yaptırımlar kalkmadan, İran petrol ve gazının serbest ticaretini derhal güvence altına almaktadır. İmzaların atılmasının hemen ardından, aynı gece bu engeller ortadan kaldırılmıştır.
18 Nisan’da “ABD: ‘Neden Kaybediyoruz’” başlıklı yazımızda şöyle demiştik:
“Başlarda Trump, Hürmüz Boğazı’nın ABD için önemsiz olduğunu iddia etmişti. Bu iddia açıkça gerçek dışıdır; zira ABD net ihracatçı olsa da petrolünün yaklaşık yüzde 40’ını ithal etmektedir.” – Forum Geopolitica, 18 Nisan 2026
Batı medyası da bir bütün olarak bu sorunu görmezden geldi; ancak Trump’ın bu telaşı, enerji piyasasındaki durumun iki ay önce tasvir ettiğimiz kadar karanlık olduğunun yalnızca göstergesi değil, adeta kanıtıdır.
Son dört aydır Batı medyasının finans piyasalarına dair yaptığı yayınlara bakıldığında, piyasalardaki bu yapay coşku şaşkınlık uyandırıyor. Trump’ın petrol kıtlığına dair itirafı, finans piyasalarının diğer alanlarında da işlerin çığırından çıktığının güçlü işaretidir. Basın ise suskunluğunu koruyor. Karamsar öngörülerimizin, pek çok kişinin temenni ettiğinden çok daha erken gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini yakında hep birlikte göreceğiz.
Sonuç
İran’ın ABD’ye karşı kazandığı zafer artık tescillenmiş gerçektir. Ülke, yeniden güçlü devletler arasındaki yerini almıştır. Askeri açıdan sarsılmaz konuma ulaşmış, ağır yaptırımlar altında bu çatışmaya yıllardır yaptığı hazırlıkların meyvesini toplamıştır. Dahası, diplomatik cephede de tüm müzakere ortaklarına üstünlük sağlamıştır.
Diplomat adaylarının ve halihazırda bu mesleği icra edenlerin, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “Müzakerenin Gücü: Siyasi ve Diplomatik Müzakerelerin İlke ve Kuralları” kitabını baş uçlarından ayırmamaları, Trump’ın “Anlaşma Sanatı” adlı kalın kitabını ise doğrudan çöpe atmaları yerinde karar olacaktır.
Kadim Pers İmparatorluğu’nun varisi İran, yüzlerce yıldır uzak kaldığı yere; küresel güçlerin masasına geri dönüyor.
Muhtıranın şartları, İran için hak edilmiş zafer niteliğindedir; zira çatışmaların başladığı 28 Şubat 2026’dan bu yana dile getirdiği taleplerden pek farklı değildir. Bu durum, İran’ın süreci ne denli başarıyla yönettiğinin açık kanıtıdır: Gerilimi yalnızca karşı taraftan gelen saldırılara yanıt olarak tırmandırmış, çiğ ve saldırgan söylemlerden kaçınmış, diplomatik vakarını korumuştur. Hava ve deniz kuvvetleri neredeyse hiç bulunmayan İran, kısıtlı kaynaklarını son derece planlı ve ustaca seferber etmiştir.
Bugün küresel askeri güçlerin yuvarlak masası şu aktörlerden oluşuyor: ABD, Çin, Rusya, Hindistan ve İran. İsrail kendi askeri gücünü gözünde aşırı büyüterek kaybetti; Amerika’nın desteği olmaksızın gücü esamesi okunmayacak düzeydedir.
Bu belgenin, daha sonra BM kararına da dönüştürülecek şekilde (bkz. 14. paragraf) nihai anlaşmaya başarıyla dönüştürülmesi iki etkene bağlıdır: Birincisi, Trump İsrail’i dizginlemeyi başarabilecek midir? Şahsen bu konuda derin şüphelerimiz var. İkincisi, Trump müzakereleri muhtıranın lafzına ve ruhuna uygun biçimde yürütüp sonuçlandıracak iradeyi gösterebilecek midir? Nitekim muhtıra şartları ABD açısından adeta teslimiyet belgesi niteliğindedir ve Trump’ın bunu zafer gibi sunması oldukça güçtür.
İran yeniden küresel güçtür; ABD ise utanç verici olarak nitelenebilecek yenilgiye uğramıştır. Öte yandan ABD’de İsrail’e yönelik hava değişmektedir: 50 yaş altı Amerikalıların yüzde 50’sinden fazlası, yıkım savaşı ve soykırımın bedeli olarak artık İsrail yerine Filistinlileri desteklemektedir. İsrail, 1982 ve 2006 savaşlarının ardından Lübnan’da yenilmezlik efsanesini bir kez daha yitirmiştir. Trump’ın Netanyahu’yu barışa zorlayıp zorlayamayacağını ise yakın zamanda göreceğiz.
