Ortadoğu
İsrail ordusunda intiharlar son 15 yılın zirvesine çıktı

İsrail ordusu ve emniyet teşkilatında, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların başladığı Ekim 2023’ten itibaren artış gösteren intihar vakaları son 15 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Haaretz gazetesinin haberine göre, 2026 yılının başından bu yana çok sayıda aktif görevdeki asker ve yedek personel yaşamına son verdi.
İsrail ordusu ve emniyet teşkilatında, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların başladığı Ekim 2023 tarihinden bu yana intihar vakalarında ciddi bir artış yaşandığı ve bu verilerin son 15 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı bildirildi.
Haaretz gazetesinin yayımladığı verilere göre, güvenlik birimleri içindeki intihar eğilimi savaşın başından bu yana yükseliş eğilimini sürdürüyor.
Verilere göre, 2026 yılının başından itibaren en az 10 aktif görevdeki asker intihar ederek yaşamına son verdi. Bu vakaların 6’sının nisan ayı içinde yaşandığı kaydedildi.
Aynı dönemde, savaş sırasında yedek asker olarak görev yapmış ancak nisan ayında aktif görevde olmayan 3 eski askerin de intihar ettiği belirtildi.
Ayrıca, nisan ayında biri zorunlu askerlik görevini yapan Sınır Polisi mensubu olmak üzere toplam 2 polis memurunun intihar vakası kayıtlara geçti.
Haaretz, söz konusu verilerin İsrail savunma kurumları bünyesinde intihar vakalarının artmaya devam ettiğini kanıtladığını vurguladı.
Gazeteye bilgi veren ordu kaynakları, özellikle psikolojik sıkıntı yaşayan askerlerin tedaviye başvurmadığı senaryolarda, bu vakaları azaltmak adına etkili adımlar atmakta güçlük çektiklerini ifade etti.
Savaşın psikolojik etkileri öngörülenin üzerine çıktı
İsrail ordusu İnsan Gücü Direktörlüğü’nden üst düzey bir yetkili, savaşın başlangıcında durumun kontrol altında olduğuna dair bir algıya sahip olduklarını ancak sürecin beklediklerinden çok daha ağır sonuçlar doğurduğunu dile getirdi.
Yetkili, “Savaşın başında durumu kontrol altında tuttuğumuzu sanıyorduk fakat bu durum yüzümüze patladı” değerlendirmesinde bulundu.
Direktörlük bünyesindeki bazı subaylar, nisan ayında gözlemlenen yüksek intihar sayılarını İsrail’deki Anma Günü etkinlikleri ve buna bağlı gelişen yas atmosferiyle ilişkilendirdi.
Öte yandan ruh sağlığı uzmanları, önceki yılların aynı dönemlerinde bu ölçekte bir artışın yaşanmadığına dikkat çekerek bu açıklamayı yetersiz buldu.
Uzmanlar, uzun süren savaşın sınırlı sayıdaki asker üzerinde biriken ağır yükü daha da artırdığını ve bu tablonun askerlerin ruh sağlığını ciddi şekilde bozarak intiharlara zemin hazırladığını belirtti.
Ruh sağlığı desteği programlarında kısıtlamaya gidildi
Haaretz’e açıklamalarda bulunan ve askerlik kaynaklı psikolojik travmalarla mücadele eden personel ile çalışan aktivistler, ordunun kamuoyuna yansıyan beyanlarının aksine ruh sağlığı desteğinin kapsamını daralttığını öne sürdü.
Haberde paylaşılan bilgilere göre ordu, Şubat 2026 tarihinde yedek askerlerin sivil hayata dönmeden önce katılması planlanan psikolojik değerlendirme ve uyum toplantılarını iptal etti.
İran ile yaşanan savaşın ardından savunma bütçesindeki artışla bu programlar yeniden başlatılsa da uygulamanın tüm birlikleri kapsamadığı aktarıldı.
Gazete, kuzey sınırı ve işgal altındaki Batı Şeria’da görev yapan bazı askerlerin son haftalarda herhangi bir uzman görüşmesi yapmadan terhis edildiğini bildirdi.
Gazeteye konuşan bir asker, “Bizi bu şekilde eve göndermek düpedüz sorumsuzluk. Mühimmata ve hava savunma sistemlerine milyarlar harcanırken, bu alandan mı tasarruf ediliyor?” sözleriyle duruma tepki gösterdi.
