Bizi Takip Edin

Diplomasi

İsrail, UCM savcısı Khan’ı da tehdit etmiş

Yayınlanma

İngiliz The Guardian ve İsrail merkezli +972 ve Local Call dergileri tarafından yapılan bir araştırma, İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) karşı neredeyse on yıl süren gizli bir savaşı nasıl yürüttüğünü ortaya koyuyor.

Habere göre İsrail, mahkemenin soruşturmalarını rayından çıkarmak amacıyla Mossad’ı gözetlemek, hacklemek, baskı yapmak, karalamak ve iddiaya göre üst düzey UCM personelini tehdit etmek için görevlendirdi.

İsrail istihbaratı, Khan ve savcı olarak selefi Fatou Bensouda da dahil olmak üzere çok sayıda UCM yetkilisinin telefon görüşmelerini, mesajlarını, e-postalarını ve belgelerini ele geçirdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun savcının niyetleri hakkında önceden bilgi sahibi olmasını sağlayan bu dinlemeler geçtiğimiz aylarda da devam etti.

Bunların içeriğini bilen bir kaynağa göre, yakın zamanda ele geçirilen bir iletişim, Khan’ın İsrailliler hakkında tutuklama emri çıkarmak istediğini fakat “ABD’nin muazzam baskısı” altında olduğunu gösteriyordu.

Eski Mossad şefi savaş suçları soruşturması nedeniyle eski UCM savcısını tehdit etmiş

Netanyahu, UCM hakkında istihbarata “takıntılı” idi

Başsavcı olarak 2021 yılında UCM’nin soruşturmasını başlatan ve geçen haftaki duyurunun önünü açan Bensouda’nın da dinlendiği ve tehdit edildiği ortaya çıkmıştı.

Habere göre Netanyahu UCM’ye yönelik istihbarat operasyonlarıyla yakından ilgilendi. Hatta bir istihbarat kaynağı, İsrail liderinin davayla ilgili dinlemelere “takıntılı” olduğunu söyledi.

Ulusal güvenlik danışmanları tarafından denetlenen bu çalışmalarda yerel casusluk teşkilatı Şin Bet’in yanı sıra ordunun istihbarat müdürlüğü Aman ve siber istihbarat bölümü Birim 8200 de yer aldı.

Kaynaklara göre dinlemelerden elde edilen istihbarat hükümetin adalet, dışişleri ve stratejik işler bakanlıklarına dağıtıldı.

Biden yönetimi UCM’ye yaptırım uygulanmasını destekleyecek

İsrail, iddiaları reddetti

The Guardian’ın ulaştığı UCM sözcüsü, “mahkemeye düşmanca yaklaşan bir dizi ulusal kurum tarafından yürütülen proaktif istihbarat toplama faaliyetlerinden” haberdar olduklarını söyledi.

Sözcü, UCM’nin bu tür faaliyetlere karşı sürekli olarak karşı tedbirler uyguladığını ve “ulusal istihbarat örgütleri tarafından mahkemeye karşı yapılan son saldırıların hiçbirinin” mahkemenin temel kanıt depolarına nüfuz etmediğini ve bunların güvende kaldığını söyledi.

İsrail başbakanlık ofisinden bir sözcü ise iddiaları reddederek, “Bize yöneltilen sorular İsrail devletine zarar vermeyi amaçlayan birçok yanlış ve asılsız iddiayla doludur,” dedi.

Bir askeri sözcü de, “IDF [İsrail Savunma Kuvvetleri] UCM’ye karşı gözetleme ya da diğer istihbarat operasyonları yürütmemiştir ve yürütmemektedir,” iddiasında bulundu.

İsrail’in UCM dosyası kabarıyor

İsrail, UCM’ye karşı savaş yürütüyor

Eski bir İsrailli istihbarat yetkilisinin söylediğine göre Lahey’deki dava, “tüm askeri ve siyasi kurumların” UCM’ye karşı saldırıyı “yürütülmesi gereken ve İsrail’in savunulması gereken bir savaş olarak görmesine yol açtı ve açıkça askeri terimlerle tanımlandı.

Bu “savaş” Ocak 2015’te, Filistin’in BM Genel Kurulu tarafından devlet olarak tanınmasının ardından UCM’ye katılacağının teyit edilmesiyle başladı. Bu katılım o zamanlar İsrailli yetkililer tarafından bir tür “diplomatik terör” olarak kınanmıştı.

İsrail’in UCM karşıtı çabalarına aşina olan eski bir savunma yetkilisi, mahkemeye katılmanın “kırmızı çizginin aşılması olarak algılandığını” ve Batı Şeria’yı yöneten Filistin Yönetimi tarafından atılan “belki de en agresif” diplomatik adım olduğunu söyledi.

Hafiyelik faaliyetleri 2015’ten sonra yoğunlaştı

Filistin’in 2015’te UCM’ye katılma kararı vermesi ve Bensouda’nın İsrail hakkında bir ön soruşturma başlatması, mahkemeye yönelik faaliyetlerin artmasına neden oldu.

Bundan sonra yaşanan bir vakada, iki kişinin Bensouda’nın özel konutunun adresini öğrenerek buraya geldiği ve bu şahısların kendilerini tanıtmadan Bensouda’ya içinde para dolu bir zarf ve bir İsrail kodlu telefon numarası ilettiği anlatılıyor.

UCM’nin olayla ilgili incelemesi hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar, adamların kimliklerini tespit etmek ya da amaçlarını tam olarak belirlemek mümkün olmasa da, İsrail’in savcıya kadının nerede yaşadığını bildiğine dair bir sinyal vermiş olabileceği sonucuna varıldığını söyledi. UCM olayı Hollandalı yetkililere bildirdi ve evine güvenlik kameraları yerleştirerek ek güvenlik önlemleri aldı.

FBI’ın ‘Şirin’ soruşturması Netanyahu’ya mesaj mı?

Dinlenen aramalar: “Bensouda siyah ve Afrikalı, kimin umrunda?”

İsrail’in istihbarat faaliyetlerini bilen beş kaynak, Bensouda ve personelinin Filistinlilerle yaptığı telefon görüşmelerinin rutin olarak dinlendiğini söyledi.

İsrail’in Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Gazze ve Batı Şeria’ya erişimini engellediği UCM, araştırmalarının çoğunu telefonla yapmak zorunda kaldı ve bu da onu izlemeye daha açık hale getirdi.

Kaynaklar, Filistin telekomünikasyon altyapısına kapsamlı erişimleri sayesinde, istihbarat ajanlarının UCM yetkilisinin cihazlarına casus yazılım yüklemeden aramaları yakalayabildiklerini söyledi.

Bir kaynak, “Fatou Bensouda Batı Şeria ya da Gazze’de herhangi bir kişiyle konuşursa, bu telefon görüşmesi [dinleme] sistemlerine girer,” dedi.

Bir başka kaynak ise savcıyı gözetleme konusunda içeride hiçbir tereddüt olmadığını söyledi ve “Bensouda siyah ve Afrikalı, kimin umrunda?” diye ekledi.

İddiaya göre dinleme sistemi UCM yetkilileri ile Filistin dışındaki herhangi bir kişi arasındaki görüşmeleri kaydetmedi. Fakat birçok kaynak, sistemin İsrail istihbarat kurumlarının dinlemeye karar verdiği UCM yetkililerinin yurtdışı telefon numaralarının aktif olarak seçilmesini gerektirdiğini söyledi.

İsrailli bir kaynağa göre, bir İsrail istihbarat departmanındaki büyük bir beyaz tahtada, yarısı Filistinli, yarısı da BM yetkilileri ve UCM personeli dahil olmak üzere diğer ülkelerden olmak üzere izlenen yaklaşık 60 kişinin adı yer alıyordu.

Khan’ın hacklenen e-postaları

İsrail’de UCM Başsavcısı Karim Khan’ın niyetlerine ilişkin endişeler geçen ay hükümetin medyaya, savcının Netanyahu ve Yoav Gallant gibi diğer üst düzey yetkililer hakkında tutuklama emri çıkarmayı düşündüğüne inandığını bildirmesiyle tırmanmıştı.

İsrail istihbaratı Khan ve ofisindeki diğer yetkililerin e-postalarını, eklerini ve kısa mesajlarını ele geçirmişti. Bir istihbarat kaynağı, “UCM konusu İsrail istihbaratı için öncelikler merdivenini tırmandı,” dedi.

İsrail, Khan’ın bir aşamada Mısır üzerinden Gazze’ye girmeyi düşündüğünü ve bunu “İsrail’in izni olmadan” yapmak için acil yardım istediğini ele geçirilen iletişimler aracılığıyla tespit etti.

İstihbarat camiasında geniş yankı uyandıran bir başka İsrail istihbarat değerlendirmesi, iki Filistinli politikacı arasındaki bir telefon görüşmesinin dinlenmesine dayanıyordu. Bu kişilerden biri Khan’ın İsrailli liderler hakkında tutuklama emri çıkarılması talebinin yakın olduğunu söylediğini fakat “ABD’nin büyük baskısı altında” olduğu uyarısında bulunduğunu belirtti.

Bu arada UCM, savcılık ofislerinin düzenli olarak taranması, cihazlarda güvenlik kontrolleri, telefonsuz alanlar, haftalık tehdit değerlendirmeleri ve özel ekipmanların devreye sokulmasıyla güvenliğini güçlendirdi.

Bir UCM sözcüsü Khan’ın ofisinin “faaliyetlerini haksız yere etkilemeye yönelik girişimler olarak görülebilecek çeşitli tehdit ve iletişim biçimlerine” maruz kaldığını söyledi.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English