Diplomasi
Meloni ile Trump arasında büyük gerilim

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Donald Trump’ın İtalya başbakanının kendisiyle fotoğraf çektirmek için “yalvardığını” iddia etmesinin ardından, Trump’ı “Batının düşmanlarına karşı fazla uzlaşmacı” olmakla suçladı.
Cuma günü sosyal medyada yayınlanan bir videoda, bir zamanlar Trump’ın Avrupa’daki en güçlü müttefiklerinden biri olan Meloni, ABD başkanının yakın zamanda düzenlenen G7 zirvesindeki karşılaşmalarına ilişkin anlatımını reddetti ve “tamamen uydurma” olarak nitelendirdiği bu anlatıma “açıkçası hayret ettiğini” söyledi:
“ABD başkanının kendi müttefiklerine karşı neden bu şekilde davrandığını bilmiyorum. Bu ilk kez olan bir şey değil. Batı’nın düşmanlarına ve ABD’nin düşmanlarına karşı aynı kararlılığı göstermemesi talihsiz bir durum; oysa bu ülkelerin liderlerine karşı çok daha uzlaşmacı bir tavır sergiliyor. Şunu unutmayın: Ben ve İtalya asla yalvarmayacağız.”
Siyasi yelpazenin her kesiminden İtalyan milletvekilleri Trump’a sert tepki göstererek, bir zamanlar sağlam müttefikler olan iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulduğunu ve karşılıklı husumetin derinliğini ortaya koydu.
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, başkanın bu küçümseyici tavrını protesto etmek amacıyla önümüzdeki hafta ABD’ye yapacağı planlı ziyareti iptal ettiğini duyurdu.
Tajani, X’te, “Başkan Trump’ın Başbakan Giorgia Meloni’ye yönelik ciddi ve aşağılayıcı sözleri tüm İtalya’yı incitmiştir,” diye yazdı.
Bu hafta başında Washington’da bulunan İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Trump’ın sözlerinin “ne ABD’ye ne de İtalya’ya hiçbir fayda sağlamayacağını” belirtti.
Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini ise, “Giorgia Meloni’ye saldıran, hepimize saldırmış olur,” dedi.
Sol muhalefet de Trump’ı eleştirdi. Popülist Beş Yıldız Hareketi’nin lideri Giuseppe Conte, “İtalya bu kadar alenen aşağılanmayı hak etmiyor,” dedi.
Fakat Conte, Meloni’ye de bir gönderme yaparak, onun Trump ve onun MAGA hareketine fazla yakınlaşmasının bedelini ödediğini ima etti.
Olay, cuma sabahı İtalyan La7 televizyon kanalından bir gazetecinin, Fransa’daki G7 zirvesi sırasında Meloni ile olan görüşmesi hakkında Trump ile kısa bir telefon röportajı yapmasının ardından patlak verdi.
Trump, Meloni’nin kendisiyle fotoğraf çektirmek için “can attığını” ve “ona acıdığını” iddia etti.
Meloni, Avrupa’da Trump’ın en sadık siyasi savunucularından biri olmuş, hatta Trump’ın Grönland’ı işgal etme tehdidini ve hatta ABD-İsrail’in İran’a yönelik bombardımanını haklı çıkarmaya çalışmıştı.
Fakat geçen ay, Meloni’nin İran savaşı konusunda Trump ile Papa Leo arasındaki tartışmaya müdahil olması ve ABD başkanının Katolik ruhani liderine yönelik sözlü saldırılarını “kabul edilemez” olarak nitelemesi üzerine ilişkiler keskin bir şekilde bozuldu.
Bunun ardından Trump, Meloni’ye sert çıkarak, hükümetinin İran’ın nükleer programını yok etme yönündeki ABD çabalarını desteklemediğinden ve kendisinin “cesaretten yoksun” olduğundan şikayet etti.
Buna rağmen Meloni, ilişkilerini yeniden güçlendirmek amacıyla hasarı onarmaya çalıştı ve G7 toplantısı sırasında Trump’ı buldu. Daha sonra ilişkilerin yeniden rayına oturduğunu iddia etti.