Yedek ruh sağlığı subayları ise yeniden başlatılan toplantıların, savaş boyunca yüzlerce gün görev yapmış askerler için yetersiz kaldığını vurguladı. Bir subay, bu süreçlerin çoğu zaman klinik psikologlar tarafından yürütülmediğini belirterek, “Bu bir başlangıç ama gerçekten yeterli değil. Kanayan ana damara yara bandı yapıştırmak gibi” ifadesini kullandı.
Askerlerin travma sonrası süreci ihmal ediliyor
Haaretz, sahadaki ruh sağlığı desteğinin de zayıfladığını rapor etti. Bazı askerlerin, Güney Lübnan’da can kayıplarının yaşandığı olayların ardından hiçbir uzman desteği almadan görevden ayrıldıkları belirtildi.
Ayrıca psikolojik olarak zarar görmüş bazı askerlerin, hizmete uygunlukları değerlendirilmeden yeniden göreve çağrıldığı aktarıldı.
Daha önceki haberlerde ise bazı komutanların, travma sonrası stres bozukluğu yaşayan askerlere göreve dönmeleri için baskı yaptığı ve bu personeli tutuklamayla tehdit ettiği bilgisi yer almıştı.
İsrail ordusunda ruh sağlığı klinik biriminin eski başkanı, mevcut durumun intihar oranlarını ciddi şekilde etkileyebileceğine işaret ederek, bunun artık bir uyarıdan ziyade gerçek bir alarm olduğunu vurguladı.
7 Ekim sonrasında istatistikler keskin bir artış gösterdi
Paylaşılan verilere göre, 7 Ekim 2023 öncesindeki 10 yıllık süreçte İsrail ordusunda yıllık ortalama intihar sayısı 12 olarak kaydediliyordu.
Savaşın başlamasıyla birlikte bu rakamlar hızla yükseldi. 7 Ekim 2023’ten yıl sonuna kadar aktif görevdeki 7 asker, 2024 yılında 21 asker ve 2025 yılında 22 asker yaşamına son verdi. 2025 yılı verisi, son 15 yılın en yüksek seviyesi olarak kayıtlara geçti.
Gazete, resmi verilerin yalnızca aktif görevdeki askerleri kapsadığını, terhis edildikten sonra intihar edenlerin bu istatistiklere dahil edilmediğini hatırlattı.
Ordunun 2025 sonunda yaptığı incelemede bu tür 15 vaka tespit ettiği, Haaretz’in ise o tarihten bu yana 3’ü nisan ayında olmak üzere en az 4 vaka daha belirlediği ifade edildi.
Savaş deneyimiyle doğrudan bağlantılı vakalar
Ordunun bazı intihar vakalarında savaş deneyimiyle doğrudan bağlantı tespit ettiği aktarıldı. Bu vakalar arasında Gazze Şeridi’nde aylarca görev yaptıktan sonra travma sonrası stres bozukluğu tanısı alan yedek buldozer operatörü Eliran Mizrahi’nin yanı sıra, Nova festival alanında yaralılara müdahale eden bir yedek paramedik ve iki İHA operatörü de bulunuyor.
İHA operatörlerinden birinin çevresine “savaşın dehşetine artık dayanamadığını” söylediği, diğerinin ise bir İHA’nın düşmesinden kısa süre sonra yaşamına son verdiği bildirildi.
Nisan ayında intihar edenler arasında seçkin Şaldag komando birliğinden bir yedek asker, Kfir Tugayı’ndan bir muharip asker, zırhlı birliklerde görevli 23 yaşındaki bir kariyer askeri ve 646. Tugay’dan bir yedek sağlık görevlisi yer alıyor.
Aktif görevde değilken yaşamına son verenler arasında ise Carmeli Tugayı’nda görev yapmış 38 yaşındaki Yohanan Eliyahu Fredj ve aynı tugaydan başka bir muharip asker ile Hava Kuvvetleri İstihbarat Direktörlüğü’nde görev yapmış bir yedek asker bulunuyor.
İsrail ordusu ise Haaretz’e yaptığı açıklamada, personelin ruh sağlığını operasyonel hazırlığın bir parçası olarak gördüğünü savundu.
Açıklamada, savaşın başından bu yana ruh sağlığı sisteminin genişletildiği, yüzlerce uzmanın farklı bölgelerde görevlendirildiği ve on binlerce askere destek sağlandığı iddia edildi. Ordu ayrıca her intihar vakasının titizlikle incelendiğini kaydetti.
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor












