Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“İsrail Gazze’ye karadan müdahalenin askeri ve siyasi bedelini ödemeye hazır mı?”

Yayınlanma

Hamas’ın Aksa Tufanı’na Demir Kılıçlar ile yanıt veren İsrail, 7 Ekim’den bu yana abluka altındaki Gazze’ye karadan girmeye hazırlanıyor. Hedef gözetmeksizin bomba yağdırdığı bölgede, hayatını kaybedenlerin sayısı 6 bine yaklaştı. İsrail ordusu sınıra önemli oranda askeri güç yığarken İsrailli yetkililer “intikam” yeminleri ediyor. Beklenen o harekatın gecikmiş olması İsrailli yöneticiler ve güvenlik teşkilatları arasında anlaşmazlık olduğuna dair bir dizi şüpheye yol açtı. Öte yandan Hamas’ın 20 yıldır bu savaşa hazırlandığı ve karadan girdiği taktirde İsrail ordusuna büyük kayıp verdireceği belirtiliyor. Ayrıca Hamas’ın elindeki İsrailli rehineler konusu da İsrail ordusunun manevra alanını daraltan diğer önemli bir başlık.

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonunun nasıl ve neden felaketle sonuçlanacağını açıklıyor. Majalla’da yer alan ve Washington merkezli Orta Doğu Enstitüsü’nde Savunma ve Güvenlik Programı Direktörü olan Bilal Saab’ın kaleme aldığı analizi dikkatinize sınıyoruz:

***

İsrail’in Gazze’ye kara saldırısı felaketi

Hamas sadece silahları olan bir oluşum değil aynı zamanda bir fikirdir. Onu öldürürseniz, yerine muhtemelen daha radikal ve şiddet yanlısı başka bir şey geçecektir.

Bilal Saab

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), İsrail hükümetinin Hamas’ı “ortadan kaldırma” ya da “yok etme” gibi saçma hedeflerini pratik, gerçekçi ve ulaşılabilir askeri hedeflere dönüştürmek gibi zorlu bir konumda.

En şahin İsrailli generaller bile Gazze’deki Filistinlilerin büyük bir kısmının desteğini alan Hamas gibi köklü, siyasi ve askeri bir hareketi yok etmenin neredeyse imkânsız olduğunu biliyor.

Hamas bir fikirdir. Sadece silahları olan bir oluşum değil. Onu öldürürseniz, yerine muhtemelen daha radikal ve şiddet yanlısı başka bir şey geçecektir.

Burası Üçüncü Reich (Nazi Almanyası) ya da İmparatorluk Japonya’sı değil. Eğer IDF, Hamas’ı silahsızlandırırsa ne Gazze’yi kontrol edecek ne de Batı’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Japonya’ya yaptığı gibi orayı bir demokrasiye dönüştürecek.

IDF bunun yerine Hamas’ın askeri kapasitesini önemli ölçüde azaltmaya ve ideal olarak silahtan arındırmaya çalışacak. Hamas’ın füze, roket ve silahlı insansız hava aracı ateşleme ve üretme kabiliyetini azaltmak ve muhtemelen ortadan kaldırmak IDF için en önemli öncelik olacak.

Zorluklar ve riskler

Ancak bu önceliğin kendisi, bazıları stratejik/politik, bazıları operasyonel/taktik olmak üzere bir dizi risk ve zorluk taşıyor.

Stratejik olarak IDF, Hamas’a karşı sert operasyonlar düzenlemekle -ki bu grubun zayıflatılması ya da silahsızlandırılması için gerekli- Hamas’ın elindeki 200’den fazla rehinenin hayatını korumak (ve ideal olarak onları serbest bıraktırmak) arasında bir denge kurmak zorunda. Eğer IDF daha hafif ve cerrahi operasyonlar yürütürse Hamas’a karşılık verme ve dolayısıyla İsrail askerlerinin hayatını riske atma şansı verir. Bu delikten iplik geçirmek hiç de kolay olmayacaktır.

Hamas’ın uzun yıllar boyunca metodik olarak inşa ettiği devasa tünel altyapısı, IDF’nin operasyonlarına önemli oranda karmaşıklaştırıyor. Bu tüneller uzun, derin, dar ve birden fazla kattan oluşuyor. Hamas savaşçıları buralarda uzun süre yaşayabilir ve barınabilir. Bu tünellerin içinde ve içinden savaşabilirler.

IDF’ye karşı operasyonlarını komuta ve kontrol edebilirler. Stratejik silahlarını depolayabilirler ve büyük olasılıkla tüm rehinelerini burada tutuyorlar.

Tüneller Hamas’ın savaş stratejisinin taktiksel bir özelliği değil. Aksine, stratejinin temel unsurlarından biri. Hamas’a yer üstünde sahip olmadığı operasyonel ve taktiksel esnekliği sağlıyorlar. Tüneller Hamas’ın vur-kaç operasyonları yapmasını kolaylaştırıyor ki büyük ihtimalle IDF’ye karşı da bunu yapacaklar.

IDF hem şehir hem de yeraltı savaşları için eğitildi. Sadece bu farklı savaş türleri için uzmanlaşmış birimlere değil, aynı zamanda bazıları yerel olarak üretilen, bazıları ABD tarafından sağlanan özel ekipmanlara da sahip.

Ancak IDF, birliklerini yerin altına gönderip yakın çatışmaya girene kadar onları neyin beklediğini bilemeyecekler. Nefes almak, görmek, yön bulmak, ateş etmek, iletişim kurmak için tasarlanan tüm bu özel yeraltı ekipmanları çok kolay bir şekilde arızalanabilir.

Hamas’ın olası karşı önlemlerini hesaba katmıyorum bile. Tıpkı IDF’nin böyle bir savaşa hazırlandığı gibi Hamas da uzun yıllardır hazırlık yapıyor.

Yukarıda tartışıldığı gibi Hamas’ın silahsızlandırılması ve rehine güvenliği arasındaki hassas dengeye uygun olarak IDF tünelleri yok etmek için elindeki tüm seçenekleri kullanamaz.

Örneğin, militanları temizleyemez ya da dumanla dışarı atamaz. Tünelleri su altında bırakamaz. Ağır mühimmat kullanamaz. Bu yöntemlerin rehineler için yarattığı fiziksel güvenlik riskleri nedeniyle çimento dökemez (çimento ucuz ancak rehineleri kurtarmadan önce kullanamazsınız).

Zayıf istihbarat

Tüm bunlar IDF’nin rehinelerin nerede olduğuna dair mükemmel bir istihbarata sahip olduğunu varsayıyor ki muhtemelen öyle değil. IDF yeterli ve doğru istihbarata sahip değilse cerrahi operasyonlara girişemez ve ülkenin içinden geçmekte olduğu tarihi istihbarat başarısızlığı göz önüne alındığında İsrail’in istihbarat kabiliyetlerine duyulan güven şu anda pek yüksek değil.

Bu tür bir istihbaratın varlığı IDF’nin Hamas’a nasıl müdahale edeceği kararını da şekillendirecek. Önce tünelleri mümkün olduğunca militanlardan temizleyip rehineleri kurtarmayla devam edecek, sonra da tünelleri imha mı edecek? Yoksa senaryo tersine mi işliyor? Eğer imha, temizlemeden önce geliyorsa, bu bizi kritik rehine güvenliği meselesine geri götürür.

Son olarak ister Lübnan’dan ister Suriye’den olsun, başka bir cephenin açılması ihtimali IDF’nin operasyonlarını inanılmaz derecede zorlaştıracaktır.

İsrail hükümeti, Lübnanlı grubun savaşa girmesi halinde kuzey sınırı boyunca Hizbullah’a karşı başka bir cepheye hazır olduğunu istediği kadar söyleyebilir.

Ancak gerçekte, iki ya da çok cepheli bir çatışma IDF’nin kapasitesini büyük ölçüde zorlayacak ve İsrail hükümeti üzerinde muazzam bir siyasi baskı yaratacak.

İsrail’le 34 gün boyunca savaştığı 2006 yılına kıyasla bugün çok daha güçlü olan Hizbullah, İsrail’i Gazze’yi işgal etmekten caydıramayabilir ama İsrail birliklerinin Gazze’ye girme ve Hamas’la savaşma şeklini etkilemek için elinden geleni yapacaktır.

Ne Hizbullah ne de İran İsrail’le savaşmak istiyor, ancak Filistinli ortaklarının IDF tarafından dövülmesini ya da silahsızlandırılmasını izleyip bu konuda hiçbir şey yapmayacaklarını hayal etmek zor.

Bu Hamas’a olan sevgilerinden kaynaklanmıyor. Bunun nedeni İran liderliğindeki eksenin Filistin sahasını İsrail’e karşı mücadelenin merkezi olarak görmesi. Dini açıdan muazzam bir öneme sahip. Eğer Hamas giderse, Filistinlilerin İsrail’e karşı durmak için kullandığı önemli bir araç da yok olur.

İsrail’in Hamas’a ciddi zarar verme kabiliyeti var, ancak kilit sorular şunlar: kabul etmeye hazır olduğu askeri risk ve tahammül etmeye hazır olduğu siyasi bedel ne?

Tünellere girmek şüphesiz tehlikeli olacak, ancak bunu yaparken yüksek derecede ikincil hasara neden olmak, ki yoğun nüfuslu kentsel arazi ve Hamas’ın askeri tesislerini hastanelerin, okulların ve konutların altına yerleştirme taktikleri göz önüne alındığında bu neredeyse kaçınılmaz, çok daha kötü olacaktır.

Hamas sorununa askeri bir çözüm olmadığını söylemek klişe. Ama bu onun doğruluğunu azaltmıyor.

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English