Meloni, G7’de gazetecilere “Karşılıklı suçlamalar olmadı” dedi ve hem kendisinin hem de Trump’ın “oldukça güçlü kişiliklere” sahip olduğunu, fakat her ikisinin de “ulusal çıkarlarımızı kararlılıkla savunduğunu” ekledi:
“Bir konuda anlaşamadığımızda bunu çözmemize gerek yok; sonuçta her birimiz diğerinin bakış açısını açıkça anlıyoruz. Bu yüzden hemen önümüzdeki aylarda yapılması gerekenleri tartışmaya geri döndük.”
Diplomasi
AB, Çin’le ticari cepheleşmeyi erteledi

AB liderleri, misilleme korkusu nedeniyle Pekin’e karşı derhal harekete geçmek yerine diyaloğu tercih etti.
Avrupa Birliği (AB), Avrupa sanayi üretimini aşındıran Pekin kaynaklı ucuz ithalatla nasıl başa çıkılacağı konusunda blok içindeki ayrılıkları açığa çıkaran zirvede, Çin’le ticari cepheleşmeyi erteledi.
Brüksel’deki toplantı öncesinde sert söylemler dile getirilmesine rağmen 27 lider, “küresel makroekonomik dengesizlikler” olarak niteledikleri sorunla başa çıkmak için derhal harekete geçmek yerine diyaloğu tercih etti.
Bir AB yetkilisi, Financial Times’a liderlerin “iki sütuna dayanan bir Avrupa yanıtı: Avrupa birliği ve başlıca ekonomik ortaklarımızla diyalog” çağrısında bulunduğunu söyledi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, perşembe günü akşam yemeğinde AB ihracatının düştüğünü, Çin ithalatının ise arttığını gösteren çarpıcı bir ekonomik tablo ortaya koydu; mal ticareti açığının günde 1 milyar avroya ulaştığını belirtti. Von der Leyen, sorunla başa çıkmak için yeni araçlar geliştirilmesini istedi.
Yetkiliye göre liderler, von der Leyen’e “başlıca ekonomik ortaklarımızla yapıcı diyaloğu sürdürme” talimatı verdi ve “bu diyaloğun sonuç üretmesi gerektiğini” vurguladı.
İkinci olarak liderler, von der Leyen’in “ticaret savunması ve sanayi politikası alanındaki araç kutusunu geliştirmesi ve nihayetinde tamamlaması” gerektiğini söyledi.
Zirve başlarken, von der Leyen’in mensubu olduğu Avrupa Halk Partisi —AB’nin en büyük siyasi grubu olan merkez sağ grup— “Çin’in haksız piyasa müdahalesini kabul etmeyeceğini” açıkladı ve Komisyon’a “mevcut ticaret savunma araçlarını” güçlendirme çağrısı yaptı.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, von der Leyen ve 10 diğer lider bu açıklamaya imza attı. Açıklamada AB’den, “Çin’in uzun vadeli emellerine karşı saflığı bırakması” talep edildi.
Almanya, Fransa, İtalya, Polonya ve Hollanda bu hafta, Çin’in otomobil ve rüzgâr türbinleri gibi ürünlerin üretiminde kullanılan bazı nadir toprak elementlerinin ihracatını kısıtlamasının ardından, tarifeleri ve kotaları artıracak ve şirketleri kritik girdiler için alternatif kaynaklar bulmaya zorlayacak yeni araçlar çağrısında bulundu.
Ancak bir hükümet yetkilisine göre İspanya yeni tedbirlere karşı çıktı; Merz de akşam yemeğindeki tartışma sırasında daha ihtiyatlı bir tutum aldı.
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, zirveye gelirken gazetecilere yaptığı açıklamada Çin’in “potansiyel bir müttefik” olduğunu söyledi.
Bir AB hükümeti yetkilisi, “Yeni enstrümanlar konusunda anlaşmadan hâlâ uzağız. Görüşmeler henüz olgunlaşmış değil” dedi.
Zirveye katılan üst düzey bir AB diplomatı, “Kasım ayında Çin’le ilgili durumun nasıl tahammül edilemez olduğundan ve harekete geçmemiz gerektiğinden söz ediyorduk. Şimdi yine buradayız ve aynı şeyi konuşuyoruz” dedi.
İkinci bir AB diplomatı ise, “Liderler Komisyon’a, pazarlarını sübvansiyonlu ithalata karşı korumak için ek ticaret savunma araçları geliştirme konusunda açık bir yetki verdi” dedi.
Birçok diplomat FT’ye, bazı üye devletlerin misilleme korkusu nedeniyle tarife uygulamadan önce Çin’e bağımlılığı azaltmayı tercih ettiğini söyledi. AB’nin Çin menşeli elektrikli araç ithalatına tarife koymasının ardından Pekin, AB’nin gıda ve şarap ürünlerine ek vergiler getirmişti.
Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo, Komisyon’dan kırılgan alanlara ve bağımlılıkların nasıl azaltılacağına ilişkin bir yol haritası hazırlamasını istedi.
Avusturya Başbakanı Christian Stocker FT’ye, “Belki saflığımızdan, belki fazla rahat olduğumuzdan kendimizi, kendi kazdığımız bu çukurdan çıkmamız gereken bir duruma soktuk” dedi. “AB’nin stratejik bir yeniden yönelime ihtiyacı var” diye vurguladı.
Stocker sözlerine şöyle devam etti: “Bizim için açık olan şu: Her eylem bir tepki doğuracaktır ve bu tepkinin Avrupa Birliği’nin başa çıkabileceği bir tepki olması gerekir.”
Diplomasi
AB ülkeleri, Ukrayna’nın İHA ihlallerinden Rusya’yı sorumlu tuttu

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin liderleri, birlik topraklarının hava ve deniz sahasında yaşanan insansız hava aracı ihlallerinden Rusya’yı sorumlu tuttu. Zirve bildirisinde, Romanya ve Baltık ülkelerinde yaşanan benzer olayların Moskova’nın askeri faaliyetlerinin bir sonucu olduğu kaydedildi.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, Brüksel’de düzenlenen zirvede, birlik ülkelerinin hava ve deniz sahasına giren insansız hava araçlarıyla (İHA) ilgili yaşanan tüm olayların sorumluluğunu Rusya’ya yükledi.
Avrupa Konseyinin internet sitesinde yayımlanan Ukrayna ile Avrupa savunma ve güvenliğine ilişkin zirve sonuç bildirgesinde konuya dair değerlendirmelere yer verildi.
Kabul edilen belgede, yakın dönemde Romanya’da bir İHA’nın konuta çarpmasıyla sonuçlanan olaya atıfta bulunuldu. Avrupa Konseyi, bu ve benzeri diğer olayların Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik eylemlerinin bir sonucu olduğunu ve AB vatandaşlarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit ettiğini kaydetti.
Bildiride, “Avrupa Konseyi, üye devletlerin hava sahası ve kara sularının mükerrer şekilde ihlal edilmesini güçlü bir şekilde kınamakta ve Rusya’nın, gerilimi tırmandırma çizgisinin ve devam eden askeri eylemlerinin sonuçlarından tamamen sorumlu olduğunu vurgulamaktadır” ifadesi kullanıldı.
Zirve metninde, son haftalarda Avrupa topraklarına düşen insansız hava araçlarının Ukrayna menşeli olduğuna dair herhangi bir ifadeye yer verilmedi.
Romanya’daki İHA hadisesi
Romanya sınırları içinde yaşanan olay, 29 Mayıs günü sabaha karşı saat 02.00 sularında meydana geldi.
Romanya Cumhurbaşkanı Nicuşor Dan, Ukrayna üzerinde vurulan İHA’lardan birinin Reni kenti yakınlarında hedef alındığını belirtti. Dan, bu müdahalenin ardından yön değiştiren aracın Galaç kentine doğru ilerlediğini aktardı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Galaç kentinde yaşanan olaya ilişkin yaptığı açıklamada, Rusya’ya yönelik suçlamaların hiçbir kanıta dayanmadığını ifade etti.
Bazı Avrupa ülkelerinin Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’e her türlü silahı kullanma yetkisi verdiğini söyleyen Zaharova, bu sebeple söz konusu ülkelerin silahların kendi topraklarına ulaşmasına şaşırmaması gerektiğini ekledi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise konuya dair derinlemesine ve titiz bir soruşturma yürütülmesi gerektiğini belirterek İHA parçalarının Rusya’ya teslim edilmesini teklif etti.
Son aylarda Baltık ülkelerinin hava sahasında da benzer İHA hareketlilikleri kaydedildi. Mayıs ayında Letonya’daki Dridza gölüne düşen bir İHA, suyla temas ettiği sırada infilak etti.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, mayıs ayında yaptığı açıklamada, Baltık ülkelerinin hava sahasında yaşanan Ukrayna İHA’larına dair olayların sorumluluğunun Rusya’ya ait olduğunu ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de benzer şekilde sorumluluğu Rusya ve Belarus’a yükleyerek Avrupa’nın bu duruma birlik ve güçle yanıt vereceğini açıkladı.
Amerika3 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Görüş1 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya4 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Asya2 hafta önceKuzey Kore, yaptırımlara rağmen özel tüketim, inşaat ve teknoloji hamlesi yapıyor
Görüş6 gün önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5








