Ortadoğu
“İsrail Gazze’ye karadan müdahalenin askeri ve siyasi bedelini ödemeye hazır mı?”

Hamas’ın Aksa Tufanı’na Demir Kılıçlar ile yanıt veren İsrail, 7 Ekim’den bu yana abluka altındaki Gazze’ye karadan girmeye hazırlanıyor. Hedef gözetmeksizin bomba yağdırdığı bölgede, hayatını kaybedenlerin sayısı 6 bine yaklaştı. İsrail ordusu sınıra önemli oranda askeri güç yığarken İsrailli yetkililer “intikam” yeminleri ediyor. Beklenen o harekatın gecikmiş olması İsrailli yöneticiler ve güvenlik teşkilatları arasında anlaşmazlık olduğuna dair bir dizi şüpheye yol açtı. Öte yandan Hamas’ın 20 yıldır bu savaşa hazırlandığı ve karadan girdiği taktirde İsrail ordusuna büyük kayıp verdireceği belirtiliyor. Ayrıca Hamas’ın elindeki İsrailli rehineler konusu da İsrail ordusunun manevra alanını daraltan diğer önemli bir başlık.
Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonunun nasıl ve neden felaketle sonuçlanacağını açıklıyor. Majalla’da yer alan ve Washington merkezli Orta Doğu Enstitüsü’nde Savunma ve Güvenlik Programı Direktörü olan Bilal Saab’ın kaleme aldığı analizi dikkatinize sınıyoruz:
***
İsrail’in Gazze’ye kara saldırısı felaketi
Hamas sadece silahları olan bir oluşum değil aynı zamanda bir fikirdir. Onu öldürürseniz, yerine muhtemelen daha radikal ve şiddet yanlısı başka bir şey geçecektir.
Bilal Saab
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), İsrail hükümetinin Hamas’ı “ortadan kaldırma” ya da “yok etme” gibi saçma hedeflerini pratik, gerçekçi ve ulaşılabilir askeri hedeflere dönüştürmek gibi zorlu bir konumda.
En şahin İsrailli generaller bile Gazze’deki Filistinlilerin büyük bir kısmının desteğini alan Hamas gibi köklü, siyasi ve askeri bir hareketi yok etmenin neredeyse imkânsız olduğunu biliyor.
Hamas bir fikirdir. Sadece silahları olan bir oluşum değil. Onu öldürürseniz, yerine muhtemelen daha radikal ve şiddet yanlısı başka bir şey geçecektir.
Burası Üçüncü Reich (Nazi Almanyası) ya da İmparatorluk Japonya’sı değil. Eğer IDF, Hamas’ı silahsızlandırırsa ne Gazze’yi kontrol edecek ne de Batı’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Japonya’ya yaptığı gibi orayı bir demokrasiye dönüştürecek.
IDF bunun yerine Hamas’ın askeri kapasitesini önemli ölçüde azaltmaya ve ideal olarak silahtan arındırmaya çalışacak. Hamas’ın füze, roket ve silahlı insansız hava aracı ateşleme ve üretme kabiliyetini azaltmak ve muhtemelen ortadan kaldırmak IDF için en önemli öncelik olacak.
Zorluklar ve riskler
Ancak bu önceliğin kendisi, bazıları stratejik/politik, bazıları operasyonel/taktik olmak üzere bir dizi risk ve zorluk taşıyor.
Stratejik olarak IDF, Hamas’a karşı sert operasyonlar düzenlemekle -ki bu grubun zayıflatılması ya da silahsızlandırılması için gerekli- Hamas’ın elindeki 200’den fazla rehinenin hayatını korumak (ve ideal olarak onları serbest bıraktırmak) arasında bir denge kurmak zorunda. Eğer IDF daha hafif ve cerrahi operasyonlar yürütürse Hamas’a karşılık verme ve dolayısıyla İsrail askerlerinin hayatını riske atma şansı verir. Bu delikten iplik geçirmek hiç de kolay olmayacaktır.
Hamas’ın uzun yıllar boyunca metodik olarak inşa ettiği devasa tünel altyapısı, IDF’nin operasyonlarına önemli oranda karmaşıklaştırıyor. Bu tüneller uzun, derin, dar ve birden fazla kattan oluşuyor. Hamas savaşçıları buralarda uzun süre yaşayabilir ve barınabilir. Bu tünellerin içinde ve içinden savaşabilirler.
IDF’ye karşı operasyonlarını komuta ve kontrol edebilirler. Stratejik silahlarını depolayabilirler ve büyük olasılıkla tüm rehinelerini burada tutuyorlar.
Tüneller Hamas’ın savaş stratejisinin taktiksel bir özelliği değil. Aksine, stratejinin temel unsurlarından biri. Hamas’a yer üstünde sahip olmadığı operasyonel ve taktiksel esnekliği sağlıyorlar. Tüneller Hamas’ın vur-kaç operasyonları yapmasını kolaylaştırıyor ki büyük ihtimalle IDF’ye karşı da bunu yapacaklar.
IDF hem şehir hem de yeraltı savaşları için eğitildi. Sadece bu farklı savaş türleri için uzmanlaşmış birimlere değil, aynı zamanda bazıları yerel olarak üretilen, bazıları ABD tarafından sağlanan özel ekipmanlara da sahip.
Ancak IDF, birliklerini yerin altına gönderip yakın çatışmaya girene kadar onları neyin beklediğini bilemeyecekler. Nefes almak, görmek, yön bulmak, ateş etmek, iletişim kurmak için tasarlanan tüm bu özel yeraltı ekipmanları çok kolay bir şekilde arızalanabilir.
Hamas’ın olası karşı önlemlerini hesaba katmıyorum bile. Tıpkı IDF’nin böyle bir savaşa hazırlandığı gibi Hamas da uzun yıllardır hazırlık yapıyor.
Yukarıda tartışıldığı gibi Hamas’ın silahsızlandırılması ve rehine güvenliği arasındaki hassas dengeye uygun olarak IDF tünelleri yok etmek için elindeki tüm seçenekleri kullanamaz.
Örneğin, militanları temizleyemez ya da dumanla dışarı atamaz. Tünelleri su altında bırakamaz. Ağır mühimmat kullanamaz. Bu yöntemlerin rehineler için yarattığı fiziksel güvenlik riskleri nedeniyle çimento dökemez (çimento ucuz ancak rehineleri kurtarmadan önce kullanamazsınız).
Zayıf istihbarat
Tüm bunlar IDF’nin rehinelerin nerede olduğuna dair mükemmel bir istihbarata sahip olduğunu varsayıyor ki muhtemelen öyle değil. IDF yeterli ve doğru istihbarata sahip değilse cerrahi operasyonlara girişemez ve ülkenin içinden geçmekte olduğu tarihi istihbarat başarısızlığı göz önüne alındığında İsrail’in istihbarat kabiliyetlerine duyulan güven şu anda pek yüksek değil.
Bu tür bir istihbaratın varlığı IDF’nin Hamas’a nasıl müdahale edeceği kararını da şekillendirecek. Önce tünelleri mümkün olduğunca militanlardan temizleyip rehineleri kurtarmayla devam edecek, sonra da tünelleri imha mı edecek? Yoksa senaryo tersine mi işliyor? Eğer imha, temizlemeden önce geliyorsa, bu bizi kritik rehine güvenliği meselesine geri götürür.
Son olarak ister Lübnan’dan ister Suriye’den olsun, başka bir cephenin açılması ihtimali IDF’nin operasyonlarını inanılmaz derecede zorlaştıracaktır.
İsrail hükümeti, Lübnanlı grubun savaşa girmesi halinde kuzey sınırı boyunca Hizbullah’a karşı başka bir cepheye hazır olduğunu istediği kadar söyleyebilir.
Ancak gerçekte, iki ya da çok cepheli bir çatışma IDF’nin kapasitesini büyük ölçüde zorlayacak ve İsrail hükümeti üzerinde muazzam bir siyasi baskı yaratacak.
İsrail’le 34 gün boyunca savaştığı 2006 yılına kıyasla bugün çok daha güçlü olan Hizbullah, İsrail’i Gazze’yi işgal etmekten caydıramayabilir ama İsrail birliklerinin Gazze’ye girme ve Hamas’la savaşma şeklini etkilemek için elinden geleni yapacaktır.
Ne Hizbullah ne de İran İsrail’le savaşmak istiyor, ancak Filistinli ortaklarının IDF tarafından dövülmesini ya da silahsızlandırılmasını izleyip bu konuda hiçbir şey yapmayacaklarını hayal etmek zor.
Bu Hamas’a olan sevgilerinden kaynaklanmıyor. Bunun nedeni İran liderliğindeki eksenin Filistin sahasını İsrail’e karşı mücadelenin merkezi olarak görmesi. Dini açıdan muazzam bir öneme sahip. Eğer Hamas giderse, Filistinlilerin İsrail’e karşı durmak için kullandığı önemli bir araç da yok olur.
İsrail’in Hamas’a ciddi zarar verme kabiliyeti var, ancak kilit sorular şunlar: kabul etmeye hazır olduğu askeri risk ve tahammül etmeye hazır olduğu siyasi bedel ne?
Tünellere girmek şüphesiz tehlikeli olacak, ancak bunu yaparken yüksek derecede ikincil hasara neden olmak, ki yoğun nüfuslu kentsel arazi ve Hamas’ın askeri tesislerini hastanelerin, okulların ve konutların altına yerleştirme taktikleri göz önüne alındığında bu neredeyse kaçınılmaz, çok daha kötü olacaktır.
Hamas sorununa askeri bir çözüm olmadığını söylemek klişe. Ama bu onun doğruluğunu azaltmıyor.
Ortadoğu
BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.
BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.
Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.
Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.
Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.
Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.
Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.
Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.
Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.
Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.
Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.
Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.
İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.
Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak.
Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.
Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.
OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.
Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.
Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.
Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.
Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.
Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.
Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.
Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.
Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.
Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.
İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.
ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.
BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.
Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.
Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.
Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.
Ortadoğu
İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.
İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.
Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.
İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.
ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.
Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.
Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.
Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.
CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.
Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.
Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor











